Sayfa yolu
Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı? Uluslararası politika
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 12.06.2023 , 15:54 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Dayanışma Meclisi'nin ortak yayın organı olan Dayanışma Forumu'nun Mayıs 2023'te yayımlanan 8. sayısında, 6 Şubat depremi ele alındı.
"50 Soruda 6 Şubat Depremi: Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı?" başlıklı sayıda, neo-liberal saldırıların sonucunda devletin nasıl küçülerek yıkıma müdahale edemez hale geldiği ele alındı.
Dayanışma Forumu'nın 8. sayısının sekizinci bölümünü soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
38) Suriye’de depremin etkisi ne oldu? Türkiye Suriye ile bir dayanışma sergileyebildi mi?
Musa Özuğurlu - Gazeteci
Maraş merkezli depremler Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkili oldu. Fay hatlarının kollarından birinin devamı Hatay’dan Lübnan’ın güneyine kadar uzanıyor. Doğu Anadolu fay hattı Adana Karataş’a ulaşıyor. Güneye inen ilk kol Karasu kolu. Hatay içindeki bu hattın devamında sınır aşan Hacıpaşa kolu bulunuyor. Hacıpaşa’nın devamı ise Misyaf kolu var. Bu kol Lübnan’a kadar uzanıyor. Yine bu hatların devamında Ölü Deniz dolaylarında Ürdün Vadisi ve Raşaya kolları ile bu kolların devamında Kızıldeniz’e kadar uzanan Avrona hattı var. Bilindiği gibi depremlerin merkezleri Maraş olmasına rağmen etkisi (şiddeti) zeminin yapısı da dahil çeşitli etkenler nedeniyle Hatay’da daha büyük oldu. Yukarıda anılan kollar ile de Suriye’den başlamak üzere Mısır’a kadar uzanan bir hat üzerindeki şehirler de etkilendi.
Örneğin, halkın sarsıntıyı şiddetli hissetmesi nedeniyle günlerce evlerine giremediği Beyrut’ta yaklaşık 10 bin, Trablus’ta yaklaşık 4 bin bina hasar gördü.
İsrail ve Mısır’da da hasarlara yol açan depremde İskenderiye liman sahasında yaklaşık 20 metrelik çatlar oluştu.
Güneye inildikçe etkisi azalan depremin en çok tahribat yarattığı yerler ise Suriye’nin Türkiye sınırına yakın illeri oldu.
Suriye Ulusal Deprem Merkezi depremin kendi kayıtlı tarihlerindeki en büyük deprem olduğunu açıkladı.
Depremin en çok hasar yarattığı yerleşim yerlerinin başında İdlib’in yanısıra Halep’e bağlı Cinderes geliyor. Neredeyse tamamı yıkılan Cinderes ve Atarib’te hayatını kaybedenlerin sayısı yüzler ile ifade ediliyor. Lazkiye ilinde
ise resmi açıklamalara göre 800 kadar kişi hayatını kaybetti. Lazkiye’de 100 binanın çöktüğü, 900 binanın ise ağır hasarlı olduğu açıklandı. Lazkiye’nin ilçesi Ceble ve Salkin, Sarmada gibi yerlerde de binalar çöktü ve çok sayıda insan hayatını kaybetti. Deprem Hama ilinde de çökmelere ve hasara yol açtı.
Şam’da da hissedilen ve bazı binalara hasar veren depremlerde yaşanan kayıplar ile ilgili resmi açıklamalara göre yaklaşık 7 bin 250 kişi hayatını kaybetti, 15 bin kişi de yaralandı.
Ölenlerin yaklaşık 4 bin 500’ünün “muhaliflerin” kontrolünde olan yerlerde olduğu belirtildi.
