Breadcrumb
Ekim Devrimi ve Doğu'nun kadınlarının kurtuluş mücadelesi
Hasibe Çelebi
Yayın Tarihi: 07.11.2021 , 08:12 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
“Proletarya, kadınların tam özgürlüğünü gerçekleştiremediği sürece, kendisi için de tam bir özgürlük kazanamaz."
V. İ. Lenin, 21 Şubat 19201
Ekim Devrimi’nin yıldönümünde; ezilen, sömürülen kadınların kurtuluş mücadelesini ve elde ettikleri yasal, sosyal, politik kazanımların önemini anlamak için 104 yıl öncesine giderek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin doğu ülkelerine bugünden bir pencere açıyoruz.
Çarlık Rusyası'nın doğusuna uzandıkça; monarşinin vergiler ile sömürdüğü, feodal geleneklerin ezdiği, azınlık ulus olmanın ötekileştirdiği, dinci gericiliğin eğitimsiz bıraktığı doğu halklarının, Rusya'nın Avrupa kesiminde yaşayan halklardan daha fazla baskıya, zorbalığa maruz kalıp; sefalete ve cehalete mahkum edildiklerini görürüz.
Bu şartlar altında doğuda insan olarak yaşamak zorken; dinci gericilik ve ataerkil toplum geleneklerinin kıskacı altında kadın olarak varlık sürdürebilmek neredeyse imkansızdı. Çarlık Rusyası'nın doğu ülkelerindeki kadınlar; önce babasının, sonra kocasının, kocasının ölmesi durumunda kocasının ailesinin malı sayılıyordu. Başlık parası karşılığında alınıp satılıyor, çoğu zaman poligami yani çok eşlilik nedeni ile bir erkeğin ikinci ya da üçüncü eşi oluyorlardı. Bu evliliklerde dini nikah geçerliydi. Çocuk yaşta evlendirilen kadınların boşanma hakkı yoktu. Oysa erkeklerin karısından bıkması durumunda üç defa “boş ol" demesi kadını başından atmasına yetiyordu. Erkeğin karısını boşaması durumunda kadınların çocukları üzerinde hiçbir hakkı olmuyor, çocuklar babalarında kalıyordu. Sokağa çıkmaları gereken durumlarda peçe örtmeye ve çarşaf giymeye zorlanan bu kadınlar; tamamen yozlaşmış, ortaçağın bile gerisinde kalmış bu ağır toplumsal şartlarda var olma mücadelesi veriyorlardı.
Şehirlerde bir nevi ev kölesi olan kadınlar, kırsal bölgelerde tarım işçiliği yapıyorlardı. Sabah gün doğumundan gece karanlığına kadar tarlalarda çalışıyorlardı. Nerdeyse bütün ürünler kadınların emeğine dayanıyorken, kadınların bu ürünler üzerinde hiçbir hakkı yoktu. Üretim sonucu elde edilen tüm kazanç erkeklere aitti. Kadınlar maddi olarak tamamen erkeğe bağımlı bir konumdaydılar. Aynı şekilde kadınların miras hakkı da erkeklerden kat be kat azdı. Kadı önünde 2 kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine denk tutuluyordu. İslam dininin etkisi altında doğu ülkelerindeki kadınlar aşağılanmakta, erkeğe göre ikincil bir konumda görülmekte ve her türlü haktan ve özgürlükten yoksun bırakılmaktaydı.
Ekim Devrimi sonrası Bolşevikler tüm ulusların ve ulusal azınlıkların eşitliği ilkesine dayanarak, ayrılıp yeni bir devlet kurma hakkı da dahil olmak üzere eski Çarlık Rusyası'nda yaşayan tüm halklara kendi kaderlerini tayin hakkı tanıdılar. Böylelikle doğu cumhuriyetlerinde kurulan sovyet iktidarları, kendi inisiyatifleri ile SSCB çatısı altında birleşti. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin kurulmasının hemen ardından ulusların hak eşitliğinin gerçek hayatta da karşılığını bulabilmesi için iktisadi, sosyal ve kültürel alanda yeni bir inşa programı uygulamaya konuldu.
