Breadcrumb
Emilio Lozada García'yla söyleşi: 'Küba'da asla şok terapisi olmayacak, bu darboğaz aşılacak'
Yayın Tarihi: 22.12.2025 , 00:15
Küba, zor bir dönemden geçiyor.
ABD ablukası, tarihinin en boğucu döneminde. Trump, askeri adımlar dahil olmak üzere Latin Amerika'daki tüm direnci kırmaya çalışıyor. Yaptırımlar ve küresel krizler, ekonomisi dış ticarete bağımlı Küba'yı çok zor bir duruma sürükledi.
Böyle bir dönemde, Küba Komünist Partisi Merkez Komite Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Emilio Lozada García'yla konuştuk. Lozada, Aralık ayında geniş bir Küba heyetiyle birlikte Türkiye'de kimi temaslarda bulundu hem de José Martí Küba Dostluk Derneği'nin düzenlediği dayanışma etkinliğine katıldı.
Dünyayı, Trump yönetimini, Latin Amerika'daki vaziyeti masaya yatırdık. Daha çok da Küba konuştuk. Lozada, Küba'nın içinden geçtiği darboğazın neden kaynaklandığını ve nasıl bunu aşmaya çabaladıklarını anlattı.
Trump adı verilen fenomenle başlamak isterim. Karmaşık bir fenomen bu, uluslararası alanda tüm uluslar açısından büyük önem taşıyor, biz Küba’yı ilgilendiren yönüyle konuşmaya başlayabiliriz. Trump’ın ABD’deki ilk başkanlık döneminde, Küba’ya karşı 243 yeni yaptırım uyguladığını biliyoruz. Ardından, neredeyse hiçbir şeyi değiştirmeyen Biden dönemi geldi. Peki, şimdi Trump'ın ikinci döneminde, özellikle abluka açısından ABD'nin Küba politikası nasıl ilerliyor?
Öncelikle, Trump'ın bu ikinci dönemi, abluka politikasını şiddetlendirmeyi sürdüreceğinin altını çiziyor. Başkan olarak göreve geldikten sadece 8 saat sonra, Trump, Küba'yı “terörizmi desteklediği iddia edilen devletler listesi”ne yeniden dahil etti. Biden, çok geç kalmış şekilde, kendi döneminin bitmesine sadece 5 gün kala Küba'yı listeden çıkarmıştı.
Listeye yeniden eklenmemizden bu yana, abluka tedbirlerinin sürekli olarak şiddetlenmesi süreci yaşandı. Helms-Burton Yasası’nın üçüncü maddesi yeniden yürürlüğe kondu [Küba’da devrim öncesi mülkü bulunanlara, şimdi bu mülkü kullanan üçüncü taraflara ABD mahkemelerinde dava açma hakkı tanıyan madde—Y.G.]. Ayrıca, Küba kuruluşlarının, Hazine Bakanlığı'nın kısıtlı kuruluşlar listesine dahil edilmesi de yeniden başlatıldı.
Kısacası, Amerika Birleşik Devletleri'nin Küba'ya yönelik ekonomik, ticari ve finansal ablukasında daha önce benzeri görülmemiş bir şiddetlenmeye işaret eden bir dizi tedbir kabul edildi.
Bir yandan bu adımlar atılırken, diğer yandan Küba'yı itibarsızlaştırmak, Küba'da kaos yaratmaya çalışmak ve dördüncü nesil bir savaş sürdürmek için güçlü bir kampanya yürütülüyor ["Dördüncü nesil savaş", savaşla politika, siville askeri arasındaki ayrımın giderek silikleştiği, geleneksel olmayan yöntemlere sıkça başvurulan asimetrik savaşlara verilen isim—Y.G.]. Nedir bunun karakteristikleri? Bir yanda, ülkeyi ekonomik olarak boğmaya çalışan benzeri görülmemiş bir abluka var. Diğer yanda Küba'yı itibarsızlaştırmaya ve özellikle ülkede bir rejim değişikliğini teşvik etmeye çalışan, medya üzerinden sürdürülen bir yalan bombardımanı söz konusu. Kanımca, bu yıl Amerika Birleşik Devletleri dış politikasının temel özelliği budur.
