Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Deprem bölgelerinde atıksu ve asbest tehlikesi: 'Yönetmelikler göz ardı ediliyor'

Deprem bölgelerindeki su ve atık yönetiminin yönetmeliğe uygun şekilde yapılması gerektiği vurgulanırken, asbest tehlikesine karşı gereken önlemlerin de acilen uygulanması gerektiği belirtiliyor.

Can Kuyumcuoğlu

Yayın Tarihi: 16.02.2023 , 13:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Kahramanmaraş merkezli depremler, 10 ilde büyük bir yıkıma neden olurken, deprem bölgelerinde su altyapısının zarar görmesi, atık yönetiminin koordine edilmemesi, enkaz çalışmalarında asbestin yayılması bölgede baş gösteren diğer sorunlar oldu. 

Deprem bölgelerinde temiz suya erişim ve atıksular ile atıkların uzaklaştırılması gibi konuların halk sağlığını tehdit eden en önemli unsurlar olduğuna işaret ediliyor.

Bununla birlikte, hafriyat çalışmaları sırasında yayılan asbestin bölgelerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği ve buna karşı enkaz çalışmaları sırasında acil önlemler alınması gerektiğine dair uyarılar yapılıyor.

Deprem bölgelerinde su ve atık yönetimindeki eksiklikleri ve buna ilişkin neler yapılması gerektiğini Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Selahattin Beyaz'la konuştuk.

'Afet yönetmeliklerinin iktidar için bir anlam ifade etmediği görülüyor'

"Deprem afete dönüşür, acil ihtiyaçların karşılanmasında halkın dayanışması çözüm olurken, bütün kurumların yönetimini elinde bulunduran iktidar OHAL ilân ederek, okulları tatil ederek, üniversite öğrencilerini yurtlarından çıkartıp çevrimiçi eğitime geçiş yaparak, sosyal medyaya erişim kısıtlaması getirerek çözüm aramaktadır. Ülkedeki afet yönetmeliklerinin iktidar için anlam ifade etmediği deprem sonrası bölgenin halinden ve iktidarın tavrından anlaşılmaktadır.

'Yönetmeliklerin deprem bölgesinde göz ardı edildiği görülmüştür'

15 Şubat 2007 tarihinde 26435 sayılı Resmi gazetede yayımlanan “Alt Yapılar için Afet Yönetmeliği”nde 
İçme suyu şebekeleri, Atıksu Kanalizasyon şebekeleri, Su ve Atıksu Arıtma tesisleri için “Doğal afetlere dayanıklı olarak tasarımı ve mühendislik hesapları ile malzeme seçimi, yapımı, işletilmesi, bakım ve onarımı için gerekli asgari şart” belirtilmektedir. Yine altyapı projelerinin TSE standartları ve AB düzenlemelerine uyularak yapılması gerektiği belirtilirken uygulamada karşılaşmadığımız “Altyapı tesisinin afet risk analizi “ ile “Altyapı tesisine ait acil durum müdahale planı” yönetmelikte öne çıkmaktadır.

Alt Yapılar için Afet Yönetmeliği’nde alt yapı tesisleri ile ilgili temel esaslar belirlenmiş olmasına rağmen aşağıdaki eksiklikler ön plana çıkmaktadır:

Acil durumda kullanılmak üzere yeraltı su kaynaklarının önceden belirlenmesi gerektiği, afet durumunda öncelikle bu suların kullanılması gerektiği yönetmelikte belirtilirken bölgede bu konuda bir planlama yapılmadığı görülmüştür.

İtfaiye ve hastanelere yedek su rezervinin sağlanmış olması gerektiği, altyapı tesislerinde afet anında devreye girmek üzere yedek enerji kaynakları bulundurulması gerektiği yönetmelikte belirtilirken, deprem sonrası suya ve enerjiye erişimin mümkün olmadığı görülmüştür.

Yaşam alanları planlamasında, bölgesel emniyet vana sistemi ve bina girişlerinde, afet anında su kesici vana sisteminin yapılması yönetmelikte belirtilirken, deprem sonrası günlerce alt yapı sistemine müdahale edilememesi de yönetmeliğin kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir.

İktidar ve yönetimindeki kamu idarelerinin dikkate almadığı bu yönetmelikte “Hasarlı durumdaki sınırlı alanların vana ile kapatılmasından sonra rezervuarların yüzde 70’i kullanılır durumda” olması gerektiği ve “Merkezi yerlerde 72 saat içerisinde” içme suyu temin edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Ancak kimi bölgelerde depremden bir hafta sonra bile suya erişim mümkün olamamıştır, hayatta kalma mücadelesi veren insanlar için çok önemli halk sağlığı sorunları ortaya çıkacağı görülmektedir. Yönetmeliklerin kamu idareleri tarafından uygulanmaması depremi göz göre göre afete dönüştürmüştür.

