Sayfa yolu
Çıkarlar gerçeği örtebilir mi?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yağmur Büşra Ekinci
Yayın Tarihi: 02.06.2024 , 00:34 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Yönetmen Jonathan Glazer’ın geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü ve FIPRESCI Ödülü kazandığı “The Zone of Interest” filmi Martin Amis’in 2014 tarihli aynı adlı romanından serbest bir uyarlama.
Filme ve uyarlandığı kitaba ismini veren “The Zone of Interest (İlgi Alanı)”, Naziler tarafından toplama kampının etrafını kapsayan özel bölgeyi tarifleyen bir terim olarak kullanılıyor. Interest kelimesinin bir anlamı da “çıkar”. Bu çeviri üzerinden düşünüldüğünde, film bir Nazi komutanına odaklanarak bu çıkar ilişkisini seyirciye gösteriyor. Rudolf Höss isimli bir Nazi komutanının gerçek hikayesinden bir kesiti seyirciye sunuyor. “The Zone of Interest” filmi 2. Dünya Savaşı’nın anlatıldığı filmlerden aşina olduğumuz toplama kampı vahşetini göze sokmuyor bunun yerine kampın dışını, bir Nazi komutanın “iş dışı” yaşamını gösteriyor.
Film Auschwitz kampının hemen bitişiğinde müstakil bir evde yaşayan Höss ailesinin yaşamını anlatıyor. Glazer film boyunca kamerasını Auschwitz kampının içine çevirmiyor bunun yerine seyirci evin gündelik yaşamını, güneşli bahçe keyiflerini, komşularla bir araya gelerek yapılan havuz partilerini, iyi bir aile babası Rudolf Höss’ün çocuklarına kitap okumasını izliyor. Yanı başlarında var olan toplama kampı evin hanımı, Rudolf’un eşi Hedwing Hensel tarafından üzüm bağlarıyla duvarların görünmez hale gelmesiyle yok edilebilir.
Yönetmen, Hedwing Hensel’in yarattığı bu cennet köşesine annesinin ziyaretiyle seyirciyi sokuyor. İlk dakikalarda kızının sonunda istediği gibi bir evde istediği gibi bir ailede yaşadığını görüp gururlanan anne, birkaç günü o evde geçirdiğinde sürekli duyduğu çığlıklar, bahçede uzanırken gökyüzünde yükselen kara dumanlar ve beraberinde gelen kötü kokular, silah sesleri sonucunda bir not bırakarak evi terk eder. Hedwing cennetini kabul etmeyen annesinin notunu yakar, yaşadığı yerin, kurduğu yaşamın neyin sonucunda olduğuyla yüzleşmez. Seyircinin görünen-görünmeyen, konuşulan-konuşulmayan üzerine düşünmeden izleyemediği filmde annenin bu kısa ziyareti yüzleşme olanağı sunuyor. Film boyunca pastoral bir aile yaşamı görüntüde varken sesler, gökyüzünde sürekli var olan kara dumanlar ile görünenin ötesi seyirciye kendini sürekli hatırlatıyor.
Holokost hakkında yapılmış filmler arasında duvarın diğer tarafını anlatan incelikli bir iş. Alışık olunanın dışında bir başlangıçla film siyah ekranla açılıyor. Filmin ses tasarımını yapan Tarn Willers ve Johnnie Burn’den burada bahsetmek gerekiyor, film boyunca müzik ve ses tasarımı görüntüde sunulan ile zıt olan gerilim hattını seyircide canlı tutuyor. Siyah ekran, gerilimi hissettiren müzik ve ekranın açılmasına yakın ortaya çıkan kuş sesleri, kuş seslerinin baskın hale gelmesiyle filmin ilk sahnesi açılıyor ve Höss ailesini göl kenarında piknik yaparken izliyoruz. Film boyunca uzun planlar ve sabit kamera tercihinde bulunan Glazer seyircinin hikayeyle mesafesini kuruyor ve aynı zamanda seyircinin bir şey olacak duygusunu canlı tutuyor. Bu sinematografik tercih bir şey olacak duygusu ile filmi izletse de aslında kamera olanları seyirciye göstermiyor buna rağmen seyirci rahatsız edici bir film izliyor. Ayrıcalıklı yaşamlarında mutlu bir aileyi seyirciye gösterirken bir yandan evde yaşayan çocukların yanı başlarında olanlarla ilişkisini seyirciye sunuyor. Özellikle annenin ziyareti, geceleri uykuda yürüyen çocuğun görüntüleri, çocuklar arasında oyunlarda gaz odasının -mış gibi oyunu olması derken film gerçeği seyirciye unutturmuyor, ev sakinleri için de konuşulmayanın yok sayılamadığını gösteriyor. İzleyici üzerinde bu aileye sempati oluşturacak, faşizmin zorunlu askerleri olduklarından istemedikleri şeyleri yapıyorlar duygusu yaşatacak bir anlatım kullanılmıyor. Kendilerinden çok uzakta bir yerde işlenecek sistematik cinayetlerin organize edilmesiyle görevli değil bu hikayenin karakterleri. Yanı başlarında, belki de daha önce tanıdıkları insanların çığlıklarının eşliğinde gündelik yaşamlarını sürüyorlar. İnsan böyle yaşayabilir mi? Bu yanıyla izlenmeye, üzerine düşünmeye ihtiyaç duyulan bir film.
Jonathan Glazer The Zone of Interest filmini “Bu geçmişle ilgili değil, şimdiyle ilgili."1 olarak tarifliyor. İnsanlık tarihinde doğdukları yer, ait oldukları din yüzünden insanların katledildiği savaşlar geçmişe ait tarihi bir unsur değil. Katliamlar, savaşlar tarihin belli bir döneminde, sebepleri bilinmez şekilde ortaya çıkan delilerin iktidarı almasıyla ortaya çıkmış münferit vakalar değil, şimdinin konusu. Savaşı ve katliamı var eden üretim ilişkilerini görmeden insanın yapabileceklerini tartışamayız. Rudolf Höss gibi ancak Nazi olduğunda sınıf atlayabilen, ayrıcalıklı yaşam kazanan, bu sayede milyonlarca insanı öldürmenin en iyi halini geliştirmeyi kendine iş edinen biri ortaya çıkabiliyor. İnsanlık tarihi zulümle kazanılan ayrıcalıklı yaşamların sonunu getiren mücadeleci insanları da içinde barındırıyor. Gerçek Rudolf Höss’ün hayatı Auschwitz kampında idam edilerek son buluyor.
- 1https://www.theguardian.com/film/2023/dec/10/jonathan-glazer-the-zone-of-interest-auschwitz-under-the-skin-interview
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.