Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Fidan’ın konuşmasının deşifreleri: Dış politikada anlatılanlar ve gerçekler

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AKP iktidarının dış politikasını "barış, istikrar, arabuluculuk" gibi kavramlarla sunmaya çalışsa da değindiği hemen her başlıkta gerçekte atılan adımlar Türkiye'yi elinde emperyalizmin silahlarıyla kanlı savaşların baş aktörlerinden biri haline getirecek nitelikte.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 10.12.2025 , 14:27 Güncelleme Tarihi: 10.12.2025 , 23:58

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TBMM Genel Kurulu'nda Dışişleri Bakanlığı'nın 2026 yılı bütçesinin sunumunu yaptı.

Türkiye’nin dış politika önceliğini “barış ve istikrar”, “arabuluculuk” gibi kavramlarla açıklayan Fidan’ın sunumundaki başlıklar üzerinden AKP iktidarının dış politikada ne dediğine ve gerçekte ne yaptığına, arkaplan ve bağlamı aktararak bakacağız.

Filistin, Gazze ve İsrail

Erdoğan’ın Trump’ın “Gazze barış planı”na imza attığı Mısır’daki zirveyi “kalıcı barışa doğru önemli adım” diye öven Fidan, önümüzdeki dönem önceliklerini Gazze’de ateşkesin tahkimi, yeniden imar ve yardımların kesintisiz akışı diye niteledi. “Nihal ve değişmez hedefimiz” diyerek 1967 sınırlarında Filistin devletinin kurulmasından söz eden Fidan, Trump’ın planında tam tersi yer almasına rağmen Gazze’nin geleceğinin Filistin halkının iradesiyle şekillenmesi için “tarihin doğru tarafında” durmaya devam edeceğini iddia etti.

Türkiye, Gazze işgali boyunca İsrail’le ticareti bir süre açıktan, sonra gizli kapaklı yürütmüş, Filistin’e belagat dolu sözler dışında somut destek vermemişti. Mısır’daki anlaşma ilk günlerde “büyük başarı” olarak pazarlandı fakat bugünlerde unutturuldu. Çünkü anlaşma, Filistin halkına diz çöktürme çabasının dışında bir anlam ifade etmiyor. Türkiye şu an ateşkesin tahkim edilip, İsrail’le ilişkilerin yeniden rayına oturması konusunda ABD’nin çizdiği planının gerçekleşmesini dört gözle bekler durumda.

Rusya-Ukrayna Savaşı ve Karadeniz

Savaşın başından beri “diyalog ve diplomasi”nin yanında olduklarını söyleyen Fidan, “Savaşın tüm Karadeniz sathına yayılmasının önlenmesi için tüm taraflarla temaslar yürütüldüğünü” belirtmekle yetindi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni “titizlikle” uygulamaya devam edeceklerini söyledi.

soL’da geçen hafta dikkat çektiğimiz üzere, Karadeniz’de Türkiye kıyılarında ticari gemilere yapılan saldırılar bir NATO planıydı. Dolayısıyla Türkiye’nin önceden bilgisi ve onayı vardı. Fidan, boş sözlerle konuyu geçiştirdi, Meclis’te kimse NATO üzerinden Dışişleri Bakanı’nı sorgulamadı. AKP hükümeti Rusya-Ukrayna Savaşı’nda çıkarcı bir tarafsızlığı sürdürmeye çalışsa da, Karadeniz’in bir çatışma bölgesi haline gelmesi Türkiye için hayati bir risk ve NATO’nun burayı askerileştirmesine karşı Türkiye bir tedbir almıyor.

Suriye

Suriye’nin “uluslararası topluma yeniden entegrasyonu”nda kısa zamanda büyük mesafe katedildiğini anlatan Fidan, SDG ile HTŞ arasındaki 10 Mart mutabakatı sürecinin bir an önce hayata geçmesinin ülkenin istikrarına büyük katkı sağlayacağına inandıklarını belirtti. Fidan, Esad’ın devrilmesinden bu yana Türkiye’den ülkesine dönen Suriyelilerin sayısını 560 bin olarak açıkladı.

Türkiye’de bulunan Suriyelilerin geri döneceğine dair iddiaların boşa çıktığı görüldü. Özellikle ABD, İngiltere ve İsrail bağlamında Suriye’de çok sıkışmış olan Türkiye bu cephede çok yoğun çalışıyor olsa da, henüz düze çıkmayı başaramadı. “Çözüm süreci”ndeki bocalama hali de Suriye’deki durumla yakından bağlantılı. Öte yandan, Türkiye ve müttefiklerinin yıllar boyu süren çabalarının sonucunda son bir yıl içinde Suriye, İsrail’e karşı topraklarını savunmaktan aciz, her türlü hak ve özgürlükten mahrum, kitle katliamları yaşanan ve siyasi bütünlüğünü dahi koruyabileceği şüpheli bir yapıya dönüştü.

