Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Suriye açıklaması: 'Hem uluslararası hem de bölgesel bir komplo'

DEM Parti Eş Genel Başkanları Hatimoğulları ve Bakırhan, Suriye gündemine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları yaşananların "hem uluslararası hem de bölgesel bir komplo" olduğunu söyledi, Bakırhan ise "Bölgeyi Kürtsüzleştirmek istiyorlar, Kürtlerden arındırmak istiyorlar" dedi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 24.01.2026 , 18:33

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye'de yaşanan gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.

Hatimoğulları, çatışmalar başlamadan hemen önce HTŞ ve SDG'nin 4 Ocak'ta Şam'da yaptıkları toplantıya HTŞ lideri Ahmed Şara'nın katılmamasına dikkat çekti ve "Şara'nın bu görüşmeye katılmaması nedeniyle, o gün tam anlamıyla sağlanmış olan verimli bir mutabakatı somut olarak imza altına almamış oldular. Belli ki 6 Ocak’ta Halep'te Eşrefiye ve Şeyh Maksut’ta gerçekleşecek provokasyon hazırlanıyormuş" diye konuştu.

Saldırıların durdurulması, kuşatmanın sonlandırılması ve ateşkesin denetlenmesi için çağrıda bulunan Bakırhan ise "İnsani koridorlar açılsın. En başta da Türkiye açmalıdır. Çünkü Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapıları Türkiye'dedir. Bir an önce bu kapıların açılması gerekiyor" dedi.

'Hem uluslararası hem de bölgesel bir komplo'

"Bütün Türkiye kamuoyu ve dünya ne yazık ki şu konuda yanıltılıyor" diyen Hatimoğulları, Rojava'da yaptıkları görüşmelere de atıfla 10 Mart'ta imzalanan mutabakata SDG'nin uymadığına yönelik "çok ciddi bir algı yönetimi" olduğunu söyledi.

Hatimoğulları, Rojava''da görüştükleri yetkililerinin, Halep'in Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerinde başlayan çatışmaların nedenine dair izlenimleri ve yorumlarını şöyle aktardı:

"Bir plan var. Bu plan hem uluslararası bir komplo hem de aynı zamanda bir bölgesel komplo. Bu planın ana teması bir Kürt-Arap savaşını derinleştirmek. Yine kendilerinin bir yorumu ve değerlendirmesi de Suriye tarihinde böylesi bir çatışma yokken, bu çatışmayı derinleştirmek isteyenlere karşı asla bu oyuna gelmeyecekleri şeklinde. 'Bizler bu sürecin böyle akıtılmak istendiğinin farkındayız' diyorlar. Biliyorsunuz ki Rakka ve Deyrizor’dan SDG güçleri çekildi. Buradan çekilmelerinin en önemli nedeni işte bu komployla bir Kürt-Arap savaşının derinleştirilmek istendiğinin farkına varmaları ve bunun önüne geçmek istemeleri. Aynı zamanda, 2011'den beri savaş ve çatışma içinde olan Suriye'de, savaş yorgunu olan bir ülkede daha fazla can kaybının yaşanmasını istemiyorlar. Daha çok sivilin ölmesini istemiyorlar, daha fazla göç olmasını istemiyorlar. İşte tam da bu nedenle hem siyasi hem insani ve her anlamda büyük bir sorumlulukla hareket ederek bu bölgelerden çekildiler."

'4 Ocak'ta sadece imza atmak kalmıştı, belli ki provokasyon hazırlanıyormuş'

Hatimoğulları, SDG'nin 10 Mart Mutabakatı'na uyduğunu tekrarladı ve "Mutabakatın son maddesinde karar altına alınmış olan komisyonlar konusunda SDG'nin her seferinde bu komisyonların oluşmasını teklif ettiği ifade edildi. Ancak HTŞ'nin zamana oynadığı ve bu komisyonların oluşturulmaması için süreci uzattığını ifade ettiler" diye konuştu.

4 Ocak'ta HTŞ ve SDG'nin Şam'da yaptıkları toplantıya HTŞ lideri Ahmed Şara'nın katılmamasına dikkat çeken Hatimoğulları, "Şara'nın bu görüşmeye katılmaması nedeniyle, o gün tam anlamıyla sağlanmış olan verimli bir mutabakatı somut olarak imza altına almamış oldular. Yani sadece kalemle imza atmak kalmıştı 4 Ocak’taki mutabakatta. Fakat Şam yönetimi, Şara'nın toplantıya iştirak edemeyeceğini, birkaç gün sonra yine bir araya gelerek imza olayının gerçekleşebileceğini söylemiş" ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları, ortaklaşılan mutabakatın o gün HTŞ yarafından imzalanmaması ve ertelenmesine dair "Belli ki 6 Ocak’ta Halep'te Eşrefiye ve Şeyh Maksut’ta gerçekleşecek provokasyon hazırlanıyormuş" yorumunda bulundu.

'HTŞ'nin Türkiye tarafından desteklenmemesi gerekiyor'

18 Ocak'ta varılan mutabakata dair konuşan Hatimoğulları, "Basına düşen haberlere de baktığımızda ateşkesin uzatıldığını görüyoruz. Bizler bunu son derece olumlu buluyoruz" dedi. 