Tarihi kaleler de bu depremde zarar gördü. Humus’taki Şövalyeler Kalesi, Halep Kalesi ve Markab kalesinin bazı bölümleri çöktü. Deprem Suriye’de köyler de dahil yüzbinlerce insanın evlerini terk etmesine yol açtı. Sahadan görüştüğümüz insanların verdikleri bilgilere göre ağır hasarlı konut sayısı bir hayli fazla. Suriye resmi makamları net bir açıklamada bulunmadığı için sayıyı tam olarak bilmek mümkün değil.
Görüştüğüm bazı Suriyeliler bu depremlerde yaşanan yıkımın 11 yıllık savaşın getirdiği yıkımdan daha büyük olduğunu ifade ettiler. İnsanlar uzun bir süre evlerine giremedi. Evi hasarlı olduğu ya da yaşadığı travmayı atlatamadığı için halen çadırda yaşayanlar var.
Halkın açlık ile karşı karşıya olduğu bir ekonomik bunalım yaşayan Suriye bu depremde dış yardıma büyük ihtiyaç duydu.
Suriye BM üyesi ülkeler, AB, Kızılhaç ve diğer bazı uluslararası insanı yardım kuruluşlarına çağrıda bulundu. Ancak yardım konusunda da görüş ayrılıkları yaşandı ve bu durum yardımın zamanında ve gerektiği gibi ulaştırılabilmesini engelledi.
Suriye yönetimi “muhaliflerin hâkim olduğu bölgeler de dâhil” bütün yardımların kendisi tarafından dağıtılmasını istedi ancak İngiltere “uzun zamandır beraber çalıştığı” Beyaz Baretliler, ABD ise “yerel partnerler” ile çalışacağını duyurdu.
El Nusra (HTŞ) gibi örgütler de Suriye yönetiminin kendi bölgesinden yardım geçirmesi ya da kendi bölgesinden Suriye yönetiminin hâkim olduğu taraf yardım gitmesini reddetti.
Suriye’ye yardım yapılamamasının en önemli sebeplerinden biri de yaptırımlar. ABD ya da Batı’nın kendileri ile ilgili yaptırım uygulamasından çekinen bankalar Suriye’ye havale yapılmasını kabul etmediler. Ayni yardım konusunda ise özellikle denizde nakliye sorunu yaşandı.
Suriye Kızılay’ı depremden hemen sonra Suriye’ye yönelik 2011’den bu yana uygulanan yaptırımların kaldırılmasını istedi. ABD 14 Şubat’ta yaptırımları geçici olarak (180 gün) askıya aldığını açıkladı ancak yardımların sadece depremden etkilenenler için olmasını şart koştu.
Suriye’ye ilk büyük yardım konvoyu Irak sınırında bulunan Deyrezzor’un Elbukemal sınır kapısından geçirilerek deprem bölgelerine ulaştırıldı. Binlerce kamyon mal Haşdi Şabi örgütü ve onunla hareket eden bazı oluşumlar tarafından deprem bölgelerine gönderildi.
Burada da “iki ayrı deprem bölgesinden (hükümet, muhalifler)” bahsettiğimizi ve bu yardımların sadece hükümetin hâkim olduğu bölgelere yapıldığını belirtmek lazım. Açacak olursak:
Suriye yönetimi depremden etkilenen bütün yerleşim yerlerine hâkim değil. Bu yerlerden bazıları yönetime karşı savaşan grupların elinde. Bu gruplar kabaca Türkiye’nin sevk ve idare ettiği “Suriye Milli Ordusu” adı verilen örgüt, HTŞ (El Nusra) ve diğer bazı El Kaide bağlantılı örgütler.
Haşdi Şabi Suriye’de savaşmıyor, dolayısıyla bu örgütler ile karşı karşıya değil ancak Haşdi Şabi bu örgütlere karşı savaşan yönetim, İran destekli gruplar ile yakın. Dolayısıyla bu örgütler ile Haşdi Şabi ya da aynı tarafta yer alan örgütler arasında herhangi bir yardımlaşmanın olması da mümkün değildi. Diğer yandan Suriye’de Kızılhaç ya da Batı merkezli birçok yardım kuruluşu yıllardır “yardım çalışmalarını” Suriye yönetimine karşı savaşan örgütlerin hâkim olduğu yerlere yönelik yapıyor. Bu durum deprem sonrasında da değişmedi. Amerikan yaptırımları nedeniyle de ilk anlarda Şam’ın hâkim olduğu bölgelere yardım gönderilmeyince Haşdi Şabi ve benzeri örgütler harekete geçti ve Irak’tan yola çıkan yardım konvoyları yönetimin hâkim olduğu merkezlere ulaştırıldı.