Bolşevikler kadının kurtuluş mücadelesine özel bir önem veriyordu. Proletarya diktatörlüğü hükümeti, devrimin hemen ertesinde kadın erkek eşitsizliğini besleyen eski çarlık yasalarını kaldırdı. Kadın ve erkeğe yasal zeminde tam bir eşitlik verildi. Devrimin üstünden henüz dört gün geçmişken kadın emeğinin ve annenin korunmasına ilişkin kararnameyi, aralık ayında ise evlilik ve aile ilişkilerine dair kararname ilan edildi. Üretimde büyük bir güç teşkil eden kadınların işçi hakları da yasal olarak eşitlendi, eşit işe eşit ücret verilmesi zorunlu hale getirildi. Kilise nikahı ve imam nikahı geçersiz kılındı. Ayrıca devrimden önce kıyılmış bu dini nikahların kayıt altına alınarak tanınması sağlandı. Boşanma hakkı tanındı. Evlilik dışı çocukların hakları korunma altına alındı. Babaların, çocukları için boşanmış kadınlara nafaka vermesi ve boşanmış çiftlerin çocuklarının velayetini ortak paylaşması yasalaştı. Kürtaj hakkı tanındı. Kadınlar tarihte ilk kez yasal zeminde bu denli ilerici haklara sahip oluyordu. Sovyetler Birliği’nin ileriki yıllarında bu yasalar daha da genişletiliyor, bireysel ve toplumsal alanın tamamını kapsar hale getiriliyordu.
Tanınan tüm bu yasal haklar sovyetlerin kuruluş aşamasında doğu ülkelerindeki kadınların hayatına etki edememişti. Kadınlar bu hakları kullanmayı bırakın, varlığından bile haberdar değillerdi. Gerici gelenekler ve erkek egemen kültür etkisindeki eski düzen devam ediyordu. Doğu kadınlarının kurtuluşunun sağlanmasındaki en büyük zorluk bu ülkelerde kadın kadrolarının olmamasıydı. Devrimin hemen ertesinde komünist partinin kadınlar arasında çalışma birimi olan jenotyeller kadın çalışmasını örgütlemek üzere bu bölgelere gitti. Bu komünist kadınların yüzlercesinin dinci gericiler ve mollaların kışkırtması nedeniyle katledilmesine rağmen, doğu ülkelerindeki kadın çalışmasına inanç ve özveri ile devam edildi. Çekirdek kurumların oluşturulmasının ardından bölgelerde yapılan gözlemler sonrasında partiye iletilen raporlarda; bölgelerdeki halk gruplarına ulaşabilmek için esnek yöntemler geliştirilmesi, bu halkların gelenek, görenek, adetlerine hassasiyet ile yaklaşılması gerektiği vurgulandı. Doğunun emekçi kadınları arasından çıkan, yerel adetleri, kadınların koşullarını bilen kadınların örgütlenmesine ihtiyaç belirtildi. Haliyle doğuda uygulanan program Sovyetler Birliği’nin Avrupa ayağındaki kadın çalışmasından oldukça farklı ve bölgenin karakterine uygun olarak şekillendi. Bu doğrultuda amacı doğu kadınını peçe ve çarşaftan kurtarmak, eğitip, aydınlatmak olan komünist kadınlar peçe takmak ve çarşaf giymek zorunda bile kaldılar.
