Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

COP Dubai Konferansı'na dair: Kapitalizm iklim krizini çözebilir mi?

Kapitalizmin bu ciddiyetsizliği ve umursamazlığı sürdükçe bunun bedelini tüm insanlığın ödediğini görüyoruz. O nedenle gerçek ve köklü bir değişime acil şekilde ihtiyaç duyuyoruz.

Eren Korkmaz

Yayın Tarihi: 16.12.2023 , 09:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Bu soruya cevap arayan çok sayıda yazıya denk gelmiş olmanız muhtemeldir. Genellikle sosyalist hareket içnide bunun mümkün olmayacağı izah edilir. Diğer yandan dünyayı ve insanlığı bekleyen iklim krizi o kadar derin ki ve yakın geleceği tahmin etmek o kadar zorlaştı ki, 5, 10 veya 20 yıl içinde atılması zorunlu adımlarla karşı karşıyayız ve kapitalizm şartlarında belirli çözümlerin bulunması da gerekli, mümkün değil diyerek geçilebilecek bir konu değil.

Bununla beraber bu sorunun cevabı yalnızca teorik bir tartışmaya işaret etmiyor. Kapitalizmin bu soruna nasıl yaklaştığını anlamak için bakabileceğimiz belirli platformlar var. Bunların en önemlisi UN COP olarak bilinen Birleşmiş Milletler iklim Değişikliği Konferansıdır ve bunun en son örneğini geçtiğimiz 2 haftada (30 Kasım-12 Aralık) Dubai’deki toplantılarda izledik. Bu yazıda genel hatlarıyla konferansa dair bazı gözlemleri ve kararları değerlendireceğim.

Bu sene konferans Birleşik Arap Emirlikleri’nde oldu. BAE bir petrol ülkesi ve petrolden büyük gelirler elde eden bir ülkenin başkanlığında yürütülen bir konferanstan beklentiler daha başından sınırlı oluyor. Bu yetmezmiş gibi konferansın başkanı da BAE’deki petrol ve gaz şirketinin CEO’su. Yani dalga geçer gibi iklim krizinin en büyük kaynaklarından birini oluşturan sektörün başında yer alan birinden konferansa liderlik etmesi beklendi. Kendisi toplantıyı yönetmekle kalmadı, hazır bu fırsatla birçok devlet başkanı ve şirket yöneticisi gelmişken toplantı aralarında yeni petrol anlaşmaları imzalayıp CEO’luğunun hakkını da verdi. En azından toplantı süresince CEO’luktan geçici olarak ayrılması gerektiğini savunan “etikçi” katılımcıların çağrıları elbette cevapsız kaldı.

Dubai yetmedi, seneye de Azerbaycan

Buna dair her konuyu meşrulaştırma kabiliyetine sahip olan “iyimserler” bir petrol şirketinin, pardon ülkesinin böylesi bir konferansı düzenlemesinin dahi ilerleme olduğunu, bunları adım atmaya zorladığını iddia ederek konferansa gittiler. Diğer yandan çıkan sonuçta ve ulaşılan mutabakatta önceki senelerdeki toplantılardan geride bir tutum sergilendi ve fosil ürünlerine dair bağlayıcı bir karar alınmadı, net bir çağrıda bulunulmadı ve tavsiyelerle yetinildi.

Yalnızca bir sene için bir petrol şirketinin-devletinin ev sahipliğinde olmasının bu ülkeleri harekete geçmeye zorladığını kabul etsek dahi bu anlamlı değil, çünkü önümüzdeki senenin toplantısı da Azerbaycan’da düzenlenecek, yani bir başka petrolden ve gazdan gelir elde eden devlet-şirket ülkesi. Artık o konferansa da SOCAR CEO’su başkanlık eder. İçinden geçtiğimiz kapitalizmin delilik döneminde her türlü saçmalığı ve mantıksızlığı görmeye artık şaşırmıyoruz.

Bu toplantıda iklim krizine dair en önemli talepleri iletip etki yaratmaya çalışanlar Küçük Ada Devletleri denilen, bizzat iklim krizinden dolayı yaşam alanları yok olma tehdidi yaşayan veya bir süre sonra yok olacak olan ülkeler. Elbette onların siyasi gücü ve etkisi zayıf. Onlara destek veren iki önemli ülke Brezilya ve Kolombiya. Avrupa Birliği de bu ekibin birçok talebine destek verdi.