Bunun dışında BAE, Suudi Arabistan, Mısır gibi ülkeler Suriye’ye ilk yardım gönderen ülkeler oldu. İsrail’in Suriye’ye yardım teklifinde bulunduğu öne sürüldü ancak bu iddia Suriye tarafından yalanlandı.
Türkiye’den Suriye’ye deprem yardımı gitmedi ancak Türkiye bazı sınır kapılarını yardım için açtı. Uluslararası yardımın bir kısmı bu kapılardan kara yolu ile ulaştırıldı.
39) Suriye’de Türkiye’nin durumunda bir değişikliğe neden olacak mı?
Murat Akad - Türkiye Barış Komitesi
Engin Solakoğlu - Emekli diplomat
Ekin Oyan - Prof. Dr.
Mustafa Türkeş - Prof. Dr.
Sinan Odabaşı - Dr. Öğretim Üyesi
Bu, Türkiye’nin yakın gelecekteki karşı karşıya kalacağı siyasi gelişmelerle, özellikle de seçimin öncesindeki ve hemen sonrasındaki gelişmelerle belirlenecek. Suriye hükümeti ile aranın düzelmesi eğilimi, Mart ayının ortalarında Esad’ın ortaya koyduğu net tavır nedeniyle bir süre askıda kalacak gibi görünüyor. Rusya’nın tarafları masaya oturtmak konusundaki baskısı sürüyor. Bu gelişmenin TSK’nın Suriye’deki varlığına nasıl etki edeceğini belirleyecek çok fazla yerel ve uluslararası etken var. ABD’nin, Rusya’nın bu ülkedeki varlıkları bu etkenlerin başında geliyor. TSK’nın çekilmesi durumunda şeriatçı çetelerin akıbetinin ne olacağı da yanıtlanması gereken sorular arasında. AKP hükümetinin bunlardan çok kolay vazgeçmesi beklenmemeli. Bunların en azından bir bölümünün Türkiye’ye getirilmesi olası. Bu, hükümetin deprem bölgesinde demografik değişim yaratacağı beklentisinin arkasındaki önemli bir etken.
Gerek depremin gerek seçim gündeminin yarattığı zorluklar AKP’nin Suriye’de elini güçsüzleştiriyor. Örneğin bugünkü ortamda Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon düzenlenmesi kolay değil.
AKP’nin iktidardan gitmesi durumunda, Suriye ile ilişkilerin daha ılımlı seyretmesi beklenebilir. TSK’nın çekilmesi olasılığı artar. Ancak, emperyalizme daha fazla bağımlı hale gelme olasılığı, yeni hükümetin Suriye politikasına da kaçınılmaz olarak yansıyacaktır.
40) Depremde yara almış gözüken iktidar, dış politikada daha fazla ödüne zorlanır mı? NATO Genel Sekreteri’nin ziyareti bu kapsamda değil miydi? ABD Uçak gemisi neden deprem esnasında telaffuz edildi?
Murat Akad - Türkiye Barış Komitesi
Engin Solakoğlu - Emekli diplomat
Ekin Oyan - Prof. Dr.
Mustafa Türkeş - Prof. Dr.
