Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Eşit mesafe tuzağı

Müzik grubu Buena Fe İkilisi’nin lideri Israel Rojas’ın, dijital platform La Joven Cuba’nın La sobremesa programına katılması, Küba devrimci entelijansiyası içinde dikkat çekici bir tartışma başlattı.

Carlos Gonzalez Penalva

Yayın Tarihi: 31.08.2025 , 10:31 Güncelleme Tarihi: 31.08.2025 , 10:32

"Küba Gerçeği", 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba'da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği'nde çıkan makaleler, artık soL'da paylaşılıyor.


Son zamanlarda müzik grubu Buena Fe İkilisi’nin lideri Israel Rojas’ın, dijital platform La Joven Cuba’nın La sobremesa programına katılması, Küba devrimci entelijansiyası içinde dikkat çekici bir tartışma başlattı. Rojas’ın nazik ama kararlı, dürüst ve sakin tavrı pek çok kişi tarafından bir açılım ve cesaret göstergesi olarak alkışlandı. Bu, kuşkusuz doğru bir değerlendirmedir. Ancak bu takdir, söz konusu buluşmanın gerçekleştiği zemini göz ardı etmemize neden olmamalıdır. Çünkü siyasette —özellikle de kültürel mücadelede— sahne, en az söz kadar önemlidir. Eğer senaryoyu düşman yazıyorsa, ortada masum bir diyalogdan söz edilemez.

Sahne, farklıların diyaloğu gibi sunuluyor; çoğulcu bir Küba sofrası gibi. Fakat bu, son derece hesaplanmış bir kurgudur: “eleştirel” ya da “bağımsız” gazetecilik maskesi altında, devrimci projenin simgesel meşruiyetini içeriden aşındırmak için tasarlanmış bir alan. Buradaki kilit kavram da tam olarak budur: bağımsız. Neyden bağımsız? Kimden bağımsız? Ve hangi kaynaklarla?

Mesele önemsiz değil. Kültürel savaşın ve hibrit kuşatmanın sürdüğü, düşmanın yalnızca ekonomik füzelerle değil, görünüşte tarafsız söylemlerle de saldırdığı bu dönemde, seçilen mekân mesajın içeriği kadar önem taşır: La Joven Cuba sıradan bir forum değildir: Bu platform, on yılı aşkın süredir adada “alternatif” bir medya ekosistemini geliştirmeyi hedefleyen Havana’daki Norveç Büyükelçiliği’nden mali destek almıştır. Peki, neye “alternatif”? Küba kamu medyasına, evet. Ama aynı zamanda —ve daha da önemlisi— devrimci projeye: tarihsel meşruiyet kisvesi altında bir anakronizm ya da otoriterlik olarak sunulan bizzat sosyalist projeye alternatif.

Bu strateji yeni değildir. 2011 yılında, Barack Obama’nın ikinci başkanlık döneminde, Küba’ya yönelik “rejim değişikliği” politikası, sofistike bir rıza mühendisliği aracılığıyla açıkça yeniden formüle edildi. Beyaz Saray, doğrudan çatışma yerine USAID, NED ve çeşitli Avrupalı müttefik elçiliklerin lojistik ve mali desteğiyle yapay biçimde “yetiştirilen” bir “sivil toplum”u teşvik etti. Bu çerçevede, insan hakları, ses çeşitliliği veya devletin modernleşmesi söylemleri altında, aslında ideolojik bir dönüşümü hedefleyen akademik, kültürel ve gazetecilik projeleri çoğaldıa. Amaç, kamusal alanın devrimci içeriğini boşaltmak ve onu mağdur ile saldırganı, kuşatılan ile saldıranı eşitleyen sahte bir tarafsızlıkla ikame etmekti.

Elbette, sorun Israel Rojas değil. Onun bu platformdaki varlığı, çoğu zaman dürüst tartışmaya kapalı bir ortamda, direnen Küba’nın sesini duyurmayı mümkün kıldı. Ancak bu aynı zamanda, istemeden de olsa, sahte bir çoğulculuk gösterisinin parçası oldu: devrimci bir projeyi savunanları stratejik rakipleriyle “eşit” kılan yapay bir sohbet. Ekonomik, siyasi ve medya kuşatması altındaki bir ülkede bu durum tarafsız değildir; sonuçları olan bir eylemdir..