Ama Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, Çin, ABD gibi birçok ülke, bunlar aynı zamanda iklim krizinin en önemli sorumluları arasında, bu taleplere karşı çıktılar.

İklim krizi konferansında cirit atan petrol şirketleri ve CEO’lar

Bununla birlikte bu konferansın bir diğer özelliği de toplumsal protestolardan azade, “güvenli” bir ortam sunduğu için büyük şirketlerin, yatırımcıların ve finansal kurumların oldukça ilgi göstermesi oldu. Binlerce şirket en üst düzeyde temsil edildi, bolca “pitching” ve “networking” yaptılar, yani ürünlerini pazarladılar, anlaşmalar yaptılar, iklime dair birkaç söz söyleyip ayrıldılar. 

Konferansın bir diğer ilginç özelliği de petrol şirketlerinin güçlü bir lobi grubuyla konferansta yer alması ve görüşlerini serbestçe ve pişkin ifade etmeleri oldu. Hesap vermeleri, baskı altına alınmaları, kısıtlanmaları, yaptırıma uğramaları gerekirken, petrolcü CEO’nun da verdiği güvenle, üzerine bir de insanlara ders verdiler. Fosil yakıtlardan vazgeçmenin gerçekçi olmadığını, geçiş sürecinin uzun sürebileceğini, yeni teknolojilerin sorunları çözeceğini dile getirdiler.

Paris ve Glasgow gibi şehirlerde ciddi kitlesel protesto hareketleri ve alternatif konferanslar düzenlense de konferans Dubai’ye taşınınca birkaç küçük grubun steril protesto etkinlikleri dışında eleştirel ve tepkisel bir hava oluşmadı. Bu ufak dövizli açıklamalar dahi ev sahibi BAE’nin hanesine olumlu puan olarak yazılmaya çalışıldı. Seneye Azerbaycan’da petrol ve gaz şirketleri ve büyük şirketler çok daha serbestçe nutuklar atıp, engeller çıkarırlar.

“Ölüm fermanımız imzalandı”

Toplantı sonuçları açıklandığında da çoğunluk büyük bir mutlulukla kucaklaşıp, gülücükler saçarak Linkedin hesaplarında “harika sonuçlar” çıktığı, “büyük ilerlemeler” olduğu gibi paylaşımlar yaparken iklim krizini bugün bire bir yaşayan ve kasırgalarda sular altında kalan Küçük Ada Devletleri topluluğu ve toplantıya “renk katması” için davet edilen ve “eleştirel” görüşleri ve “bilgelikleri” ile katılımcıları “derin düşüncelere daldıran” (ve Instagram ve Linkedin için yeni post anlamına gelen) birkaç “yerli halk” temsilcisi ve şaman gayet üzgündü ve bir ada devletinin temsilcisinin ifadesiyle toplantı sonuçları “ölüm fermanılarını imzaladı”.

Bir diğer hayal kırıklığı yaşayan kesim de iktidar ve güç sahiplerine bu konferans vesilesiyle seslenip onların bilimsel bilgi eşliğinde doğru kararlar alacağını uman, çeşitli üniversitelerden gelen araştırmacılardı. Meselenin kar oranları değil de objektif bilgi eksikliği olduğunu sanan ve konferans için özel olarak yetiştirip yayınladıkları raporlar ile siyasete yön vereceğini sanan bu grup da beklediğini bulamadı. 

Bunun dışında konferans için dünyanın dört bir yanından kalkıp Dubai’ye gelen yaklaşık 75 bin katılımcının büyük çoğunluğu konferanstan gayet pozitif, güler yüzlü, eğlenceli mesajlar paylaştılar. Halihazırda iklim krizi nedeniyle birçok ülke ağır kasırgalardan, yangınlardan, sellerden ve doğal felaketlerden etkilenirken ve birkaç on yıl içinde daha büyük felaketler beklenirken ve araştırma raporlarında yaşanacak potansiyel felaketlere değinilirken, tüm bunlara dinleyip ardından karnaval havasında pitching ve networking avına çıkmanın keyfini yaşadılar. 