Sinan Odabaşı - Dr. Öğretim Üyesi
İktidarın, dış politikada özellikle Batı’yla ilişkiler açısından daha fazla ödüne zorlanması muhtemeldir. Zaten AKP, iktidarını korumak için bu yönde eğilim gösterecektir. Öte yandan böyle bir basınç, Türkiye’de iktidarın alternatifi olarak kapitalist düzenin restorasyonunun öznesi olma iddiasındaki muhalefet dolayımıyla da gelmektedir. Emperyalist merkezlerin Millet İttifakı bileşenleriyle siyasi iletişim içerisinde olduğu açıktır. Beklenti, bu ittifakın Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini düzelteceği yönündedir. Bu ittifakın temsilcileri de bu yönde mesajlar vermektedir. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, partisi iktidara geldiğinde NATO üyeliğinin merkeze alınacağı bir politika izleneceğini, Rusya ile daha “eşitler arası” bir ilişki sürdürüleceğini açıklayarak son derece net bir çerçeve çizmiştir.
Batı gibi Rusya da deprem ve ardından seçim gündeminde sıkışan AKP hükümetini daha fazla zorlayacak ve aradaki ilişkide bağımlılık düzeyini artıracak adımlar atmaktadır. Suriye ile Türkiye ilişkilerinin normalleşmesinde aceleci davranmaması buna önemli bir örnektir. Zira böylesi bir normalleşmede başat belirleyici güç Rusya’dır.
Bu basıncın üzerine depremin yarattığı koşulların basıncı eklenmektedir. NATO Genel Sekreterinin ve ABD Dışişleri Bakanının ziyaretleri bu çerçevede değerlendirilmelidir. ABD’ye ait uçak gemisi bu basıncın temsili bir öğesi olarak kabul edilebilir. Önce geminin gönderileceği belirtilmiş, ancak bu yapılmamıştır. Elbette bu noktada emperyalist odakların bütün olasılıkları hesaba katarak plan yaptığını düşünmek gerekir. Depremin ardından çok kaotik bir ortamın ortaya çıkması ve bunun ABD’nin deprem bölgesinde kalıcı bir askeri varlık bulundurmasına olanak
sağlaması olasılığını düşünmemiş olmaları olanaksızdır. Suriye’nin yanı başındaki bu bölge, çok stratejiktir. Rusya’nın kullandığı Suriye’deki Hmeymim hava üssü Türkiye’nin güney sınırına yalnızca 80 km, Tartus Deniz Üssü ise 150 km mesafededir.
Öte yandan, belki ilk günlerle ilgili bu tür beklentiler gerçekleşmemiş olsa da emperyalizmin umutlarını tükettiğini
söylemek, erken bir iyimserlik olur. Bunun için fırsat kollamaya devam edeceklerdir. Halen müdahale amacıyla çeşitli NATO ülkelerinin askeri birimleri bölgede bulunmaya devam etmektedir. Depremin üzerinden üç hafta geçtikten ve arada Sağlık Bakanlığına ait ya da başka ülkelerin kurduğu sahra hastaneleri varken ABD’den bir sahra hastanesi kurmasının özelikle talep edilmesi ve bu hastanenin Hatay’da kurulması bu çerçevede değerlendirilebilir.
ABD, AB, önde gelen AB ülkeleri, İngiltere, Yunanistan ve NATO ile ilişkilerin bu doğrultuda “ısınması” muhtemeldir. Bu süreçte Batı, Rusya’ya yönelik yaptırımlar konusunda Türkiye’ye olan baskısını artırdı ancak kısmi bir sonuç elde edebildi. Her ne kadar Batı basınına Türkiye’nin de yaptırımlara katıldığı şeklinde yansıtılsa da gerçek tablo daha nüanslı.
AB’nin 10. yaptırım paketiyle, elektronik, dronlar, çeşitli araçlar, makine parçaları, kamyon ve jet motorları için yedek parçalar, antenler ve vinçler olmak üzere, Rusya ordusu tarafından da kullanılabilecek çok sayıdaki “çift kullanımlı” ürüne (İnşaat sektörü dâhil) ihraç yasağı getirildi.
