Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı? Bilimsel boyut, jeoloji, deprembilim, çevre

'Günümüzde içinde bulunduğumuz bilimsel devrim sürecinde, kentlerin böyle bir yıkımla karşı karşıya kalması ne depremin, ne de bilim ve mühendisliğin bulunduğu noktaya uygun değildir.'

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 19.05.2023 , 18:21 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Dayanışma Meclisi'nin ortak yayın organı olan Dayanışma Forumu'nun Mayıs 2023'te yayımlanan 8. sayısında, 6 Şubat depremi ele alındı.

"50 Soruda 6 Şubat Depremi: Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı?" başlıklı sayıda, neo-liberal saldırıların sonucunda devletin nasıl küçülerek yıkıma müdahale edemez hale geldiği ele alındı.

Dayanışma Forumu'nın 8. sayısının ilk bölümünü soL okurlarıyla paylaşıyoruz.

1) Depremin bilimsel temeli neydi?

Doç. Dr. Savaş Karabulut

Karabulut (Gebze Teknik Üniversitesi Mühendislik Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü, Jeofizik Mühendisi, Deprem Bilimci)

Deprem, yerküreyi oluşturan plakaların yeriçindeki konveksiyon akımları etkisiyle birbirlerine göre röletif hareket etmesi sürecinde levha sınırlarında (coğu zaman fayları yoksa yeni fayların oluşur) biriken elastik deformasyon enerjisinin aniden açığa çıkması neticesinde meydana gelen doğa olayıdır. Kaynağı yeriçindeki sıcaklık ve basınç değişimidir. Bu süreç yerkürenin dinamik olduğunun bir kanıtıdır. Günümüzde bu şekilde aktif levha sınırları olduğu gibi, geçmişte deprem üretmiş yani aktif olup bugün kıta kalkanı gibi pasif olan sınırlarda bulunmaktadır. Kıtaların hareketi sonucunda, Kaledoniyen, Hersiniyen orojenezleri ve günümüzde son aşamada Alpin orojenizi etkisi altında ülkemizin de içinde bulunduğu Alp-Himalaya dağ kuşağı oluşmuştur. Pangea (ilk kıta)’nın ikiye bölünmesi sonucu oluşan Lavrasya (Kuzey) ve Gondwana (Güney) kıtalarının çarpışması sonucunda oluşan bu kuşak, Pasifik deprem kuşağından sonra ikinci büyük aktif deprem kuşağını oluşturmaktadır. Dünyanın ilk okyanusu olan Tetis okyanusunun kapanmasını Hindistan, Arap ve Afrika plakalarının kuzeye doğru hareketi neticesinde meydana gelmekte olup, bundan 50 milyon yıl sonra bu okyanusun kalan son uzantısı olan Akdeniz’inde kapanmasıyla Avrupa kıtasıyla bu kıtaların birleşme süreci tamamlanacağı düşünülmektedir. Anadolu Coğrafyasındaki deprem aktivitesi bu anlamda son 23 milyon yıldır devam etmektedir. Gondwana Kıtasına ait Arap ve Afrika Levhalarının kuzeye hareketi neticesinde Anadolu plakasının batı-güneybatıya doğru kaçışına neden olan fay zonları oluşturmuştur. Bunlar hareketin başladığı ilk noktadan itibaren Bitlis-Zağros Kenet Kuşağı, Doğu Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Sıkışma Zonu, Kuzey Anadolu Fay Zonu, Batı Anadolu Genişleme Kuşağı ve Kıbrıs-Helenik yayı gibi birbirinden görece olarak bağımsız aktif tektonik kuşakların oluşmasına neden olmuştur. Bu anlamıyla tüm bu fay kuşakları birbirinden bağımsız olarak düşünülse bile, genel olarak birbiriyle etkileşim içindedir. Anadolu levhası Kuzey ve Doğu Anadolu fay zonlarının sınırları boyunca ayrılmakta ve günümüzde Ege Denizi ve Yunanistan’a doğru yol almaktadır.

