Sayfa yolu
Enver Gökçe Şiir Ödülü vesilesi ile Mehmet Barış ile memlekete ve şiirine dair
Yayın Tarihi: 29.10.2023 , 10:49 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Türkiye'de politik şiirin sürekliliğini inşa edenlerden biri şair Mehmet Barış. Geçtiğimiz günlerde Enver Gökçe Toplumcu Gerçekçi Şiir Ödülleri'nde birinciliği Mustafa Seyfi'nin Günah Çıkarma adlı şiir kitabıyla paylaşan Mehmet Barış'ın şiirleri okuru mücadeleye ve umuda davet ediyor.
Enver Gökçe Toplumcu Gerçekçi Şiir Ödülü alan şiir kitabı Dil Sürgünü, Şubat 2022’de okuru ile buluştu. Şairin daha önce yayımlanmış, Ferhat da Gelsin, Yaprağın Ardı Kiraz, Hem Eylül Hem Deniz, Eylülertesi kitapları da mevcut. Ancak genç okurlar, şairi son çeyrekte yayımlanan Sınıfın Camından ve Dil Sürgünü kitaplarıyla tanıyor daha çok. Daha önce yayımlanan kitapları için ise sahaf ziyaretleri ve tanıdıkların kitaplıkları keyifli bir mesai konusu.
"Beni sorarsan yetmişi devirdim
Sakın duymasın, bunu bilmiyor yüreğim"
Döküle Saçıla şiirinde böyle diyor şair. Cumhuriyetin 100. yılında bir cumhuriyet fotoğrafıdır Mehmet Barış'ın şairliği ve öğretmen kimliği. Dağların koyağında bir memlekette, Amasya'da Öğretmen Okulu öğrenciliği ile başlar eğitimciliğe attığı ilk adımlar. Kral Kayalıkları'nın yanı başında aldığı eğitim belki de kendisinin krallara ve saraylara kafa tutan bir kaleme sahip olmasına vesile oldu. Bunu bilemiyoruz.
Eğitimciliğe giden yolculuğu Aşkale'yi geçer geçmez, Erzurum'un düzlüğünde devam eder. Palandöken'den soğuk ve uğultulu fırtınalar inerken Erzurum'un sokaklarına Gürcü Kapı'da ve İstasyon'da hem şair hem de genç bir öğretmendir artık Mehmet Barış. Ondan sonrası bilindik bir öğretmen hikayesi aslında. Okul okul memleket ve insan öyküleriyle dolan bir heybesi olur şairin.
'Cumhuriyet kolları kırık bir İyon yontusudur şimdi'
Cumhuriyete, memlekete, ülkenin içinden geçtiği onlarca hikayeye tanıklıktır bir yanıyla Mehmet Barış'ın şiirleri. Enver Gökçe Toplumcu Gerçekçi Şiir Ödülü alan Mehmet Barış ile aldığı ödülün de vesilesiyle şiiri, memleketin ahvalini, aldığı ödülü ve mücadeleci yanını soL okurları için konuştuk.
Önce eğitim sürecinizden başlayalım dilerseniz. Hem aldığınız eğitim hem de verdikleriniz... Bunun şiirinizdeki yeri nedir? Matematik öğretmeni oluşunuzu da hesaba katarsak bunun şiirinize verdiği şekli biraz anlatır mısınız?
Biz çok şanslı öğrencilerdik sevgili Özkan. Köy Enstitülerine yetişememiştik, ama oralarda yetişen öğretmenlerin öğrencisi olduk. Öğretmenlerimizin hemen hepsi güler yüzlüydü ve hepsi anne sütü gibi besleyici bir Türkçe ile konuşurdu. Hepimizin kişisel gelişimleriyle ayrı ayrı ilgilenirlerdi.
Oldukça zengin bir okul kitaplığımızın yanında sınıf kitaplıklarımız vardı. Dilediğimiz kitapları ve yazın dergilerini oradan alır, okurduk. Okuma alışkanlığını öğretmen okulunda edindim ben.
Öğretmenim Talip Apaydın’dan çok iyi bir müzik eğitimi aldığımı düşünüyorum.
Talip Apaydın'dan eğitim almak kulağa çok keyfili geliyor.
Evet. (Gülümsüyor bir yandan) Hepimizin bir mandolini vardı. Türkülerimizin notalarını deşifre edebiliyor ve mandolinle çalabiliyorduk. Matematik derslerinde karşılaştığımız teoremleri, bağıntıları ve formülleri sınıfta yeniden ve yeniden üretiyorduk. Problemlerin farklı çözüm yollarını karşılaştırıyor ve en ekonomik çözümü tartışıyorduk. Düşünmenin ve keşfetmenin doyumsuz lezzetini o derslerde tattık.
Her sınıfın bir duvar gazetesi olurdu. Yazdığımız kısa öyküleri ve şiirleri orada paylaşırdık. Öğretmenlerimiz yazdıklarımızı okur ve bizi yüreklendirirlerdi. Yaz kurslarında köy okullarının bakım ve onarımını yapar, akşama doğru köylüler için okul bahçesinde bir eser sahnelerdik.
Matematik ile şiirin birbirini besleyen zihin etkinlikleri olduğunu o yıllarda fark ettim. İkisi de başlangıç için biraz düş gücü ve soyutlama yapabilme becerisi istiyordu. İkisi de bu becerilerimizi geliştirerek bizi besliyordu. İkisinin de kendine özgü yalın bir dili vardı . Matematikçinin kendinden önce üretilenleri özümsediğini ve o yapının üzerine taş koymaya çalışarak ilerlediğini; şairin ise geleneği özümsedikten sonra o yapıyı yıkmaya çalıştığını fark ettim. Matematikçinin gözü gökyüzünde, şairin gözü derinlerdeydi. Şair hep kazıyor ve orada ben’i buluyordu. Bazıları bununla yetinmiyor kazma işlemine devam ediyordu. Aradıkları ben’in altında yatan biz’di. Bulanlar parça bütün diyalektiğini kavrıyordu. Bununla da yetinmiyor; felsefenin, sosyolojinin ve tarihin tanıklığına başvuruyorlardı. O güzel şiirler böyle üretiliyordu.