Şu analize katılıp katılmayacağınızı merak ediyorum. Bana kalırsa Küba'nın bu saçma listeye dahil edilmesinden sonra uluslararası alanda yeterince güçlü bir tepki verilememiş olması, ve sadece listeye eklenme değil, aynı zamanda on yıllardır süren bu insanlık dışı ablukayı herkes karşı olmasına rağmen dünyanın sonlandıramamış olması, şu anda Karayipler'de ABD’nin yaptıklarını, özellikle Venezuela'ya yapılanları kolaylaştırdı. Örneğin Venezuela devletinin, “Güneşler Karteli” gibi fantastik bir mafya yapılanması olduğu iddia edilebildi. Eğer böyleyse, ne insani etik değerleri ne de uluslararası hukuku tanıyan bu saldırganlığa karşı koyabilmek için, 60 yıldan uzun süredir bu saldırılara maruz kalan Küba halkının mücadelesinin örnek alınması gerekiyor galiba.
Tamamen doğru. Trump, Latin Amerika'ya karşı Monroe Doktrini'ni, yani Amerika kıtasının ABD’ye ait olduğu konseptini uyguluyor. Ve gerçekte var olmayan “Güneşler Karteli” gibi tamamen hayali, tamamen kurgusal yapılar oluşturuyor. Latin Amerika'ya daha derinlemesine müdahale etmek, son 20 yılda Latin Amerika ve Karayipler’de kendisini gösteren değişimi alaşağı etmek, bir kenara bırakmak için yapıyor bunu.
Bu değişimin bir parçası, 11 yıl önce Havana'daki Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) zirvesinde, Latin Amerika ve Karayipler'i bir “barış bölgesi” ilan etme bildirisi de vardı.
ABD, Latin Amerika'ya kalıcı müdahalesini bir şekilde haklı çıkarmak için gerçek olmayan senaryolar yaratıyor. Şu anda namlunun ucundaki ülke Venezuela, ama yarın Küba, daha sonra da Nikaragua olabilir. Kısacası, bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin Latin Amerika'daki hegemonyasını güçlendirme çabası. Bu, niyeti de açıkça ortaya konulmuş olarak [Monroe Doktrini’nin kabul edildiği] 1823 yılına bir geri dönüştür.

İyi ama, dünya 1823 yılında değil. O zamandan beri ABD yalnızca kıtayı değil, hemen tüm dünyayı kontrol eden bir imparatorluğa dönüşme deneyimi yaşadı. Bizim cephedeyse bir direnme deneyimi var ve bu anlamda, özellikle Kübalıların gösterdiği direnç var. Küba halkının deneyimi açısından bu emperyalist saldırıya nasıl direnmek gerekir?
Direnişin temel kavramı tek bir kelimeye dayanmalıdır: birlik. Ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini korumak için birlik. Birlik olmadan bağımsızlık ve egemenlik mümkün değildir. Küba halkı bunca yıl boyunca, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir ablukaya destansı bir şekilde direnmiş ve tam da bu sayede gerçekten bağımsız, gerçekten egemen bir süreci ileriye taşımıştır.
Devrimin zaferinin 65. yıldönümünde Raúl'ün gözümüzün bebeği gibi korumamız gereken şey olarak tanımladığı şeye, yani birliğe borçluyuz bunu… Küba devrimini buraya kadar getirmeyi bilmiş bir parti etrafında tüm devrimcilerin birliğine, tüm halkın birliğine…
Bence o direniş konseptinin, o kavramın temel anahtarı budur. Küba'nın birçok sektörde yaşadığı büyük zorluklara rağmen, Küba halkı direnmiştir ve imparatorluğun her bir saldırısıyla büyük bir güçle yüzleşmiştir. İnanın bana, bu yıl bu saldırılar neredeyse günlük, yalanlarla, asılsız iddialarla, sosyal medyada kaos yaratmaya çalışarak, Küba'da silahlı bir ayaklanma olmasını sağlamaya çalışarak gerçekleşiyor.
Kısacası, ancak birlikten hareketle mücadele edilebilir ve bence Küba devriminin ana mirası budur: tüm devrimcilerin birliği, bağımsız ve egemen bir proje etrafındaki tüm bir halkın birliği, başından beri toplumun temel değerlerini savunan bir parti etrafındaki birlik. Dolayısıyla, bence bu miras sadece Küba için değil, her bir toplum için, her bir sol proje içindir. Birlik olmadan hiçbir proje mümkün değildir.