Türkiye 2012 yılından beri AB ile EFTA ülkeleri arasındaki Ortak Transit Rejimi(OTR) sistemine taraftır. İhracatçılar OTR sisteminin teknik alt yapısını NCTS’yi (Yeni Bilgisayarlı Transit Sistemi) kullanarak transit beyannamesi açabilmekteydiler. AB, son yaptırım kararından sonra bu sistemi, yasaklı mal listelerini güncellemek amacıyla kullanım dışı bıraktı. Bu nedenle, Rusya’ya yönelik transit sistemi çöktü. Konunun, Batı baskılarıyla veya Türk makamlarının bir kararıyla ilgisi yoktur. Sistem alt yapısı güncellenerek kullanıma açıldı. Ancak, yasaklı ürünler üzerinden transit ticaret yapılamıyor. İhracatçılar, ürünleri millileştirerek, KDV ödeyerek sisteme sokup, daha sonra Rusya’ya gönderebiliyorlar. Kuşkusuz bu yeni yöntem ilave maddi külfet ve daha fazla zaman harcanmasını gerektiriyor. Türkiye’nin siyasi veya iktisadi bir tasarrufu söz konusu değildir.
AKP’nin deprem sonrasında ihtiyaç duyduğu kaynakların temini için Batı’ya yöneldiği açıkça görülmektedir. 16 Mart’ta AB öncülüğünde Brüksel’de düzenlenen Donörler Konferansı’na Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun bizzat, Erdoğan’ın ise çevrimiçi katılmaları bu eğilimi ortaya koyan bir diğer gelişmedir. Türkiye, aslında bir süredir beklendiği gibi Finlandiya’nın üyeliğine onay vereceğini duyurmuştur. Konuya ilişkin yasal düzenleme TBMM’ye gönderilmiş ve beklendiği gibi olup parlamento seçim dolayısıyla tatile girmeden birleşime katılan bütün milletvekillerinin oylarıyla onaylanmıştır. Türkiye sosyalistlerini çatısı altında toplama iddiasındaki HDP ve TBMM’de Sosyalistleri temsil etme savındaki TİP milletvekilleri oylamaya katılmamışlardır.
İsveç’in üyeliğine onay ise seçim sonrasına kalmıştır. Her ne kadar ABD ve NATO bu konuda da baskı yapıyor gibi görünseler de Washington’dan bakıldığında Rusya ile kara sınırı da bulunan Finlandiya’nın üyeliği jeostratejik açıdan çok daha önceliklidir.
Özet olarak, Depremin neden olduğu ekonomik kayıplar, zaten bu açıdan zor durumda olan hükümetin işini iyice zorlaştırmıştır. Son yıllarda yapısal nedenlerle sürekli olarak açık veren ekonomiyi yabancı kaynaklardan sıcak para temin ederek döndürmeyi politika haline getirmiş olan hükümet, bu dönemde kendisini buna daha da muhtaç hissedecektir. Ve bu da kaçınılmaz biçimde, dış politikada masaya daha zayıf ve tavize müsait durumda oturmasına neden olacaktır. AKP iktidardan gittiği takdirde, Millet İttifakı’nın çok farklı bir politika izlemesi de mümkün değildir. O durumda da IMF ya da başka kaynaklara başvurulacaktır.
AKP döneminde sergilenen, büyük U dönüşlerini de içeren pragmatik dış politikanın sınırlarına gelindiği bir döneme girmekteyiz. AKP’nin manevra yeteneği ve nesnelliğin bu manevralar için yarattığı olanaklar giderek sınırlanıyor. Bunun başlıca sonucu, çeşitli nedenlerle ortamın da daha elverişli hale gelmesi nedeniyle, Türkiye’nin emperyalizme daha bağımlı hale gelmesi olacaktır. Bununla birlikte, iktidar olması halinde Millet İttifakı’nın AKP döneminde Türkiye burjuvazinin talep ve gereksinimleri doğrultusunda Suriye, Irak ve Libya’da elde edilmiş kimi mevzileri hızlıca ve emperyalizmle pazarlık yapmayı denemeden terk etmesi beklenmemelidir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.