Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GATA'dan Sultan Abdülhamid'e, Atatürk'ten Millet Bahçesine: AKP'nin Cumhuriyet'le hesaplaşmasının kentsel okuması

Kentsel mekânlar yalnızca fiziksel yapıların bir araya geldiği nötr zeminler değil, ideolojik çatışmaların ve hafızanın canlı sahalarıdır. Bu dosya, Cumhuriyet'in üretim ve aydınlanma mekânlarının rant, şantiye ve yeni isimlendirmelerle nasıl köksüzleştirildiğinin anlatılması için kısa bir derlemedir.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 11.05.2026 , 12:25

Kent, bir toplumun tarihsel anlatısının, ideolojik yöneliminin ve kültürel değer yargılarının üzerine kazındığı devasa bir parşömene benzetilebilir. Erken Cumhuriyet döneminde yayınlanan La Turquie Kemaliste dergisinin 1933 ile 1946 yılları arasındaki sayılarında, başkentin inşası anlatılırken Ankara için "Atatürk'ün planı" ifadelerine yer veriliyordu. 

Cumhuriyetin çelik, beton ve rasyonel akılla kurduğu bu aydınlanmacı plan, bugün devasa şantiyelerin gölgesinde parça parça yıkılıyor. Sadece Atatürk'ün planı değil, bizzat kentin kendisi ve taşıdığı ilerici imgeler yapıbozuma uğratılıyor.

1933 ile 1949 yılları arasında yayımlanan La Turquie Kemaliste (Kemalist Türkiye), genç Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında yürüttüğü çalışmalardan birine örnektir. Temel amacı turizmi canlandırmak ve henüz yeni sayılabilecek devrimin kazanımları hakkında farkındalık yaratmak olan bu propaganda dergisi, Türkiye'nin modern yüzünü Avrupalı çevrelere tanıtmayı misyon edinmiştir. Yayın hayatı boyunca sayfalarında ağırlıklı olarak Fransızcaya yer veren dergi, uluslararası alandaki etki alanını genişletmek amacıyla belirli bölümlerinde İngilizce ve Almanca metinleri de okuyucularıyla buluşturmuştur.

Akademik literatürde kentsel palimpsest olarak adlandırılan bir yok etme ve yeniden yazma süreci yaşanıyor. Palimpsest, eski metnin kazınıp silinerek üzerine yeni bir metnin yazıldığı parşömenleri tanımlar. Ancak bu uygulama bugün mimaride ve kentsel dönüşümde de örnek olarak kullanılıyor. Çünkü Türkiye'nin kentsel dokusu tam da böyle bir müdahaleye maruz kalıyor; önceki döneme ait tüm izler, sanki o topraklarda daha önce hiç var olmamışlar, o fabrikalarda hiç ter dökülmemiş, o stadyumlarda hiç marş okunmamış gibi siliniyor. 

Kentsel hafıza, köksüzleştirme politikalarıyla kurutulurken, sermaye sınıfı kendi meşruiyetini ve tarihsel perspektifini beton üzerinden yeniden üretiyor.

Şantiyelerdeki 'rövanşist mimari'

2002 yılından itibaren Türkiye'nin kentsel, endüstriyel ve kurumsal topografyasında inşaat sektörü üzerinden sistematik bir dönüşüm başlatıldı. Yeni binaların cephelerinde beliren Selçuklu ve Osmanlı motifleri, sadece estetik bir tercih değil, Cumhuriyet ile hesaplaşmanın mimari bir manifestosuydu. Ali Uzay Peker'in kavramsallaştırmasıyla bu süreç, "rövanşist mimari" olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşım, yirminci yüzyılın başlarında kurucu ideoloji tarafından Batılılaştırıldığı düşünülen kentlerin, neoliberalizme eklemlenen milliyetçi ve muhafazakâr bir tahayyülle yeniden fethedilmesini anlatıyor.

İktidar, mimariyi kendi ideolojisini kamusal alanda sergileme ve kaybedildiğine inandığı bir altın çağ düzenini geri kazanma aracı olarak kullanmaktadır.

