Sayfa yolu
Çin Ortadoğu'ya yerleşiyor mu?
Yayın Tarihi: 27.12.2022 , 15:43 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Çin bir süredir uluslararası alanda yürüttüğü faaliyetler ve yaptığı çalışmalar ile gündemde. Bu coğrafyalardan birisi de Ortadoğu. Çin'in en son Aralık ayının başında gerçekleştirdiği Çin-Arap Ülkeleri Zirvesi ve Çin-Körfez İşbirliği Örgütü Zirvesi'nden oluşan Körfez Ülkeleri buluşmalarında bir araya geldiği Arap liderlerle verdiği fotoğraf akıllara aynı soruyu getiriyor: Çin, ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonyasını kırabilir mi?
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ilk kez gerçekleştirdiği bu toplantıların ilk sonuçlarından birisi Çin'in Ortadoğu'da henüz kat edecek çok fazla yolunun olduğudur. Zira bugün her ne kadar listenin başını ABD çekse de İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya'nın Ortadoğu ile kurduğu ilişkilerin kökleri yaklaşık 200 yıla dayanıyor. Ancak diğer taraftan Çin, yarattığı etkinin farkında ve emperyalizmin içinde bulunduğu hegemonya krizinden de sonuna kadar yararlanmak niyetinde. Bir yanda Afganistan'daki gerici Taliban iktidarı ile temaslar kuran Pekin diğer yanda da Ortadoğu'da yeni arayışlara ışık yakan Suudilerle ilişkileri güçlendiriyorlar.
Süreci daha iyi anlamak için öncelikle Çin'in Ortadoğu mesaisinin nedenlerine bakmakta yarar olacaktır.
Çin'in Ortadoğu'daki arayışları
Bugün Çin'in başını çektiği BRICS (Brezilya-Rusya-Hindistan-Çin-Güney Afrika) ülkelerinin ticari devinimi dünyadaki gayri safi milli hasılasının dörtte birine, uluslararası ticaretin ise %16'sına tekabül ediyor. 2023'te Güney Afrika'da yapılması planlanan BRICS toplantılarına Türkiye, Arjantin ve Suudi Arabistan'ın da katılması bekleniyor. Yani bu ekonomik işbirliği her geçen gün etkisini arttırarak yoluna devam ediyor.
soL'da emperyalizmin güncel eğilimleri ve emperyalist rekabet üzerine yazdığı yazılarla ismine aşina olduğumuz Erhan Nalçacı, Kasım ayında kaleme aldığı "ABD Suudi Arabistan'ı neden yanında tutamıyor?" yazısında da Çin'in Ortadoğu'daki ekonomik faaliyetlerini Suudi Arabistan'ı merkeze alarak incelemişti. Bugün Suudi Arabistan'ın kapitalist restorasyonlar ile devam ettiği yeni süreçte petrol satışlarının dörtte birini Çin oluştururken ABD'nin buradaki payı yaklaşık %7'de kalıyor. Aynı zamanda Çin, Suudilerin en çok ithalat yaptığı ülke durumunda. Burada ise ABD Çin'in en büyük rakibi.
Bunlara ek olarak iki örnek Suudi Arabistan'ın arayışlarındaki süreci hızlandırdı diyebiliriz. İlki Cemal Kaşıkçı suikastı diğeri de Rusya-Ukrayna savaşı.
Cemal Kaşıkçı ayrıntısı ve Ukrayna savaşı
Suudiler, Arap gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Türkiye'deki Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülmesindeki süreçte CIA'nın yaptığı bilgi paylaşımlarından dolayı olası bir izolasyon ve tecrit ihtimalini ciddi bir şekilde masaya yatırdı. Suudi Dışişleri Bakanı Adil el-Cübeyr o dönem ABD basınında yer alan "Suikast emrini Veliaht Prensi verdi" haberlerini yalanlasa da, Suudiler olayı aydınlatacak bir araştırma ya da soruşturmadan da kaçınıyordu.
Özellikle, Biden'ın geçtiğimiz dönemde Suudilerin bu siciline göndermeler yapması, Suudilerin arayışlarını da güçlendirdi. Böylece Suudi Arabistan'ın ihtiyaç duyduğu şey de sadeleşiyordu: Olası bir ABD yaptırımında ya da izolasyonunda yalnız kalmamak ve Batı'ya karşı Doğu'da yeni müttefikler aramak. Zira bu daha evvel yaşanan Arap-İsrail savaşlarından Arap ülkelerinin aşina olduğu bir konuydu. Arap ülkelerin bir kez daha Ortadoğu'ya sıkışıp yalnızlaşma ihtimali dahi kabul edilemezdi.
Buna eşlik eden Ukrayna savaşı ile emperyalist rekabet ve taraflaşma hızındaki artış Suudilerin de arayışlarını hızlandırmış oldu. ABD, Ekim ayının başında bir araya gelen OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) toplantısına tavsiye olarak petrol üretimini arttırmalarını iletmişti. Bu sayede Rusya'nın petrol gelirleri azalacak ve Rusya-Ukrayna savaşında Batı'nın yer aldığı bloğun eli güçlenecekti.
