Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Çocuk emeği sömürüsüne karşı tarihsel bir yanıt: Ekim Devrimi’nin çocuk hakları ve bugün Türkiye tablosu

Üzerinden 108 yıl geçmiş bu bildirge, 2025 yılında Türkiye’de en az 94 çocuğun çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesiyle birlikte bir kez daha güncelliğinin altını çizmek, mücadelenin konusu haline getirmek bakımından da ayrı bir öneme sahip.

Fotoğraf: Oğuzhan Öncü

Özgür Hüseyin Akış

Yayın Tarihi: 12.06.2026 , 16:29

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.


12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 2002 yılında çocuk işçiliğine karşı farkındalığı artırmak amacıyla bu tarihi özel bir gün olarak ilan etti. ILO’nun ilgili sözleşmelerini kabul eden ülkelerde 12 Haziran, çocuk işçiliğiyle mücadele günü olarak kabul ediliyor. 

Türkiye de bu ülkelerden biridir.  

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün ve çocuk hakları sözleşmelerinin çocukların tehlikeli işlerde çalıştırılmasını önlemeyi temel almalarının bu sözleşmelerin en tartışılır tarafını oluşturduğu söylenebilir.

Çocuk haklarının uluslararası düzlemde tanınması ve kurumsallaşması genellikle 1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi ile başlatılmakta, bu süreç 1989 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile tamamlanan doğrusal bir gelişim çizgisi içinde ele alınmaktadır. 

Bu yaklaşım, çocuk haklarının tarihini büyük ölçüde liberal–insani koruma paradigması üzerinden okurken, söz konusu hakların erken döneminde ortaya çıkan alternatif ve radikal yaklaşımları, değişimleri görünmez kılmaktadır. 

Bu bağlamda, 1918 yılında kabul edilen Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi, çocuk hakları literatüründe hak ettiği yeri henüz bulamamış, ancak içerdiği ilkeler bakımından alanın tarihsel gelişimine önemli katkılar sunan özgün bir metin olarak dikkat çekmektedir. 

Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi, çocuğu korunması gereken pasif bir varlık olarak değil, doğuştan hak sahibi bir özne olarak tanımlaması bakımından çocuk hakları tarihinde niteliksel bir kırılmaya işaret etmektedir. Bildirge, çocukların yaşam, gelişim, eğitim ve bakım haklarını aile ya da hayırseverlik alanına bırakmak yerine, bu hakları doğrudan kamusal sorumluluk ve devlet yükümlülüğü kapsamında ele almaktadır. 

Bu yönüyle Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi, çocuk haklarının bireysel ahlaki yükümlülükler değil, toplumsal ve yapısal düzenlemeler aracılığıyla güvence altına alınması gerektiğini savunan erken dönem bir hak rejimi önerisi sunmaktadır.

Bildirgenin ortaya çıktığı tarihsel bağlam, bu yaklaşımın anlaşılması açısından belirleyicidir. 1917 Ekim Devrimi sonrasında şekillenen siyasal ve toplumsal dönüşüm süreci, çocukluk olgusunu da yeniden tanımlamış; çocuklar, sınıfsal eşitsizliklerin kökleştiği bir ortam olarak değil, eşitliğin ve toplumsal adaletin tesis edileceği bir kamusal sorumluluk odağı olarak ele alınmıştır. Bu çerçevede Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi, çocuk emeği, eğitim hakkı ve bakım hizmetleri gibi başlıklarda dönemin egemen ekonomik ve toplumsal ilişkilerine karşı bir perspektif geliştirmiştir.

Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi'nin hemen ardından işçi sınıfı siyasi iktidara gelmiştir. Toplumda nelerin radikal bir şekilde değişeceğini gösteren ilk işaret fişeği ise 1918 yılında çıkarılan Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi olmuştur.

Diğer devletlerin ve halkların bu bildirgeyi uygulamasının çocuklara hangi hakları sağlayacağını göstermek için tarihsel olarak bir ilki başarmasının yazılı belgesi de olmuştur. ”Kurucu Meclis, bunun yanı sıra, bir Anayasa gibi dünyaya gelen her çocuğun gerçekçi bir yetiştirme ve eğitim hakkını, özgür ve üretken birey olma hakkını, doğuştan gelen beceri ve yetenekleri olabildiğince geliştirme hakkını ilan etmeli. Halk okulu özgür olacağı kadar herkes için ulaşılabilir de olmalı. Bu hem ilkokul, hem de ortaöğretim ve yükseköğretim için geçerlidir. Tüm okulların kapıları tüm halk için bedavaya açılmalı. Devletin yapması gereken şey okulun gelişimi önündeki bariyerleri okulu serbest bırakarak kaldırmak ve okullara en geniş kaynakları ayırmaktır.”1 Devletin eğitimle ilişiği çocuklara eşit imkanların sağlanması olurken bunun dışında ise halk komitelerinin ve ebeveynlerin eğitimdeki ağırlığı ve belirleyiciliği esas alınmıştır.

Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi metninin kapağı

 

Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi

”1. Dünyaya gelen her çocuk, ebeveynlerinin toplumsal konumundan bağımsızca, yaşama hakkına sahiptir. Çocuk yaşının gerektirdiği hijyen koşulları, organizmasının korunması ve gelişmesi için gerekli koşullar, hayata düşman etkilerle mücadele için gerekli koşullar sağlanmalı.
2. Çocuk yaşının gerektirdiği yaşamsal hijyen koşulları ebeveynlerin, toplumun ve genel olarak devletin sorumluluğundadır. Çocuğa gerekli koşulların sağlanması alanında her bir öznenin işlevi ilgili kanunlarla belirlenir.
3. Dünyaya gelen her bir çocuk içinde saklı yetenek ve becerilerin geliştirilmesi hakkına sahiptir. Bu, bireysel özelliklerine uygun eğitim hakkını kapsar. Bu hak, yaşamın her döneminde doğanın sunduğu yeteneklerin uyum içinde gelişmesi için koşullar sunan bedava eğitimin sağlanmasıyla güvence altına alınır.
4. Her çocuk, yaşından bağımsız, bir bireydir. Ne ebeveynlerin, ne toplumun ne de devletin mülkiyeti sayılır.
5. Her çocuk eğitmenleri seçme ve kötüyseler ebeveynlerinden ayrılma hakkına sahiptir. Ebeveynlerden ayrılma hakkı çocuğun saklı hakkıdır. Bu karar hangi yaşta alınırsa alınsın, devlet ve toplum, alınan kararlardan çocuğun maddi koşullarının bozulmaması için gerekli önlemleri alır.
6. Yaşamın her yaşında bir çocuk yetişkin insanlarla haklar bakımından eşittir.
Eğer kimi haklarından mahrum kalıyorsa, bu durum fiziksel ve ruhsal güçleri eksik olması sebeplidir. Fiziksel ve ruhsal güçler yetiyorsa, yaş durumu hakların uygulanması konusunda bir engel değildir.
7. Özgürlük, bir çocuğun fiziksel ve manevi gelişimine ve diğer insanlara zarar vermeyecek şekilde her şeyi yapma imkanıdır. Böylece her çocuk doğal haklarını kullanması durumunda çocuğun fiziksel ve manevi gelişiminin çerçeveleri ve toplumun diğer üyelerinin haklarını kullanmasını engellemez.
8. Çocuk grupları karşılıklı ilişkiler içinde veya çevrelerindeki yetişkinlerle ilişkiler içindeyken toplumsal bütünlüğe zarar veren eylemleri yasaklayan kurallara tabi olurlar. Bu kurallarla yasaklanmamış her şey hiçbir engellemeyle karşılaşmamalı. Hiçbir çocuk, bu kurallarda yasaklanan şeyleri yapmaya zorlanamaz.
9. Çocuk gruplarının ve onlara bağlı yetişkinlerin bağlı oldukları kurallar ortak iradelerinin ifadesi olmalıdır. Her çocuğa, hayatını belirleyecek kuralları belirleme konusunda söz hakkı verilmeli. Bu kurallar nasıl olursa olsun, toplumsal adalete zarar vermemeleri kaydıyla, çocuklar ve onlara bağlı yetişkinler için aynı olmalıdır.
10. Hiçbir çocuğun eğitim kurumuna zorla devam etmesi sağlanamaz. Her basamaktaki eğitim ve yetiştirme çocukların özgür tercihidir. Her çocuk bireyselliğine aykırı olan eğitim veya yetiştirmeden vazgeçebilir.
11. Ne ebeveynler, ne toplum ne de devlet çocukların belirli bir dini öğrenmesini zorlar, ne de o dine ait ritüelleri yapmaya zorlar. Din eğitimi özgür olmalıdır.
12. Hiçbir çocuk, toplumun, yetişkinlerin ve çocukların haklarını kısıtlamayı öngörmüyorsa, düşünce ve inançları yüzünden baskılanamaz.
13. Her çocuk yazılı veya sözlü biçimde tıpkı yetişkinler gibi fikirlerini paylaşabilir. Bu konudaki tek kısıt toplumun ve toplumu oluşturan bireylerin iyiliğidir. Bu iyilik çerçeveleri kanunla belirlenir.
14. Her çocuk, diğer çocuk veya yetişkinlerle birlikler, çevreler ve buna benzer toplumsal yapılanmaları tıpkı yetişkinler gibi örgütleyebilir. Elbette, çocuğun iyiliği ve fiziksel-manevi gelişimini engelleyen veya topluma ve toplumu oluşturan bireylere zarar veren birlikler bu özgürlükten faydalanamaz. Bu koşullar netlikle kanunda işlenmeli.
15. Hiçbir çocuk, çocuğun ve etrafındaki toplumun iyiliği koşulu olmaksızın, özgürlüğünden edilemez. Ayrıca hiçbir çocuk cezalandırılamaz. Çocukların eksiklik ve yaramazlıkları ilgili eğitim kurumları aracılığıyla, eğitim ve tedavi yoluyla çözülmeli, her türden baskı ve şiddetle değil.
16. Devlet ve toplum elindeki her türden imkanla yukarıdaki maddelerde geçen çocuk haklarının uygulanmamasına hiçbir koşulda göz yummamalı. Bu hakların çiğnenmesi engellenmeli, çocuklara yönelik sorumluluklarını yerine getirmeyenler bu sorumluluklarına dönmeleri için zorlanmalılar.
17. Genç kuşak fonu oluşturmalı. Bu fon ya yeni bir verginin alınmasıyla oluşturulacak veya devletin başka vergi kalemlerinden yeter miktarda sağlanmalı. Bu fonun büyüklüğü, hiçbir çocuğun haklarından mahrum kalmayacağı ölçüsüyle belirlenir. Bu fondan yapılan harcamalar toplumun sıkı kontrolünde olmalı.
18. Her çocuk, imkan el verdiği yaşta, toplumun gerektirdiği sanayi, zirai veya başka türden üretken emek gerektiren işlerde, becerileri ölçüsünde çalışmalıdır. Bu emek ne çocuğun fiziksel sağlığına zarar vermeli ne de manevi gelişimini engellemeli. Bu emeğin işlevi halkın eğitim ve yetiştirme sürecinin bir parçası olmasıdır. Eğitim kurumlarıyla irtibat halinde toplumsal olarak gerekli emeğin icrası için belirli toprak parçaları ve atölyeler ayrılmalıdır. Böyle yerlerin ayrılmasıyla bir çocuğun en kutsal haklarından biri, kendini asalak görmeme hakkı, yerine getirilmiş olur. Böylece çocuk, toplumun kendi eğitimi ve hayatta kalması için harcadığı kaynakların bir kısmını iade eder. Böylece çocuklar gelecekte olduğu kadar şimdi de toplum için önemli bir katılımcı ve inşacı olduklarına ikna olurlar.”2

