Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Dünyada ve Türkiye’de deprem: Küresel bir ‘Yugoslavyalılaştırma’ niyeti belirginleşiyor

'Savaş, eğer açılan Ukrayna yarası kangrenleşirse, ki uzadıkça bu tehlike baş gösterecektir, sertleşebilir. Yani Ukrayna ile sınırlı kalmayabilir.'

Aşkın Süzük

Yayın Tarihi: 15.03.2023 , 09:33 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Türkiye büyük depremlerle sarsılır ve ülkemizin önemli bir bölümü enkaz altında kalırken, Ukrayna’da savaşın bir yılı geride kaldı. Savaşın dünyada uzun süredir muhafaza edilen siyasi ve ekonomik dengeleri, geri dönüşü olmayacak biçimde değiştirdiği görülüyor. Gazeteci Osman Çutsay ile değişen dengeleri, ABD’nin çatırdayan konumunu ve Ukrayna’daki savaşta olasılıkları konuştuk. Çutsay, Almanya’yı da derinden etkileyen bu yeni konjonktürde Türkiye’de depremin siyasi etkilerinin bir kat daha arttığına işaret ediyor.

Ukrayna’da savaşın bir yılı geride kaldı. Ukrayna’da yaşananlar, zaten bir kriz içerisindeki emperyalist sistemin sorunlarına yeni düğümler ekledi. ABD ve Avrupa arasında Soğuk Savaş döneminde kurulan siyasi, ekonomik ve askeri işbirliği ve dengeyi de sarsan bu süreç nasıl değerlendirebilir?

OSMAN ÇUTSAY- Yeni bir cephe açtılar Afganistan’dan sonra ve “Ukraynistan” adıyla. Bu cepheyi açıklamak çok zor değil, çünkü ABD dünya liderliğini bırakmaya niyetli değil. Özellikle Avrupa’yı bırakamıyor. Fakat Rusya-Çin hattında sert kayaya rastladı. Bırakmak zorunda kalacak.

ABD siyaset sınıfının ağırlıklı bölümü, askeri gücünün ve medyadaki ağırlığının Batı dünyasının liderliğinde kalmasını sağlayacağına inanıyor. Şu anda Rusya-Çin hattını geriletebileceğini sanan bir cehalet egemen Amerikan siyasetine. Yugoslavya senaryosunu bu iki büyük siyasi birime, Rusya ve Çin’e yani, zorla kabul ettirebileceğini sanıyor. Bu “sanıyı/sanrıyı” şimdilik kabullenmiş görünen Avrupa’nın ortasından baktığımızda, sahne böyle görünüyor. Oysa ABD artık bu yükü taşıyabilecek kolonlara, ekonomik ve hatta siyasi kolonlara sahip değil. Amerikan oligarşisi burada geri adım atarsa kendi içinde çok ağır toplumsal sorunların patlak vereceğini biliyor. Gerçekten de Rusya’yı 43 parçaya bölebileceğini düşünürken, kendisi parça parça olabilir. Bu saldırganlık, böyle bir maddi korkunun ürünü galiba. Hep birlikte binmişler bir alamete, gidiyorlar ve gidiyoruz kıyamete.

Savaş, eğer açılan Ukrayna yarası kangrenleşirse, ki uzadıkça bu tehlike baş gösterecektir, sertleşebilir. Yani Ukrayna ile sınırlı kalmayabilir. Rusya’nın bu saatten sonra geri adım atması mümkün değil. Anladılar: Geri adım atmak, Yugoslavya olmak demek. Putin rejimi, ki bizim hiç hayırhah bakmadığımız bir sistemdir, Sovyetler Birliği’nin, özellikle Gorbaçov döneminin derslerini iyi öğrenmiş görünüyor. ABD’nin sınırlı bir güce sahip olduğunu saptadılar. Neden geri adım atsın Moskova? Geri adım atamazlar. Küresel bir çatışmadan söz ediyorum.

Fakat tarafların atom silahları var, mümkün mü?