Dolayısıyla konferansta bir yanda diplomatların verilen sözler ve hazırlanan açıklamalar üzerinden yürüttükleri yoğun bir faaliyet varken, hükümetler iklim krizinden çok, temsil ettikleri devletlerdeki sermayenin çıkarlarını korumaya odaklanırken ve birşeyler yapıyor, adım atıyor gibi görünürken hiçbir bağlayıcı söz vermemenin yolunu incelikli yöntemlerle saklarken öte yanda Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’dan gelen on binlerce şirket yöneticisi ve yatırımcı yılın yorgunluğunu attıkları, Noel öncesi güzel bir tatil yaptılar. Hem Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu öncesinde yoğun iş görüşmeleri yapıp şirketlerini tanıttılar hem de Dubai’nin meteorolojik açıdan en uygun döneminde hava değişikliği yaşadılar. 

Toplantı katılımcılarının içine girdiği karnaval, gezip görme, yeme içme havasının diğer bir yanı da konferansın şirketlere odaklı bir içeriğe sahip olmasıdır. Networking ve marketing ön plana çıkınca etkinlikler şirketlerin bulduğu “harika” çözümleri anlattıkları, abartılı şekilde nasıl yeşil ve yenilenebilir ürünlere yatırım yaptıklarını, net sıfır hedefi için gece gündüz çalıştıklarını anlatmakla geçti. Bu da toplumsal eleştirinin eksik olduğu, petrol yöneticilerinin düzenlediği ve gösterişçiliği ile bilinen bir ülkedeki konferansın doğal bir sonucu oldu.

Havada uçuşan para vaatleri

Toplantının kararlarına kısaca değinmeye başlarken, özellikle ilk günlerde, toplantının PR yönünün öne çıktığı anlarda havalarda uçuşan finansal destek paketleri ve para vaatleri oldu. Ev sahibinden başlayarak Britanya’dan ABD’ye ve Gates’ten Bezos’a şirket sahipleri iklim krizinin çözülmesi için yüzlerce milyar doları ayırma sözünü verdiler. Ancak bunları kabaca toplayıp konferansın başarısı budur demek mümkün değil. Çünkü bizim deprem döneminde olduğu gibi şirketlerin ve devletlerin bu sözlerinin bağlayıcılığı yok, bunları takip edip parayı tahsil edecek bir mekanizma yok ve ayrıca para ayrılsa dahi bunun bağış mı, fon mu, borç mu olduğu ve hangi şart ve kriterlere sahip olacağı belli değil. Diğer yandan söylenen rakamlar kamuoyuna astronomik gelse de, yapılan bir araştırmada, örneğin fosil enerji şirketlerinin ayırmayı vaat ettikleri kaynakların tüm gelirlerinin yüzde 1’inini dahi karşılamadığı belirtiliyordu. 

Özetle “dünya yanıyor, batıyor, yakın gelecek felaketlerle dolu olacak” diye açıklanan raporları dinledikten sonra bir yandan bunun yarattığı “iş imkanlarının” ve yeni kazanç kapılarının vurgulanması, diğer yandan yeşil-yenilenebilir enerji gibi alanlara petrol ve gazdan elde edilen gelirlerin yüzde 1’ini dahi ayırmama ciddiyetsizliği dikkate değer.

Kayıp ve zarar fonu

Belki de toplantının en önemli kazanımı “kayıp ve zarar fonu” adı altında iklim krizinden en ağır etkilenen ülkelere yönelik bir finansal destek paketinin açıklanması oldu. Bunu özellikle küçük ada devletleri uzun zamandır talep ediyordu ve bu konferansta kabul edildi. Buna göre son yıllarda normalden daha ağır vuran kasırgalar bu ülkelerde büyük can kayıplarına ve altyapının bozulmasına neden oluyor. Bu devletler de yeniden inşa için büyük devletlerden borç alıyorlar. Ancak daha borcu ödemeyi bitirmeden yeni bir kasırga daha vuruyor ve bu ülkeler kaldıramadıkları bir borç sarmalının içine düşüyorlar. Bu nedenle bir fon olursa iklim sebebiyle kayıp ve zarara uğrayanlar bu fondan yararlanılabilir.

