Sayfa yolu
Gazzeli Mahmut'la Türkiye'den Filistin'e bakmak: 'Bir yolunu bulacağız, seviyoruz Filistin'i'
Yayın Tarihi: 19.11.2023 , 09:29 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
7 Ekim tarihinden bu yana İsrail'le Filistin arasında yaşanan savaşı izleyen Mahmut, Arapça kanalları takip ediyor. Bir kulağı hep bilgisayarındaki seste. Haber kanalında Arapça altyazılar geçiyor bir yandan.
Genç bir hekim Mahmut. Gazze'de doğmuş. Üniversiteyi Türkiye'de okumuş ve şimdi uzmanlığına başlayacak. "Bir kaç aya kalmaz başlar uzmanlığım. Çocuk cerrahı olmak istiyorum" diyor. Filistin'de bir çocuk olmak zor, bir de büyüyüp çocuklara bakıyor olmak. Mahmut zor olanı seçmiş.
Mahmut'la Filistin üzerine sohbet etmeye başlıyoruz. Ortak isimler, tanıdıklar, filmler ya da şarkılar konu oluyor önce sohbetimize. Sormaya dilim varmıyor ama yine de korka korka soruyorum "Sizinkiler nasıl?" diye.
"İyiydi en son görüştüğümde. Ama sürekli haber alamıyoruz. Gazze'ye sıkışmış durumdalar. Gazze'nin kuzeyindeler. Bazen ekmek bazen de su bulamadıkları günler oluyor. Babamı birkaç yıl önce kaybetmiştim zaten. Kanser hastasıydı. İsrail kemoterapi almasına izin vermediği için erken kaybettik. Annem ise mücadelenin içinde. Her Filistinli gibi. Kardeşlerim de öyle. Aklım yüreğim onlarla" diyor. Derken bir yandan yere bakıyor, diğer yandan inatçı bir gülümseme beliriyor gözlerinde.
'Çünkü biz mücadeleciyiz'
"Ailem Filistin mücadelesinin her aşamasında yer aldı. Babam, annem, kardeşlerim, dedelerim. Filistin'de mücadeleci olmayan kimse yoktur. Şimdi mesela Batı medyası bize terörist diyor. Bunu demeleri çok kolay çünkü onlar için mücadele eden her Filistinli terörist. E bizde de 7'den 77'ye herkes mücadeleci. (Bunu söylerken gülümsüyor) Katlettikleri her çocuğa terörist gözüyle bakıyorlar. Katletmek istiyorlar çünkü biliyorlar. Filistin özgür olana kadar bu mücadele devam edecek. Çünkü biz mücadeleciyiz" diyor Mahmut.
10 yılı bulmuş Türkiye'ye gelişi. Üniversite öncesinde de sınava hazırlanmış. Çok başarılı bir lise öğrencisiyken Almanya'dan, Ürdün'den ve Mısır'dan teklifler gelmiş. "Ben Türkiye'de okumak istedim" diye anlatıyor üniversite sürecini. Kutu gibi bir evde misafir ediyor bizi. Evin her yerinde Filistin'den bir iz var. Fotoğraflar ve anılar...
Bunları anlatırken bir yandan da çocukluk fotoğraflarını gösteriyor. Parmağı babasını gösterirken de "Hukukçuydu babam. Hatta Filistin Anayasasının hazırlanmasına katkı sunanlar arasındaydı. Müsteşarlık da yaptı vekillik de. Belediyede de görev aldı. Filistin mücadelesinin her aşamasında yer aldı. Eğitim hayatımı ona borçluyum. Sadece bana olan desteği için değil. Aynı zamanda verdiği ilham için. Babam sınava gideceği gün İsrail ile çatışmadaymış. Yaralanmış. Hocaları 'Necib'in sınav kağıdında kan izleri vardı. Buna rağmen başarılı bir kağıt vermişti. Geçti sınavdan' diye anlatırlardı" diyor babasından heyecanla bahsederken.
'Kimsenin duygusal tepkisine ihtiyacımız yok. Dayanışma zamanı bugün. Cesur ve rasyonel olunmalı'
Mahmut aynı zamanda Filistin konusundaki duygusal yaklaşımlara da tepki gösteriyor. "Bir yanda ölen çocukların videoları, diğer yanda bunlara ağlayan insanlar vs. Buna gerek yok. Gerçekten gerek yok. 75 yıldır yaşanıyor bu acılar. Dayanışma bunun ötesinde bir şey. Tüm dünyada kim nerede olursa olsun tepki göstermeli buna. Ses çıkarmalı. Protesto etmeli. Aydınlar, sanatçılar, öğrenciler 'Bir Filistin var' diyebilmeli. Bize kimsenin acımasına ihtiyacımız yok. Buradaki yakın arkadaşlarım da soruyor merak ediyor. Hepsi sağolsunlar. Ama gerçekten buna değil, başka bir şeye ihtiyacı var Filistinlilerin" diye anlatıyor ve ekliyor: "Cesur ve rasyonel olunmalı. Biz dün değil. 75 yıldır direniyoruz. 75 yıl, üzerine 40 gün daha ekleyin şimdi. Evet yıkım büyük. Ama umudumuz diri."