Jenotyellerin önlerine koydukları ilk hedef doğunun kadınlarını eğitimi oldu. Eğitim olmadan kadınları iktisadi ve sosyal hayata çekmek, yasal olarak tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanabilmelerini sağlamak mümkün değildi. Bu amaçla danışma toplantıları ve konferanslar düzenlendi. Jenotyeller bölgesel koşullara göre farklı çalışma şekilleri benimsiyordu. Kırsala göre daha gelişmiş olan şehir ve kasabalarda kadın kulüpleri ve Kızıl Köşe denilen kültür alanları oluşturuldu. Kırsalda ve köylerde ise ajitasyon arabaları ile kadınlarla temas kurulmaya çalışılıyordu. Korkan, çekinen kadınların bu kulüplere gelmesini sağlamak için erkeklerin girmesi tamamen yasaklanıyordu. Buna rağmen kadınların bu kulüplere katılımları oldukça zor oluyordu. Yürütülen program dahilinde ilk olarak kadınlara yasal hakları anlatılıyor sonrasında okuma-yazma, çocuk eğitimi ve tıbbi yardım kursları veriliyor, korunma yöntemleri üzerine bilgilendiriliyor, film gösterimleri ve tiyatro gösterileri ile kültürel anlamda yetiştiriliyorlardı. Bir diğer ve önemli gündem de kadınların üretime çekilmesi ve çalışma hayatı içinde yer bulmalarıydı. Bu amaçla kadınlara meslek edindirme kursları veriliyor, ekonomik özgürlüklerini elde ederek bağımsız olmaları, yasal haklarını kullanabilmeleri amaçlanıyordu. Bu aşamalar ile birlikte kadınların örgütlenerek politize edilmesi hedefleniyordu.
Azerbaycan jenotyellerin en etkili sonuç aldığı ülkelerin başında geliyordu. Bakü’de pek çok atölyenin, yetişkin okulunun, kütüphanenin, tiyatronun, yemekhanenin ve bir çocuk yuvasının olduğu büyük bir merkezi kulüp kurulmuştu. Bu kulübün 500 müslüman kadın üyesi vardı. Kadınların kurtuluş mücadelesinde örnek teşkil eden bu kulübün kurulmasının ardından Azerbaycan’daki halk komiserlikleri ciddi bütçeler harcayarak tüm ülkede benzer kulüpler kurdu. Sosyal ve kültürel hayatta yer bulan, çalışma ve siyasi hayata atılan kadınlar artık müslüman doğu ülkelerinde toplumsal bir varlık gösteriyor ve taleplerini yükseltiyordu.
Çağdışı gelenek ve görenekler nedeni ile erkekler ile konuşması, çarşıya pazara gidip alışveriş yapması bile yasak olan kadınlara ulaşmak için geliştirilen sıra dışı yöntemlerden bir diğeri ise “kadın bakkallar"dı. Kadınların güvenini kazanmak için erkeklerin bu bakkallara girmesi tamamen yasaklandı. Kadın bakkalların hepsinin girişinde “Erkekler Giremez" tabelası yer alıyordu. Bu bakkallardaki tezgahtarların, görevlilerin tümü jenotyellerden yani komünist kadınlardan oluşuyordu. Alışverişe gelen kadınlara yasal hakları ile ilgili bilgi veriliyor, hukuk desteği sağlanıyor, tüm sorunlarında dayanışma gösteriliyordu. Bakkalların duvarında bebek ve çocuk bakımı ile ilgili panolar, resimli yazılar asılıyor, bu sayede kadınların bilgilenmesi amaçlanıyordu. Bu yöntemler kullanılarak köylü kadınların kulüplere gelmeleri sağlanıyordu. Kadın kulüpleri aynı zamanda zorla evlendirilmek istenen genç kızların, eşi ya da ailesi tarafından şiddete maruz bırakılan kadınların sığınma eviydi. Boşanma ve özgürce eş seçebilme hakkı tanınan bu kadınlar artık despotluğa boyun eğmiyordu. Kadınların eşitlik ve özgürlüğünün teminatı yasaları ve ihtiyaçlarına cevap veren sosyal kurumları ile proletarya devletinin gücünü her daim yanlarında hisseden doğunun ekmekçi kadınları yüzlerce yıllık uykusundan uyanıyor ve zincirlerini kırıyordu.
Orta Asya ve Kafkas ülkelerinde halı ve kilim dokumacılığı sanatı kadın emeğinin en önemli ürünüydü. Kadın ve genç kızların emeği sonucu ortaya çıkan bu ürünlere babaları ya da kocaları tarafından el konuluyordu. Kadınların emek sömürüsünün sonlandırılması ve toplumsal üretime katılabilmesi amacıyla doğu sovyetlerinde jenotyellerin öncülüğünde halı ve kilim kooperatifleri kuruldu ve tüm emekçi kadınlar bu kooperatiflerin çatısı altında birleştirmeye çalışıldı. İleriki yıllarda bu kooperatifler Türkmen Halı Dokumacılığı Birliği adı altında bir araya getirildi. 1936 yılına gelindiğinde birliğin 30 binden fazla emekçi kadın üyesi vardı.