Deprem bölgesinde geçici barınma alanlarının oluşturulması henüz tamamlanmamıştır. Bölgedeki halkın büyük kısmı kış koşullarına uygun olmayan çadırlarda, açık alanlarda yaşamaya çalışmaktadır. İçme suyu ihtiyacı yardımlar ile gelen ambalajlı sular ile karşılanmakta olup, temizlik amacı ile suya erişimin henüz mümkün olmadığı görülmektedir. 

Su temini nasıl sağlanmalı?

Bölgede mevcut su kaynaklarının durumu değerlendirilmeli, yetersiz veya uygun olmaması durumunda yeni kuyular açılarak, yağmur suyu hasadı yapılarak, 1. ve 2. sınıf kalitesinde su kaynaklarından su temin edilerek, geçici isale hatları ile su arıtma tesislerine iletilmelidir. Su arıtma tesislerinde sağlıklı, kullanıma uygun su üretilerek boru hatları ile geçici barınma alanlarında yerleştirilecek su depolarına iletilmelidir. Yeterli suya erişim geçici barınma alanlarında halk sağlığı için temizliğin sağlanmasında en önemli parametredir. Su arıtma sistemlerinin kullanılamaması durumunda ise depo sonrası su arıtma sistemleri kurularak temiz su kullanımı sağlanmalıdır. Hastane ve sağlık amacı ile kullanılan yerlerde ise kesintisiz su temin edilmeli, gerekmesi halinde ilave olarak modüler su arıtma sistemleri kurularak su üretimi sağlanmalıdır.

Çadır kent veya konteyner kent yaşam alanları dışında köylerde, kent dışındaki mahallerde yaşamaya çalışan halkın su ihtiyacı ise tankerle temin edilip yaşam alanına yakın yerleştirilecek su depolarına iletilmesiyle karşılanmalıdır. 

Su arıtma tesis çıkış suları ve depolardaki sular düzenli şekilde analiz edilerek kullanmaya uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir. Kontrolsüz sular kesinlikle kullanılmamalıdır. Bölgede bütün yaşam alanlarında su ihtiyacı her koşulda sağlanmalıdır. Su sağlıklı yaşamın en önemli kaynağıdır.

Dünya Sağlık Örgütü afet durumunda yaşam alanlarında kurulacak su depoları hacimlerinin 2.000 kişiden az olan yerleşimlerde bir günlük ihtiyacı karşılayacak kadar fazla olan yerlerde ise altıda biri kadar olmasını öngörmektedir.

Atıksu tehlikesi

Yaşam alanlarında oluşan atıksuların halk sağlığı sorununa dönüşeceği anlaşılmaktadır. Açık alanlarda, çadır kent ve konteyner kentlerde atıksuların kanalizasyon sistemine bağlantısının mümkün olmaması, atıksuların yaşam alanlarından uzaklaştırılamaması sonucu Mikrobiyolojik kirlenme buna bağlı olarak hastalıklar oluşacaktır. 

Geçici yaşam alanlarında her 20 kişi için bir tuvalet kurulmalı ve bu tuvaletler, barınma alanına en az 50 metre böcek ve kokunun engellenebileceği bir uzaklıkta olmalıdır. Atıksuların uzaklaştırılması mümkün olmaması durumunda sızdırmalı çukurlar açılarak geçici çözüm sağlanmalıdır. Kent veya yerleşim alanı atıksu arıtma tesisleri ve alt yapı tesislerinin onarımı veya yeniden yapılması en öncelikli olmalıdır. Atıksuların açıkta akmasına kesinlikle izin verilmemelidir. Gerekmesi durumunda geçici kompakt Atıksu arıtma tesisleri kurularak atıksular zararsız hale getirilmelidir.

Atık yönetimi nasıl olmalı?

Yıkımın büyüklüğü her gecen gün daha da ortaya çıkarken yıkımdan geriye kalan büyük atık yığınları, deprem etkisinin çok daha uzun süreceğini göstermektedir.

Yerleşim yerlerindeki yıkımlarda oluşan atıkların büyük kısmını inşaat ve yıkıntı atıkları oluşturmaktadır. Atıklar içinde bulunan asbest, altyapı malzemeleri, asfalt, yalıtım, boru ve ek parçaları, elektronik malzeme, organik kirletici, kimyasal madde atıkları gibi birçok malzeme, enkaz kaldırma işleminde atık olarak uzaklaştırılacaktır.