Yakın zamanda [Küba merkezli uluslararası haber ajansı] Prensa Latina'dan gazeteci arkadaşlarla sohbet ettik. O sohbette de sizin de değindiğiniz, sosyal medyadaki bu propaganda konusu gündemdeydi. Kübalı meslektaşlarımız, Küba karşıtı sosyal medya kampanyası ağının üç ülkede İspanya, Arjantin ve ABD’de ofisleri olduğunu, bunların işbölümü halinde 24 saat boyunca yeni dijital teknolojileri kullanarak gözetleme ve propaganda faaliyetini sürdürdüğünü, bununla baş etmenin zor bir uğraş olduğunu anlattılar. Bu bakımdan, Fidel'in özellikle 2000'lerden itibaren altını ısrarla çizdiği "fikirler savaşı" cephesinde konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? Şu yüzden soruyorum: Trump'la birlikte, gerçeğin ne olduğunu geçtim, söylediklerinin gerçeklik algısı yaratıp yaratmamasını dahi kimi zaman önemsemeyen bir tarz yerleşmiş durumda ABD'de. Hiç utanmadan yalan söylüyorlar, söyledikleri an hem kendileri hem muhatapları bunun yalan olduğunu biliyor, umursamıyorlar. Nasıl etkiliyor bu durum Küba'danın yürüttüğü fikir savaşını?
Başlangıçta söylediğim gibi, dördüncü nesil bir savaşın içindeyiz. Bu savaş, tam olarak yalanlar yaratmaya, bunları temellendirmeye çalışmaya, sosyal ağları kullanmaya, tüm bu yalanları yaymaya, toplumlarda, ülkelerde kaos yaratmaya dayanıyor. Devamlı bunu yapıyorlar. Venezuela'da yapılıyor, Meksika'da yapılıyor, ilerici süreçleri durdurmak, halkların yararına olan dönüşümleri durdurmak amaçlanıyor.
Üstelik, sadece bu dördüncü nesil savaşla değil, aynı zamanda ABD'de tahta oturmuş ve Avrupa, Latin Amerika ve Karayipler'deki belirli ülkelerde de yayılmakta ve güçlenmekte olan faşist bir ideolojiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla, mücadele zor, ama vermek zorundayız. Ve bunu kendi gerçeğimizden yola çıkarak yapmalıyız, onların karalama, itibar suikastları için kullanmaya çalıştıkları aynı mecralarda kendi gerçeğimizi yayarak.
Maduro'yu şeytanlaştırmaya çalışıyorlar, Başkan Díaz-Canel'i şeytanlaştırmaya çalışıyorlar, şimdi de son zamanlarda Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'u şeytanlaştırmaya çalışıyorlar. Kuzey Amerika İmparatorluğu'nun ideolojisine, bizzat Donald Trump'ın ideolojisine karşı çıkan tüm ülkelerde aynısı görülüyor. Tekrarlıyorum, şu anda tüm Latin Amerika ve Karayipler'de, Hitler'in zamanında Avrupa'daki gibi faşist bir varlıkla karşı karşıyayız. Yani, bunlar dikkate alınması gereken iki paralel durum. 2017'den sonra ABD'de Trump'ın varlığıyla yaşananlar, 1933'ten sonra Hitler'in varlığıyla Avrupa'nın yaşadığının aynısıdır.
Evet, bunlar çok benzer ideolojiler. Bunları incelemek ve her şeyden önce, Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı sırasında karşılaştığı boyutlarda bir soykırımı önlemek için onlarla yüzleşmek gerekiyor. Ve bizim görevimiz, soL gibi, Prensa Latina gibi medya organlarının görevi bununla çok ilgili: Bu senaryoların her biriyle akıllıca yüzleşmek ve özellikle son 8 veya 10 yılda Latin Amerika'da ve dünyanın geri kalanında yaşananları yerli yerine oturtmak. Çünkü Avrupa'da da faşist güçler var, bizzat Avrupa Birliği içinde bile bu nitelikte hükümetler var. Durumu yakından takip etmek ve en önemlisi akıllıca mücadele etmek gerekiyor.

