Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Entegrasyon, asimilasyon, paranoya: Çin'in 'etnik birlik ve ilerlemeyi teşvik' yasası neyi öngörüyor?

Çin Halk Cumhuriyeti’nde 12 Mart 2026 tarihli Ulusal Halk Kongresi oturumunda karar altına alınan ve 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giren Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası, içeriği ve kapsamı nedeniyle önümüzdeki ayların tartışılan başlıklarından olmayı sürdürecek.

Yasanın kabul edildiği Ulusal Halk Kongresi'ne etnik kıyafetiyle katılan bir delege elinde ilgili kongreye ilişkin belgeleri tutuyor.

Ayhan Keser

Yayın Tarihi: 02.08.2026 , 00:13

56 etnik gruptan oluşan 1,4 milyarı aşkın nüfusu ve 22 (nasıl çözüleceği tartışmalı Tayvan’ı da sayarsak 23) eyalet, 4 doğrudan yönetilen belediye, 5 özerk bölge ve 2 özel idari bölgeden oluşan idari örgütlenmesi ile Çin’in birliği konusu her zaman önem taşıdı. 

1949’daki Çin Devrimi’nden sonra Çan Kay Şek’in Tayvan’a kaçmasıyla şiddetlenen adanın idari olarak anakaraya bağlanması sorunu ve “tek ülke, iki sistem” ilkesi ile kapsanan özel idari bölgeler Hong Kong ile Makao dışında, Çin’deki devlet örgütlenmesi ve idari yapılanmanın bir başka kritik alanı etnik grupların ülkenin bölünmesine yol açmayacak şekilde konumlandırılması oldu.

Yeni yasa da bu meselelere güncel müdahalelerin bir parçası sayılabilir ancak yasanın detaylarından önce birkaç kavramsal not düşmek gerekiyor.

Ulus mu etnisite mi?

Yasanın adının tam çevirisi “Çin Halk Cumhuriyeti Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası”. Ancak burada geçen etnik kelimesi biraz üzerinde durulmayı hak ediyor. Çünkü  yasanın adında ve metninde defalarca geçen 民族(Mínzú) sözcüğü hem ulus anlamına geliyor hem de etnik grup. Örneğin 56民族 (56Mínzú) Çin’de yasal olarak kayıt altına alınan 56 etnik grubu temsil ediyorken 中华民族 (Zhōnghuá Mínzú )tek tek bu azınlıkların ötesinde Çin ulusu anlamına geliyor. 

Yasa tartışılıyorken de, ağırlıklı olarak, Anayasa metninde kendini çok uluslu bir üniter devlet olarak tanımlayan Çin Halk Cumhuriyeti’nin, farklı etnik grupları asimile ederek Han etnisitesi etrafında bir “etnik birlik” inşa etmeye yöneldiği iddia ediliyor. 民族(Mínzú) sözcüğünün ikili anlamı da bu tartışmanın takip edilmesinde dahi çeşitli güçlüklere yol açıyor.

Ancak “etnik grup” için 族群(Zúqún) gibi çok daha yetkin bir karşılık bulunsa da buradaki problem bir çeviri hatası ya da kavramsal belirsizlikten değil tarihsel ve siyasi koşullardan kaynaklanıyor. 

'Bölünme nasıl engellenecek?'

1912’de Çin Cumhuriyeti ilan edildiğinde burjuva devrimcileri Çin İmparatorluğu sınırlarını da devralmış oldular. Oysa bu coğrafyanın bazı bölümlerinde bazı etnik gruplar yoğunlaşmış ve son hanedan Mançular döneminde çeşitli etnik hakları da kullanır duruma gelmişlerdi. 

Bu nedenle genç Çin Cumhuriyeti açısından yanıtlanması gereken en kritik sorulardan biri bölünmenin nasıl engelleneceğiydi. 

Buna buldukları çözüm “Beş millet, tek devlet” oldu: Han, Mançu, Moğol, Tibetli ve Hui (Uygur) milletleri birleşip Çin Cumhuriyeti’ni oluşturacak ve bölünme engellenecekti.  