Bu fonun boyutları, işleyişi, şartları henüz belli değil. BAE ve Almanya 100’er milyon dolar vereceğini duyurdu. Diğer yandan konferansa kalabalık katılan ülkelerden olan Türkiye de bu fondan yararlanma hakkına sahip olmak istiyor, ama bunun kabul edilmesi güç görünüyor. 

İklim finansmanı

Bu kadar yatırımcı, banka, uluslararası finansal kurumlar ve petro-dolar zengini şeyhler ve CEO’lar bir araya gelince elbette en çok para konuşuldu. Dünyanın ve insanlığın yaşadığı krizin ve tehdidin boyutları ve süresi değil de kısıtlı bir zaman dahi kalsa, bu sürede ne kadar çok para kazanabilirim, her fırsatı nasıl değerlendirebilirim anlayışı hakim olunca tartışmalar da iklime yönelik çalışmaların finansmanına odaklandı.
Burada temel anlayış iklim krizine dair çözüm amaçlı yatırım yapan devletlere ve bu yönde girişimde bulunan büyük ve küçük şirketlere ihtiyaç duydukları finansal desteğin yatırımcılar ve finansal kuruluşlar tarafından uygun şartlarda sunulmasıdır. Bu sayede örneğin güneş panellerine, yenilenebilir enerjiye geçilebilir.

Anlaşılıyor ki yakın zamanda çok sayıda STK görünümlü proje yönetim şirketi ve start-up ortaya çıkacak, büyük şirketler de yeşil ürünler sunup, reklamlarının bir köşesine yeşil yaprak resmi ekleyecekler.

Teknolojik çözümler

Bu toplantıda iyice belirginleşen algı 2050’ye kadar net sıfır ve 1.5 derece hedeflerine ulaşmanın mümkün olmadığıdır. Bu sorunları yaratmada önde gelen devletler ve şirketler sözlerini tutmada isteksizler. O zaman bir mucizeye ihtiyacımız var. Bu mucize de henüz olmayan teknolojilerin icat edilmesi. 

Bu nedenle toplantılarda öne çıkan bir konu da teknoloji şirketlerinin desteklenmesi ve bu alana yatırımların yapılmasıdır. Özetle “havayı ve su kaynaklarını kirletmeye, karbon salınımına devam edeceğiz, ama bunları temizleyecek, karbonu havada yakalayıp elimine edecek teknolojiler geliştirelim, onlar sorunu çözsün” diyorlar. Bu tür teknolojik girişimler var ama henüz çok yeniler ve başarılı olmaları için zamana ihtiyaç var. 

Diğer yandan örneğin elektrikli araba gibi son yıllarda büyük yatırımların yapıldığı ve sektörel dönüşümlerin olduğu birkaç alan var. Ama bu alanda liderliği alan Çin’le diğer ülkeler arasındaki gerilimlerden elektrikli arabalara elektrik sağlayan kömür santrallerine kadar bir dizi mesele var.

Teknoloji alanında bir önemli sorun da mevcut yapay zeka gibi teknolojilerin dijital ortamda, yazılım ürünleri olmasıdır. Yani bu ürünler planlama, hesaplama, tahmin etme, erken uyarılarda bulunma gibi konularda yardımcı olsa da bir yapay zekanın bilgisayar üzerinden yağmur ormanını koruması, çölleşmeyi engellemesi veya havayı temizlemesi mümkün değil. O nedenle doğrudan somut yaşamda faaliyet gösterecek teknolojilere ihtiyaç var ama büyük teknoloji şirketleri de bu alanlarda zayıflar.

Diğer konular

Konferansta her gün belirlenen konularda özel etkinlikler ve öneriler gerçekleşti. Bu gündemler üzerinden araştırmalar yayınlandı, hükümetler özel paketler ve müjdeler açıkladı, şirketler promosyonlarını ve ürünlerini duyurdu. 

Örneğin bir gün kadın ve iklim konusu konuşuldu, bolca kadın girişimcilerin desteklenmesi, iklim finansmanına kadın girişimlerin erişmesi konusuna değinildi.

Bu konferansta daha net şekilde tartışılan ve belirli kararların alındığı bir konu olarak sağlık ve iklim meselesi incelendi. Hava sıcaklıklarındaki değişimlerin hastalıkları yayabileceği, örneğin bazı tropikal hastalıkların daha geniş coğrafyalarda görülmesi ihtimalleri değerlendirildi. Yine çözüm olarak hastalıklara karşı ilaç geliştiren şirketlerin desteklenmesi, salgınların oldukları ülkelere fon ayrılması gibi sözler verildi.