Şimdi biraz daha Küba'ya odaklanalım. Sanıyorum ablukanın politikasının kesintisiz sürekliliğine rağmen özellikle 2010'ların ilk yarısında, Küba'nın çok güçlü bir ekonomik büyüme yaşadığını, Küba halkı arasındaki hissiyatın da çok iyi olduğunu söyleyebiliriz. ABD'deki özellikle iş çevrelerinde, bu abluka politikasının işe yaramadığı yönündeki tartışma güçlenmişti. Fakat sonrasında önce Trump'ın gelişi, ardından pandemi ve Küba'yı çok etkileyen küresel kriz yaşandı. Ve şimdi abluka, altmış yılı aşkın tarihinin belki de ağır, en sert konumunda. Ülkede durum nedir? Şu açıdan da önemli: Küba, sadece bölgenin değil, dünyanın diğer ülkeleriyle karşılaştırıldığında, petrol gibi doğal kaynaklara sahip olmaması anlamında ekonomik bir kırılganlığa sahip. Ve bu nedenle, Devrim, özellikle Fidel'in yaklaşımıyla eskiden beri insani kaynakları geliştirme politikasına sahip oldu. Ancak bugün abluka, bu temel tüketim malzemelerinin tedariğini etkiliyor.
Durum çok karmaşık, ama çok karmaşık olsa da bir çıkış yolu var. Yani, mümkün olan en kısa sürede bir çözüm bulmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ablukanın şiddetlenmesi, ekonominin kilit sektörlerini etkiledi. Ablukadan en fazla etkilenen altı temel alan var.
Birincisi, turizm... Küba ekonomisinin lokomotifi. Abluka yaptırımları, 2018'de 4 milyon 700 bin ziyaretçiden, 2024'te fiilen 2 milyon 200 bin ziyaretçiye dramatik bir düşüşe neden oldu ve bu yıl düşüş daha da fazla olabilir. Küba'nın "terörizmi destekleyen devletler" listesine dahil edilmesiyle, özellikle büyük bir potansiyele sahip olan Avrupa'dan gelen turizmin bundan etkilendi. Küba'ya seyahat eden bir Avrupalı, ABD'ye vizesiz giriş sağlayan iznini kaybeder ve neredeyse hiçbir zaman verilmeyecek olan vize başvurusunda bulunmak zorunda kalır. Bu yolla, Küba'ya yönelik Avrupa turizmi 2018'deki sayının neredeyse üçte birine düştü. Ayrıca ABD'den Havana'ya yapılan kruvaziyer ziyaretleri de yasaklandı. Bu yolla her yıl neredeyse 700 bin ABD vatandaşı Küba'ya geliyordu. Turizm geliri yarıdan fazla düştü.
İkincisi, tıp hizmetleri ihracatı... Farklı ülkelerde çalışan Kübalı sağlık emekçileri için ABD'nin "insan köleliği, insan ticareti" iddiası ve siyasi baskısı belli sonuçlar veriyor. Bolsonaro'nun Brezilyası gibi birçok hükümet Küba işbirliğinden vazgeçmeye karar verdi.
Üçüncüsü, yurtdışında yaşayan Kübalıların ülkeye yaptığı havaleler. Artık olağan bankacılık kanallarından havale yapılamıyor ve bu ekonomiyi çok etkiliyor. Bugün Küba'ya alışılmışın dışında yollarla giren ve sosyal programlar için kullanılamayan çok para var, haliyle bunun enflasyon üzerinde bir etkisi var.
Dördüncüsü, bankacılık ve finans sektörü... Küba'nın "terörizmi destekleyen devletler" listesine dahil edilmesi, dünyadaki birçok bankanın Küba bankacılığıyla ilişkilerini kesmesine neden oldu. Küba'nın ithalat veya ihracat ödemesi yapması gerektiğinde, yüzlerce bankacılık kanalından geçmesi gerekiyor, bu da komisyonlar ve ticari işlemlerin maliyetinin artması açısından büyük bir fatura demek.
Beşincisi, yabancı yatırım... Temel mesele, Helms-Burton Yasası'nın üçüncü maddesi. Bu madde, ABD'deki gerçek ve tüzel kişilere, diğer ülkelerdeki şirketleri ABD mahkemelerinde dava etme hakkı veriyor. Bu da yatırımcıların Küba'da herhangi bir yatırım yapmadan önce daha fazla düşünmelerine neden oluyor. Nitekim son yıllarda yabancı yatırım yavaşladı.
