Breadcrumb
Devrim deneyiminin 105. yılında Münih Konseyleri Cumhuriyeti
Nazlı Cihan
Yayın Tarihi: 11.11.2023 , 08:04 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
1918'de Bavyera'daki Kasım Devrimi -tıpkı Alman devrimi gibi- ne tarihsel bir tesadüf ne de bir avuç "darbecinin" şaşkınlık uyandıran eylemlerinin bir sonucuydu. Aksine, emekçi ve mülk sahibi sınıflar arasındaki çelişkilerin muazzam bir şekilde keskinleşmesinin bir özetiydi. Emperyalist güçlerin kendi büyüyen iç krizlerini çözmek için başlattıkları Birinci Dünya Savaşı, şimdi, yaratıcılarının niyetinin tam tersine, istikrarsız emperyalist güç yapısını tamamen sarsmanın en iyi aracı haline gelmişti.
Berlin, Silezya ve Ruhr'da devrimci kalkışmalarda bulunan devrimci işçiler ağır yenilgiler almışken Bavyeralı işçiler en son ayaklananlar oldu ve Münih bir anda ön plana çıktı.
Aksi şeytan, tam da Münih'te, tüm işçilerin özlemini çektiği şey - sadece üç haftalığına da olsa - gerçeğe dönüşmüştü: Sömürünün ortadan kaldırılması için mücadele eden bir konsey hükümeti.
Münih'teki devrimci hareketin arka planı
1 Ağustos 1914'te savaş patlak verdiğinde Münih'te de sevinç ve coşku atmosferi hakimdi ve genel kanı, Noel'e kadar herkesin eve döneceği yönündeydi. Ama öyle olmadı.
Savaş ve savaş aracı siparişleri büyük ölçekli üretim eğilimini hızlandırdı. Bavyera Kralı 2. Ludwig bizzat devreye girerek Kaiser 2. Wilhelm’e savaş endüstrisinin genişletilmesini dikkate alması için uyarıda bulundu. Krupp şirketi 1916 yılında, daha sonra demiryolu onarım işletmelerine dönüşecek olan bir fabrika şubesi inşa etmeye başladı. Bayerische Flugzeugwerke ve Rapp-Motorenwerke (ikisi birleşerek daha sonra BMW’yi oluşturacaktır) işletmeleri önemli ölçüde büyütüldü. Münih mühimmat ve silah sanayii büyük siparişler aldı. Münih'in ekonomik yapısı değişmeye başlamıştı. Daha önce küçük ve orta ölçekli işletmelerin hâkim olduğu saray kenti Münih, giderek bir işçi sınıfı kenti haline gelmiş, aynı zamanda 52 bin askerin görev yaptığı bir garnizona dönüşmüştü.
Yeni fabrikaların kurulması ve mevcut fabrikaların genişletilmesi, kente göç eden işçilerin aileleri için konut ihtiyacını artırmış, bunun doğurduğu sorunları daha da derinleştirmişti. Büyük şirketler genellikle bina bloklarının tamamını satın alıp yerleşik aileleri evlerden çıkartıp kendi çalışanlarını bu dairelere yerleştiriyordu.
Bavyera kırsalında sanayi henüz emekleme aşamasındaydı. Ancak kraliyet merkezinde, çalışan nüfusun açlık ve savaşa karşı direnişinin ilk kıpırdanmaları başlamıştı. Bavyera'nın en büyük kentinde kötüleşen sosyal durum ve buna bağlı olarak işçilerin savaşa ve sefalete son verme isteği, Münih'in Bavyera'daki devrimci mücadelelerin merkezi haline gelmesinin ana nedenleriydi. Memur ve yönetim kenti olmaktan bir işçi kentine dönüşümden kaynaklanan demografik değişim, devrimci tırmanışa katkıda bulunuyordu.
Ekim Devrimi'nin yankısı Münih'e ulaşmış, işçiler sokaklara dökülmüş, fabrikalar şiş göbekli büyük patronların çılgınlığına son vermek için durma noktasına gelmişti.
Münih’te kabarmaya başlayan devrimci kalkışmada muhalif ve devrimci entelektüellerin rolü de küçümsenemez. Kurt Eisner, Gustav Landauer, Erich Mühsam, Ernst Toller ve birçok muhalif yayıncı ve sanatçı, devrimci hareketin önünde ve içinde yerini almıştı. Onlar da ölümlerin ve sefaletin sona ermesini istiyor, imparatorluğun ve Bavyera monarşisinin çürümüşlüğünü görüyor ve sosyalizmin ideallerinden ve Rus işçilerinin zaferinden ilham alıyorlardı. Ancak sosyalizmin ne olduğu ne anlama geldiği ve oraya nasıl ulaşılacağı çoğu için net değildi.