Üzerinden 108 yıl geçmiş bu bildirgenin, bugün çocukların hayatta kalabilmesi için bile ne kadar önemli olabileceğini, 2025 yılında Türkiye’de en az 94 çocuğun çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesiyle birlikte bir kez daha hatırlamak, güncelliğinin altını çizmek, mücadelenin konusu haline getirmek ayrı bir öneme sahip.



Çocuk haklarında uluslararası bir sözleşme olan ve Sovyetler Birliği'nin çözülüşüne denk düşen BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, 1989 yılında çıkarılıp 1990 yılında yürürlüğe girmiştir. Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi'nin ortadan kalktığı bir dönemde yeni bir çocuk hakları sözleşmesinin ortaya çıkması tesadüfi dahi olsa sözleşmeyi imzalayan 196 ülke arasında Türkiye de bulunmaktadır. 54 maddeden oluşan bu sözleşmenin çocukların korunmasına yönelik temel maddelerine bile uyulmadığı görülüyor 

”Yaşama, Gelişme ve Korunma Hakkı: Her çocuğun doğuştan gelen yaşama hakkı vardır. Devletler çocukların yaşamını ve gelişimini azami ölçüde güvence altına almalıdır. Bu ilke, fiziksel şartların iyileştirilmesinin yanında zihinsel, duygusal, sosyal ve manevi gelişimi de kapsar. Çocukların potansiyellerine tam olarak ulaşabilmeleri için gereken tüm koşullar sağlanmalıdır.3

Sözleşmeye taraf olan ülkelerin uygulamalarda denetim ve baskı ile karşılaşacak olmasının da bir yaptırımının olmadığı, dünyadaki çocuk hakları ihlallerinin artışıyla birlikte gözlenmektedir.