Irak’la ilişkiler

Irak makamlarının “Terörsüz Türkiye”ye verdikleri destekten memnun olduklarını belirten Fidan, hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi hem de merkezi hükümetle yakınlıklarını kullanarak iki taraf arasındaki ilişkilerin istikrarlı bir şekilde devam etmesi için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.

Fidan, Irak’la ilişkileri de fazla genel ifadelerle geçiştirdi. Henüz çok taze olmasına rağmen Barzani’nin Türkiye’yi aşağılayan Cizre şovu ve sonrasında hükümet ortağı Bahçeli’nin taleplerine kulak asmamasına hiç değinmedi. Türkiye-Irak ilişkilerinde Kürt örgütleriyle dengeler, enerji hattı, petrol ticareti ve gelir dağılımı gibi çok sayıda kritik başlığın yanında, esas potansiyel mesele, olası bir İran’a karşı ABD-İsrail saldırganlığı durumunda Türkiye ve Irak’ın nasıl tavır alacağı. Bu konu, özellikle Irak içindeki Kürt ve Şii grupların bu çatışmada ne yapacakları boyutuyla da çetrefilli.

Kuzey Kıbrıs ve Yunanistan

Fidan, Kuzey Kıbrıs'ın “uluslararası alanda hak ettiği konuma ulaşması”nın öncelikleri olduğunu kaydetti. Yunanistan ile “olumlu gündemin geliştirilmesi”ne yönelik iradelerinin sürdüğünü belirtti.

Kıbrıs adası, bölgedeki gerilimlerin merkez üslerinden biri. Fidan, Kıbrıs’a dair de genelgeçer şeyler söyledi. ABD, Kıbrıs merkezli bir Türkiye-Yunanistan-İsrail işbirliği yaratmak üzere hazırlıklarını sürdürüyor. Türkiye’nin de gözü burada ABD’nin enerji pastasını nasıl bölüştüreceğinde. Ama bu arada Fidan ve AKP hükümetinin asla sorgulamadığı şey, adanın ortasındaki devasa İngiliz üssünün varlığı ve bu üssün Filistinlilere, İranlılara, Suriyelilere, kısacası bölge halklarına karşı emperyalizm tarafından aktif olarak kullanılıyor olması.

Doğu Akdeniz, Libya

Doğu Akdeniz’de “hakça paylaşım ilkesini” savunmaya devam ettiklerini dile getiren Fidan, Ege’yi ve Doğu Akdeniz’i “istikrar ve refah bölgesi” olarak görmek istediklerini söyledi. Fidan Libya hakkında konuşurken Türkiye’nin "Tek Libya" politikası doğrultusunda ülkedeki istikrara katkı sağlayacağını savundu.

“Tek Libya” denilen politika, ülkenin bölünmesi gündemde olsaydı haliyle kullanıma girmeyecek bir kavram. Nitekim Türkiye burada ülkeyi fiilen bölen güçlerden birine yıllarca hamilik yapmaya soyunduğu riskli bir oyun oynadı. Fidan ve hükümet, birçok bakımdan başarısızlık ve skandallara yol açan bu Libyalı savaş beyleriyle girilen oyunun detaylarını tartışmak yerine, tüm süreci, “mavi vatan” kapsamında Libya’yla deniz anlaşması yapılması üzerinden anlatıyor. Fakat “mavi vatan” politikası da, Libya’daki taht oyunları da reklamı yapılan sonuçları vermiş değil.

İran ve İsrail

Haziran’daki İran-İsrail Savaşı'nda, İsrail'in saldırganlığını açık bir dille kınadıklarını belirten Fidan, İran’la ilgili meselelerin diplomasi yoluyla çözümlenmesini desteklediklerini anlattı. Fidan “Aksi takdirde bölgemizde yeni ve büyük bir savaş hiç kimsenin lehine ve menfaatine olmayacaktır" dedi.

Fidan bu başlıkta içi boş diplomatik sözler söylüyor. Fidan’ın MİT şefliği döneminin ürünü olan Milli İstihbarat Akademisi, İran’a karşı olası ABD-İsrail saldırısında Türkiye’nin ABD ve İsrail’den yana tavır alması gerektiğini savunuyor. Tom Barrack da “Akdeniz’den Hazar Denizi’ne bir eksen oluşacak” derken, esas olarak İran’a karşı Türkiye ve İsrail’i kapsayacak bir çizgiden söz ediyor. Önümüzdeki süreçte İran, bölgenin patlamaya hazır bombalarından biri. Fitil ateşlenirse, Türkiye de kendisini ateş hattında, elinde emperyalizmin silahlarıyla bulabilir.