Ancak beklenen olmadı. Viyana'da bir araya gelen OPEC buluşmasındaki ülkeler petrol arttırımı şöyle dursun toplantıdan günde 2 milyon varil üretimi kısma kararıyla çıktılar. Beyaz Saray’dan John Kirby bu kararın Rusya’ya Ukrayna savaşında askeri ve manevi destek sağlamakla eşdeğer olduğunu söyledi ve Suudi Arabistan ile ilişkileri yeniden gözden geçireceklerini bildirdi. Gerek siyasal gerek ekonomik cephelerde Suudiler bu verilerin ışığında Doğu'daki arayışlarını arttırdı. Bu da aynı zamanda Çin'in Afrika'dan sonra gözünü diktiği Ortadoğu mesaisi için de gerekli zemini sağlıyordu.
'Suudiler ABD'ye bağımlı olsa da rotayı Doğu'ya çevirdiler'
Suudi Arabistan'ın Çin ile olan mesaisinin artık geri dönüşü olmayan bir mesai olduğunu söylemek için henüz çok erken. Zira Ortadoğu'daki mevcut tüm ekonomik dengeler hala ABD merkezli ve ABD'nin belirlenimiyle ilerliyor. Mevcut durum her ne kadar ABD tarafından belirleniyor olsa da Çin ve Rusya'nın emperyalizmin içinde bulunduğu hegemonya krizinden yararlanarak Ortadoğu'da kendilerine açtıkları alan herkesim malumu. Almanya merkezli düşünce kuruluşu GIGA araştırmacısı Mohammadbagher Forough, Suudi Arabistan'ın ekonomik rotasının artık Doğu'ya kaydığını ifade edenler arasında. Forough emperyalizmin mevcut krizinde artık hiç bir ülkenin tek merkezli hareket etmeyeceğini ve Suudilerin de bu süreçte yeni arayışlarını güçlendireceğini ifade ediyor. Bu da Çin ile olan mesainin uzun soluklu olabileceğini düşünmek için bir neden.
Bu eksen değişikliğinin temel nedeni sadece Suudi Arabistan ile Çin'in mevcut ekonomik ilişkilerinden kaynaklanmıyor. Bu arayışın temel nedenlerinden biri Suudilerin ekonomilerini sadece petrol gelirine bağımlı olmaktan kurtarmak istemeleri.
Çin'in Ortadoğu ülkeleri ile olan ilişkileri hem ekonomik hem de askeri alanda ilerliyor. Kimi silahların ve askeri araçların Çin tarafından tahsis edilecek olması bunun çıktılarından biri olarak okunabilir. İnsansız hava araçları ve bazı balistik füzelerin temini dışında aynı zamanda nükleer enerji projelerinde de Suudiler Çin ile anlaşmaya varmış durumda.
Çin'in sanayi gücü Ortadoğu'ya hakim olması için yeterli mi?
Çin'in Ortadoğu'daki mesaisi üzerine çalışan araştırmacılardan Zeno Leoni ise sürece daha temkinli yaklaşılması gerektiğini ifade ediyor. Öncelikle Çin'in ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonyasını kısa vadede kıramayacağının farkında olduğunu ifade eden Leoni, Çin'in ilk amacının mevcut konjonktürden doğan boşluklara yerleşmek olduğunu ifade ediyor.
Burada Çin'in elini güçlendiren ana unsur sanayi. Bu hem enerji temini açısından Ortadoğu ile olan ilişkilerini kuvvetlendiriyor hem de Ortadoğu'nun sanayisini modernleştirecek örneklerde Çin'in bir adım öne çıkmasını sağlıyor. Buradaki ilişki de karşılıklı olarak bir faydaya dönüşüyor. Hem Körfez ülkelerinin bir yandan toplumu ve sanayisini modernleştirmeyi ve petrole dayalı ekonomilerini çeşitlendirmeyi hedefliyor olması hem de Çin'in, Körfez'in teknik bilgi, altyapı ve teknoloji ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve güncel uluslararası olaylar ışığında enerji kaynaklarını kendisi için güvence altına alabilecek olması karşılıklı çıkar ilişkisinin zeminini oluşturuyor.
Özellikle Suudi Arabistan'ın petrol satışlarının bir kısmını Çin para birimi ile yapacak olması ve petrol fiyatlarını Çin'in parasına sabitlemesi bu ilişkiler için önemli gelişmeler olarak görülüyor. Ancak bu süreçte Çin'in yapabileceği en büyük adım her halükarda ABD'nin bıraktığı boşluklara ya da ABD'nin Ortadoğu ülkelerinden esirgediği başlıklara yöneliyor. Bu da hala belirleyenin ABD olduğu gerçeğini hatırlatıyor.
Dolayısıyla da Çin'in Ortadoğu mesaisi uzun soluklu bir planlamanın konusu haline geliyor. Çin kısa süre önce kurduğu temaslar ile Suudi Arabistan'ın "Vizyon 2030", Umman'ın "Vizyon 2040", Katar'ın "Vizyon 2030" ve Kuveyt'in "Vizyon 2035" gibi hedefleri ile uyumlu adımlar atacağını duyurmuş oldu. Çin'in "Kuşak Yol" projeleri sayesinde bu süreç sadece sanayi ve ticaret değil aynı zamanda Suudilerin 2030 hedefleri ile uyum gösteren siber güvenlik, yapay istihbarat teknolojisi ve uzay çalışmalarını da kapsıyor.
Tüm bu petrol-sanayi ve Ortadoğu ülkelerinin kapitalist modernleşme çabaları yan yana gelince Çin için işlerin hem o kadar kolay olmadığı hem de işlerin geçmişle kıyaslanamayacak kadar mesafe kazandığı bir iklimde yürüyor. Ne Ortadoğu ülkeleri böylesi bir petrol müşterisini ne de Çin böylesi bir ihracat kalemini elinden kaçırmak istemiyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.