Sayfa yolu
Eğitimci ve yazarlardan Hatay notları: 'İki gün ne kadar uzunmuş meğer'
Yayın Tarihi: 28.04.2023 , 10:12 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
6 Şubat'ta yaşanan depremin en ağır hissedildiği kentlerden biri olan Hatay'a 14 ve 15 Nisan'da ziyaret gerçekleştiren Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu, geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği toplantıyla izlenimlerini ve depremden sonra halen devam eden eksikleri kamuoyuyla paylaştı.
Aralarında eğitimcilerin, yazarların ve sanatçıların olduğu Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu, yayınladığı bildiride Hatay'da depremin ardından ayların geçmesine rağmen, hâlâ acilen ihtiyaç duyulan ve giderilmesi gereken 20 farklı başlıkta sorun tarif etti.
'Meğer iki güne ne çok şey sığdırılabiliyormuş'
Kendisi de Hataylı olan, Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu Dönem Sözcüsü ve eğitimci-yazar Müslüm Kabadayı, izlenimlerini şu sözlerle aktarıyor:
"İki gün ne kadar uzunmuş meğer. Meğer iki güne ne çok şey sığdırılabiliyormuş. 14-15 Nisan tarihlerinde acının merkezi Hatay ilinde; İskenderun, Arsuz, Samandağ, Defne ve Antakya ziyaretlerimizde çok şey yaşadık. Zaman zaman duygularımızı kontrol etmekte güçlük çektik. Gözyaşlarımızı akıtmamak için zorlandık. Ama gözyaşlarımızı içimize akıtmamız gerekiyordu çünkü dokunduğumuz insanların gözyaşları kurumuştu. Acının gözyaşları kururdu çünkü. Onların acıları uzak bakışlarında saklıydı. O bakışlar ki hep dünlerin -tam oluşun- içindeydiler. Basın açıklamamıza Hatay ziyareti sürecinde yüreklere dokunan anekdotlarımızı da ekleyelim istedik. Bu anekdotlar hepimize ait. Her birinin sonunda sahibinin ismini bulacaksınız.
Özellikle 126 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle kadim kentimiz Antakya’nın eski yerleşim alanının 'riskli alan' ilan edilmesi ve asbestli enkazların yerleşim birimlerine yakın yerlere, özellikle Samandağ’ın kuş cenneti olarak bilinen Milleyha’nın dibine dökülmesine karşı halkın ayağa kalkmasıyla birlikte Hatay’a yönelik çalışmaların boyutu, yönü değişti. Bu kez, kadim kentlerimizin tarihi, kültürel, barışçıl toplumsal dokusunun korunmasına ve cennet doğasının zehirlenmesinin önlenmesine yönelik mücadele ve akademik çalışmalar önem kazandı.
‘Bize şimdi kütüphane değil, televizyon lazım,’ diyen bir dedenin, bunun gerekçesini de, ‘Aylardır biz haber izleyemedik, dinleyemedik. Dünya’dan, ülkemizde olup bitenden koptuk,’ diyerek açıklaması çok çarpıcıydı.
Bu tarihi binada 1995’te Antakya İnsancıl Temsilciliği’ni açtık. Fransızlar burayı işgal ettiklerinde konsolosluk binası olarak kullanmışlar. Açılışta şöyle demiştim: Fransız emperyalizminin bir zamanlar işgal ettiği bu binayı, kültür ve sanat mücadelemizle yeniden bağımsızlığına kavuşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Paneller, söyleşiler, tiyatro ve sinema gösterimleriyle zenginleştirdiğimiz bu tarihi yapının yıkıntılarına tanık olmanın yıkımını, mücadele estetiğiyle aşacağız.”

'Yer yatağında yatan, masası sandalyesi olmayan bir öğretmen düşünebiliyor musunuz?'
Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu üyelerinden eğitim ve yazar Sadık Güvenç izlenimlerini bir eğitimci olarak şu sözlerle anlatıyor:
"Öğretmenlerine ne kendisi ne devlet ne işsizlik sigortası para ödüyormuş. Kısa çalışma ödeneği ne dolmuşa yeter ne günlük masrafa, bu yüzden öğretmen gelmek istemiyor. Bir çadırda, yer yatağında yatan, masası sandalyesi olmayan bir öğretmen düşünebiliyor musunuz? Günlük ders planı hazırlanacak, yarınki ders hazırlanacak... Nerede?… Yıkılan binaların çoğunda asbest olduğu, enkaz kaldırma çalışması sırasında toz kalktığı, insanların sokağa çıkamadığı, ancak kalanların yüzde yirmisinin sokağa çıkmaya cesaret edebildiği, ulaşımın olmadığı bir gerçek."