Çin Halk Devrimi sonrasında 1953 nüfus sayımında mensubu olunan etnik grupların beyanına dayanan yüzlerce etnik grupluk ilk adımın ardından başlayan çalışmalar, 1979 yılında 56. etnik grubun da tescillenmesi ile tamamlandı ve 56Mínzú tanımına ulaşıldı.

1984 yılında ise Çin Halk Cumhuriyeti Bölgesel Etnik Özerklik Yasası kabul edildi. Bu yasa temel olarak 5 özerk bölgeye dönük hazırlandı ve etnik grupların özerkliklerinin ve bundan kaynaklanan haklarının tespit, tescil ve korunması amacını güdüyordu ve hâlâ yürürlükten kalkmadı.

1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren Çin Halk Cumhuriyeti Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası ise sadece özerk bölgelerle değil ülkenin “bütünü” ile ilgili bir yasa olarak kaleme alındı. İki yasa birlikte incelendiğinde birbiri ile çelişen yanlar barındırsa da 1984 yasası etnik azınlıkları korumaya odaklanıyorken 2026 yasası bu etnik grupların ortak bir ulus inşası sürecinin parçası kılınması hedefine göre tasarlanmış. 

Çin halkından Çin ulusuna

Yeni yasaya dair kavramsal tartışmalarda farklı etnisiteleri kapsayan Çin halkı ifadesi yerine Han etnisitesi kökenli bir ulus inşası süreci olarak değerlendirilen Çin ulusu ifadesinin öne çıkarılması da yer alıyor. 

1984 tarihli yasada sadece 1 kere geçen 中华民族 (Zhōnghuá Mínzú ) yani Çin ulusu ifadesi, yeni yasada tam 88 kere geçiyor. Etnik göndermelerden uzak ve çok daha kapsayıcı bir ifade olan 中国人民 (Zhōngguó Rénmín) yani Çin halkı ifadesi ise yeni yasada sadece 3 kez yer alıyor. 

Dolayısıyla yeni yasa bazı eski tartışmaları tekrar gündeme sokuyor. 

Zhōnghuá Mínzú ifadesi ilk kez 1902 yılında kullanıldı ve o tarihten itibaren işlevi hep sorgulandı. Çinli düşünürler arasında sözcüğün ulus anlamına vurgu yapıp destekleyenler olduğu gibi barındırdığı etnik çağrışımlar nedeniyle ülkenin parçalanmasını isteyen emperyalistlerin bu kavramı istismar ederek Çin halkını ideolojik olarak manipüle ettiğini ve asla kullanılmaması gerektiğini söyleyenler de oldu. 

Yeni yasa uygulanıp sonuçları gözlemlendikçe Zhōnghuá Mínzú kavramının yerine neyin getirilmesi gerektiği, ulusal ile etnik olanı aynı sözcükle karşılamanın güçlüklerinin nasıl aşılacağı ve bölünme dinamiklerini dürtmeden birlikte yaşamanın kuramsal çerçevesi tartışılmaya devam edecek.

Yeni yasanın farkı ne?

2026 yasasının 1984 yasasından en önemli farkına yukarıda değinmiş olduk. Eski yasa özerk bölgelerin haklarını korumaya odaklıyken yeni yasa ülkenin bütününde bir ulus inşasına yani entegrasyona odaklanıyor.

Eski yasaya göre eğitim, anadil kullanımı, yerel özerklik ve bundan kaynaklanan pek çok idari tasarruf yönetmelik ve tebliğlerle yürütülüyorken yeni yasa bu noktaları yasal hükme bağlıyor.

Yeni yasa basın kuruluşlarına ortak ulusal kimliğin inşasına aktif katılım görevi tanımlıyor.

Eski yasa anadilleri koruma altına alırken yeni yasa ortak dili koruma altına alıyor.

Ortak dilin korunma altına alınması ne demek?

Özerk bölgelerin dillerine gelmeden önce bu soruyu yanıtlamak gerekiyor. 