Şiir hep vardı yani hayatınızın içinde?
Benim için önce şiir vardı. Sevdiğim şiirleri yazdığım defterlerim vardı. Dişim kamaşırdı şiirden. Matematik öğrenirken keşfetmenin lezzetini almıştım. Öğretirken de yönlendirici sorular sorarak öğrencilerimin o lezzeti tatmalarını istedim. Matematiği öğretirken şiirin sözcük seçiminde istediği özenden ve sözcüklerin çağrışım gücünden yararlanma becerisinden güç aldım. Öğretmenlik yaşamımda şiir işçiliğinin bana kazandırdığı titizliğin büyük payı olduğunu düşünüyorum. Şiir yazarken de matematiğin kazandırdığı sadelik, yalınlık ve iç disiplin bana yardımcı oldu.
Sosyoloji, felsefe, tarih okumaları ve Parti’min bana kazandırdıklarıyla büyünün sözünden sözün büyüsüne evrilen şiirin o büyük yolculuğunu gördüm. Şimdi hayata hangi pencereden bakmam gerektiğini biliyorum. Bu bilgi benim şiirimin şahdamarıdır.
Bugün şiir okurundan çok şair olduğuna dair bir yorum var. Katılıyor musunuz buna?
Bugün şiir okurundan çok şair olduğuna dair söylentiye kısmen katılırım. Bunda bir sakınca da görmem. Sanırım bu her zaman böyle oldu. Şiir yazmayı denemeyen var mıdır? Böyle bir çaba en azından zararsızdır. Edebiyatın diğer dallarında önemli ürünler veren yazarlarımızın hemen hepsi işe şiir yazmakla başlamışlar daha sonra kendi yataklarında akmışlardır. Öğretmenim Talip Apaydın’ın dergi sayfalarında yitip giden onca güzel şiiri var. O şiirlerden sonra gelmiştir o güzelim romanlar. Keşke o şiirleri derleyip gün ışığına çıkaran araştırmacılarımız olsa.
Yine hemen aklıma geliverenler arasında Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Hüseyin Başaran, Kemal Bayram Çukurkavaklı, Arif Aslan, Nebi Dadaloğlu ve daha onlarcası yazmaya şiirle başlamış, bazıları edebiyatın diğer dallarında güzel ürünler vermiş diğerleri saman alevi gibi sönüp gitmiştir.
Şiirleriniz okuru mücadeleye çağırıyor. Memlekete ve emeğe sahip çıkmaya davet ediyor. Ancak bunu yaparken estetik içerikleri üretmenin mümkün olmadığı söylenir daha çok. Sizce de öyle mi?
Onu diyenler Nâzım Hikmet’i okusun. Ahmed Arif’i, Enver Gökçe’yi, Arif Damar’ı, Ömer Faruk Toprak’ı, Rıfat Ilgaz’ı, Ceyhun Atuf Kansu’yu, Şükran Kurdakul’u, Hasan Hüseyin Korkmazgil’i , Neruda’yı, Ritsos’u, Aragon’u okusun.
Şiirleriniz okurda Nâzım'ı ya da Ahmed Arif'i okurken zihinde bıraktığı duyguları anımsatıyor. Enver Gökçe ödülü de aslında bir yanıyla bunu diyor değil mi? Ödülün gerekçesi şiirlerin toplumcu gerçekçi olması. Sizce sizin dizelerinizi Nâzım'dan, Ahmed Arif'ten ayıran şeyler nedir?
Ben Parti’li bir Komünistim. Sınıfın şiirini söylemeye çalışıyorum. Nâzım Hikmet, Enver Gökçe, Ahmed Arif de sınıfın şiirini söyledi. Aramızdaki benzerlik sadece budur. Onlar şiirimizin dağları, nehirleridir. Ben olsa olsa bir küçük tepe, bir ince dereyim. Hepsi bu.
Enver Gökçe şiir ödülü sizin için ne anlam ifade ediyor. Genel olarak edebiyat ödülleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kırk kuşağının has şairi Enver Gökçe Şiir Ödülü benim için onurlu bir rozettir. Kalan yolumu bu ödülün sorumluluğu ile yürüyeceğim. Şiirimi yine üçgen gövdeli sözcüklerle söyleyeceğim.
Bu kahrolası soygun düzeni her şeyi kirletip çürüttü. Edebiyat ödülleri de bu kirlenmeden nasibini aldı. Adam kayırmalar, ayak oyunları, entrikalar… Az sayıda da olsa seçiciler kurulunda güvenilir insanların bulunduğu ödüller de var. Bunlar para dağıtmıyor. Enver Gökçe Toplumcu Gerçekçi Şiir Ödülü de böyle bir ödül. Aksi olsaydı zaten katılmazdım. Ben bu tür ödüllerden hep uzak durdum. Şimdiye kadar üç yarışmaya katıldım. Birincisi 1979 yılında Yaba Halk Ödülü idi. Jüride Hasan Hüseyin Korkmazgil vardı. Orada birincilik ödülü verilmedi. İkincilik ödülü de bana verildi. İkincisini şimdi anımsamıyorum. Ödül alamadım. Üçüncüsü bu ödül oldu. Bu ödüle de sevgili öğretmenim Süleyman Sırrı’ nın ısrarıyla katıldım.
Katıldım, çünkü Enver Gökçe bizimdi.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
.jpg)
