Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Emperyalizmin ‘Gerici Türkiye’ projesinin çalışkan müstahdemi olarak bir yazarın portresi: Şule Yüksel Şenler

“Şenler’in yaşamının, yazarlığının ve faaliyetlerinin merkez sağ siyaset iktidarlarının bir izdüşümü olduğunu görüyoruz. Bu da çok şey söylüyor.”

Nagihan Çakır

Yayın Tarihi: 31.08.2025 , 00:40 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in geçtiğimiz günlerde, ismiyle müsemma türbanın “Şulebaş”ın Anadolu’da yaygınlaşmasının müsebbiblerinden, edebiyatta 1960’ların sonundan başlayıp ‘80’lerde zirvesini gören “hidayet romanı” türünün kadın öncülerinden gerici ve yazar Şule Yüksel Şenler’i X platformu üzerinden, “‘Ey kendini insan bilen insan, kendini oku!’ çağrısıyla gönüllere dokunan, kalemiyle iz bırakan, fikirleriyle yol gösteren ve mücadelesiyle nesillere örnek olan Şule Yüksel Şenler’i vefatının yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyorum” sözleriyle anması epey tepki topladı. Vesileyle yeniden gündem olan, Erdoğan’ın övgülerine mazhar bu isim (öyle ki adına kız öğrenci yurtları yapılmış, 15 Temmuz Millet Bahçesi içinde Şule Yüksel Şenler Hanımlar Konağı ismiyle bir yapı bile bulunuyor), yakın sayılabilecek bir zamanda hayatını kaybetmesiyle de aslında dönem dönem gündemi meşgul ediyor.

Anlatılan Şule Yüksel Şenler 

Şenler ailesi aslen Kıbrıslı, Şule Yüksel Şenler ise 1938’de Kayseri’de dünyaya geliyor. TRT Avaz’ın Türk Dünyasında Kadın programında kendisiyle yapılan söyleşide Sümerbank Kayseri bez fabrikasında çalışan “öylesine modern zihniyetli” bir babayla “makyajlı, şapkalı, manikürlü, pedikürlü, çok modern bir hanım” olan anneyle, “balolara, çaylara, makbul olan eğlencelere iştirak eden, modern ama mazbut görüşlü bir aile”de büyüdüğünü anlatıyor Şenler. Bu anlatıma göre, aileyi hidayete kavuşturan kişi, Şenler’in abisi Üzeyir (hidayete ermeden önce Özer) Şenler. Düşünce dünyası hâlihazırda Peyami Safa, Nihal Atsız gibi isimlerle şekillenmekte olan Şule, o sıralar Risale-i Nur sohbetlerine giden abisi vasıtasıyla kadın sohbetlerine katılmaya, orada toplanan geleneksel biçimde bağlanmış başörtülü kadınlara, yine kendi ifadesiyle, “kıpkırmızı ojeli, upuzun tırnaklarıyla” ayetler okumaya başlar. Sohbetlere gide gele çok etkilenen, içinde ezelden beri var olduğunu söylediği boşluğun dolduğunu ifade ederek başörtüsü takma kararı alan Şule, terziliğinin de yardımıyla kendi başörtüsünü tasarlar; artık sohbetlere Şulebaş olarak anılacak ve siyaset sahnesine çıkacak olan türbanıyla gitmektedir.  

Anlatılmayan Şule Yüksel Şenler: Her merkez sağ iktidarında var, Rotraud Scheer dostluğu, Anadolu gezileri…

Fakat Şule Yüksel Şenler’in ve takipçisi olan hidayet romanı yazarlarının, romanlarında “karşısına çıkan ilk müslümana sırf karşısına çıktığı ve var olduğu için hayran olup ani bir aydınlanma ve cezbeye gelişle oracıkta şahadet getirerek müslüman olan karakter” biçiminde formülize edebileceğimiz, bozuk plak gibi her kitapta izlediği olay örgüsüne benzeyen bu öyküyü burada durduralım ve başka “ayrıntı”lara bakalım. Şenler’in hikâyesiyle iktidara gelen merkez sağ partiler arasında bazı paralellikler göreceğiz.

