Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Çöküntünün ortasında bir orta sınıf 'deliriumu': 'Katlanılmaz Sığırtmaç'

Avukat Pereda “karanlığın içindeki kıpırdanmalardan” heyecan duyarken önce umudunu kesip taşraya dönmüş, ardından “artık orada olmayan” bir denge arayışçısına dönüşmüştür.

Selçuk Işık

Yayın Tarihi: 16.10.2022 , 09:53 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Latin Amerika’nın en önemli yazarlarından biri olarak gösterilen Bolaño’nun ölümünden kısa bir süre önce teslim ettiği ve ancak yazarın ölümünden sonra, 2003 yılında El gaucho insufrible adıyla yayımlanabilen kitabı Katlanılmaz Sığırtmaç yazarın şaşırtıcı üslubunu ustalıkla sergilediği, hayranlık uyandıran beş öykü ve iki denemeden oluşuyor. Okuru Arjantin’in taşrasından Buenos Aires’in kuru edebiyat gevezeliği yapılan kafelerine, ölü lağımlarda gezinen fare polislerin Kafkavari dünyasından Paris’in arka sokaklarına nefessiz sürükleyen kitaba adını veren Katlanılmaz Sığırtmaç hikayesi ise neoliberalizmin çökerttiği toplumlarda düzen ya da denge arayışının kötürümleştirdiği örgütsüz bireyin doğrultusuzluğunu, dönecek bir yer dahi bulamayışını ustalıklı bir anlatıya dönüştürdüğü için ayrıca incelenmeyi hak ediyor.

Hikayenin ana karakteri Manuel Pereda ilgili, şefkatli, dürüstlüğü ispatlanmış, iyi para kazanan kusursuz bir avukattır. Delicesine aşık olduğu karısının zamansız ölümünün ardından hiç evlenmemiştir. Bir süre sonra yargı erkinden yılan Pereda sosyal hayattan elini ayağını çeker, kendini birkaç yıllığına okumaya ve seyahata verir. Buenos Aires Café’de oğlunun yazar arkadaşlarıyla vakit öldürür. Edebiyat üzerine yapılan kuru gevezeliklerden sıkılmıştır. Onun için tartışmaya değer yalnızca iki yazar vardır: Oğlu ve Borges. Bu sırada gündelik alışkanlıkları da değişmeye başlar; artık parka giderken kravat takmayan, her gün yıkanmayı bırakan bir Pereda vardır karşımızda. Derken Buenos Aires’in battığına dair bir kehanette bulunur, onun bu sözlerini duyanlar delirdiğini düşünür. Gelgelelim çok geçmeden Arjantin ekonomisi çöker:

“Dolar hesapları donduruldu, sermayelerini (ya da birikimlerini) yabancı ülkelere taşımamış olanlar çok geçmeden bir-iki bono, tek bir bakışla bile insanın tüylerini diken diken eden, bir-iki senet, unutulmuş bir tangoya ve milli marşa eşlik edilirken galeyana gelip de verilen boş vaatler dışında hiçbir şeyleri kalmadığını öğrendi.”

Toplumsal düzen alt üst olur, tencere tavalı protesto gösterileri yaşanır. Pereda da bu gösterilerde yerini alır. Her ne kadar farklı toplumsal katmanlardan insanların katıldığı bu gösteriler kısa sürede ayaklanmalara dönüşse de “kimsenin aklına devrim yapmak gelmez.” İşte o vakit Pereda metropolü terk ederek taşraya, doğup büyüdüğü harap haldeki çiftliğe dönmeye karar verir.