Taktik atom silahları dediğimiz, görece sınırlı bir etki alanına sahip nükleer silahlar kullanıma girebilir. Kapitalizm, buna mecbur, çünkü aşırı üretimi, daha doğrusu düşük talebi ancak enflasyon ve savaşla ya da doğal afetlerle dengeye getirebilir. Dengesizliği tamamen ortadan kaldıramaz da, talep ile arz arasındaki farkı ve parasal tsunaminin etkilerini belki hafifletebilir. Ama çok zor.

Dünyadaki finansal servet 2021’de 468 trilyon dolardı. Bu finansal servet, küresel mal ve hizmet tutarının 10 katına yakın. Çeşitli kaynaklarda var bu veriler. Fakat sorun şu: Sözü geçen bu “paranın” mal ve hizmet cinsinden karşılığı yok. Kapitalizm bir felaket. Savaşa mahkûmlar. Sınırlı tutmaya çalışıyorlar.

Amerikan çıkmazına bir başka açıdan, pek öyle solcu sayılamayacak bir akademisyenin, Prof. Dr. Christian Kreiß’ın gözlüğüyle bakalım: Dünyada, özellikle ABD’de bir borç okyanusu yaratıldı. Şu ünlü “federalreserve.org”a göre, aile bütçeleri, şirket ve kamu bütçelerinin toplam borcu 2022 sonu itibariyle 69 trilyon dolar… Bu, ABD’nin yıllık GSYİH’sının yüzde 264’üne karşılık geliyor. Bu finansal toplamı karşılayacak bir mal ve hizmet üretimi yok. Bir de faizler arttıkça borçluların durumu vahim bir hal alıyor. ABD’de ve dünyada faiz yükü borçlu bütçelerin nefesini kesiyor ve küresel ölçekte bir krizi tetikliyor. Temettüler, bina kiraları, toprak kiraları ve faizler halindeki karşılıksız para akımları, az sayıda insanın elinde korkunç bir servetin birikmesine yol açtı. Dr. Kreiß’a göre, ABD’de, nüfusun yüzde 0,01’inin elinde toplam ulusal gelirin yüzde 10’u var. Kitlesel satın alma gücü ekonomik büyümenin ve yatırımların arkasında kalıyor. Talep boşluğu büyük yani. Fazla kapasite veya aşırı üretim, borçla finanse ediliyordu. Böylece talep de kışkırtılmış oluyor ve sürdürülebiliyordu. Artık zor. Nereye kadar? Bilemiyoruz.

Piyasalar 2008 sonrasında boca edilen parayla, sıfır faiz politikasıyla finanse edildi. Bu para, dolayısıyla talep, bugünkü çıkmazı hazırladı. Deprem gibi. Bu ekonomik fay hattında da korkunç bir enerji birikti. Kırılacak. An meselesi. Hele sıfır faiz ve ucuz para döneminin kapandığı bir dönemde...

Silicon Valley Bank’ın çöküşü bir “öncü deprem” mi?

Öyle görünüyor. Dr. Kreiß, İtalya ve Türkiye gibi büyük borçlu iki ülkeden de söz ediyor, Amerikan bankasının çöküşünden hareketle alelacele kaleme aldığı analizde. İtalya’da devlet borçları GSYİH’nın yüzde 144’ünü oluşturuyor, Türkiye'de ise toplam döviz cinsi borçlar milli gelirin yüzde 100'ü seviyesine yaklaşıyor. TL’nin değer yitirmesi halinde ülkenin ödeme güçlüğüne gireceğine kesin gözüyle bakıyor. İtalya da öyle. Dr. Kreiß, bu iki ülkeden birinin ödeme güçlüğü ilan etmesi halinde dünya finans sisteminin büyük çalkalanmalara sahne olacağından emin. Biz ekleyelim: Sadece büyük bir finans krizinin mi eşiğindeyiz? Hayır, büyük bir toplumsal kırılmanın eşiğindeyiz. “Ukraynistan”, bu tabloda anlam kazanıyor.

