Sayfa yolu
Foreign Policy: Depremlerin ardından Türk ordusu neden ortalıkta yoktu?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Dış Haberler
Yayın Tarihi: 27.02.2023 , 13:38 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
17 Ağustos 1999 Düzce'de meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki depremde 18 binin üzerinde yurttaş yaşamını yitirmiş, on binlerce kişi yaralanmış ve on binlerce bina yıkılmıştı. Ancak depremin ardından, bölgeye ilk intikal eden birlikler Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olmuştu. 1999 depreminin hemen ardından seferber olan TSK, ilk 48 saatte bölgeye 65 binin üzerinde askeri arama, kurtarma, tahliye ve barınma çalışmalarına öncülük etmesi için bölgeye sevk etmişti.
Lakin 6 Şubat'ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, deprem bölgesine asker sevkiyatı gerçekleşmedi. Ancak depremlerin üzerinden 3 gün geçtikten sonra, bölgeye askerlerin sevk edilmeye başlandığı görüldü. Yurttaşlar ve kamuoyu bu konuya tepki gösterirken, "Ordunun deprem bölgesine neden gönderilmedi?" sorusu sorulmaya başlandı. TSK'nın sahaya inmesinin engellendiği iddia edilirken, gelen eleştiriler üzerine, eski Genelkurmay Başkanı da olan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar açıklama yaptı.
Akar, "depremin yaşandığı ilk andan itibaren ordunun teyakkuzda olduğunu" ifade ettiği açıklamasında, saat saat TSK kademelerinin yaptıklarını anlatırken, açıklamadaki zaman boşlukları dikkat çekti.
Bugün dönüp arşivlere bakıldığında, 1999 depreminde deprem bölgesinde olan ordunun, Maraş merkezli depremlerde 'neden' sahada olmadığı sorusu resmi olarak halen yanıtlanabilmiş değil.
'Erdoğan'ın hamleleri orduyu hazırlıksız bıraktı'
Foreign Policy'de yayımlanan "Depremlerin ardından Türk ordusu neden ortalıkta yoktu?" başlıklı makalesinde Özgür Özkan, konuya ilişkin, "1999'da ordu felakete hızlı tepki verdi. 2023'te ise Erdoğan'ın hamleleri ordunun tepki vermesini aksattı ve orduyu hazırlıksız bıraktı" yorumunda bulunuyor.
1999 depreminin ardından askerlerin bölgede, depremzede yurttaşlar için sahra hastaneleri, çadır kentler ve seyyar mutfaklar kurduğunu, arama kurtarma ekiplerine katıldığını ve bölgede aktif olarak görev aldığını hatırlatan Özkan, "Ancak bu kez TSK, facianın ardından en kritik 48 saati çoğunlukla izleyerek geçirdi" ifadesini kullandı.
Marmara depreminin ilk 48 saatinde 65 binin üzerinden personelini bölgeye göndermesine rağmen, 6 Şubat depremlerinin ardından sadece 7 bin 500 askerin bölgeye konuşlandırıldığına dikkat çeken Özgür Özkan, "Recep Tayyip Erdoğan'ın afetlere sert müdahalesi, özellikle TSK'nın kurtarma çalışmalarına gecikmesi ve yetersiz katılımı nedeniyle, Türk toplumunun tüm kesimlerinden yoğun eleştiriler aldı" dedi.
'Neden Türkiye'de tam tersi bir eğilim ortaya çıktı?'
"21. yüzyılda, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, salgın hastalıklara ve doğal afetlere büyük bir başarıyla yanıt vermek için ordularını giderek daha fazla kullandı" tespitinde bulunulan Foreign Policy makalesinde, "Neden Türkiye'de tam tersi bir eğilim ortaya çıktı?" diye sorularak Türk ordusunun deprem bölgesine sevk edilmesinin nedenleri ele alındı.
Makalede, "TSK'nın yavaş ve verimsiz tepkisi, motivasyon eksikliğinden veya beceriksizliğinden değil; Erdoğan döneminde gerçekleşen köklü kurumsal dönüşümden kaynaklanıyordu" yorumunda bulunuluyor. Erdoğan'ın 2003 yılında başbakanlık koltuğuna oturduğu sırada TSK'nın "Türkiye'nin siyasi sisteminde muazzam bir güce ve prestije sahip" olduğunu ifade eden FP makalesinde, belirtilen dönemde ordunun "her şeyi yönlendiren ana güç unsuru" olduğu yorumunda bulunuldu.
Erdoğan'ın yaptığı ordu üzerindeki değişiklikler
FP makalesinin yazarı Özgür Özkan, "Ordu, ülkenin siyasi liberalleşmesinin önünde bir engel, sadık laik dünya görüşü ve siyasi İslam'a karşı hoşgörüsüzlüğü nedeniyle Erdoğan gibi İslamcılar tarafından bir tehdit olarak görülüyordu" dedi.