Selçuklu ve Osmanlı'dan izler taşıyan yeni mimari örneklerde tüm kamu binaları bu tarzda yeniden tasarlandı. Okullardan kaymakamlık binalarına kadar yaygın görülen tasarımlar aynı zamanda Cumhuriyet ile hayatımıza giren kamu mekanlarının hafızasında kırılmaya neden oluyordu.

Üretimden tüketime: Metalaşan kent ve silinen emekçi imgesi

Mekânsal dönüşüm sadece isimlerin ve binadaki dış cephelerin değil, ölçeğin ve fonksiyonun da radikal bir biçimde değiştiği bir süreç oldu. 

Erken Cumhuriyet döneminin bağımsızlık ve modernleşme sembolü olan sanayi kenti ideali, yerini hizmet sektörüne ve tüketim mabetlerine bıraktı zaman içinde. AKP döneminde geri dönüşsüz bir şekilde ilerleyen bu süreçte, kent artık herkesin eşitçe paylaştığı bir yaşam alanı değil, bir meta olarak el değiştiren devasa bir şantiyeye dönüştü. 

Bu süreçte emekçiler kentin çeperlerine, isimsiz varoşlara itilirken, kent merkezlerindeki değerli arazilerde sermayedarlar mülk edinmektedir.

Eskiden TEKEL Fabrikası olan Adana'daki mekan özelleştirmeler sonrasında yıkılarak yerine alışveriş merkezi yapıldı. Orhan Kemal romanlarındaki Çukurova'daki işçi, emekçi imgesi zaman içinde kentin kolektif hafızasından uzaklaşan bir imgeye dönüştü.

Kamusal mekânların yerini şirket adları ve alışveriş merkezleri aldı. Bunun en trajik örneklerinden biri Adana'da yaşanmıştır. Cumhuriyetin üretim kültürünü temsil eden eski Tekel fabrikası yıkılmış ve yerine büyük bir iştahla Adana 01 AVM dedikleri yer inşa edilmiştir. 

Benzer bir mekânsal değişim örnekleri İstanbul'da da görülür. Kadıköy'deki eski Ford fabrikasının bulunduğu tarihi üretim alanının üzerine bugün devasa Akasya AVM yükselmektedir. Bu dönüşümler sadece üretimden hizmet sektörüne geçişi değil, aynı zamanda işçi ve emekçi imgelerinin kentsel hafızadan acımasızca silinmesini temsil ediyor. 

Cumhuriyetin fabrikaları, 1924'te kurulan Ankara Fişek Fabrikası, Gölcük Tersanesi, Eskişehir Hava Tamirhanesi ve Alpullu Şeker Fabrikası gibi stratejik üretim alanları özelleştirme adı altında tasfiye edilmiş, yerlerini lüks konut projeleri almıştır.

Kadıköy'deki otomobil fabrikasının yerinde yükselen alışveriş merkezinden bir görüntü.

Stadyumlardan arenalara: Tüketim ve isimsizleşme

Cumhuriyet döneminde stadyumlar, gençliğin ilerici, laik ulus devlet idealleri etrafında toplandığı, bayramların kutlandığı kamusal toplanma alanlarıydı. 

Ancak TOKİ öncülüğünde yürütülen projelerle bu tarihi mekânlar ranta açılmış, kent çeperlerinde yaya erişiminden uzak devasa yapılar inşa edilmiştir. Yeni stadyumlara isim verilirken uygulanan sansür, kentsel bellek kırımının en net haritasını sunar.

Mersin'in kent hafızasında önemli bir yeri olan Tevfik Sırrı Gür stadı yıkılarak yerine Millet Bahçesi yapıldı. Tevfik Sırrı Gür aynı zamanda Mersin'de Valilik görevi yapan, Cumhuriyet'in ilk yıllarında görev alan, Kurtuluş Savaşı'nda da yer almış isimlerden biri olarak biliniyor. Onun çabalarıyla kentte açılan Devlet Opera ve Balesi hem kentteki gericilikle mücadele etmiş hem de dünya operasından birçok örneği sahneye taşımıştır. Adına yapılan stad onlarca yıl cumhuriyet bayramlarının etkinlik mekanı olmuştu. 