Demek ki, denge dedikleri ilişkiler bütünü bozuluyor…

Öyle. Tam bir delilik. Afganistan’ın tamamlayıcı projesidir bence “Ukraynistan”. Afganistan’dan apar topar çıktılar, çünkü coğrafyayı ve insan malzemesini kendilerine benzettiler. Özellikle İslamcı şiddetle Afganistan halklarının zihin haritalarını öylesine bir sildiler ki, o iklimde 50-100 yıl insana yakışır bir dikiş tutturulamayacağından eminler. Onun için Ukraynistan’ı kurmak zorundaydılar. Afganistan 40 yıldan fazla tutulan bir mevzi idi, önce sosyalizm tehlikesini önlemeyi, sonra da Rusya-Çin hattını denetim altına almayı hedefliyordu. Ukraynistan neden o kadar sürmesin? Zor gerçi, ama bu hesapları yapmamış olduklarını düşünemeyiz. Beceremezse, ABD kendi kıtasına dönecek ve bizatihi kendisi büyükçe bir Yugoslavya olacak.

Amerikan kirinin ve acımasızlığının dünyada sözünün geçmesi için, her yeri kirletmesi gerekiyor. Bu saldırganlığı Rus kapitalizmi ve Çin kapitalizmi durdurabilir mi? Zor. Sosyalist çıkışlar şart. Ama Rusya ve Çin’de aşağıdan, daha doğrusu sosyalist tarihlerinden kaynaklanan insani bir sosyalist basınç olduğunu da görmemek olmaz. Amerikan acımasızlığında bu yok. Bence o sayede Rusya, sonunda dışarıdan Çin desteğiyle, içeride de kitlesel destekle NATO’ya kendi istediği yerde savaş açabildi. NATO saldırganlığına açılmış bir savaş var ortada. Bunu görmek gerek. Bölgenin tarihini bilince, sahne farklılaşıyor. Batı demokrasilerindeki kitlelerin manipülasyonu için Rus medyasının yasaklanması, bu bilginin yayılmasını önlemek için herhalde.

Moskova, ABD’nin Alman ekonomisini vuracağını biliyordu. Enerji yoğun şirketler ya iflas ya da “iltica”, yani başka bölgelere, bu arada Türkiye’ye kaçma hesapları içinde. Avrupa’da Rus enerjisini yasaklayan ABD’nin çağrısına uymayan devletlerin sayısı artacak. Berlusconi bile tutulan yolun yol olmadığını ilan etti. Er ya da geç bu yanlış hesabın Berlin-Paris hattından döneceğini biliyor Ruslar. Almanya resmen çatırdıyor şu anda. Tarihinin en boş kafalı, en cahil siyasi kadrolarının elinde halkın sabrı zorlanıyor. Enflasyon yüzde 9’a yakın ve kalıcı. Bu yıl resesyon bekleniyor. Sokaklar henüz ısınmadı belki, ama solda hareketlenmeler var. Örneğin Fransa’da sokaklar emeklilik yaşı bahanesiyle iyice ısındı. İtalya’daki sokaklar da soğumuş değil. Almanya’da bile grevler var. Enflasyon kitleleri vuruyor. Savaş da... Demek ki, Soğuk Savaş’tan devralınan tüm dengeler tarihe karışmış bulunuyor. Büyük krize böyle giriyoruz. Bu tür bir iç savaştan ancak sosyalizmle çıkılabilir. Ya da on yıllarca süren iç savaşlarda kahroluruz.

Her ne kadar Atlantik ittifakı belli açılardan konsolide olmaya çabalasa da sorunlar öyle büyük ki, Ukrayna krizinde ortaya çıkan gelişmeler barometreyi her geçen gün değiştirebiliyor. Şüpheli Kuzey Akım 2 sabotajı ile ilgili Seymour Hersh, geçtiğimiz günlerde çok önemli bir habere imza attı. Hem Avrupa (Almanya başta olmak üzere) hem de ABD siyasetine Hersh’ün bıraktığı bu “bomba” nasıl patlayacak? Sen daha önce konuya ilişkin yaptığın yorumlarda Kuzey Akım 2 konusunda Hersh haberinin etkisinin çok büyümemesi için “sis bombaları” atılabileceğini belirtmiştin. Çok geçmeden “sabotajı Ukraynalı grupların gerçekleştirmiş olabileceği” iddiası ile bir medya korosu yayına başladı...