Hatimoğulları, mutabakata herkesin uyması gerektiğini söyledi ve "Bu ortak mutabakata pratikte uyulmayıp sahada yine çatışma ve silahların konuşması, Suriye'nin geleceği açısından son derece tehlikelidir. Bu tür mutabakatlar, savaş ve saldırı hazırlığı için oyalama taktiğine dönüşmemeli. Mutabakatsa mutabakattır; hayata geçirilmeli, uygulanmalıdır" diye konuştu.

"HTŞ'nin Kürtlere savaş açması hiç kimse tarafından desteklenmemelidir" diyen Hatioğulları, HTŞ'nin askeri, lojistik, istihbarat alanlarında Türkiye tarafından da desteklenmemesi gerektiğini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:

"Kürt-Arap savaşına kesinlikle karşıyız diyorlar ama bir o kadar da Türk-Kürt savaşına ve çatışmasına karşıyız diyorlar. Türkiye'de Kürtler ve Türkler iç barış sağlanması için daha fazla çaba harcamalı. Ama aynı şekilde Türkiye devletinden ve hükümetinden beklenti, HTŞ'yi ve Geçici Şam Yönetimini Kürtler üzerinde bir etnik temizlik harekatı yürütürken asla desteklememesi. Bunun önünün kesilmesi gibi tarihi bir sorumluluğunun olduğunun altını çiziyorlar. Buradan biz de bir kez daha diyoruz ki; Türkiye barış rolünü oynamalıdır, Türkiye Suriye'de barışın tesis edilmesi için rol oynamalıdır. Ayrıca garantör ülkelerin güvenilirliği bu süreçte ne yazık ki sarsıldı. Özellikle de 10 Mart Mutabakatının garantör ülkelerinin. Dolayısıyla burada yine bir çağrı da garantör ülkeleredir. Görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeliler; Kuzey ve Doğu Suriye üzerindeki kuşatmanın ortadan kaldırılması için görev ve sorumluluklarını acilen yerine getirmeliler."

'Bölgeyi Kürtsüzleştirmek istiyorlar'

Tuncer Bakırhan ise ateşkes anlaşmasına karşın saldırıların devam ettiğini söyledi ve "Herhalde sadece Kürtler ateş etmesin diye anlaşılıyor ateşkesler. Ateşkes herkes için geçerlidir. Ama Rojava'da ateş kesilmedi. Kürtler kesmesine rağmen tek taraflı, işte ihlal ediliyor. Ciddi bir kuşatma var, saldırılar devam ediyor" diye konuştu.

Kobane'nin şu anda kuşatma olduğunu vurgulayan Bakırhan, sözlerine şöyle devam etti:

Sadece HTŞ değil; SMO, IŞİD çeteleri ve adını ilk defa duyduğumuz o selefi örgütler tarafından Kürtler katledilmektedir. Saldırı altındadır. Bunların durması gerekiyor. Bu saldırıları teşvik edenleri biliyoruz. Suskun kalmamak lazım. Bu saldırılara prim vermemek lazım. Kesilen suların açılması gerekiyor. Elektriğe bağlı, işte sağlık sorunları olan insanların elektriğinin verilmesi gerekiyor. Yakıt yok.

Bakırhan bölgenin Kürtsüzleştirilmek istendiğini söyledi:

"Rakka dediler, hadi Kürtler oradan çıktı. Rakka’ya IŞİD bayrakları dikiliyor şimdi. O adil, o demokratik, o kapsayıcı yönetim yerine tekrar kafa kesen IŞİD'ciler bayrağını dikiyor ve dünya suskun, dünya sessiz. Hani IŞİD karşıtı mücadele vardı, hani uluslararası kamuoyu buna destek veriyordu. Buna artık dur demek gerekiyor. Hedef belli: Kürtlerin varlığı burada hedef alınıyor. Kimse dünyayı kandırmasın. Öyle IŞİD'le mücadele eden yok. Tek bir mücadele var: Kürtlerin varlığıdır, kimliğidir, dinidir. Bölgeyi Kürtsüzleştirmek istiyorlar, Kürtlerden arındırmak istiyorlar. Buna engel olmak gerekiyor."

'Türkiye'nin sınır kapılarını açması gerekiyor'

Saldırıların durdurulması, kuşatmanın sonlandırılması ve ateşkesin denetlenmesi için çağrıda bulunan Bakırhan, şöyle konuştu:

"İnsani koridorlar açılsın. En başta da Türkiye açmalıdır. Çünkü Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapıları Türkiye'dedir. Bir an önce bu kapıların açılması gerekiyor. Oradaki susuzluğa, oradaki elektriksizliğe, oradaki ilaçsızlığa acilen bir çare bulunmalıdır. Su, gıda, ilaç, barınma gibi ihtiyaçlar karşılanmalıdır. Bu konuda dayanışma içerisinde olmak isteyenlerin dayanışmaları da engellenmemelidir. Kürtlerin ve bölgede yaşayan başta Alevilerin, Dürzilerin, Hıristiyanların temel hakları güvence altına alınmalıdır."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.