Trias 200 milyon yıl önce

Levha hareketleri sonucu günümüzden 200milyon yıl öncesi kıtaların görünümü

2) Daha önce bilim insanları devleti olası bir deprem konusunda uyarmışlar mıydı? Türkiye coğrafyasının depremselliği ve olası yıkım ve hasar konusunda bilimsel ve mesleki kurumların uyarı raporları neden sümenaltı edildi?

Doç. Dr. Savaş Karabulut

Karabulut (Gebze Teknik Üniversitesi Mühendislik Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü, Jeofizik Mühendisi, Deprem Bilimci)

Literatürde yayınlanan bilimsel makalelerde ve gerekse ilgili kamu kurumları tarafından hazırlanan raporlarda Anadolu levhasını kesen fay zonlarının hangisinin günümüzde deprem üreteceğini bilgisi yani sismik boşluklar tanımlanmaktadır. Anadolu Coğrafyasındaki aktif faylar MTA tarafından yapılan çalışmalarla sürekli güncellenmektedir. Akademik çalışmalarla da tespit edilen yeni faylar bilimsel dergilerdeki makalelerle yayınlanmaktadır. Fayların varlığı, tarihsel deprem kayıtları ve günümüzdeki aletsel dönem deprem etkinlikleri birlikte
düşünüldüğünde; nerede, hangi büyüklük ve derinlikte deprem olacağı süresiyle birlikte deterministik yaklaşımla kestirilebilinmektedir. Ayrıca olasılıksal yaklaşım ile de depremlerin tekrar etme periyotları, yıllar mertebesinde olma olasılıkları hesaplanabilmektedir. Tehlike analizi dışında risk analizleri ile farklı deprem seviyelerine göre bölgeyi etkileyecek depremlerin yer hareketi düzeylerine göre üreteceği depremlerin ivmeleri de kestirilebilinmektedir.

Tüm bu bilgi dağarcığı yani sismik boşluklar, faylar, üreteceği depremin boyutu ve açığa çıkacak ivmenin düzeyinin belirlenmesi mümkünken, “bu bölgede deprem olacağını bilmiyorduk, asıl bildiğimiz Marmara Denizi Depremleri” demek, bilimsel çıktıların sonuçlarını görmezden gelmekle eşdeğerdir. 

3) Deprem ne çapta bir yıkıma neden oldu? Bu, çeşitli nicel ölçütlerle nasıl belirtilebilir? Söz konusu yıkımın kentsel, kültürel ve çevresel boyutlarına ilişkin nicel bilgiler neden açıklan(a)mıyor?

Doç. Dr. Savaş Karabulut

Karabulut (Gebze Teknik Üniversitesi Mühendislik Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümü, Jeofizik Mühendisi, Deprem Bilimci)

06 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri nedeniyle riski minimize etmek için hasar görebilirliliği ortadan kaldıracak önlemler önceden alınmadığından fiili yıkım coğrafyanın 13 ilinde (nüfusun 1/6’sında) yaşandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Coğrafyanın sınırlarını içinde 21. yüzyılda depremin bu kadar büyük bir yıkıma neden olduğu
kesindir. Depremler tarih boyunca birçok uygarlığı tarih sayfasından silmiştir. Ancak günümüzde içinde bulunduğum bilimsel devrim sürecinde, mühendislik çalışmalarının tabir-i caizse ayaklarının yerden kesildiği bir durumda kentlerin böyle bir yıkımla karşı karşıya kalınması ne depremin, ne de bilim ve mühendisliğin bulunduğu noktaya uygun değildir. 1513 depremi sonrası oluşmuş, 500 yıllık bir kültürel ve tarihi doku yıkılmıştır. Açığa çıkan yıkımın boyutu her anlamıyla yaşama ve çevreye büyük bir zarar vermiştir. Deprem nedeniyle kaç kişinin yaşamını kaybettiği durumu bile her gün farklılaşırken, kayıpların sayısı bile bilinmezken, kaç binanın yıkıldığı, hasarın boyutlarının ne olduğu bilgisi ise hala muğlak olarak karşımızda durmaktadır. Tarihin bu yüzyıl içinde yaşayacağı daha büyük yıkım ise Marmara Denizi depreminde kendini göstermek için beklemektedir.