Münih ve Güney Bavyera'daki devrimci hareket sadece işçilerden, askerlerden ve entelektüellerden oluşmakla kalmıyordu, aynı zamanda küçük bir radikal çiftçi grubu olan Bavyera Çiftçiler Birliği tarafından da başından beri aktif olarak desteklendi. Bu örgütün önde gelen isimlerinden Ludwig Gandorfer aslında büyük toprak sahibiydi, ancak Sosyalizme bağlıydı. Bavyera Çiftçiler Birliği'nin yanı sıra, daha muhafazakar ve büyük bir çiftçi birliği olan “Bauern-Bund” da faaliyet halindeydi. Bu birliğin başkanı "çiftçi doktor" Georg Heim, Bavyera’nın Prusya Almanyası’ndan bağımsızlaşması fikrine sempatiyle yaklaşıyordu ancak hem kendisi hem de derneği devrimci dönüşüme karşıydı. Sonuç olarak, bu durum, kırsal nüfus arasında köklü bir değişimin temellerini daraltan bir etkendi.
Karaya çıkan denizciler
Derken Kiel ve Wilhelmshaven'daki denizci ayaklanmalarının haberleri gelmeye başladı. Avusturya'nın savaş limanı Pola'dan denizcilerin gelişi de Münih'teki devrimci hareketin canlanmasına zemin hazırlamış oldu. Kiel'deki denizci ayaklanması nedeniyle Münih'te tutulan bu denizciler, buradaki işçi hareketine katıldılar. Kiel'deki başarılı denizci ayaklanmasının haberi (2-4 Kasım) ülke çapında hızla yayılmıştı. 5 Kasım'da Travemünde, Lübeck ve Brunsbüttelkoog kentleri isyancı denizcilerin ve işçilerin eline geçmişti. Ertesi gün Hamburg, Cuxhaven, Bremen, Bremerhaven ve diğer kentlerde de ayaklanmalar zaferle sonuçlanmıştı. Evlerine dönen denizciler ayaklanmanın kıvılcımını adeta heybelerinde taşıyorlardı. Rus Ekim Devrimi'nin yıldönümü olan 7 Kasım'da Schleswig, Rostock, Schwerin, Hannover, Brunswick, Magdeburg, Frankfurt am Main ve onlarca başka kentte kızıl bayraklar dalgalanmaya başlamıştı bile.
Münih üzerinde kızıl bayraklar
Münih'te de vakit tamamdı. Günlerdir kentte devrim havası esiyordu. USPD'nin 5 Kasım'da düzenlediği ve 20 bin kişinin katıldığı mitingin ardından kitleler 7 Kasım'da Theresienwiese'de (bugün Ekim şenliklerinin kurulduğu alan olarak da biliniyor) bir kez daha bir araya geldi. Kurt Eisner, sekreteri Felix Fechenbach ve köylülerin solcu öncüsü Ludwig Gandorfer'in önderliğinde 7 Kasım öğleden sonra Münih kışlasının önüne yürüyen kitle, askerleri devrime katılmaya çağırıyordu. Münih kışlasındaki huzursuz askerler isyancı potansiyele güç katmıştı. Sadece birkaç saat içinde tüm garnizon isyancılara katılmış, resmi hükümet binaları işgal edilmiş ve en önemli makam ve daireler yeni düzene bağlılıklarını bildirmişlerdi.
Aynı günün akşamı Mathäserbräu birahanesinin büyük salonunda bir İşçi, Asker ve Köylü Konseyi oluşturuldu; Kurt Eisner konseyin başkanı seçildi ve böylece devrim, haklı olarak tüm devlet gücünü temsil ettiğini iddia edebilecek ilk geçici yürütme organını yaratmış oldu. 7 Kasım’ı 8 Kasım’a bağlayan gece Kurt Eisner, Wittelsbach hanedanının tahttan indirildiğini duyurarak Bavyera Cumhuriyeti'ni ilan etti:
“Çok yaşa Bavyera Cumhuriyeti! Yaşasın barış! Yaşasın tüm emekçilerin yaratıcı emeği!"1
8 Kasım’da ve takip eden günlerde, Bavyera'nın başka yerlerinde de örneğin Augsburg, Bayreuth, Nümberg, Passau ve Rosenheim'da, işçi ve asker konseyleri kuruldu.
'Bavyera Sovyet Cumhuriyeti’nin ilanı' ve sonu
Böylece halk güçleri için ilk önemli zafer elde edilmişti. O dönemde henüz çok küçük olan Spartaküs hareketi, hazırladığı Ekim Programı'yla daha ileri taleplerde bulunuyordu.
Böyle bir ortamda, Almanya'nın geri kalanında devrimin hangi yönde ilerlediği, elbette büyük önem taşımaktaydı. Özellikle Reich'ın başkenti Berlin'de, sosyal demokrat Friedrich Ebert ve Philipp Scheidemann'ın etrafında şekillenen devrim karşıtı güçler, sonraki haftalarda ve aylarda üstün gelecekti.
Bu "imparatorcu sosyalistler" 9 Kasım'da Alman Cumhuriyeti'ni sadece Spartaküs Birliği'nin önderi Karl Liebknecht'in önünü kesmek için ilan ettikleri gibi, bundan sonraki tüm çabaları da devrimci işçi ve askerlerin Reich'ın iç ve dış siyaseti üzerindeki etkisini bastırmak ve özellikle de kitlelerin kendiliğinden oluşan temsil organlarını, işçi ve asker konseylerini zararsız hale getirmek için olmuştur.