Azerbaycan-Ermenistan

Azerbaycan ile ilişkilerin karşılıklı üst düzey ziyaretlerle hız kesmeden devam ettiğini kaydeden Fidan, Ermenistan’la normalleşme sürecinin de Azerbaycan’la eşgüdüm içinde yürütüldüğünü bildirdi.

Fidan’ın söylemediği gerçek şu: ABD, Güney Kafkasya’daki mevzuya el koydu ve Türkiye’yi büyük oranda oyun dışında bıraktı. Zengezur Koridoru bir “Trump koridoru” olarak açılırken İran’la dahi müzakereler yürütüldü fakat Türkiye’ye esas olarak “ABD’nin gerekli gördüğü hallerde destek çıkacak” bir yerel işbirlikçi aktör rolü düştü. Emperyalizmin temel amacı Azerbaycan ve Ermenistan’ı Rusya etkisinden koparmak. Türkiye burada şu an için basit bir taşeronluk görevi üstlenmiş durumda.

ABD ile ilişkiler

Hakan Fidan ABD’yle yürütülen temasların “karşılıklı çıkar ve saygı temelinde” olduğunu öne sürdü. Silah sanayisindeki kısıtlamaların kaldırılması için girişimleri kesintisiz sürdürdüklerini anlatan Fidan, bölgesel konularda ABD ile diyalog ve eşgüdüm mekanizmalarının "ortak çıkarlar temelinde” yürütüldüğünü söyledi.

Herkesin bildiği üzere AKP hükümeti son birkaç ayda tam boy Amerikancılıkta karar kıldı.

NATO ve AB

Türkiye’nin NATO’daki konumunun güçlendiğini anlatan Fidan gelecek yıl yapılacak Ankara’daki NATO Zirvesi’ne işaret etti, bu zirvede ittifakın “birliği, hazırlık seviyesi ve dayanıklılığı”nı güçlendirecek somut çıktılar elde etmeye hedeflediklerini söyledi.

AB üyeliği sürecini canlandırmayı hedeflediklerini kaydeden Fidan temel önceliklerinin Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi sürecinin hızlandırılması olduğunu dile getirdi.

AB üyeliği, zaten uzun yıllardır kağıt üzerinde kalmış bir mesele. Burada esas konu, 2026’da Ankara’da düzenlenecek olan NATO zirvesi. Tam boy Amerikancılık kapsamında AKP hükümeti, şimdiden sırf Trump’ın uçağı rahat rahat insin diye Ankara’nın sağını solunu yıkıp yeniden yapmaya başladı. Türkiye’deki hiçbir düzen aktörü göğsünü gere gere “NATO’cuyum” diyemiyor ama hepsi mevzu NATO olduğunda elinden geleni ardına koymuyor. 2026, NATO’cuların NATO’culuğunu saklamasının çok zor olacağı, AKP’nin de bu savaş örgütünün toplantısı için Türkiye halkına karşı terör estirmeye girişeceği bir yıl olacak gibi gözüküyor.

Afrika ülkeleriyle ilişkiler

Fidan son çeyrek yüzyılda atılan adımlarla “Türkiye’nin Afrika ile stratejik ortaklığı”nın dış politikanın en dinamik unsurlarından biri olduğunu söyledi.

Pek göz önünde olmasa da en karmaşık meselelerden biri, Türkiye’nin Afrika’daki hamleleri. Türkiye, buraya Somali üzerinden girdi ve girişi, esas olarak ABD ve Avrupa ülkelerinin bu sorunlu ülkedeki yüklerinin bir kısmını Türkiye’ye devretme kararı üzerine gerçekleşti. Ancak bölge, hem bütün devletlerin birbiriyle, hem de her bir devletin içindeki sayısız gücün kendi arasında çatışma ve savaş yaşadığı kaynayan bir kazan ve Türkiye burada ilk deniz aşırı emperyalist güç olma deneyini yaşıyor. Şimdiye kadar çok büyük kriz yaşanmadı, ancak Somali’deki ayrılıkçılardan BAE destekli güçlere, Etiyopya-Somali krizinden El Kaide uzantılı cihatçı örgütlere çok sayıda şiddetli başlık, önümüzdeki dönem Türkiye’yi birdenbire kanlı bir sahnenin baş aktörlerinden biri haline getirebilir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.