Bu kooperatifler kadınlar için ayrıca eğitim ve aydınlanma yuvalarıydı. Bünyelerinde okuma yazma grupları, okuma köşeleri, duvar gazeteleri, mesleki danışmanlar, çocuk kreşleri, tıbbi danışma merkezleri gibi kurum ve kültürel faaliyetleri barındırıyorlardı. Kurulan Halı Teknik Okulu'nda yüzlerce kadın eğitim görerek, halı dokumacılığı uzmanları olarak yetiştiriliyordu.
Kadınların emeği üzerinde yükselen fakat emeklerine, üretimlerine el konan bir başka sanayi ise pamuk ve ipek sanayisiydi. Jenotyellerin emekçi kadınlar arasında yürüttüğü ajitasyon kampanyaları sonucunda bu kadınlara üretimin esas unsurunun kendileri olduğu anlatıldı. 13 bin kadınla anlaşma imzalanarak ipek böcekleri kadınlara teslim edildi ve koza satışı bu kadınlarca yapılmaya başlandı. Zaman içinde kadın emeği sömürüsünün sona ermesi ile kadın işçilerin ellerinde yükselen pamuk ve ipek sanayisi Orta Asya ülkelerinde çok büyük sanayiler halini aldı.
Çalışma hayatına atılan kadınlar; sosyal, kültürel ve siyasi hayatta da yer almaya başlıyorlardı. Kadınlar artık toplumsal üretimin önemli bir parçası, üretimin ücretlendirilmesinin doğrudan muhatabı olarak anne-babalarından ve kocalarından ekonomik olarak bağımsız hale geliyorlardı. Kadınlar hayatlarında ilk defa, çalıştıkları fabrika ve kooperatiflerde peçe ve çarşafı çıkartıyorlardı. İlerleyen yılllarda doğu cumhuriyetlerinin sovyetlerinde artık binlerce kadın işçi istihdam ediliyordu. Bunların büyük bir kısmı teknik kursları tamamlayıp kalifiye işçiler olurken, kadın işçiler yönetici olarak da sanayide yer alıyordu.
Toprak reformu ile kadınlar kendilerine ait toprak ve su hakkına kavuştular. Kırsal alanda sovyet iktidarının desteği ile kadınlar tarım kolektiflerine dahil oldular. Bu kolektif çiftliklerin başkanları da çoğunlukla kadınlardan oluşuyordu. Bunun yanı sıra yüzlerce kadın emekçi bir araya geldikleri kadın çiftliklerinde tarım ve hayvancılık yapmaya başladılar. Kolhozlarda çalışan kadınlar için de okuma yazma, traktör sürücülüğü, kolhoz yöneticiliği, ekim işleri yöneticiliği gibi mesleki kurslar veriliyordu. Ayrıca kadınlar çalışırken ya da kurslara devam ederken kolhozların bünyesinde çocuk kreşi ve yuvalarında çocuklarına bakılıyordu. Ücretli gebelik izni, ücretli doğum sonrası izni gibi haklardan yararlanıyorlardı.
Şeriat kanunları ve ataerkil geleneklerin prangasından kurtulan kadınlar siyasal faaliyetlere de her geçen gün yakınlaşıyordu. Jenotyellerin bir diğer örgütlenme yöntemlerinden olan delege sistemi ile evde, tarlada ya da sanayide çalışan işçi kadınların arasından seçilen delegeler kadın kitlelerini kongre ve konferanslarda temsil ederek siyasal deneyim kazanıyordu. Bu delegeler eğitimden geçirilerek hem delegesi oldukları kadınların hak ve taleplerini temsil ediyor hem de sovyetlerin önemli kurumlarında görev alıyorlardı. Delege sistemi ile binlerce kadın siyasal hayata çekilmiş ve sovyetlerin dört bir yanında görevlendirilmiştir.