Erdoğan'ın öncelikli hedeflerinin, "siyasi müdahaleleriyle tanınan orduyu ehlileştirmek ve ülkeyi darbelere karşı dayanıklı hale getirmek, bürokratik muhaliflerine karşı galip gelmek" olduğu ifade edilirken, AB üyeliği adımları adı altında TSK'da köklü reformlar yapıldığı, Erdoğan'ın "ülkenin en güçlü kurumu üzerindeki kontrolünü kademeli olarak sağlamlaştırarak, oldukça merkezi ve partizan bir sivil-asker yapı" kurguladığı bildirildi.
2000'lerin başından itibaren TSK'daki tasfiyeleri, subayların operasyonel davalarla tutuklanmasını ve ordunun "profesyonelleştirilmesi" adımlarını anımsatan Özgür Özkan, TSK'da yapılan en büyük ama en çok göz ardı edilen düzenlemenin zorunlu askerliği kısaltan ve ücretli askerliği getiren 2019'daki askerlik yasası olduğunu iddia ediyor.
'Liyakat yerine siyasi sadakat'
Erdoğan'ın yeni askeri-bürokratik yapısı altında, kritik pozisyonların "liyakat yerine siyasi sadakate göre" belirlendiği ifade edilen makalede, bunun bir örneğinin AFAD'ın yapılanması olduğu belirtildi. AFAD'ın 'uzmanlığı veya tecrübesi olmayan bürokratların egemenliğinde' olduğu belirtilen FP makalesinde, önemli görevlerin liyakat yerine siyasi olarak sadık olacak isimlerle doldurulduğu hatırlatıldı.
Atılan adımların "TSK'nın beşeri sermayesini ve deneyim derinliğini kırmasının yanı sıra, ordunun savunmasında önemli zafiyetler yarattığı" tespiti yapılan makalede, özellikle doğal afetler gibi hızlı tepki verme inisiyatif alma ve esneklik gerektiren görevlerde ordunun etkinliğinin azaltıldığı yorumunda bulunuldu.
'Erdoğan'ın temel hedefi, TSK'yı arındırmak'
Özgür Özkan, "Erdoğan'ın sivil-asker reformlarının temel pratik hedefi, TSK'yı iç sorumluluklarından arındırmak ve onu yalnızca dış güvenliğe odaklanan bir güce dönüştürmek oldu" ifadesini kullandı.
AFAD'ın kuruluşunun ardından, deprem bölgesinde de bulunan 15 farklı bölgesel afete hazırlık komutanlığının da kaldırıldığı hatırlatılırken, 2000'li yılların başından itibaren TSK'da her birlik seviyesinde periyodik olarak gerçekleştirilen doğal afet ve yardım tatbikatlarına da son verildiği söylendi. Ayrıca 2016'daki darbe girişiminin ardından da Erdoğan'ın TSK'daki sıhhiye komutanlığı ve askeri hastanelerini kapatma hamlesinin, ordunun sahra sıhhiyesi kabiliyetini ortadan kaldırdığı belirtildi.
Ordunun daha çok "dışa dönük görevlere" sevk edildiği belirtilen makalede, Türkiye toprakları içerisinde ordunun geriye çekilmesinin "Türk birliklerini zayıflattığı, birincil muharebe ve barış zamanı görevlerinden uzaklaştırdığı" yorumunda bulunuldu.
'Asıl neden, ordunun Erdoğan'ın siyasi hesaplarından etkilenmesi'
"Ülke içinde kalan birliklerin büyük bir kısmı Türkiye'nin güney sınırına konuşlandırıldı ve afet bölgelerine müdahale etmek için sınırlı sayıda askeri birlik kaldı" denilen FP makalesinde, ordunun Suriye'nin kuzeyinde konuşlanmış olmasına rağmen deprem bölgesine intikal edememesinin nedeninin planlama ve koordinasyon sorunlarından kaynaklandığı, ancak asıl nedenin "ordunun Erdoğan'ın siyasi hesaplarından etkilenmesi" olabileceği ifade edildi.
'Erdoğan memnun'
Erdoğan'ın iktidarı döneminde TSK'nın halk nezdindeki popülaritesinin hızla düştüğü belirtilirken, "TSK artık Türkiye'nin en güvenilir devlet kurumu değil ve Erdoğan, depremin yarattığı kurbanlar pahasına bile olsa bunu böyle tutmaktan memnun görünüyor" denildi.
FP'de yayımlanan makalede, "Türkiye ordusunun yapısal zayıflıkları kendi sınırları içinde açığa çıktığında artık kamuoyundan gizlenemiyor" ifadesi geçerken, "NATO'nun en büyük ikinci ordusu olmasına rağmen, Erdoğan yönetimindeki TSK, afet müdahalesi de dahil olmak üzere yardımcı ama hayati görevleri en çok ihtiyaç duyulduğu anda yerine getirmek için mücadele eden bir kurum haline geldi" tespitinde bulunuldu.
'Geriye kalan, Erdoğan'ın bunun bedelini ödeyip ödemeyeceği sorusu'
Türkiye'nin Erdoğan'ın "merkezi güç ve partizan denetimi takıntısının bedelini çoktan ödediği" yorumunda bulunulurken, "Geriye kalan, Erdoğan'ın yaklaşan seçimlerde bunun bedelini ödeyip ödemeyeceği sorusu" yorumuyla makale sona eriyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