'Deprem bölgesine girdikten bir saat sonra baş ve boğaz ağrıları, kuru öksürük hızla artmaya başladı'
Platform üyelerinden eğitimci ve şair Yusuf Kaptan şehirdeki moloz kaldırma çalışmalarının sebep olduğu tozuma ve sağlık sorunlarını anlatırken deprem bölgesinde nefes almakta zorlandıklarını belirtiyor.
Kaptan yaşadıklarını, "Hiçbir şey kolay değil deprem bölgesinde. Mevcudu kurtarmak bir yana, enkazı usulüne uygun kaldırmak, kaldırırken de sağ kalanların anılarını, duygularını sağaltmak, arıtmak, psiko-sosyal destek ekipleriyle acılarını paylaşarak güvenlerini pekiştirmek, kendilerini yeniden bulmaları için devlet-millet-halk bilincini sahiplenmeyi, dayanışmayı arttırmak… Ama nerde! Enkazın taşınmasında sulanarak işlem yapılmadığı için tozla birlikte zehirli gazların havaya karışması sonucu alınamaz duruma geliniyor. Deprem bölgesine girdikten bir saat sonra baş ve boğaz ağrıları, kuru öksürük hızla artmaya başladı. İnsanda boğulma hissi yaratıyor. Halk hâlâ enkazdaki kayıplarını ararken, günlük temel gereksinimlerini karşılamakta zorlanıyor" sözleriyle anlatıyor

'Onca acı, gözyaşı ve direnç. Hepsini hepsini taşımalıyız satırlarımıza, dizelerimize bir daha yaşamamak için...'
Hatay halkının kenti yeniden kurma iradesine sahip olduğunu belirten platform üyelerinden, eğitimci ve yazarlardan Hatice Topçu Şap da kentteki izlenimlerini ve Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu'nun sahadaki çalışmalarını şu sözlerle anlatıyor:
"Onlar güçlüklerini birlikte aşmaya ve kadim şehirlerini bir daha benzer acıları yaşamamak üzere inşa etmeye kararlıydılar. Bu yüzden hiç kimse Hatay için rant hesabı yapmasın. Hatay halkı geleceğini geçmişin siyasi hesaplarının aracı yapanlara teslim etmeyecektir. Bizler de Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu olarak bütün kentlerdeki tarihi ve kültürel yapıların aslına uygun inşasının sağlanmasının takipçisi olacağız.
Onca acı, gözyaşı ve direnç. Hepsini hepsini taşımalıyız satırlarımıza, dizelerimize ve bir daha yaşamamak için böylesi büyük kayıpları ‘yara yaraya değmeli’ ve birlikte büyümeli ve yol olmalıyız.
Defne’de Ali İsmail Korkmaz Koordinasyon Merkezi’nde bir çocuk adı Efe, 7-8 yaşlarında. Her çocuk gibi koşuyor, oynuyor. Gülümsüyor da… Ama konuşmaya başlayınca hep depremden konuşuyor. Efe üç kardeşiyle enkaz altında kalmış. Onu ve kardeşlerini enkaz altından babası çıkarmış. Onun şimdiki en büyük derdi bebeklik fotoğraflarının olmayışı. O da anılarını kaybetmişti. O da bir şeylerini hiç bulamayacağı enkazda bırakmıştı.
Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu çok sayıda demokratik kitle örgütünün birleşmesi ile oluşan bir güç birliği platformudur. Platform; insanı insana ulaştıran, sorunların olanakların elverdiği ölçüde çözümünü, ihtiyaçların giderilmesini ve geleceğe sağlıklı yönelimin sağlanmasını amaçlayan bir dayanışma köprüdür aslında. Yaptıklarıyla, yapacaklarıyla her geçen gün genişleyerek büyümektedir aynı zamanda.”
'Toprağa yatar, yine de bu topraklardan gitmeyiz'
Hatay'ın Samandağ ilçesine bağlı Türkiye'deki tek Ermeni köyü olarak bilinen Vakıflı Köyü izlenimlerini anlatan platfrom üyelerinden şair Leyla Karataş ise şöyle diyor:
"Ermenilerin yaşadığı Vakıflı köyüne gittik. İnsanları dinledik. Ve ‘Toprağa yatar, yine de bu topraklardan gitmeyiz,’ diyen yürekler orada da vardı.
Bir esnaf yıkımdan kurtarabildiği el dokuması kilimleri, heybeleri ve ipek şalları satmaya çalışıyordu. Hepimiz destek olmak için birer ikişer satın aldık. Bize çay ikram eden, soda veren, yıkık dökük ortamdaki üç beş esnaf, gururla yaşama tutunmuş gönül dostuydular."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