'Topraklarını sattılar diyen bilim insanları bir yanda, İsrail destekçisi gazeteciler diğer yanda'
Sohbetimiz uzuyor. Hem konuşacak çok şey var hem de öfkesi büyüyor konuştukça Mahmut'un. Kalkıp bir kahve koyuyor hemen cezveye. Evin içini kakule kokusu sarıyor. "Filistin kahvesi abi bu. Oradan getirmiştim" diyor ve bir yandan anlatmaya devam ediyor kahveyi karıştırırken:
"Mesela bu 'Filistinliler topraklarını sattı' diyen bilim insanları. İsrail'e destek sunan gazeteciler. Şimdi isimlerini vermeyeyim ama bu röportaja denk geleni olursa kendileriyle konuşmak isterim. Kimmiş bu topraklarını satanlar? Mesela hepsi madem sattı toprağını o zaman neyin savaşı bu? Kimse bir şey hak iddia edemezdi öyle olsaydı.
'Satılmış olsa bile’ dahi bir şey yoktur ayrıca. Zira bir ulusun-devletin toprağı satılarak başka bir ülkeye devir edilmez, bir ülke toprak satın alarak sınırlarını genişletemez. Topraklarının bütünlüğü o ulus-devlete aittir, bir ülke içinde satış olsa dahi bütünlük en nihayetinde o ülkede kalıcıdır.
O yüzden; belge ve oranları kanıtlarla göstermeden büyük propagandadan ibarettir bu söylenenler.
II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası, Polonya ve Batı ülkelerinden kaçıp Filistin’e ilk geldikleri zaman Yahudiler bize sığınmacı olarak gelip ‘İşkencelerden kurtulmak üzere size (Filistin ve Filistin halkına) sığındık’ pankartları astılar gemilerine. Elbet sığınacakları yer verildi, sağlık kontrolleri yapıldı ve ihtiyaçları giderildi her alanda.
İsrail'e destek sunan gazeteciler diğer bir konu. Direnişi Hamas'la eşitleyenler. Bunlar gerçekten çok kötü şeyler. Ama biz alışığız. Kosova'da, Bosna'da Ukrayna'da da benzer dezenformasyonlar yapıldı. Gördüğüm kadarıyla Türkiye'de yaşayanlar alenen İsrail destekçiliği yapanlara şaşırdılar. Biz alıştık artık. Şaşırmıyoruz böyle şeylere" diyor.
'Gazze'de doğdum. Ama Batı Şeria'yı hiç görmedim'
Filistin'e yönelik ablukanın tam olarak anlaşılmadığını ifade ediyor Mahmut. "Mesela ben Filistin pasaportuna sahibim. Bundan dolayı hiçbir zaman gidemeyeceğim yerler var. Batı Şeria'yı hiç görmedim. Orası benim topraklarım. Annemden dinledim hep oranın hikayelerini. Mesela bak. Bu boynumdaki Filistin haritası olan kolye oradan geldi bana. Çocukken. Dayım getirmiş sınırdan. Hatta kontrol noktasından geçerken üzerinde bulunduğu için tutuklanmış bir süre. Annem Türkiye'ye geleceğim zaman bunu çıkarıp boynuma taktı. 'Bu toprakları hiçbir zaman unutma. Mücadelemiz çok uzun çünkü' dedi.
Biz hep yanımızda bunları bulundururuz. Ama bulunması yasak. İsrail askerleri bunları görürse sorun çıkarıyor. Mesela bu Filistin haritası olan işleme. Mezuniyet hediyem. Kimisine bilgisayar telefon hediye edilir mezun olunca. Bana Filistin haritası geldi" diyor.
İsrail'in Filistinlilere yaptığı zulüm sadece savaşlarda akla geliyor diye dertleniyor diğer yandan Mahmut. "Türkiye'den konu çok vicdani bir noktadan ilerliyor. Bu çok kıymetli ama asla yeterli değil. Mesela ölen çocuklar için herkes üzülüyor. Kadınlar için de öyle. İyi ama direnen erkekler vicdanın konusu değil mi? Ya geride kalanlar? İlaca, suya, ekmeğe ulaşamayanlar. Biz kendi kıyılarımızda balık dahi avlayamıyoruz. Mesela biliyor musunuz? Refah Sınır Kapısı'ndan normal şartlarda günde 500-600 TIR geçerdi Gazze'ye. Kıyafetten ev eşyasına, gıdadan kırtasiye malzemesine kadar her şey oradan gelirdi. Orada İsrail yönetimi kişi sayısına bağlı kalori hesabı yapıyor. Ekmek ve su stoklanmasın diye insan sayısına oranla günlük kalori hesabını geçen gıdanın nakliyesine müsaade etmiyorlar. Yani normal şartlarda şu an direnenlerin 2 günlük ekmeği dahi yok. Yaşanan kıyımı da direnişi de bu şekilde düşünmelisiniz.