 

Kayseri'de kentin merkezinde kırk dört yıl hizmet veren Atatürk Stadyumu yıkılmış, yerine yapılan komplekse Atatürk ismi verilmeyerek Kadir Has Stadyumu denilmiştir. Antalya'da elli yıllık Atatürk Stadyumu yıkılarak yerine nötrleştirme stratejisiyle yalnızca Antalya Stadyumu inşa edilmiştir. Afyon'da otuz yedi yıllık Atatürk Stadyumu'nun yerine Zafer ismi tercih edilmiştir. Diyarbakır'da tarihi stadyum tarihe gömülerek yeni yapıya Diyarbakır Stadyumu adı verilmiş, Kocaeli'de ise İsmet Paşa Stadyumu'nun yerini Kocaeli Stadyumu almıştır.

Bu isim silme operasyonları yer yer sivil direnişle de karşılaşmıştır. Eskişehir'de yıkılan Atatürk Stadyumu'nun yerine yapılan tesise Prof. Dr. Fethi Heper Stadyumu adı verilmiş, halkın tepkisine rağmen Atatürk ismi kasten silinmiştir. Bursa'da yapımı için Atatürk'ün şahsi bütçesinden bağışta bulunduğu stadyum yıkılmış, yeni tesise yedi yıl boyunca Bursa Büyükşehir Stadyumu denilmiş ve ancak sivil baskılarla 2023'te Yüzüncü Yıl Atatürk Stadyumu ismini alabilmiştir. Ankara'da ise tarihi 19 Mayıs Stadyumu'nun şantiyesine Ankara Stadyumu afişlerinin asılması kriz yaratmıştı. Henüz inşaat süreci tamamlanmayan yapı için adı geçen isimlerden birisinin de "Büyük Türkiye Yüzyılı" olduğu iddia ediliyor. Ancak inşaat hala devam ettiği için bu tartışmalar henüz bir resmiyet kazanmış değil.

Öte yandan kent merkezindeki organik taraftar kültürü, yerini lüks tüketim alanlarıyla donatılmış Arena kültürüne bırakmıştır. Beşiktaş'ın tarihi İnönü Stadyumu'nun Vodafone veya Tüpraş isimleriyle, Galatasaray'ın Ali Sami Yen Stadyumu'nun Türk Telekom veya RAMS isimleriyle anılması, kurumsal hafızanın sermayeye devri olarak öne çıkıyor.

Millet Bahçeleri: Seküler alanların muhafazakâr tahsisi

Yıkılan stadyum ve Cumhuriyet arazilerinin bazıları da iktidar tarafından Millet Bahçesi konseptiyle dönüştürülmüştür. Atatürk ve 19 Mayıs gibi aydınlanmacı referanslar, muhafazakâr bir alt metne sahip olan millet kavramıyla ikame edilmiştir. Konya'da altmış sekiz yıl hizmet veren tarihi Atatürk Stadyumu yıkılarak milyonlarca liralık ihaleyle Millet Bahçesi'ne dönüştürülmüş, çöken yolları ve kuruyan ağaçlarıyla büyük bir kamu israfına sahne olmuştur. Ankara'daki tarihi Atatürk Kültür Merkezi alanı, açılış sırasında anlık bir politik iradeyle Başkent Millet Bahçesi yapılarak Atatürk ismi dijital ekranlardan apar topar kazınmıştır. Samsun'da ise Milli Mücadele'nin başlangıcını simgeleyen 19 Mayıs Stadyumu yıkılarak yerine Samsun Millet Bahçesi yapılmıştır.

Konya'da yıkılan Atatürk Stadyumu'nun yerine yapılan Millet Bahçesi'nden bir fotoğraf. Mekanın yeni halinde öne çıkan imgesi bir cami oldu.