Şenler, ‘60’larda Müslüman Olan Alman Hanımı Cemile Alkonavi altbaşlığıyla Hidayet kitabını Seher Yayınları’ndan yayımlar. Kapağında sadece gözleri görünen çarşaflı bir kadının yer aldığı ilk baskıdan bir süre sonra, Nur Yayınları’ndan yapılan yeni baskıda kapak değişir, Şulebaş’la arzıendam eden, yüzü açık, genç bir kadın vardır: Alman Rotraud Scheer. Bu kadına ve Alkonavi soyismine yakından bakalım.

“Yalvarırım Maha...” dedi. “Müslüman nasıl olunur, Müslüman olmam için ne yapmam lâzım? Bana öğretin. Hemen, şimdi Müslüman olmak istiyorum ben. 

Bizi dinsiz imansız Allah’sız kitapsız yetiştirenler kahrolsunlar! Artık onlara inanmıyorum. Allah’ın varlığına ve birliğine inanıyor ve Müslüman olmak istiyorum.

Beş dakika sonra ezberlediği mübarek kelimeler ağzından dökülürken üçü de ağlıyorlardı. Maria’nın titrek ve heyecanlı sesi ulvî dalgalar halinde odaya yayılmaktaydı: Eşhedü en lâ ilâhe illallah Ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlüh.”

Aynı örgüyü takip eden birçok öykünün olduğu kitapta bir öykü vardır ki, Doğu Almanya’da, anne babasına ve sosyalizme rağmen “hidayete eren” Maria’nın Cemile’ye dönüşme hikâyesini anlatır ve bu hikâye, aslında Scheer’in hikâyesidir. Alıntıdaki “maha” ise Bediüzzaman Said Nursi’nin öğrencilerinden, “ani bir kararla” Konya’dan Berlin’e yerleşen Muhsin Alev’dir. Berlin’de Abdul-Muhsin Alkonavi adını alır, soyadı Konya’dan geliyor.

1

Kurtuluş mücadelesinin zorlama İslami parodisi: Anadolu’da devlet destekli örtünme toplantıları 

Şenler’in türbanına modellik de yapan Scheer hakkında bilgi bulmak pek mümkün değil. Bu bilgi kıtlığı başlı başına bir şeyler söylüyor olsa da iz sürmeye devam edelim. Alev’in Almanya’ya hikmetinden sual olunmaz yerleşimi, Scheer ile hikmetinden sual olunmaz tanışması ve Scheer müslüman olduktan sonra evlenmeleri, Türkiye’ye hikmetinden sual olunmaz gelişi, Şenler’le hikmetinden sual olunmaz tanışmaları ve peşi sıra gelen “Müslüman Kadının Yükümlülükleri” başlıklı Anadolu gezileri… Bol hikmetli bu hikâyenin Anadolu gezisi bölümü, Samsun’da başlatılan Kurtuluş Mücadelesi’nin kötü ve gerici bir kopyası gibidir: Örtünme temalı toplantılar Samsun’da başlar, Bandırma, Kayseri, Sivas ve pek çok şehirle devam eder.

Meşaleyi “naçizane” ateşleyenlerin rolünün azaltılıp, Anadolu’yu karış karış saran kendiliğinden bir hareketmiş gibi anlatılan bu toplantıların nasıl gerçekleştiğini Araştırmacı-Yazar Cengiz Özakıncı’nın Youtube’dan erişilebilecek program kayıtlarında ya da kitaplarından öğrenebiliyoruz: köy meydanlarında tüm gün cami hoparlörlerinden yapılan anonslar, devlet çağırıyor diye mecburen belediye binalarında toplanan kadınlar…  

