Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Omuz vermeye gelen şiirler: Mehmet Barış ve Dil Sürgünü

Sosyalist bir şairin, bir öğretmenin on yedi yaşından yetmişine kadar damıttığı ne varsa okuruna incelikle, sevgiyle sunduğu bir kitap Dil Sürgünü.

Emre Falay

Yayın Tarihi: 12.06.2022 , 11:13 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Mehmet Barış’ın Dil Sürgünü isimli şiir kitabı Şubat 2022’de okuru ile buluştu. Sosyalist bir şairin, bir öğretmenin on yedi yaşından yetmişine kadar damıttığı ne varsa okuruna incelikle, sevgiyle sunduğu bir kitap Dil Sürgünü. Önemli bir ayırt ediciliği var fakat: Bunu dünde değil bugünde durarak, yarını kurmanın bugünün meselesi olduğunu bilerek,
gözünü yarına dikerek, bu kuruluşta safını bilerek ve kendini kolektifin içinde eritmekten hiç sakınmadan yapıyor. Her bir dizesi omuz veren, omuz vermeye davet eden birer sıra neferi Dil Sürgünü’nün.

Bu tavır kitapta elbette karşıtı ile birlikte var. Bir sıra neferi olmaktan imtina edene, yolun dışına düşenlere ağıt yakmıyor, onlarla hesaplaşıyor şair: 

Onu tanıyamazsın, nasıl değişti 
görsen, bir kibir abidesi 
Deniz sanıyor kendini
oysa çürümüş ot kokuyor suları 
çöm çöm balık büyütüyor içinde 
(Döküle Saçıla, s.8)

Dikenden gül devşirmenin mümkünlüğüne işaretle (Üzünç, s.36), çürüyenin neden çürüdüğünü de anlatarak yapıyor bunu. Bugünün sanatçısının umutsuzluğuna, karamsarlığına ve hatta bunun sonucu olan uzlaşmacılığının köklerine işaret edercesine: 

Kaosun rahminde gelişen o müthiş düzeni göremiyorsun
Miyopsun! İşte ondan
çürüten sınıfın
el yazısına “yazgı” diyorsun
(Tanı, s.46)


“Yazgı”ya kapılıp geride kalmayanın, mücadelede ısrarcı olanların durduğu yeri, yürüdüğü yolu, vardığı ve varacağı menzili olumlamaktan, ona hakkını vermekten de geri durmuyor:

Köpürterek sularını özgüveninle 
yatağını oya oya geldin bugüne
Bir derin, bir duru, bir mavi yine
akıyorsun bizimle aynı denize
(Eski Bir Dost İçin, s.9)

Dil Sürgünü’nü okurken Nâzım Hikmet’in Yürümek şiiri geliyor akla ister istemez. Yürümeyenlerin arkada bırakıldığı, dost omuzbaşlarının yanında, yürekten, gülerekten bir yolculuk bu. Mehmet Barış bu yürekli ve gülümseyen yolculuğu boş bir umutla gerçekleştirmiyor elbette. Yolculuğun gereksinimlerinin de tarihsel sorumluluğunun da
farkında. Çocukların yüzüne nasıl bakılır yoksa?


"Can erikler yesin diye çocuklar
dişleri kamaşsın diye yine tarihin
ekmek için, gül için,
hürriyet günleri için...
Bize yeni bir zafer gerek"
(Bize Yeni Bir Zafer Gerek, s.19)

Peki nasıl yürünecek zafere giden yol? Yazının başlarında alıntıladığım “miyop”luktan kurtularak önce. Zafer için tarih bilinci gerek. Bilmeliyiz: İçinde yaşadığımız bu büyük eşitsizlik doğanın kanunu değil:

Eşitlik evrenimizdi
alıçlar ahlatlar ve ballı incirler bizimdi
Türkülerle ekip biçerdik toprağımızı
türküler ve toprak hepimizindi
(Komün, s.20)


Bilmeliyiz ki kanıksamayalım ve bu bilgi tarihin akabileceği yönü göstersin bize:

Yatağını oya oya
denize akıyor ırmaklar
Irmaklar,
toprağın şahdamarları
(Dem, s.47)


Bildiğimiz bir şey daha var fakat. O da tarihin hürriyete doğru bu akışının kendiliğinden gerçekleşmeyeceği. Mehmet Barış pek çok aydının, şairin yaptığının aksine lafı hiç dolandırmadan, kendini hiç sakınmadan, “Hâlâ ünlüyorum adını” (Hâlâ O Eski, s.24) diyerek partiyi gösteriyor.

Serçelerin sevinci, çiçeklenen ağaçların erinciyle
Var böyle bir parti! ger gibi Vlademir İlyiç Ulyanov
Bir adım daha, bir adım daha ileri!
(Bir Adım Daha İleri, s.62)


Şairin henüz on yedi yaşında demiryolu işçilerinden, ateşçi Arap Raşit, emekli İsmet Amca, cer atölyesinden İlyas Amca ve “en iyi o korurdu emaneti / Babamdan önce ona söylemiştim / sevdiğim kızın ismini” (Zeki Amca, s.76) diye anlattığı ambar memuru Zeki Amca’dan devraldığı bayraktır bu. Parti sürekliliktir. Yetmiş yaşında, kimi zaman “Çamlık - Selçuk yolunda bir yorgun lokomotif” (Aritmi, s.29) gibi atsa da mesele bu sürekliliğin yürek atışını hep duymakta, bu yürek atışını hızlandırmaktan kaçınmamakta, bu yürüyüşten sakınmamakta, yürüyenlerin arasında basit bir adım ve onlarla bir olmaktan onur duyabilmektedir. Öyle ki, şiir de şair de unutulabilir bir gün:

Emeğin türküsünün söylendiği gün yakın şiirlerimi
O gün
gözleri nisan mavisi, yanağı ağustos çilli
günlerin şiirini söylesin yoldaşlar
(O Gün, s.35)

Mehmet Barış, o güne varmak için şiiri ve yaşamı bir kılarak, ustası Nâzım Hikmet’in yaptığı gibi kendini “nida ve sual işaretlerinden” kurtararak safını belirliyor:

Keçeyi sudan çıkaran yobaz
kılıç gösteriyorsa bize
“yetmiş” anlamsız bir sayıdır
Köpüklü atlar için
nal dövmeye geldim
(Omuz Vermeye Geldim, s.10)

Kitabı ve bu yazıyı okuyanlara sesleniyor:

Omuz Ver

Bir düğmeni daha çöz
Eylül dolsun göğsüne
Toprağına sıkı bas
şiirinin izi kalsın
Islığını akort et
Gülcan’ın şarkısına
Unutma! Çağıracağız seni
Ekim’in türküsüne hazırla gövdeni

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.