Sonuncusu da enerji alanı... Küba, petrol ve türevleri gibi doğal kaynakların ithalatına bağımlı. ABD Hazine Bakanlığı'nın Küba'ya yakıt sevkiyatlarını takip etme ve engelleme adımları nedeniyle Küba'nın ithalatı yavaşladı. Yakıt ithal etmek çok ağır bir yüke dönüşüyor. Petrol varil başına 60 dolarsa, Küba'ya neredeyse 80 dolara mal oluyor, yani yüzde 20 ila yüzde 40 daha pahalıya... Bu, bugün Küba ekonomisinin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, ulusal enerji sistemini ve ekonomik gelişimi desteklemek için yakıt eksikliği, petrol eksikliği.
Bugün Küba'nın ana üretim sektörleri yakıt eksikliği, gübre eksikliği nedeniyle düşüşte. Örneğin domuz eti üretimi, 2018'de 200 bin ton iken, bugün bu üretimin yüzde 10'u kadar, 20 bin ton civarında. Pirinç üretimi düştü. Şeker üretimi de aynı şekilde. Ülkenin kapasitesi ortalama 4 milyon ton, ama bu yıl 150 bin tonu bile yakalayamadık. Tüm bunlar enerji alanıyla, yani elektrik üretimi ve yakıt sıkıntısıyla ilgili.
Ancak dediğim gibi, Küba eli kolu bağlı durmuyor, aktif olarak ekonomiyi düzeltmeye çalışıyoruz.

Peki çıkış planı nedir? Şu yüzden de böyle doğrudan soruyorum. Ben ilk kez 2007'de öğrenci olarak Küba'ya gittiğimde toplu ulaşımının durumu çok kötüydü, hatırlarsınız... O zaman Küba Komünist Partisi'nden bir yoldaşla toplantı yaptığımızda bize "Bu sorun çözülecek, göreceksiniz" dedi, hatta tarih verdi, "Mart'ta" dedi, hakikaten de Mart ayında sorun kökten çözüldü. Çünkü Küba merkezi planlamayla yönetilen bir ülke, ayrıca 1990'lardaki "Özel Dönem" denilen ağır krize direnmiş ve atlatmış olmanın deneyimine de sahip, dolayısıyla somut bir plan olduğundan şüphe yok.
Şu anda Küba'da hem parti üyeleri hem de genel olarak halk, bir program üzerinde tartışıyor. Bu programın 10 hedefi var, bunlardan ikisi hayati önemde. Biri, ablukanın şiddetlenmesi nedeniyle şu anda çok kritik bir durumda olan ulusal elektrik ve enerji sistemi. İkincisiyse gıda üretimi. Bu iki başlıkta kısa zamanda sonuç alacağımızdan eminiz. Döviz kuru konusu, finans sektörü konusu dahil olmak üzere dönüşümler olacak. Bunlar kısa vadede nüfusun bir kısmının lehine olmayacak, ancak orta vadede olumlu bir sonuç verecek. Tüm bu program şu an parti birimlerinde, partinin diğer organlarında, hükümette, devlet kurumlarında, iş yerlerinde, mahallelerde tartışılıyor. Bu geniş tartışmayla, planı olabildiğince mükemmelleştirmeye çalışıyoruz.
Sanıyorum Raúl (Castro) yıllar önce dikkat çekmişti: Küba, devrim tarihi boyunca, örneğin Rusya'da veya Çin'de gördüğümüz türden bir "şok dönüşüm", bir şok terapisi hiç uygulamadı. Fidel ve yoldaşları, özellikle halk üzerindeki toplumsal etkileri gözeterek bu yaklaşıma hep mesafeli durdular. Bugün durum ciddi, ancak sizi dinlerken o ilkenin hala devam ettiğini anlıyorum, şok tedbirlerinden kaçınma ve vaziyetin tüm ağırlığına rağmen halk üzerinde en az olumsuz etki yaratacak çıkış yolu bulma arayışı sürüyor. Bu yorum doğru mu?
