Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Engin Solakoğlu yorumladı: Büyükelçiler krizi danışıklı dövüş mü?

Emekli diplomat Solakoğlu 'İktidar çok sıkıştığı bir dönemde, ne kadar toz duman çıkarırsa o zaman halkın geçim sıkıntısına, emekçilerin sorunlarına dikkatin yönelmesini engellemiş oluyor' dedi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 29.10.2021 , 10:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Emekli Diplomat ve TKP Danışma Kurulu üyesi Engin Solakoğlu, soL TV'de dün Gökhan Kazbek'in konuğuydu.

Solakoğlu 10 büyükelçinin bildirisi ve ardından yaşanan diplomatik krizin sonuçlanma şekli, meclisten geçen son tezkere ve Türkiye-AB ilişkileri gibi konular hakkında yorumlarda bulundu.

Büyükelçilikler ve Erdoğan’ın açıklamaları arasındaki ‘zıtlıklar’ göz önünde bulunduğunda bunun oy kaybetmeye devam eden AKP’yle Batı arasında bir danışıklı dövüşük olup olmadığı sorulan Solakoğlu, şöyle cevap verdi:

“Diplomaside insan düşündüğü zaman tesadüflere yer olmadığını aklına getiriyor. Ama bir yandan da diplomasinin öngörülemeyen şeyler üzerine döndüğünü de hatırlamak lazım. Özellikle söz konusu olan AKP Genel Başkanı’nın yönettiği bir ülke olunca, orada önceden bir şey hazırlamak ve önceden hazırlanmış senaryoyu takip etmenin çok kolay olmayacağı kanısındayım.”

'Dikkatle hazırlanmış bir senaryo olması gerçekçi değil'

Özellikle bu işin içine 10 tane ülkenin dahil olması ve her zaman Türkiye’nin muhatap olmadığı Yeni Zelanda’nın da dahil olmasının, bu olayların daha ziyade AKP Genel Başkanı’nın bir ‘öfke nöbeti’ sonucu geliştiğini gösterdiğini belirten Solakoğlu, “daha sonra da çok değişik ve katmanlı mekanizmaların devreye girip bu kriz dediğimiz şeyi çözmeye çalıştıklarını” kaydetti.

Öte yandan “Çözüm diye ifade edilen şey bir çözüm değildi, kriz de aslında bir kriz değildi” diyen Solakoğlu, “Ortadaki bir sorun Türkiye’nin imza attığı bir takım anlaşmalara artık uymaması, öteki sorunsa diğer ülkelerin Türkiye’ye artık bunu yüksek sesle hatırlatma ihtiyacı duyması” dedi.

İki durumun da olağan olmadığını belirten Solakoğlu, “Bunun çok dikkatle hazırlanmış bir senaryo olduğu bana çok inandırıcı gelmiyor” dedi.

“Ben AKP’yle 2020’ye kadar, iktidarda bulunduğu 18 yıl boyunca çalıştım. Bu kadar ‘planlı’ bir hareketlerine hiç şahit olmadım” diyen emekli diplomat, olayın bir kurgu olma ihtimalinin mümkün olmadığını dile getirdi.

"'Tiz gönderin bunu’ denmesinin bir anlamı olmadığı ortaya çıktı"

Bu krizlerin iki tarafında da ‘fazla zarar görmeyeceği’ şekilde sonuçlandığını belirten Solakoğlu, “Ama hiç kuşkusuz AKP Genel Başkanı’nın geri adım atmasıyla sonuçlandı” diye ekledi.

Durumu başka türlü sunmamın elbette mümkün olduğunu söyleyen Solakoğlu, “Bizim bakmamız gereken şu; 10 büyükelçi nerede? Ankara’da. Dolayısıyla ‘tiz gönderin bunu’ denmesinin bir anlamı olmadığı ortaya çıktı” dedi.

'''Benim iç işlerime karışamazsın’ demenin hiçbir gerçekliliği yok"

Solakoğlu, gelinen noktanın bir başarı çalışması olarak sunulması için büyük çaba harcandığını sözlerine ekledi.

Gökhan Kazbek’in “Bu 10 büyükelçinin sözleri gerçekten Türkiye’nin iç işlerine müdahale midir yoksa Türkiye’nin imza attığı AİHM belgesine uyma çağrısı mıdır?” sorusuna cevapla Solakoğlu, “Bunun Türkiye’nin iç işlerine müdahale olarak değerlendirilebilmesi için bir takım koşullar lâzım, 10 tane büyükelçinin bir araya gelip bulundukları başkentte ortak bir bildiri imzalaması çok rastlanan bir şey değildir. Ben diplomasi mesleğinde bir insan olarak beklerdim ki o ülkelerin Dışişleri Bakanları bir araya gelip ortak bir bildiri imzalar” dedi.