Afet sürecinde çevreye rastgele atılan bozulmuş veya çürümüş yiyecekler, tıbbi atıklar, acil yardım atıkları, plastik ambalajlı su ve gıda kullanımından kaynaklı atıklar nedeni ile bölge uzun süre kirletici baskılar altında kalacaktır. İnsan ve diğer canlıların cesetlerinin bir kısmından oluşan atıklar ise mikrobiyolojik kirletici olarak uzun süre halk sağlığını tehdit edecektir.

1999 yılında meydana gelen Marmara depreminde 97 bin Konut ve 16 bin İşyeri yıkılmış 13 milyon ton atık enkaz ile birlikte kaldırılmıştır. Yaklaşık 110 bin kilometrekare alanda etkili olan Maraş depreminde 200 bin konutun yıkıldığı veya zarar gördüğü 750 bin kişinin doğrudan etkilendiği tahmin edilmektedir. Bu durumda enkaz ile kaldırılacak atık miktarının boyutları çok yüksek olacağı ve uzun süreler, atıkların bölgedeki yasamı olumsuz etkileyeceği anlaşılmaktadır.

'Bu tehlikelerin temel nedeni iktidarın rant politikalarıdır'

Depremin yıkım etkisi ile bölgede yasayan birçok insan ve diğer canlı hayatını kaybetmiş, birçok insan sakat kalmış, yaralanmıştır. Geçici barınma sorunu en büyük sorun görünürken, temiz suya erişim ve atıksular ile atıkların uzaklaştırılması gibi hususlar halk sağlığını tehdit eden en önemli parametrelerdir.

“Enkaz” depremin yıkım etkisi ile oluşan atıklardır. Enkaz kaldırma işlemi,  altında canlı kalmadığından emin olunduktan sonra dikkatlice yapılmalı ve atıkların geçici depolama yerlerinde depolanması sağlanmalıdır. Depo alanlarında yağışlar ile oluşacak atık sızıntı sularının toprak veya yeraltı suyuna karışmasını önleyecek sızdırmazlık tedbirler alınmalıdır.

Geçici depo alanları yanında kurulacak katı atık ayrıştırma tesislerinde atıklar sınıflandırılarak ayrılmalıdır. Tehlikeli atıklar, tıbbi atıklar, elektronik atıklar, yıkıntı atıkları ve organik atıklar her biri farklı yöntemler ile bertaraf edilmedir. Beton atıkları ayırma işlemi sonrası yük taşımayan alanlarda dolgu işlemi için kullanılmalı, yol ve yapıların altında taşıyıcı dolgu malzemesi olarak kesinlikle kullanılmamalıdır.

Depremin yıkım etkisinin büyük olması, afete dönüşmesinin temel nedeni iktidarın rant politikalarıdır. Enkaz kaldırma çalışmaları ile bölgede deprem kaynaklı afetin ekolojik yıkımı da meydana getirmemesi ve yeniden yaşanılır kentlerin kurulması için mücadele edilmelidir.

'Asbeste karşı acil önlemler alınması gerekiyor'

Bölgedeki asbest tehlikesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan asbest söküm uzmanı Cafer Fidan, bölgede alınabilecek önlemleri anlattı. Fidan, şunları söyledi:

"Deprem bölgelerinde arama kurtarma ekiplerinin ve gönüllülerin asbest riskine karşı en kötü ihtimalle FFP3 tipi maske kullanması gerekiyor. Bunun en başından beri yapılması gerekiyordu. Yalnızca asbest değil, başka birçok tehlikeli madde var enkaz bölgelerinde. Artık bu aşamada, hafriyat kaldırma işlemlerinde çevrede bulunan halkın oradan uzaklaştırılması gerekiyor. Ekiplerin de bu andan itibaren bahsettiğim maskeleri kullanması gerekiyor. Bunun yanında Tyvek tipte tulumların giyilmesi lazım.

Aslında deprem bölgelerinde asbeste ilişkin özel tedbir işlemleri yapılması gerekiyordu, ancak bu olağanüstü bir hal. Onun için en azından bu tulumların ve maskelerin asgari olarak görevli ekiplerde bulunması gerekiyor.

Bununla birlikte hafriyat kaldırılma işlemlerinde toz bastırma sistemlerinin de orada kullanılması gerekiyor.

Şu ana kadar deprem bölgelerinde bu tedbirleri kullananların çok az bir kesim olduğu görüldü."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.