7 Kasım 1918'den 1 Mayıs 1919'a uzanan dönem, sosyal demokratlarla devrimci güçler arasında iktidar mücadelesinin yaşandığı zorlu bir süreçti. Karşıdevrim, bu dönemde MSDP liderliğinin eliyle Almanya genelinde şekillenmiş oldu. Devrimci güçlerin önderliği, Kasım ayında tüm Reich’ta ve Bavyera'da "konseyler mi yoksa parlamento mu" sorusu üzerine doruğa çıkan, demokratik cumhuriyetin gelecekteki siyasi temellerinin ne olacağı tartışmasında üstün gelmeyi başaramadı. Emekçi kitleler, 9 Kasım devrimiyle, Kayzer'in tahttan çekilmesiyle ve hükümetin sosyal demokratlar tarafından ele geçirilmesiyle, devrimin temel hedeflerine çoktan ulaşıldığına ve proleter bir devlet iktidarının kurulduğuna inandırıldı. Ancak gerçekte değişen hiçbir şey olmamıştı. İşçi hareketini sürükleyen sol güçlerin içinde bulundukları durum, Spartaküs Birliği'nin hâlâ çok az etkiye sahip olması nedeniyle daha da zorlaşıyordu; Spartaküs Birliği Münih’te henüz aralık ayının başında kurulmuştu. Arkasında çok sayıda işçinin durduğu USPD, tarihsel sonucun da gösterdiği gibi, çoğu zaman doğrultu netliğinden ve her şeyden önce de tutarlılıktan yoksundu.
Bu durum, 7 Nisan'da Bavyera'nın bir Sovyet cumhuriyeti olarak ilan edilmesine yönelik ikinci girişimin başarısız olmasının ve devrimin Sosyal Demokrat liderliğin ihanetiyle ezilmesinin de ana nedenidir.
Faşizmin habercileri
Almanya'da işçilerin ayaklandığı her yerde, sosyal demokrat Scheidemann hükümeti dünün güçlerini yardıma çağırdı ve imparatorluk generallerinin komutasındaki Reich birlikleri sosyalizm için mücadele eden işçileri ezdi.
Nisan 1919'da birkaç hafta boyunca, işçi hareketinin düşmanlarının tüm nefreti devrimci Münih üzerinde yoğunlaşmıştı. İmparatorluk birlikleri Berlin'den Münih'e yürüdü. Subay adaylarından, piyade erlerinden ve kışkırtılmış köylü gençlerden oluşan Freikorps tarafından desteklenen bu birlikler, silahlı işçileri bastırmakla görevliydi.
1 Mayıs'ta karşıdevrimin beyaz birlikleri Münih'e girmiş, işçilerin askeri yenilgisinin ardından, Kasım 1918'den sonra yaşadıkları tüm korku ve aşağılanmanın intikamını kanlı bir şekilde almışlardı. Eski düzene başkaldırmaya cesaret eden mülksüzlere karşı kör nefret, 1933'ten sonraki faşist terörün habercisi olan beyaz terörü karakterize etmekteydi.
Münih, 1 Ekim 1919’a kadar sıkıyönetim altında kalacak; egemen sınıf, baskı hafifletilirse Münihli işçilerin tereddüt etmeden yeniden ayaklanacağından korkmaktaydı. Mayıs ayı ortalarına kadar süren cinayet dalgasından sağ kurtulan 5 binden fazla kişi, takip eden aylarda düşman sınıfın adalet sistemi tarafından mahkum edildi; bazıları ölüm cezasına, sayısız diğerleriyse ömür boyu hapis cezalarına çarptırıldı. Yargı terörünün en önde gelen kurbanı, haziran ayı başında "Halk Mahkemesi" olarak bilinen özel bir mahkeme önüne çıkarılmıştı: Münih KPD'sinin ve Proleter Sovyet Cumhuriyeti'nin önde gelen isimlerinden Eugene Leviné.
İşçi hareketinin ezildiği yerde “demokrasiden” de eser kalmaz. Daha sonraki Nazi liderlerinin ve Nazi uşaklarının çoğu, Sovyet Cumhuriyeti'nin bastırılması sırasında, işlerini nasıl yapacakları konusunda deneyim kazanmış oldu. Münih, Almanya'da karşıdevrimin merkezi haline gelmişti artık. "Kızıl Yahudi Cumhuriyeti"nden nefret eden ve tüm Almanya'daki işçi hareketiyle genel bir hesaplaşma talep eden güruh burada toplanmıştı. Nazi hareketinin ve Hitler faşizminin yükselişi burada başladı - bugün bilinen sonuçlarıyla birlikte.
*DKP Münih’teki yoldaşlara, bu yazının hazırlanmasında sundukları sözlü katkı ve kaynaklar için teşekkür ederim.
- 1Peter Reichel, “Rettung der Republik? Deutschland im Krisenjahr 1923”; Hanser Verlag, 2022
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