Üç metin arasındaki karşılaştırma, çocuk haklarının tarihsel gelişiminin siyasal içerikten arındırılarak evrenselleştirildiğini göstermektedir. 1918 Moskova Bildirgesi, çocuk haklarını sınıf, emek ve kamusal sorumluluk bağlamında ele alırken; 1924 Cenevre Bildirgesi bu siyasal içeriği yumuşatmış ve çocukları insani yardım nesnesine indirgemiştir. 1989 BM ÇHS ise çocuklara maddelerde kimi haklar tanımış olsa da çocuk emeğini üreten piyasa ve sermaye ilişkilerini doğrudan tartışmaktan kaçınmıştır.

Moskova (1918), Cenevre (1924) ve BM (1989) Çocuk Hakları Metinlerinin Karşılaştırılması

 

Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi ile Türkiye'deki çocuk hakları üzerine

Bildirgenin en güçlü yanı ve onu diğer çocuk hakları sözleşmelerinden ayıran tarafı çocuğu yetişkinlerle birlikte bir birey olarak kabul edip, toplumsal yaşamın bir parçası haline getirmesidir. Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi’nin çocuk haklarını kamusal sorumluluk, toplumsal eşitlik ve devlet yükümlülüğü ekseninde ele alan öncü bir metin olduğu ve çocuk hakları sözleşmeleri tarihinde kuramsal açıdan göz ardı edilemeyecek bir yere sahip bulunduğu savunulmaktadır. Günümüzde çocuk işçiliği, eğitim hakkı ihlalleri ve çocuk yoksulluğu gibi sorunlar küresel ölçekte varlığını sürdürürken, Moskova Bildirgesi’nin sunduğu hak temelli ve yapısal yaklaşım, çocuk haklarının yeniden düşünülmesi açısından önemli bir kuramsal referans sunmaktadır. Bu bağlamda Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi, yalnızca geçmişte kalan bir belge değil, çocuk haklarının geleceğine dair yapısal bir çözüm önerisi de sunan bir hatırlatma niteliği taşımaktadır.



Türkiye’de çocuk haklarına bakıldığında, anayasal ve yasal düzeyde düzenlemeler yapılmış olmasına karşın, çocukların temel yaşam koşulları ile normal çerçeve arasındaki mesafenin giderek açıldığı görülmektedir. Özellikle çocuk işçiliğinin yaygınlığı, eğitime erişimdeki eşitsizlikler ve sosyal politika araçlarının parçalı yapısı, çocuk haklarının hâlen büyük ölçüde koruyucu–yardımcı bir perspektifle ele alındığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi’nin çocuk haklarını kamusal sorumluluk ve yapısal eşitsizlikler ekseninde tanımlayan yaklaşımı, Türkiye’deki çocuk hakları tartışmaları açısından önemli bir analitik çerçeve sunmaktadır. Çocuk emeğini ortadan kaldırmak, eğitimin piyasa ve aile gelirine bağımlı bir alan olmaktan çıkarılması ve çocuk refahının sosyal politika aracılığıyla bütüncül biçimde güvence altına alınması, Moskova Bildirgesi’nin işaret ettiği hak rejimi anlayışıyla doğrudan örtüşmektedir. Bu yönüyle Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi, Türkiye’de çocuk haklarını yalnızca mevzuat düzeyinde değil, toplumsal eşitsizlikleri hedef alan kamusal politikalar üzerinden yeniden düşünmeyi gerekli kılmaktadır.


Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.

  • 1

    Okulun Devletten Ayrılması ve Çocuk Hakları Bildirgesi / K.N. Venttsel. - Moskova: Tipolit. t-va I.N. Kushnerev ve Co., 1918. Çeviri: Aziz Seçilmiş

  • 2

    Okulun Devletten Ayrılması ve Çocuk Hakları Bildirgesi / K.N. Venttsel. - Moskova: Tipolit. t-va I.N. Kushnerev ve Co., 1918. Çeviri: Aziz Seçilmiş

  • 3

    Çocuk Hakları Sözleşmesi Nedir? Sözleşme İlkeleri Nelerdir: Unicef: https://www.unicefturk.org/yazi/cocuk-haklari-sozlesmesi-nedir-sozlesme-ilkeleri-nelerdir

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.