İsrail devleti, İsrail pasaportu taşıyan Filistinlilerin Arapça konuşmasına, Arapça eğitim almasına, herhangi bir Filistin ikonuna, hatta içinde Filistinli bir yazarın yazısının olduğu gazeteyi taşımalarına dahi izin vermiyor. Ve tüm dünya bunun karşısında susup beklememizi istiyor. Bu insani değil" diye anlatıyor.
'Bu yıkım çok büyük. Ama İsrail için sonun başlangıcı olacak'
Bir kulağı bilgisayarında açık olan Arapça kanalda Mahmut'un. "Bunlar da çok iyi değil ama yapacak bir şey yok. En azından sürekli canlı yayın veriyorlar" diyor.
"Ne olacak peki bu işin sonu?" diye sorunca yüzünün ifadesi değişiyor. Gözleri müjdeli bir haber almış gibi. "Bu kadar büyük bir karşı saldırıyı kimse beklemiyordu açıkçası. Ankara'dan Gazze'yi izlemek çok zor. Ama ailem bana bir şey öğretti. Tüm Filistinlilerin ailesi bunu öğretir çocuklarına. En kötü zamanda dahi umut büyür. Bunu biliyoruz.
Mesela şimdi düşünün. Kocaman İsrail değil mi? Dünyanın en teknolojik 4. ordusu diyorlar. Hadi diyelim ilk sırada Amerika; hadi ikincisi Rusya, üçüncüsü de Çin olsun. Ne oldu İngiltere'ye? Fransa ya da İtalya'dan daha mı güçlü İsrail ordusu? Diyorlar ki Dünyanın en güçlü ilk 10 ordusundan biri İsrail. Bu kabul etmiş olalım. Ne oldu? Gazze'de yaşayan insanlara kalori kotası dahi koyan İsrail'e Amerikan donanmaları savaş uçağı gemileri yardıma gitti.
Gazze'yi düşünün. Gözünüzde canlandırın. Tüm Ankara'da, Gazze dediğimiz yer ODTÜ kadar bir alanı kaplıyor. İşte o kadarcık. Ve orada normal şartlarda 2,4 milyon insan yaşıyordu. Şimdi hala 700 bin civarında insan var. Normal şartlarda yüz ölçümüne bakıldığında dünyanın en kalabalık şehridir Gazze. Çünkü çok az bir alana çok kalabalık bir insan birikti. İşte İsrail bu ufacık alanı dize getiremedi bir türlü. Teslim alamıyorlar halkımızı.
Bunu İsrail halkı da fark etti. Nasıl ki Filistin direnişi Hamas'a indirgenemeyecek bir geçmişse sahipse İsrail'i de siyonistlerle sınırlamayın. Netanyahu'ya tepki gösteren yüz binlerce İsrailli var. Tüm yaşananlar bence sonun başlangıcı. Dünyanın en teknolojik 4. en güçlü 10. ordusu denilen bir silahlı güç bir halkı teslim alamıyor. Bu yüzden de yakıp yıkıyorlar. Bu onların güçlü olduğunu değil çaresizce saldırganlaştığını gösterir.
75 yıldır direniyoruz. Halkımız çok yoruldu. Ama en karamsar zamanlarda Mahmut Derviş'in şiirinden bir dize ayakta tutuyor beni. 'Ve biz eğer bir yolunu bulabilirsek hayatı seviyoruz' diyor şair. Evet bir yolunu bulacağız. Çünkü Filistin'i seviyoruz" sözleriyle anlatıyor Mahmut, Türkiye'den Filistin'e bakmayı ve umudu diri tutmayı.
Kahvemiz bitti. Sohbetimiz ise yarım kaldı. Türkiye'deki Filistin'e destek eylemlerine baktık bir süre. "Burada ben de vardım" dedi, "Kuğulu Park'tan İsrail Büyükelçilik Konutu'na uzanan insanlık zincirinde."
Genç bir hekim olan Mahmut uzmanlığını bitirince insanlığa faydalı olacak bir emeğin içine girecek. Bunun hayallerini kuruyor şimdi. Masasında TIP fakültesi kitapları, duvarında Filistin Bayrağı... İnsanlığın bir borcu var Filistin'e. Mahmut da karşılıksız bırakmamak niyetinde bu çabayı.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


