Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Farklı bir 30 Ağustos yazısı

'Burada belki en çarpıcı olan şey işçi sınıf siyasetinin ve sınıfın iktidarını devrimci bir şekilde sağlamak-sürdürmek amacından kopanların ne kadar farklı noktalara savrulabilecekleridir.'

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 31.08.2021 , 07:42 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

30 Ağustos Türkiye tarihinde önemli bir yer işgal eden Kurtuluş Savaşı Zaferinin elde edildiği gün. Ancak okumakta olduğunuz yazının konusu bu olmayacak. Tarihte 30 Ağustos 1918 günü yaşanmış başka bir olaya odaklanacağız; Lenin’e suikast!

Çarlık Rusyası’nda yetişen Vladimir İlyiç Ulyanov, parti içinde bilinen adıyla “Lenin” işçi sınıfı iktidarının hayalleriyle yaşayan bir devrimci liderdi. Uzun yıllarını ülkesinden ayrı geçirmek zorunda kalmış, buna rağmen Bolşevikler adıyla bilinen ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) içinde yer alan örgütü inşa etmiştir.

Lenin, Çarlık Rusyası’nda barınamadığı için Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle beraber ülkesine dönüş hayalleri tamamen suya düşmüş ve Avrupa kentlerinde oradan oraya savrulmak durumunda kalmıştır. Savaşın yarattığı muazzam insan kaybı, yolsuzluk, açlık ve çaresizlik tüm savaşan ülkelerde emekçi halkların tepkisiyle karşılaşmıştır. Çarlık Rusyası da bu eylemlere sahne olmuş, sonuçta 1917 Şubat Devrimi adı verilen süreçle beraber Çarlik rejimi alaşağı edilmiştir.

Lenin devrimci dönüşüm rotasına giren ülkesine dönmek için Mühürlü Tren adı verilen trenle ülkeye dönmüş, derhal iktidarı ele geçiren ve burjuvazinin çıkarları doğrultusunda adımlar atan Geçici Hükümete karşı cephe almıştır. 1917 yılının yaz aylarında ilan edilen sıkıyönetim rejimleriyle, hakkında Alman ajanı olduğu iddiasıyla açıklanan yakalama hükmüyle ve Kornilov askerî darbesiyle kavga etmiş, kartopu gibi büyüyen Bolşevik örgütler ve işçi-köylü-askerlerin oluşturduğu Sovyetler sayesinde ülkedeki en önemli siyasi parti haline gelmiştir.

1917 Ekim Devrimiyle iktidarı alan Bolşevikler ve Rusya işçi sınıfı, daha ilk günden itibaren emperyalist ülkelerin, ülkedeki karşı-devrimcilerin ve sınıf düşmanlarının saldırılarına maruz bırakıldı. Kansız denebilecek bir şekilde iktidarı alan Bolşevikler, iktidarlarının daha ilk günden boğulmasına çalışan bu koalisyona karşı ölüm kalım savaşını 1922 yılına kadar vermek durumunda kalmıştır.

Ancak bu “dış” müdahalelerden daha çok üzücü olan herhalde “dost” bildiklerinden aldıkları darbelerdir. Rusya topraklarında önemli bir ağırlığı olan, köylülüğe yaslanarak siyaset yapan Sosyalist-Devrimciler (SR’lar) Bolşevikler iktidarı aldığında Bolşeviklere destek vermemiştir. Lenin önderliğindeki Bolşevikler ise samimi SR üyelerini devrimin safına çekmeye başarmış ve örgütün içinden Sol SR’lar adı verilen bir grubun kopmasını sağlamışlardır. Bu ekip ele geçirilen ve yıkılan burjuva devlet aygıtının yerine proletarya diktatörlüğünün inşası süreçlerine dahil olmuştur.

Bolşevikler ve Lenin, işçi sınıfı iktidarının pamuk ipliğine bağlı olduğu bir dönemde özellikle dış politikada devrimin çıkarlarını önde tutacak şekilde davranıyor, sürmekte olan emperyalist savaştaki aktörlerin bıraktıkları boşluklara hamle yapıyordu. Bu hamlelerden birisi de Almanya İmparatorluğu ile yapılan antlaşmadır. Çarlık Rusyası Silahlı Kuvvetlerinin devrimin ardından artık herhangi bir savaşa katılacak durumu yoktu. Çöken rejimi ait olan bu ordu Bolşevikler tarafından derhal dağıtılmış, işçi sınıfının kendi silahlı kuvveti olan Kızıl Ordu’nun temelleri atılmıştır. Ancak bu gibi büyük dönüşümler yaşanırken emperyalist Almanya, hiçbir direnişle karşılaşmaksızın Doğu Cephesinde ilerlemekte ve ele geçirdiği topraklarda karşı-devrimci iktidarları başa geçirmekteydi. Bu duruma devrimci bir şekilde müdahale etmeyi planlayan Lenin ve Bolşevikler Almanya ile 3 Mart 1918 tarihinde imzaladıkları Brest-Litovsk Antlaşması sayesinde oldukça büyük topraklar kaybetse de, devrimci iktidarın hayatta kalabilmesi için önemli bir güvence kazanmış oluyordu.

Ancak başta SR’lar ve diğer “sol” partiler Almanya ile yapılan antlaşmanın arkasındaki niyeti ve devrimciliği görmeyerek kıyasıya muhalefet yapmaya başladılar. Bolşeviklerle birlikte hareket eden sol SR’lar da devlet kademelerinden istifa etmiştir. Sol görülmesine rağmen dar örgüt çıkarlarını düşünen ve devrimci diplomasi pratiğini kavrayamayan örgütler, yürüttükleri muhalefet siyasetiyle (bilerek veya bilmeyerek) kısa zamanda işçi sınıfı iktidarının karşısındaki karşı-devrimcilerin saflarında bulmuşlardır kendilerini. Ağustos 1918’de SR Merkez Komitesi kararıyla Bolşeviklere karşı silahlı ayaklanma başlatılmış, Rusya’daki Alman Büyükelçisi Kont von Mirbach öldürülmüş, Çeka lideri Moisei Uritskiy gündüz gözü katledilmiş, Lenin Moskova’daki Orak-Çekiç silah fabrikasında yaptığı konuşmanın ardından SR üyesi Fanya Kaplan tarafından vurulmuştur. Lenin, saldırıdan ağır yaralı olarak kurtulup, uzunca bir nekahat döneminden sonra görevinin başına dönmüştür. Buna rağmen genel sağlığı saldırının ardından kötüleşmiş ve bu saldırı, bir açıdan bakıldığında erken yaşta hayatını kaybetmesine neden olmuştur.

Lenin başta olmak üzere Bolşevik liderliğin devrimci olduğunu iddia eden bir örgüt tarafından hedef tahtasına konması ve katledilmeye çalışılması tarihe çok acı dersler bırakıyor. Burada belki en çarpıcı olan şey işçi sınıf siyasetinin ve sınıfın iktidarını devrimci bir şekilde sağlamak-sürdürmek amacından kopanların ne kadar farklı noktalara savrulabilecekleridir. Bu açıdan bakıldığında, Lenin ve Bolşeviklerin dünya komünist hareketine miras bıraktıkları belki de en önemli şeyler arasında her ne koşulda olursa olsun sürekli olarak devrimi kovalamak ve devrimci işçi sınıfı siyasetinin bağımsız bir şekilde varolmasını sağlamaya gayret göstermek sayılabilir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.