Türkiye’de hukukun olağandışı bir şekilde seyrettiğini belirten Solakoğlu, “Ulusların egemenlik kavramları son 100 yılda çok değişti. Egemenlik iç işleri dediğimiz şeyleri bir takım devletler ittifak anlaşmalarıyla devrettiler. En uç örneği AB. Bir diğer örnekse NATO. Zaten savunma konusunda egemenliğinin bir kısmını devreden bir ülkenin ‘iç işlerine karışma’ vurgusu yapması gülünç oluyor.’ Bunun dışında Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi gibi gerçekten üye devletleri bağlayan ve üstelik kendi anayasasına bile bunu koyduğu bir konuda ‘benim iç işlerime karışamazsın’ demenin hiçbir gerçekliliği yok” dedi.

'Emekçilerin sorunlarına dikkatin yönelmesini engellemiş oluyor'

Ortada büyükelçilerden bir geri adım olup olmadığı sorulduğundaysa emekli diplomat Solakoğlu şöyle konuştu:

“Bildiriden kesinlikle bir geri adım olmadı. Bunu görmemek için büyük çaba harcamak lâzım. AKP da şu an bu çabayı harcıyor. ABD tarafından hazırlanan, muhtemelen bizim bakanlığımızın da hazırlanmasında katkısının olduğu, Türkçesi ve İngilizcesi arasında enteresan bir yorum farklılığına müsait metin birinci fikri veriyor. İkinci fikri verense ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hemen ertesinde yaptığı açıklama, ‘biz hâlâ aynı yerdeyiz’. Üçüncüsü; Viyana Sözleşmesi’nin atıf yapılan maddesi özellikle iç işlerine karışmaktan bahsediyor, ‘bizim yaptığımız iç işlerine karışmak değildir’ demenin başka bir yöntemi yok.”

AKP’nin isteğinin bir geri adım varmış gibi göstermek olduğunu belirten Solakoğlu, “Bana göre AKP iktidarının ilgilendiği de geri adım falan değil, işin göründüğü kısmı, gösterebileceği kısmı. İktidar çok sıkıştığı bir dönemde, ne kadar toz duman çıkarırsa o zaman halkın geçim sıkıntısına, emekçilerin sorunlarına dikkatin yönelmesini engellemiş oluyor” dedi.

'Ne tür bir ödün verildi bunu önümüzdeki günlerde öğreneceğiz'

Solakoğlu şöyle devam etti:

“ABD ve diğer ülkelerin giriştiği bu egzersiz bize bir şey daha gösteriyor; ‘Biz AKP’yi şu an iktidardan göndermek istemiyoruz. Bir avans daha veriyoruz’ diyorlar. Ancak avans verdikçe daha zor duruma sokuyorsunuz karşıdakini. Asıl kriz olup olmayacağını göreceğimiz yer bu işin özü. Kavala birkaç ay sonra serbest mi bırakılacak, yoksa başka bir formül mü bulunacak? Bunun karşısında ne tür bir ödün verildi bunu önümüzdeki günlerde öğreneceğiz.”

Ancak kuşkusuz bir şekilde verilen tavizin Türkiye halkının sırtından verilmiş olduğunu belirten Solakoğlu “bu hükümetin başımızda kalması her gün Türk halkı için büyük bir fedakârlık anlamına geliyor” dedi.

'TRT dizilerine ilâve bölüm çekmiş gibiler'

Son kriz sırasında büyükelçilere yönelik yandaş basında yer alan ‘hikâyeleri’ de yorumlayan Solakoğlu, “Bu Payitaht dizisi çekiyor ya TRT, halkın paralarını savurarak uydurdukları tarih dizileri var. Bu da biraz onlara benziyor, ona ilave bir bölüm çekmiş gibiler. Ben geçenlerde başka bir yerde daha söyledim, Abdülhamit bir elçi tokatlıyor, bunlar da birkaç hafta sonra bir elçi tokatlamaya kalkıyorlar” dedi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nın CNN’deki konuşmalarına yönelikse Solakoğlu, “Sayın Bakan’ın söyledikleriyse hakikaten bir kavgaya girip orada dayak yedikten sonra kahveye girip orada başka bir hikâye anlatan adamın yaptıklarına benziyor” dedi.