Doğu ülkelerinde peçe ve çarşafa karşı verilen mücadele en katı geleneklerden biri olması sebebiyle özellikle zordu. Bu konuda kanuni olarak doğrudan bir yasaklama getirilmemiş, ajitasyon çalışmaları ile kadınların peçe ve çarşaftan kurtarılması sağlanmıştır. Özellikle 8 Mart 1926 Kadınlar Günü'nde pek çok şehirde yapılan kitlesel gösterilerde kadınların peçe ve çarşaflarını çıkarıp yakması kadınların en ilerici adımlarından biri olmuştur. Peçe ve çarşaf ile mücadelede çok sayıda kadının gericiler ve mollaların kışkırtması ile katledilmesine, zaman zaman mücadelenin gerilemesine rağmen; en nihayetinde doğunun müslüman kadınları bu çağdışı gelenekten de kurtulmayı başarmıştır.
Benzer gerici geleneklerden bir diğeri, kız çocuklarına göğüslerinin büyümesini engellemek için takılan, evlenene kadar çıkarılmayan “kamsol” denilen korselerdi. Bu korseler akciğerlerin gelişimini engelliyor ve hastalıklara sebep oluyordu. Ayrıca göğüsler yeteri kadar büyüyemediğinden kadınların ilk çocuklarını emzirmesi de mümkün olmuyordu. Kamsol kanunen yasaklandı ve kız çocuklarına zorla bu korseleri giydiren anne ve babalara büyük cezai yaptırımlar getirildi. Bu konuda yürütülen kampanyalarla kız çocuklarına kıyafetler hediye edilerek kamsollar yakıldı. En nihayetinde bu gerici gelenekle mücadele de sonuç verdi.
Sınıf mücadelesi dahilinde yürütülüp elde edilen bu kazanımlar sayesinde; burjuva “demokratik” devletler, dünyada yükselen kadınların seslerine kulak vermek zorunda kalmıştır. Ekim Devrimi'nin domino etkisi ile kadın hakları burjuva devletlerin yasalarında yer bulmuştur. Ancak bu yasal hakların sosyo-kültürel hayatta karşılığı olmadığından kadın mücadelesi günümüzde bile yüzyıl öncesine benzer taleplerle verilmektedir. Kapitalist sistemin kısıtlı demokrasisi sadece burjuva sınıfının kadınları içinken, emekçi kadınlar yok sayılmaya devam edilmektedir. Kadın hakları sözümüzün konusu iken belirtmeliyiz ki; tarihte sosyalizm dışında hiçbir sistem cinsiyetçi temeli aşıp kadınlar da dahil tüm yurttaşlarına eşitlik ve özgürlük sunmamıştır.
Bugünün penceresinden 104 yıl öncesine baktığımızda; kadınların kurtuluş mücadelesinin, sosyalist iktidarın daha ilk yıllarında tarihteki en ileri atılımını gerçekleştirmiş ve ezilen, sömürülen bütün dünya kadınlarına yol göstermiş olduğunu görürüz. Komünistler, cinsiyet ayrımı ile temellendirilmeye çalışılan kadınların eşitsiz konumunun, sınıf eksenli olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Bunu görmek için Sovyetler Birliği ve özellikle sovyetlerin en doğu köşesi olan Orta Asya’daki kadınların eşitlik ve özgürlük hareketine bakmak yeterlidir. İnançla, azimle doğu halklarını eğitip, aydınlatarak, bilinç götürerek, sosyal, kültürel ve iktisadi hayata katarak, işçi sınıfının iktidarında toplumsal hayatın her aşamasında yer almalarının önünü açarak yeni insanın yarısını yani kadınları kazandılar. Ve o kadınlar bugün de yolumuza ışık tutmaya devam ediyorlar…
Şan olsun Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'ne! Şan olsun kadınlara!
Hasibe Çelebi - Beyoğlu KDK
- 1Pravda No:40, 22 Şubat 1920, Toplu Eserler Cilt 30 (İngilizce Baskı)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