Dubai’nin gösterişçiliği de belli ki etkili oldu ki büyük para babası denilebilecek şirketler ve devletler her konuda şikayet eden ve taleplerde bulunanlara size ne kadar lazımsa söyleyin verelim havasında, üstten bir yaklaşımla cevap verdiler. Başta da dediğim gibi bu sözlerin bağlayıcılığı yok ve kriterler belli değil. Ayrıca buradaki ahlaksız konu da bu devletlerin ve şirketlerin iklim krizinin derinleşmesine belileyici katkıyı yapıyor olmasıdır.

Mutabakat metni

Toplantının sonunda bir mutabakat metni yayınlandı. Aslında petrol şirketleri o kadar ileriye gitti ki paylaşılan taslak metinde en temel hedeflere dahi yer verilmemişti, birkaç iyi dilek ve temenni ile bitirilmişti. Ancak bu metin tepki çekince ve 2 haftalık eğlence ve networking sürecinin sonunda moraller bozulunca metne bazı eklemeler yapıldı ve küçük bir grup dışında herkes memnuniyetle evine döndü.

Metinde en çok övülen ve radikal bulunan konu ilk kez fosil ürünler vurgusunu yapması oldu. Ancak talep edildiği gibi fosil ürünlerin tamamen kaldırılmasından bahsedilmedi. Enerji alanında dönüşüm süreci desteklenmeli dendi, yapılan çalışmaların hızlandırılması gerektiği vurgulandı ve fosil ürünlerin tamamen kaldırılması net şekilde reddedilerek ve temenniler ile bitirildi.

Burada katılımcıların, bilhassa şirketlerin memnun olmasının sebebi insanlığın ve dünyanın geleceğine dair net ve kararlı adımlar atılacak olması değil. Hem verimli bir marketing ve networking dönemi yaşandı, önemli iş görüşmeleri bağlandı hem de iklim finansmanına yoğunlaşılacağı anlaşıldığı için önümüzdeki dönemki söylemlerin nasıl olacağı anlaşıldı. Örneğin, "bazı sektörlerde dönüşüm olmalı, yapılan yatırımlar hızlandırılmalı ise x alanında hizmeti olan şirketimize yatırım yapabilirsiniz veya bizden ürün alabilirsiniz.”

Hepimiz sorumlu muyuz?

Bu konferanslarda sorunlar anlatılırken insanlığın geleceğinin tehlikede olduğu belirtiliyor. Bunu haklı bulabiliriz. Ama fail konusunda da insanlık suçlanıyor, “Kim suçlu? Hepimiz”. O zaman herkes elini taşın altına koymalı, evimizde geri dönüşüm yapalım, plastik kullanmayalım, işyerinde çayımızı evimizden getirdiğimiz bardakla içelim, uçağa binmeyelim” vb. Bilhassa Batı’da “radikal yeşil aktivistler” var, büyük oranda yoksullara ve işçilere fırça çeken, onlara nasıl yaşamaları gerektiğini söyleyen, kendisini dünyayı kurtarmaya adamış rollerine bürünen bu tür yaklaşımlar gerçek faili gizliyor.

Burada sorun, bu toplantıda da görüldüğü üzere, kapitalist sistem. İklim krizine neden olan da birkaç kapitalist devlet ve birkaç sektörde faaliyeti olan birkaç tekel konumundaki şirket. Bunlara yönelik yaptırımlar bu yöndeki hedeflere ulaşmayı büyük oranda mümkün kılar. Ayrıca bu sorunun nedenleri ve çözümleri konusunda ciddi bir birikim de var, mevcut teknolojik altyapı da yeterli ama karlı bulunmadığı için yeterince uygulanmıyor. Bu nedenle mucize bir teknoloji beklemeye de gerek yok.

Ancak kapitalizmin bu ciddiyetsizliği ve umursamazlığı sürdükçe bunun bedelini tüm insanlığın ödediğini de görüyoruz. O nedenle gerçek ve köklü bir değişime acil şekilde ihtiyaç duyuyoruz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.