4) Özellikle kamu binalarının yıkıldığı doğrultusunda bir algı oluşturuldu. Bu bilgi doğru mu? Değilse neden böyle bir algı oluşturuluyor?

Kadir Sev

Sol haber yazarı. Eski Sayıştay denetçisi - Emekli DDK üyesi

Resmî açıklamalarda, kamu hizmetine tahsis edilen yapıların %30’unun ağır hasarlı olduğu ya da yıkıldığı; %70’inin hafif hasarlı ya da hasarsız olduğu belirtiliyor.

İskenderun ve Antakya’daki Devlet Hastaneleri, 24 okul, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı (KYK) öğrenci yurtları, Adıyaman Belediye başkanlığı ve Hatay’da AFAD’ın kullandığı bina yıkıldı. 83 okul ağır hasarlı.

TOKİ’nin yaptığı 134 bin konut ise yıkılmadı, aralarında ciddi hasarlı olanı da yok. Siyasetin, kamu ihaleleri aracılığıyla beslendiğini biliyoruz. Böyle ortamlarda, “yandaş” statüsündeki müteahhitlerin zayıf bir denetim altında çalışacakları açıktır. Bu gerçeği dikkate aldığımızda kamu binalarının büyük bir bölümünün yıkılmış olacağını düşünmemizde bir terslik yoktur.

Ne var ki böyle bir durum gerçekleşmedi. AKP’li kadrolar kamu ve TOKİ yapılarının yerle bir olmamasından övünç gerekçesi üretiyor. Kamu yapılarının %70’inin çökmeyişinin nedeni belki de yandaşların yaptığı iş miktarlarının şişirilip daha çok hakediş bedeli ödenmesindendir. Böyle yapıldığında, yandaşların beslenmesi için kalitenin düşürülmesi gerekmez. Ancak oran düşük olsa da çok sayıda kamu yapısı yıkıldığı gerçeğini görmezden gelemeyiz.
Bu durumun nedenleri, yapım sürecinin bütünü incelenmeden bilinemez. Belki de ihale soygununun boyutlarının hakedişlere sığdırılamayacak denli büyük olmasından kaynaklanıyordur.

TOKİ, kamu taşınmazları ve varlıklarının dağıtımı üzerine kurulan saadet zincirinin tepesindeki bir Kurumdur. Kamu toprakları bedava devredilmekte, imar ve uygulama planları en çok kâr edebilecekleri anlayışla yapılmakta, kimilerini arsa olarak, kimilerini portföyündeki müteahhitlere yüksek yapılar yaptırdıktan sonra konut-işyeri vb. olarak satmaktadır. Tip proje uygulandığı için proje maliyetleri de düşüktür. Müşterileri, kamu kaynaklarından sağlanan ucuz kredilerle desteklenmektedir. Bu sayede maliyet baskısı hissetmemektedirler.

AKP’li kadroların, kamu eliyle yaptırılan konutların az bir bölümünün yıkıldığı doğrultusundaki sözleri yanlış değildir. Ama bu gerçeğin altında, yukarıda sözü edilen ve hiç de masum görülemeyecek gizli gerçekler bulunmaktadır.

Toplumda, en çok kamu hizmet binalarının yıkıldığı algısı uyandıracak bilgilerin yayılması AKP kadrolarının işine gelmektedir. Böylelikle kentlerin çökmesine yol açan projelendirme ve yapılması süreçlerindeki suçlarını, bir avuç müteahhidin üzerine atıp kendilerini aklayabilecekleri ortam oluşmaktadır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.