Bu hegemonik deplasmanın en büyük kurbanı ise İstanbul Atatürk Havalimanı olmuştur. Milyarlarca dolarlık pistler kırılarak uçuşlara kapatılan bu devasa altyapı tesisi, uluslararası mobilitenin sembolü olmaktan çıkarılarak yerel bir parka indirgenmiştir. Parkın içine Osmanlı padişahlarının isimlerini taşıyan yapay tepeler inşa edilerek, modern Cumhuriyetin alanı geleneksel bir Osmanlı bahçe tahayyülüyle istila edilmiştir. Arazideki serbest bölgenin adından da Atatürk ismi sessiz sedasız çıkarılmıştır.

Eğitim ve sağlık mekânlarında ideolojik restorasyon

Eğitim ve sağlık kurumları da bu yıkımın kurbanları arasında yer alıyor. 

Laik ve askeri tıbbın en önemli merkezi olan GATA'nın adı değişerek, Haydarpaşa'daki hastanenin ismi kaldırılarak Cumhuriyet aydınlanmasının karşısında monarşiyi temsil eden II. Abdülhamid'e atıfla Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi yapılmıştır. Benzer şekilde, ana kampüsün adı da Abdülhamid Han Sağlık Külliyesi olarak değiştirilmiştir.

Eğitimde de ilerici figürler haritadan silinmektedir. Mareşal Mustafa Kemal Ortaokulu Hamidiye'ye, Mustafa Necati Ortaokulu Cemil Meriç'e, İsmail Hakkı Tonguç Ortaokulu ise Erdem Beyazıt İmam Hatip Ortaokulu'na dönüştürüldü. 

Üniversitelerde de durum çok farklı değil. 

Cumhuriyetin sanayi atılımlarının kalbi olan fabrikalar yıkılarak yerlerine yeni dönemin siyasi figürlerinin isimleri verildi. Kayseri Sümerbank fabrikası yıkılıp yerine Abdullah Gül Üniversitesi kurulurken, Nazilli Sümerbank fabrikasının yerini Adnan Menderes Üniversitesi almıştır. Bu süreç, yeni açılan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ve Binali Yıldırım Üniversitesi gibi kurumlarla pekiştirilmiş, Gazi ve İnönü gibi köklü üniversiteler bölünerek yerlerine Hacı Bayram Veli ve Turgut Özal isimlerini taşıyan yeni yapılar kurularak akademik kültürel hegemonya el değiştirmiştir.

Eski Kayseri Sümerbank yerine yapılan Abdullah Gül Üniversitesi kampüsü.

Yeni milat: 15 Temmuz'un mekânsallaşması

Eski dönemin kelimeleri ve imgeleri silinirken, yerine "Yeni Türkiye"nin kuruluş mitini yansıtan 15 Temmuz anlatısı mekâna nakşediliyor. 

Asya ve Avrupa'yı birleştiren Boğaziçi Köprüsü, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü yapılmış, Büyük İstanbul Otogarı 15 Temmuz Demokrasi Otogarı'na dönüştürülmüştür. İstanbul Saraçhane'den Ankara Kızılay'a kadar sayısız meydan ve metro durağı bu yeni milat çerçevesinde isimlendirilerek kent, yeni rejime biat edilen bir anıtlar silsilesine çevrildi.

Sonuç yerine: Gericiliğin betonlaşan ideolojisi

Türkiye'de son yirmi yılda şantiyeler ve mega projeler aracılığıyla hayata geçirilen kentsel dönüşüm, masum bir bayındırlık faaliyetinden çok uzakta bir fotoğraf sunuyor. 

Kent, artık sadece içinde yaşanılan bir çevre olmaktan çıkmış, iktidarın tarihle hesaplaştığı ve ideolojisini betonlaştırarak sabitlediği başlıca siyasal fetih alanı haline geldi. Erken Cumhuriyet'in çelikten, betondan ve emekten inşa ettiği rasyonel anlatı, bugün yeni iktidarın rövanşist vizyonu lehine hafızadan sökülmektedir. 

Geride kalan ise geçmişini unutmaya zorlanan, köksüzleştirilmiş ve emekçilerinden arındırılmış koca bir şantiye alanıdır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.