Batı demokrasisi denilen ve her türlü eleştiriden muaf modelin “hal-i pür melali” bu olayla iyice ortaya çıktı. Seymour Hersh, Washington kadar Berlin’i de rezil etti. Berlin hele, eteğindeki medya gücüyle beraber yerle yeksan oldu. Önce günlerce pek söz etmediler. Sonra mecbur kaldılar gündeme getirmeye. Hersh’ün kaynakları sağlam. Sonunda ihaleyi Ukraynalı, ama Kiev’den habersiz “iş tutan” bir grubun üzerine yıkmaya çalıştılar. Bu masalı ortaya atanların kendileri de inanmıyor ki buna. Sadece mevcut siyaset-medya demokrasisindeki malzemenin karakterini, kapasitesini açık ediyor. Bitikler. Tek şansları, karşılarında ciddiye alınabilecek, gerçekten alternatif, sosyalist bir cephenin olmaması. Neyse... Avrupa, böyle...

Hersh’ün çıkışıyla Almanya’da faşizan parti AfD’nin ekmeğine yağ sürüldü belki biraz, ama sol da bir canlanma sinyali vermedi değil. Sol Parti milletvekili ve yakın vadede kendi sol çizgisini bir harekete veya partiye dönüştüreceği anlaşılan Sahra Wagenknecht ile kitleler üzerindeki ölü toprağının silkelenebileceği umudu yayılmaya başladı. Yeni bir sol hareket, bir barış hareketi çıkabilir sahneye. Bu arada Sol Parti’nin (Die Linke) Türkiye kökenli vekili Sevim Dağdelen de sahnede epeydir. Türkiye’deki EMEP’e yakın duruyor Sevim Hanım, zaman zaman Türkiye ilericiliğine yapılan haksızlıklara destek de veriyor, ama yine de görece kavgacı bir çizgiye sahip.

Berlin hükümeti, an itibariyle Atlantikçi düzeysizlerin elinde her gün yeni bir pot kırıyor. Hersh’in bu basit haberi, ki herkesin bildiği bir sırdı çoktandır, iki şeyin daha belirginleşmesini sağladı: Avrupa siyaset sınıfı, özellikle de Alman siyaset sınıfı korkunç bir seviyesizlik ve ahlaki düşkünlük içinde. Halka bir AKP’li kafasıyla bakıyorlar. Demokratik Batı medyası da öyle. Ukraynistan tuzağına kapılan Batı siyaseti ve medyasını, Türkiye kapitalizmindeki AKP ve AHaber/Sabah çizgisi temsil ediyor. Düşünün içinde bulundukları durumu.

Ama başka bir şey daha oluyor: Şu anda dünyada, kapitalizmin krizi, “iki tarz-ı siyaseti” karşı karşıya getirdi: Neoliberal delirmenin karşısına, törpülenmiş bir Keynesyen bakış oturtmaya çalışıyorlar. Eğer bu iki tarzın karşısına bağımsız bir sosyalist görüş oturtulmazsa, sahnenin altüst olması, dünya ölçeğinde bir “Maraş-Hatay deprem kaderi” yaşanması kesindir.

Bu ve benzeri gelişmelerle birlikte Ukrayna’daki savaşın bloklar arası krizi derinleştiren bir etkisi var ve Türkiye’nin bu süreçte özgün bir konuma yerleştiğini görüyoruz. Ancak deprem birçok açıdan bazı verileri değiştirmiş olabilir. Türkiye kapitalizmini yukarıda çizdiğin Avrupa ve dünya konjonktürü çerçevesinde depremden sonra nereye yerleştiriyorsun?