Kültürel savaş ve yumuşak karşıdevrim: Eşit mesafe tuzağı

ABD’nin Küba’ya yönelik dış politikası, Obama yönetimiyle birlikte yöntem açısından köklü biçimde değişti; hedeflerindeyse hiçbir değişiklik olmadı. Artık mesele, Devrim’i deniz piyadeleriyle ya da doğrudan boğarak devirmek değil, “açılım” adına burjuva liberalizminin değerlerini —bireycilik, liyakatçilik, soyut çoğulculuk— Küba’nın ideolojik dokusuna zerk edecek alternatif bir “sivil toplum” yaratmaktı. Joseph Nye’ın “yumuşak güç” dediği şey tam da buydu: Dışarıdan dayatmak değil, hâkimiyetin içeriden arzu edilir görünmesini sağlamak. Antonio Gramsci’nin maddi temelli koordinatlardan analiz ettiği kültürel hegemonya da bundan başka bir şey değildi.

Bunun için, sosyalist devletin meşruiyetini açıkça karşıdevrimci olarak ilan etmeden sorgulayan, Küba Komünist Partisi’nin rolünü tartışmaya açan ve liberal bir çerçevede “demokratik yeniden kuruluş” öneren medya, akademi ve sanat projelerine yönelik kapsamlı bir finansman ve kurumsal destek ağı devreye sokuldu. Bu stratejinin en belirgin sonuçlarından biri, Antonio Guiteras’ın mirasının sembolik biçimde gaspedilmesiyle adlandırılan —ki kendisi, davası için asla yabancı finansmanı kabul etmeyecek kadar kökten anti-emperyalist bir devrimciydi— “La Joven Cuba” gibi dijital medyaların çoğalması oldu.

Burada temel ayrım nettir: Devrimci sürecin içinden, onun mükemmelleşmesinin diyalektik bir biçimi olarak yapılan eleştiri ile sosyalist projenin tasfiyesine hizmet eden, bunun için finanse edilen ve meşruiyeti onu sona erdirmek isteyenlerce onaylanan eleştiri bambaşka şeylerdir. İkinci tür, aslında eleştiri değil, “yumuşak karşıdevrim”dir; güler yüzlü, akademik üsluplu bir karşıdevrim.

Israel Rojas, her zaman halkçı ve yaratıcı bir pozisyondan ülkesinin kolektif kaderine bağlı Devrim’i savunan bir sanatçı olmuştur. La sobremesa’ya katılımı da bu çizgiyi bozmaz. Ancak çerçeve önemlidir: O stüdyoya girildiğinde, en iyi niyetlerle dahi olsa, Israel —istemese bile— bu mekanizmanın meşrulaştırıcı unsurlarından birine dönüşmektedir.

Programın amacı yalnızca sohbet etmek değildir. Amaç, Devrim ile onu güler yüzlü bir söylemle tasfiye etmeyi savunanlar arasında “eşitler arası” bir diyalog görüntüsü vermektir. Plüralizm olarak sunulan şey, gerçekte, çeşitlilik kisvesi altında karşıdevrimin normalleştirilmesi stratejisidir. Mesele tartışmak değildir. Anayasal düzeni baltalamak için yurtdışından fon alan —özellikle de yıllardır “sivil toplum” etiketi altında restorasyoncu gündemin en etkin kesimlerini destekleyen, Norveç gibi elçiliklerden fon alan— birini meşru muhatap olarak kabul etmektir.

Gramsci, burjuva iktidarının sınırları içinde kalarak karşı tarafın entelektüel ve ahlaki enerjilerini soğurup etkisizleştirebilen bir kılıf olarak “sivil toplum” kavramının kullanımına dikkat çekmişti. Küba’da bu mantık, çoğul, eleştirel ve modern görünse de kapitalist restorasyonu “eleştirel yurttaşlık” kisvesi altında meşrulaştıran aygıtlar olarak işleyen melez alanların yaratılmasıyla yeniden üretiliyor. Bu, karşıdevrimin güler yüzlü halidir.