Bu noktada, Milli Görüş geleneğinden gelen ve Milli Gazete’de yazan Şenler’in Yelpaze, Kadın, Yeni İstanbul, Kanlı Pazar’ın kışkırtıcılarından Mehmet Şevket Eygi’nin Yeni İstiklal’i, Hür Söz, Babıali, Seher Vakti, Zaman gibi gazetelerde yazarlık serüveni, ilkgençlik yıllarında Adalet Partisi’ne katılıp Gençlik Kolları ve Edebiyat ve Kültür Kolları Başkanlığı yapması, AKP’yle yakınlığı (Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Erdoğan’ı kendisinin tanıştırdığı anlatılır), ikinci evliliğiyle beraber İsmailağa Cemaati’yle temas ederek Fatih’e yerleşip Milli Gazete’de yazmayı bırakması ve çarşaf giymeye başlamasındaki kronolojiyi izlediğimizde, Şenler’in yaşamının, yazarlığının ve faaliyetlerinin merkez sağ siyaset iktidarlarının bir izdüşümü olduğunu görüyoruz. Bu da çok şey söylüyor.

İslam insanını yaratmak: Hidayet romanları

Gelelim “hidayet romanı” türüne… Şenler’in öncülleri, çağdaşları ya da açtığı yoldan ilerleyen Hekimoğlu İsmail, Şerife Katırcıoğlu, Hüseyin Karatay, Ahmet Günbay Yıldız, Sevim Asımgil, Emine Şenlikoğlu gibi yazarlar salt roman yazarları değil. Hidayet, Huzur Sokağı, İmamın Manken Kızı, Bir Deliyle Evlendim, Çiçekler Susayınca… Bu romanlar ve bir tür olarak hidayet romanı da salt roman ve edebiyat türlerinden bir tür değil.

İslamcılık’ın Türkiye’de Cumhuriyet’le birlikte bir ölçüde kırılan toplumsal etkisinin, Sovyetler’in var olduğu ve bir kutbu temsil ettiği konjonktürde, emperyalizmin ve yerli sermaye sınıfının güncel çıkarları doğrultusunda tamir edilmesi gerekti. Demokrat Parti iktidarıyla imam hatiplerin açılması ve Türkiye’nin 1952’de NATO’ya girmesi gibi gelişmelerle ’60-‘70’lerde pıtrak gibi çoğalarak gençliği hedef alan İslamcı dergilerde tefrika hâlde basılmak suretiyle popülerleşen bu tür, ekseriyetle seküler yaşam tarzına sahip, içindeki manevi boşluğu bir türlü dolduramayan kadın karakterlerin Müslüman bir erkeğe duydukları romantik hislerle Allah’a ulaşmasını anlatır. Yaygınlaşan İslamcı ideolojiyi yansıttıkları gibi, İslamcı ideolojiyi yaygınlaştırmanın, “İslam insanı”nı yaratmanın ve örgütlemenin de aracı olurlar.

1
Hidayet romanları ya da daha geniş tabirle İslamcı popüler edebiyat, İkinci Dünya Savaşı ile Sovyetlerin çözülüşü arasındaki süreçte, Türkiye’nin NATO üyesi olmasıyla da paralel biçimde, siyasal islamın dış politikasının izdüşümü, misyonerlik faaliyetinin âdeta bir kolu hâline gelir. Türkiye’de yükselen sınıf mücadelesi ve bunun eksiğiyle gediğiyle edebiyata yansıması olan köy edebiyatının karşısına mevzi olarak dikilir. Muhafazakâr genç kadınlar için “İslami romans/aşk romanı/Jane Austen” biçiminde işlevlenerek cemaat yaratan, örgütleyici bir işlev üstlenir. Tüm bunlar kesinlikle ayrı bir yazıda geniş biçimde tartışılmayı hak ediyor ve tartışacağız da.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, onun siyasetinin de mensup olduğu geniş yelpazenin tüm öğelerinin Şule Yüksel Şenler’i anmasında şaşılacak bir şey yok. Uluslararası ve yerli sermaye düzeninin devamı için, o düzenin ihtiyaç duyduğu “türde” gericiliğin ileri karakolu olarak hareket etmiş bu kadın, kesinlikle çalışkan bir öğrenci. Asıl mesele, belleği bu ve benzerleriyle kirlenmiş olanların, bilhassa kadınların, vereceği örgütlü mücadele ve bu mücadelenin doğrultusu.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.