Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı? Bilgi, veri, iletişim, medya

İktidar en baştan uluslararası iletişim dayanışmasını reddederek ve inanılmaz bir biçimde bant daraltmaya giderek adeta 'taammüden cinayet' işledi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 14.06.2023 , 17:45 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Dayanışma Meclisi'nin ortak yayın organı olan Dayanışma Forumu'nun Mayıs 2023'te yayımlanan 8. sayısında, 6 Şubat depremi ele alındı.

"50 Soruda 6 Şubat Depremi: Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı?" başlıklı sayıda, neo-liberal saldırıların sonucunda devletin nasıl küçülerek yıkıma müdahale edemez hale geldiği ele alındı.

Dayanışma Forumu'nın 8. sayısının onuncu bölümünü soL okurlarıyla paylaşıyoruz.

45) Türkiye’de ne kadar Suriye kökenli sığınmacı can kaybına uğramış olabilir?

Musa Özuğurlu - Gazeteci

Türkiye’de depremde hayatını kaybeden Suriyeli sayısını tam olarak bilmek mümkün değil. Daha kaç vatandaşımızın hayatını kaybettiğini bile tam olarak bilmiyoruz. Bu nedenle yine yapılan açıklamalar ile yetinmek durumundayız. Cesetleri Suriye’ye gönderilen Suriyeli sayısı Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1793. Ancak yaklaşık 4000 kadar Suriyelinin Türkiye tarafında hayatını kaybettiği belirtiliyor. Yani Türkiye’de defnedilen Suriyeliler de var. Bu arada Hatay’da 360 bin, Gaziantep’te 354 bin, Şanlıurfa’da 250 bin kadar Suriyelinin yaşadığı göz önüne alınırsa hayatını kaybeden Suriyeli sayısının daha yüksek olduğu tahmin edilebilir.https://english.enabbaladi.net/ archives/2023/02/half-of-syrians-in-turkeylive-in-the-earthquake-zone/

46) RTÜK’ün bağımsız medyayı nesnel deprem yayınları nedeniyle cezalandırmak istemesi, bu medyanın bütünüyle yasaklanmasına giden sürecin yeni bir eşiği olabilir mi?

Prof. Dr. Gamze Yücesan - Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi

Deprem ve sonrası yıkımın, acıların en aza indirilmesi için ifade özgürlüğü ve haber alma hakkı hayatidir. Hem bu süreçten doğrudan etkilenenler hem de toplumun tümü için yaşanılanları anlaşılabilir, açıklanabilir ve değiştirilebilir kılmak ancak iletişim hakkıyla mümkündür. İletişim hakkı gerçek sorunlar ve sorumlular hakkında yapılması gereken kamusal tartışmayı mümkün kılar.

Deprem bölgesinde görevli gazetecilerin uğradığı engellemeler iletişim hakkını zedelemiştir. Ayrıca sosyal medyaya getirilen bant daraltma uygulaması iletişim hakkını ortadan kaldırmıştır. Bağımsız medyanın gerçekleri halka ulaştırması deprem sürecinde cezalandırılmak istenmiş ve bağımsız medya ciddi baskı altına alınmıştır.

Bağımsız medyaya dönük son düzenleme, AKP ve MHP’nin “dezenformasyonla mücadele” iddiasıyla hazırladığı ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” diyerek başından beri karşı çıktığı “Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”dir. Teklif, Ekim 2022’de Meclisten geçerek yasalaşmıştır. Bu yasa,
yurttaşların sosyal medya paylaşımlarıyla yargılanabilmesinin önünü açmakta, hapse girme korkusu yayarak toplumu ve yurttaşları suskunlaştırmayı amaçlamakta ve medya kuruluşları için ağır bir otosansüre zemin yaratmaktadır. 

Tüm bu olumsuzluklara rağmen gazetecilik mesleğini yapmaya çalışan ve bölgedeki insanların sesini kamuoyuna duyuran gazeteciler ve bağımsız medya kuruluşları umut verici olmuştur. Bu durum deprem koşullarında doğru bilgiye erişme ve kamu yararını tüm kişisel ve kurumsal kaygıların üstünde tutarak haber yapma işini yerine getirecek gazetecilerin ve bağımsız medyanın rolünü bir kere daha ortaya koymaktadır. 

47) Depremlerin ilk anından itibaren hızla artan dezenformasyonun, yanıltıcı, aldatıcı ve yıkıcı bilgi kirliliğinin sorumluları kimler?

Ceyda Karan - Gazeteci

Bu sürecin sorumlusu en başta hakikatlerin aktarılması ve büyük bir yıkım yaşamış olan halkın sesinin işitilmesinde hayati rolleri bulunan “yandaş medyanın” “devleti korumakollama” adı altında iktidarın borazanına dönüşmesidir. Büyük televizyon ve gazete kurumlarının mensuplarının afet bölgesine ulaşmasıyla birlikte “yandaş medya”, “devlet örgütlenmesinin çöküşünü” sorgulayan feryatlar ve tepkilerin sesinin kesilmesinde çok önemli roller üstlendi. Enkaz alanlarındaki müdahalelerdeki yetersizlik, ekipman sorunları ve yardımlar konusunda iktidarı destekleyici dezenformasyon çok dikkat çekici boyutlara vardı. Gazetecilik görev ve sorumluluklarını yerine getirmek bir yana gerçekleri karartmak için adeta çırpındılar, bu yolda görülmemiş sansür uygulamalarına imza attılar. Yardımların
yetersizliğini dile getiren vatandaşların seslerini kıstılar, kimi yerlerde kameralar başka yöne çevrildi, mikrofonlar saklandı, rejiden sesler kısıldı ve yayınlar kesildi. Takip eden günlerde iktidarın yardımları öne çıkarılırken, belediyeler ve çeşitli demokratik kitle örgütleri ile siyasi kuruluşların seferber olarak gönüllülük yoluyla yaptıkları yardımlar mütemadiyen çarpıtıldı.

Yandaş medya, büyük yıkımın haberleştirilmesinde inanılmaz editoryal sorumsuzluk örnekleri sergiledi. Buna bir örnek, Yeni Şafak gazetesinin, yıkık evlerinin önünde ağlayan depremzede kadınların fotoğrafına yelpaze şeklinde 100’lük banknotlar iliştirmesi olarak verilebilir. Muhalefet medyasının, depremin ilk 48 saatinde teyit sıkıntılarının da yansıdığı bir süreçten geçtiğini belirtmek gerekir. Enkaz alanına ulaştıktan sonra olağanüstü şartlarda görev yaptılar. Ve sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılamalarla karşı karşıya kaldılar. İyi niyetli çabalara rağmen kimi yerlerde yardımları etkileyecek “bilgi kirliliği” de ortaya çıktı.

“Sosyal medya” doğası gereği en sıkıntılı alandır. İktidar en baştan uluslararası iletişim dayanışmasını reddederek ve inanılmaz bir biçimde bant daraltmaya giderek adeta “taammüden cinayet” işledi. Kendi adıma Twitter üzerinden enkaz altından verilen isim ve telefon numaralarından hangisini paylaşacağımı bilemez hale geldim. Sosyal medyada pek çok teyitsiz, yalan ve çarpıtma haber dolaştı ve bu da yardım amaçlı çalışmaları zaman kaybı yaratacak şekilde zora düşürdü. Sosyal medyanın bir başka çarpıcı rolü yardımların “PR” aygıtına dönüştürülmesindeki rolü oldu. Sanırım bu da “zamanın ruhunun” kaçınılmaz bir yansımasıdır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.