Bu bağlamda, söz konusu bu kültürel operasyonlar ile 27N, San Isidro Hareketi ya da pandemi ve abluka nedeniyle ağırlaşan kriz ortamında halkın hoşnutsuzluğunu kurumsal bir kopuşa dönüştürmeyi hedefleyen dijital kampanyalar arasındaki bağ göz ardı edilemez.

La Joven Cuba adının seçimi masum bir jest değildir. Bu seçim,  —Yankee emperyalizmine ve yerli kuklalarına karşı savaşırken yaşamını yitiren— Antonio Guiteras’ın mirasıyla, küresel iktidara karşı mücadele etmek yerine onun tarafından finanse edilen bir platform arasında sahte bir süreklilik kurmayı amaçlamaktadır. Carlos Fernández de Cossío’nun hatırlattığı gibi, devrime karşı çıkmak, adı ne olursa olsun, karşıdevrimdir. Ve orjinal La Joven Cuba’nın kurucusu Guiteras, mücadelesi için asla yabancı yardımına ihtiyaç duymadı; asla da kabul etmezdi.

Gramsci, hegemonya mücadelesinin yalnızca parlamentolarda ya da fabrikalarda değil; okullarda, gazetelerde, üniversitelerde, tiyatrolarda verildiğinde ısrar ediyordu. Bugün ise buna sosyal medya, podcast’ler ve dijital medya da eklenebilir. Sürekli kuşatma altındaki Küba’nın bu alanlarda tarafsız kalma lüksü yoktur. Hele ki, Rafael Correa’nın dediği gibi, “basın özgürlüğü matbaanın sahibinin iradesinden ibaret”ken. Ve bu durumda, matbaanın sahibi Kübalı değildir.

Söz konusu olan ne akademik bir tartışmadır ne de ideolojik hassasiyetler arasında postmodern bir sohbet. Söz konusu olan, ablukaya alınmış, saldırıya uğramış ve kriminalize edilmiş bir ülkenin siyasi egemenliğini, sosyal modelini ve tarihsel meşruiyetini savunma kapasitesidir. Bu bağlamda, devrim ile onun dışarıdan finanse edilen düşmanlarını aynı düzleme yerleştirmeyi amaçlayan her alan, gerçek bir diyalog değil; liberal uzlaşıya doğru sağduyu eksenini kaydırmak için özenle kurgulanmış bir gösteri, bir semiyotik tuzaktır.

Böylesi programlara katılmak konuşmaktan ibaret değildir; Devrim’in ahlaki değerleri ve tarihselliğinden yoksun bir şekilde birçok olasılıktan yalnızca biriymiş gibi sunulduğu yeni bir senaryonun üretilmesine katkıda bulunmaktır. Ve tehlike tam da buradadır.

Bugün Küba Devrimi’ni savunmak, yalnızca ekonomik saldırılara direnmek değil, aynı zamanda dönemin işaretlerini net biçimde okuyabilmek demektir. Kültürel savaşta biçimler önemlidir: mekân, dil, muhatap, finansman. Mesele tartışmayı reddetmek değil, zemini hediye etmemektir. Mesele sansür değil, maskeyi düşürmektir. Ve mesele dürüstlükle katılanı hedef almak değil, hasmın kendini ılımlı kılıfına bürünmesine imkân veren yapıyı ifşa etmektir.

Sosyalist projenin savunusu zeka, incelik ve cesaret ister. Ve ayrıca unutmamak gerekir ki, siyasette de tıpkı dramaturjide olduğu gibi, sahne asla tarafsız değildir. Bazen, iyi oynanmış tirad bile yanlış oyunu meşrulaştırabilir.

Kimi zaman katılmak, diyalog kurmak değil, meşrulaştırmaktır. Ve düşmanı kendi sahasında, kendi kurallarıyla meşrulaştırmak; halkların bilincine yönelik uzun soluklu bir savaşta cephe kaybetmek demektir.


Yayınlandığı yer: Cubadebate
Yayınlandığı tarih: 4 Ağustos 2025
Yazar: Carlos Gonzalez Penalva
Çeviri: Can Seven

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.