Ben yıllardır “genç TKP”nin bu ülkedeki en gelişkin siyasi kapasiteyi, tarihsel bir aşkınlığı temsil ettiğini düşünüyorum, söylüyorum. Bu entelektüel kapasite, Türkiye’nin büyük bir ülke ve dolayısıyla çok önemli olanakları açığa çıkarabilecek bir enerji deposu olduğunu hatırlatmaya çalışıyor. Birçok şeyi önce TKP’den duyuyoruz. Solumuz da zaten TKP’ye göre kendine yön tayin ediyor. Türkiye gerçekten de büyük bir siyasal ve tarihsel birimdir. Çin’i dışarıda bırakırsak, Portekiz ile Rusya arasındaki Avrasya’da, 150 milyonluk Rusça ile 110 milyonluk Almanca arasında uzanan en büyük dilin içinde, yani 120 milyonluk “Cumhuriyet Türkçesi” içinde çözüm arıyoruz. Maalesef liberal bayağılıkların elinde esir bazı sol, Cumhuriyet Türkiyesi’ni tüm tarihiyle küçük bir cehennem olarak çiziyor. TKP ise bu tuzağın farkında ve hep hatırlatmaya çalışıyor. Türkiye ilericiliği, sosyalizm mücadelesi çok önemlidir.

Deprem dedik: Bu, gerçekten de birçok denklemin yeniden kurgulanmasına yol açtı. Zaten daha 6 Şubat sabahı, deprem sabahı yani, Türkiye’deki tüm çerçeveler tuzla buz olmuştu. Her şey değişmişti. İktidar ve onun sadık muhalefeti bu sahneden atıldıklarının farkında değiller. Gelenler de, özellikle en geniş anlamda ve birkaç istisnayla solumuz, bu sahneye giriş yaptığının farkında değil. Genç TKP’yi ayrı tutuyorum.

Şöyle bitireyim. Gündemde seçimler var. İki muhalif sağ ittifakta da hayat yok. Yani ne Türk sosyal demokrasisi ve Türkçü-İslamcı müttefikleri, ne de Kürt sosyal demokrasisi ve kendisini solcu sanan/satan, şeyhler hayranı müttefikleri, bu ülkenin korkunç kaderinde bir ileriye doğru değişimi temsil edebilir. Burada tek umut, sandıktan “Sosyalizm olmadan asla!” mesajını çıkarabilecek bir derleniştir. Sosyalist Güç Birliği ile atılan adımın derinleştirilmesi yani. Sandıktan “Çöküyoruz, bunu sadece sosyalizmle önleyebiliriz” diyen bir çizginin oylarının toplamı yarım milyonu geçerse, iddia ediyorum, sadece bu ülkenin değil, tüm bölgenin çehresi ve kaderi değişmeye başlar. Kimse CHP veya HDP ile dostlarına bakmaz. Burjuvazi için de ana hedef olur bu çıkış. Diğerlerinin alacakları oyunlar mevcut yıkıma bir çare değildir. Erdoğan mutlaka gitmelidir, doğru, ama yerine gelenlerin sosyalizmsiz bir sahnede herhangi bir şansı yok. Hatta bambaşka kötülükte bir gelecek kapıda duruyor olabilir. Gerekirse onu da konuşuruz...

Şunu söylemek istiyorum: Türkiye kapitalizminin yıkım süreci, dünyada, 1917’nin yarattığı bir enerji boşalmasına yol açacaktır. Savaş ve doğal afetler, kitleleri kırar. Coğrafyaları ve tarihleri de kırar. Büyük toplumsal dönüşümleri tetikler. 1755 Lizbon depremi ile 1789 arasında bir buçuk kuşak var. Savaşlar da öyle. Birinci ve ikinci paylaşım savaşlarından sosyalizmle çıkıldı, malûm. Bugün hem savaşın hem de korkunç doğal afetlerin içindeyiz. Türkçe, büyük bir olanak içeriyor bünyesindeki değişik halklar ve dillerle birlikte. Sosyalizm gündeme girmezse, Türkiye coğrafyasını deprem sonrası Hatay fotoğrafları temsil edecektir. Sandıktan hatırı sayılı bir sosyalist/komünist oy çıkması o nedenle önemli. Ama iktidar ve sadık muhalefeti çok başka hesaplar içinde. Bu arada iktidar yeni milisleriyle bir iç savaşa lejyoner devşiriyor, farkında mısınız? İktidarı bırakamazlar çünkü. Safdil muhalefet tehlikenin hiç farkında değil... Genç TKP ve dostları hariç...

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.