Tamamen doğru. Küba'da şok terapisi olmayacak. Küba'da neoliberal tedbirler olmayacak. Küba'da benimsenecek tedbirler, halkın geniş mutabakatına sahip olmak zorunda. Uygulamak zorunda olduğumuz ancak pek popüler olmayacak bazı tedbirler var elbette, fakat konsept asla bir şok terapisi olmayacak, konsept asla neoliberalizme bir dönüş veya yöneliş olmayacak.
Çin'de şok terapisi uygulandığı yönündeki görüşe katılmıyorum. Çin'de "Reform ve Dışa Açılma" adı verilen bir politikanın uygulanması söz konusu oldu. Çin tarafı da, tıpkı bizim şu an yapmaya çalıştığımız gibi, herhangi bir ekonomik tedbirin sosyal maliyetini en aza indirmeye çalıştı.
Yani biz, hem Çin'deki reform ve dışa açılma sürecinin hem de Vietnam'daki yenilenme sürecinin (Doi Moi) olumlu sonuçlarını referans alıyoruz. Bunları mekanik bir şekilde uygulamayacağız, olduğu gibi doğrudan alıp uygulamayacağız, ancak onlar için iyi sonuç veren ve bizim de sosyalist bir ülke olarak olumlu baktığımız bazı boyutlar için birer referans teşkil ediyorlar.
Çin'den bahsederken esasen 50'ler ve 60'ları kastetmiştim, ki atıfta bulunduğum örnekte de buna işaret ediliyordu. Peki... Küba üzerine her sohbette olduğu gibi, ara ara Fidel'e değindik. Seneye Fidel'in doğumunun yüzüncü yılı. Planlarınız neler? Çünkü bu sadece Küba için değil, tüm dünya için çok anlamlı bir yıldönümü.
Fidel'in 99. yaşını andığımız 13 Ağustos 2025'ten itibaren aslında yüzüncü yıla girdik. Küllerinin Santa Ifigenia mezarlığındaki kaya parçasına konulmasının 10. yılı olan 4 Aralık 2026'ya kadar sürecek bir kutlama programı halihazırda yürürlükte. Fidel'in hayatındaki her bir dönüm noktasını kutlamak için yoğun bir program var.
Önümüzdeki yıl 13 Ağustos civarında Fidel'in 100. yaşına adanmış bir etkinlik, geniş katılımlı uluslararası bir etkinlik olacak. Dünyanın dört bir yanından dostlarımızın, Fidel Castro gibi sadece Küba'da değil; Latin Amerika'da, Karayipler'de ve dünyada böylesine büyük ve hala varlığını hissettiren bir şahsiyeti anmak isteyen herkesin katılımını bekliyoruz.

Bu sohbeti, İstanbul'da düzenlenecek olan "Küba'yla Dayanışma" etkinliğinden önce yapıyoruz. Türkiye'deki Küba dostlarının faaliyetlerini yakından tanıyorsunuz. Türkiye'deki Küba dostlarına, özellikle bugünlerde nasıl ada halkıyla dayanışma gösterebileceklerine dair ne söylemek istersiniz?
Öncelikle, gösterdikleri daimi dayanışma için Türk kardeşlerimize sonsuz şükranlarımızı sunarız.
Küba devrimine katkıda bulunmaya devam etmenin yolu tam olarak budur: Küba'yla dayanışma göstermekten vazgeçmemek, medyada Küba'ya karşı yürütülen kampanyaları sürekli ifşa etmek, sosyal medyada Küba'yı itibarsızlaştırmaya yönelik tüm girişimlerle savaşmak, Küba karşıtı bir hava yaratmaya çalışan her haberle mücadele etmek... Küba devriminin yalan söylemediğini ve hedeflerinin gayet net olduğunu bilerek bu haberlerin karşısında durmak ve ABD hükümetinin ülkemize karşı yürüttüğü abluka politikasını sürekli olarak ifşa etmek.
Türk kardeşlerimize José Martí Küba Dostluk Derneği'ne, Türkiye Komünist Partisi'ne ileteceğim mesaj budur. Onlar tüm bu yıllar boyunca bizim yanımızda oldular, tüm bu yıllar boyunca mücadele ettiler ve hep dayanışma içinde oldular. Süreceğini biliyoruz ve çok müteşekkiriz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.