Katlanılmaz Sığırtmaç’ta taşra Pereda’ya tamamen kontrolden çıkmış gibi görünür. Neoliberalizmin finansal krizi merkezi olduğu kadar çevreyi de tahrip etmiştir. Attan inekten eser yoktur, yalnızca tavşan bulunur. Çiftçilik yapmak epey zordur. Sorunlarını tartışmaları “gereken” sığırtmaçlar kağıt oynayarak vakit öldürmektedir. Sahip oldukları varsayılan taşralılık becerilerinden şimdi tamamen yoksundurlar. Oraya göçen bir kent sakini olarak Pereda için sorun sığırtmaçlara ayak uyduramaması değildir, sorun sığırtmaçların kendilerine ayak uyduramaması, ritimlerini kaybetmiş olmalarıdır. Onlara polisle avukat arasındaki farkı anlattığında anlamazlar. Pereda için de kanunsuzluğun, nezaketsizliğin bir önemi kalmamıştır. Tek kaygısı dengedir artık. Banka hesapları boşalmış, zenginle fakirin toplumsal rolleri birbirine girmiş, kent merkezi ile çevresi arasındaki ikilik bulanıklaşmıştır. Pereda artık çıldırmanın eşiğindedir. “Öteki”nin yerini işgal ederek kaybolan simetriyi yeniden tesis etmeye kalkışır. Taşra Pereda’yı da hafızasızlaştırmaya başlamıştır. Yine de taşraya gitme arzusu Pereda’da oldukça belirgindir. Bu özleminin farkına ancak para işlerini halletmek için Buenos Aires’e tekrar gitmek zorunda kaldığında varacaktır. O zamana kadar sığırtmaçların kavga etmekten kaçıyor oluşu bunun önüne set çekmiş olmalıdır. 

Artık o kente dönen hırpani giyimli bir sığırtmaçtır. Hatta kılığına bakan taksi şoförü İspanyolca konuşup konuşmadığını sorma gereği duyar. Kente dönen Pereda bir kafede oturan ellilerinde ya da altmışlarındaki kokainman bir yazarla göz göze gelir. Pereda’nın bakışlarından hoşlanmayan yazarın bağırıp çağırmasıyla Pereda’nın onu bıçaklaması bir olur. 

Avukat Pereda medeniyet-barbarlık ayrımını yeniden tesis etmek için saldırgan bir eylemde bulunur. Denge ne çevrenin kuralsızlığı yüzünden ne de bu kuralsızlığın kenti de ele geçirmesinden dolayı bozulur. Denge çökmüş ekonominin tüm bunları düzlemesinden ötürü bozulmuştur. Pereda memleketin tamamını ele geçirmiş bu orantısızlığa bir çözüm getirerek adaleti yeniden tesis etmek ister. Adaleti tesis etmek şimdi adaletsizlikten geçmektedir. Orantının önkoşulu orantısızlığı yeniden yaratmak olmuştur. İki taraf arasındaki ayrımı yeniden talep etmektedir Pereda. Saf bir nötralitedir aksi takdirde toplumu bekleyen. Bolaño’nun bu toplumsal oyuna sürpriz bir oyuncu olarak dahil ettiği kahramanı ne takdire şayan ne de içi boş biridir; o kelimenin tek anlamıyla statükoyu “rahatsız” etmeye çalışan katlanılmaz sığır çobanının tekidir. 

Pereda artık orada değildir:

“Ne yapsam, diye düşündü avukat, sevdiği, yabancıladığı, tanıdığı, hayranlık duyduğu ve acıdığı şehirde dolanırken, Buenos Aires’te kalıp adaleti mi savunsam yoksa hakkında en ufak bir şey bilmediğim bozkıra dönüp belki tavşanlarla, belki insanlarla, beni kabul eden ve hiç itiraz etmeden bana katlanan o zavallı sığırtmaçlarla ilgili faydalı bir şeyler mi yapmaya çalışsam? Şehrin gölgeleri yanıt olmadı sorularına. Her zamanki gibi suskunlar diye yakındı Pereda. Ne var ki günün ilk ışıklarıyla dönmeye karar verdi.”

Pereda “geri dönmeye” karar vermiştir. Fakat bu dönüş Buenos Aires’e mi yoksa taşraya mıdır? Okur için bu sorunun ucu açık kalır.

Pereda karakteri neoliberalizmin çökerttiği bir toplumsal düzende yargıyı temsil eden orta sınıfa mensup bir karakterin yaşadığı “delirium” halini gözler önüne sererken burjuva hukukunun çıkışsızlığını da karikatürize eder. Avukat Pereda “karanlığın içindeki kıpırdanmalardan” heyecan duyarken önce umudunu kesip taşraya dönmüş, ardından “artık orada olmayan” bir denge arayışçısına dönüşmüştür. Üstelik dengeyi eski dengesizliğin restorasyonunda aramaktadır. Yazar ucunu açık bıraksa da Pereda’nın nereye döneceği bir yerden sonra önemsizdir. Çünkü o her halükarda statüko için bir nevi ura, amok koşucusuna dönüşmüştür. Statüko denilen şeyse çökmüş bir düzenden başka bir şey değildir. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.