Çincede 7 tane ana lehçe bulunuyor. Bu lehçeler aynı yazıyı kullanıyorlar ancak farklı şekilde okuyorlar ve bu nedenle farklı lehçelere sahip Çinliler yazılı olarak anlaşabilseler de sözlü iletişimde anlaşamayabiliyorlar. Tıpkı 3 rakamını gördüğümüzde ne kastettiğini anlasak da biri bize “three” dediğinde eğer İngilizce bilmiyorsak 3 demek istediğini anlayamamamız gibi… 

Bu nedenle bizim Mandarin Çincesi olarak bildiğimiz Çinceye Pǔtōnghuà yani ortak dil denir. Bu ortak dil diğer lehçelerin konuşulduğu yerlerde de bilinir. Örneğin Şanghay’da konuşulan dil, bu 7 ana lehçeden Wu lehçesinin alt lehçelerinden biri olan Şanghaycadır ve sadece Şanghayca bilen bir Şanghaylı ile Pǔtōnghuà (Mandarin) bilen biri yazılı olarak anlaşabilseler de sözlü olarak asla anlaşamazlar. 

Şanghay örneği meselenin düşük nüfuslu ve az gelişmiş topluluklarla ilgili olmadığının iyi bir örneği ama bu durum ülkenin kuzeyi hariç neredeyse her yerinde geçerli. Bu sorunu aşmak için Çin devlet kanalında ve pek çok Çinli YouTube kanalında Çince altyazı yerleştirilir ki izleyen kişi konuşulanı anlayamıyorsa yazılandan anlayabilsin.

Elbette ortak dil denen Pǔtōnghuà konuşmayı öğrenmek Çinlilerin ülkenin bütünü ile sağlıklı bir etkileşime girmeleri ve resmi işlerle ilgili sorun yaşamamaları için önemli olduğundan Pǔtōnghuà eğitimi de çok önemsenir. 

Yasada belirtilen “ortak dilin koruma altına alınması” veya yaygınlaştırılmasının bir ayağı bununla ilgili.

Yeni yasa eğitim ve dilde ne getiriyor?

Ancak elbette yeni yasa ile getirilen bazı kurallar yerel dillerin kullanımını eskiye göre sınırlandırıyor görünüyor.

Örneğin 1984 tarihli yasa imkân ve ihtiyaç olan durumlarda anadilde eğitim verilebileceğini kayıt altına almış ve bu konudaki düzenlemeleri özerk idarelere bırakmıştı. 
2026 tarihli yasada ise okul öncesi dahil eğitimin tüm aşamalarının Pǔtōnghuà (ortak dil) ile verilmesinin zorunlu olduğunu ancak ihtiyaç halinde seçmeli derslerde anadil öğretiminin garanti altına alınacağını söylüyor. 

Tıpkı Şanghaylıların Şanghayca öğrenip konuşabilmesi gibi Uygur, Moğol ya da Tibetlilerin de kendi dillerini kolaylıkla öğrenebileceklerini düşünebiliriz çünkü ortada bu dillere dönük bir yasaklama bulunmuyor. Ancak yine de hiçbir seçmeli dersin insanın kendi anadilinde eğitim almasının insani ve bilimsel değerine denk olmadığını biliyoruz.

Yeni yasaya göre resmi evrakların hepsinin dili Pǔtōnghuà (ortak dil) olmalıdır. Bu evrakların herhangi bir nedenle yerel dilde hazırlanması gerekiyorsa Pǔtōnghuà (ortak dil) da eklenerek çift dilli hazırlanacak.

Resmi kurumlar, sosyal gruplar veya diğer kuruluşlar çift dilli yayınlar hazırlarlarsa sayfa tasarımının Pǔtōnghuà (ortak dil) öne çıkarılacak şekilde yapılandırılması da bu yasa ile kararlaştırıldı.

Eleştiriler ne diyor?

Yasaya dönük temel eleştiri asimilasyon endişesine dayanıyor. Uygurlar başta olmak üzere özerk bölge diasporalarının, çeşitli emperyalist devlet veya kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin iddiası, bu yasanın Han etnik grubunun kültürünü merkeze alan bir Çin ulusu tasavvurunu hayata geçirerek farklı kültürleri yok etme hedefi taşıdığı yönünde.