AKP’nin buradan kesinlikle somut bir başarı elde etmediğini kaydeden Solakoğlu, sadece ‘hasarın azaltıldığını’ söyledi.

Tezkere-Seçim ilişkisi

Meclis'ten geçen tezkereye yönelik Gökhan Kazbek’in “neden iki sene süre biçildi” sorusunu cevaplayan Solakoğlu, şöyle konuştu:

“Gerçekten ilgi çekici bir tercih iki sene. Bu iki sene askeri bir tercih mi oldu yoksa siyasi rejimin ihtiyaçlarıyla mı ilgili? Bakın takvime ekleyince 24 ayı bizi aşağı yukarı 2023 Kasım’ına götürüyor. Bir de bir seçimin yapılacağı söyleniyor, yani ben ona çok ihtimal vermiyorum da, Haziran ayında seçimin olmasını var sayalım, öyle olunca seçim tarihini de geçiyor. Yeni gelecek yönetimi de bağlayacağı görülüyor.

Herkesin birazcık orada kafası karışıyor, ‘Neden iki yıl?’ diye. Birincisi bu rejimin niteliği itibariyle parlamentoyu çok fazla çalıştırmayıp da durumu çok fazla tartıştırmamak amaç olabilir ama benim görebildiğim hedef şu, mutlaka iletişim başkanlığından, oradan buradan bir tane cin fikirli çıkmıştır, şunu demiştir, ‘bizim tabanımızda çok fazla kırılma var, bürokratlar oraya buraya belge sızdırıyor. Dolayısıyla iktidarda kalacağımıza dair ciddi şüpheler doğmaya başladı. Biz her vesileyle iktidarda kalacağımızı vurgulamalıyız, bu iki yıl daha buradayız demek için çok güzel bir yol olur’...

Diyelim ki 2022 sonunda bir seçim yapıldı, ve diyelim ki başka birisi cumhurbaşkanı oldu. Biliyorsunuz tezkere Cumhurbaşkanı’na yetki veriyor. O da dedi ki ‘yapmıyorum’. Yani elinizde bir şey yok, tezkere olması illa onu yapacağınız anlamına gelmez.”

AB ilişkileri ve 'işgalci' nitelendirmesi

Kazbek’in AB’nin geçtiğimiz günlerde yayınladığı raporda hem Türkiye’ye “işgalci” demesi hem de göçmen politikası dolayısıyla övmesi hakkında sorduğu soruya Engin Solakoğlu şöyle cevap verdi:

“Türkiye’nin AB üyeliği gündemde olduğu zaman bile AB’nin ülkeye karşı ‘yapıcı belirsizlik’ dediği bir politikası vardı. AB kararlarına bakarsanız, hepsinde Türkiye’nin sonucu ne olursa olursa olsun AB kurumlarına ‘demirlik alması’ vardır. Burada birkaç tane öneri var, göçmen konusu bir tanesi. Avrupa’ya göçünse iki tane güzergahı var, birincisi Kuzey Afrika, diğeri Türkiye. AB Türkiye’yle ilgili politikalarını belirlerken iki şeye bakıyor; Birincisi göç konusu, ikincisiyse Türkiye’nin gümrük birliği içindeki varlığı ve ülkenin ucuz üretim üssü olarak AB sanayisi bakımından taşıdığı ağırlık.

Bu zaman zaman gözardı ediliyor ama Çerkezköy’de Bulgaristan sınırında Türkiye müthiş üretim yapıyor, grevsiz yapıyor, gerekirse Türk işçisi yetmezse göçmenlerle yapıyor, parça üretimi yapıp AB’ye yolluyor, oradan gelenler birleştirilip geri yollanıyor. Bu müthiş bir ticarettir.

Türkiye’nin sınayi kapasitesi ve yakınlık avantajı, biliyorsunuz karbon izi vs. gibi yeni kriterler göz önünde bulununca Türkiye vazgeçilmez hâle geliyor. Unutmayalım ki AKP Genel Başkanı övünüyor ‘Türkiye’de grev yok’ diye. Bu koşulları sağlayacak olan iktidar yapısına 4 değil 8 milyar avro da verir. AB’nin Türkiye’ye bakışı budur: Sınır kapısında beklemek ve ucuz emek kaynağı.”

Gündem: Büyükelçiler Krizi danışıklı dövüş mü? Irak - Suriye Tezkeresi ve perde arkası...

soL TV'de yayınlanan programın tamamını buradan izleyebilirsiniz...

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.