Yasada devletin azınlık dillerinin korunması, geliştirilmesi, öğrenilmesi, standartlaştırılması ve dijitalize edilmesi için gerekli tüm tedbirleri alacağı vurgulansa da ülkedeki eğitim müfredatının geleneksel tarihi ve kültürel değerleri aşılayarak Çin ulus bilinci oluşturmaya hizmet edecek şekilde yapılandırılması eleştirileri şiddetlendiriyor.

'Dış müdahale'ye karşı 'dışarıya müdahale'

Yasanın belki de en radikal yanı, yasa uyarınca suç sayılan eylemlerin ülke dışında hayata geçmesini de kendi sorumluluk alanına dahil etmesi. 

Yasanın 63. maddesi “Çin Halk Cumhuriyeti’nin [anakara] toprakları dışında bulunan ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni hedef alan, etnik birliği ve ilerlemeyi zedeleyen ya da etnik bölünmeye yol açan eylemlerde bulunan kuruluşlar ve kişiler, yasalar uyarınca hukuki sorumluluğa tabi tutulacaktır” diyor.

Bu madde bir yandan Uygur ve Tibet örnekleri gibi Çin dışında ayrılıkçı faaliyet yürütenleri hedef alırken bir yandan da Tayvan’a da sopa sallamış oluyor. 

Çin Halk Cumhuriyeti açısından Tayvan Çin’in bir parçası ve ÇKP ulusal birleşmenin sağlanması gerektiğini dile getiriyor. Bu tartışmada kullanılan dilde de “anakara” tabiri Tayvan adası ile farka işaret etmek için tercih ediliyor. 

63. maddede “anakara toprakları dışı” diye tanımlanan hedef Tayvan. ÇHC bu sayede Tayvan’daki ayrılıkçılığın sesinin yükselmesi durumunda bunu Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası’na aykırı sayıp cezai yaptırım uygulama hakkını ima ediyor.

Çin’in 'parçalanma paranoyası' mı var?

Yasaya dönük eleştirilerdeki son uğrak parçalanma paranoyası ile daha güvenlikçi politikalara yönelindiği şeklinde.

Çin açısından “ayrılıkçılık” affedilmez suçlardan biri. Tarih boyunca yaşadığı tüm yıkımları birliğin sağlanamamasına bağlayan bir kültür açısından çok etkili bir argüman bu. 

Son hanedan Mançular ülkeyi Batılı emperyalistlere karşı savunamamakla suçlandılar.

Kuomintang’ın en büyük hatası ülke Japon istilası altındayken birleşmek yerine komünistleri katletme hedefiyle hareket etmesiydi. 

Yakın tarihten bu örnekler akıllardayken Çin yönetimi doğal olarak “ayrılıkçılığı” bir güvenlik tehdidi olarak en üste yazdı. 

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne giden yolu açan da Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Çin’e komşu ülkelerdeki dinci örgütlenmelerin ayrılıkçı girişimlerine karşı önlemler oldu. Şanghay Beşlisi Çin ve batıdaki 4 komşusundan oluşuyordu.

Çin de mi 'iç cepheyi sağlamlaştırıyor'?

Yasaya dair ortaya atılan entegrasyon, asimilasyon ve paranoya gibi iddiaları yalnız Çin’in içine bakarak değerlendirmenin doğru olmadığı açık.

Yasayı savunan ya da eleştiren yorumların hepsinin farklı zeminlere yaslanmaya çalıştığı söylenebilir ancak aynı zamanda üç kuruşluk doğrudan beş kuruşluk çarpıtmalar çıkarıldığını da görmek mümkün. 

Çin hükümetinin ABD ve NATO’nun saldırgan adımlarına karşı tedbir almaya çalışmadığını düşünen yoktur herhalde. Bu açıdan zaman zaman önemli toplumsal çalkantılara yol açmış etnik gerilimlerin kaşınabileceğini tahmin etmek de zor değildir.

Bu açıdan yasanın Çin’deki etnik grupların birlikte inşa edeceği bir kültüre işaret ederken aslında kendi “iç cephe”sini sağlamlaştırmaya odaklandığını söyleyebiliriz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.