Sayfa yolu
Çığlığımızı duyan var mı?
Yayın Tarihi: 19.07.2023 , 07:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Biz Hatay’lılar, Antakya, Samandağ, Kırıkhan, İskenderun, Arsuz, Hassa’da depremin korkunç yıkımının geride bıraktığı ve artık ‘var olmayan kentlerimizin’ kalıntıları arasında, katlanılması çok zor koşulları içinde, olağanüstü bir çabayla yaşamımızı sürdürmeye uğraşırken, bir yandan da orman yangınlarının ateşi ile dağlanıyoruz!
2022 yılı vergi rakamlarına göre Türkiye’nin en çok vergi veren 7. kenti olan Hatay’da bizler birer yurttaş olarak; deprem sırasında ve sonrasında yaşanan olumsuzluklar, eksiklikler ve ihmaller, gecikmeler, belirsizlikler nedeniyle devlete, toplumsal bir olgu olarak siyasete duyduğumuz güven duygusunda giderek derinleşen ve büyüyen bir kayıp yaşıyoruz!
Her birimizin, hak öznesi bireyler olarak yurttaş statümüz ve haklarımızın devlet tarafından korunmadığına, gereklerinin yapılmadığına, hatta ihlal edildiğine, ayrımcılığa uğratıldığımıza ilişkin yaşadığımız gerçekliğin bizlerde bıraktığı derin sahipsizlik duygusu, bizleri çok yaralıyor! Öncelikle bu duyguyu olumlu yönde değiştirecek koşulların oluşturulması gereği, ne zaman kavranacak?
Bizler, deprem sonrasında orada kalanlar; kişisel/toplumsal güvenlik sorunundan barınmaya; temiz su ihtiyacından, sağlıklı ve yeterli gıda temini ve sürdürülebilirliğine; sabun, su, tuvalet vb. hijyen koşullarından doktor, hastane, sağlık merkezi ve ilgili alt yapısıyla sağlık hakkına erişim sorununa; yıkımların yarattığı çevre kirliliğinden atıkların toplanması ve ayrıştırılması ve yarattığı olağanüstü kirliliğin neden olduğu sağlık sorunlarına –kızamık, ishal vb. hastalıkların bir halk sağlığı oluşturacak derecede sistematik ve yaygın hale gelmesine; deprem dirençli yapılaşmanın gerektirdiği mikro bölgeleme ve statik, jeofizik ölçümler yapılmadan girişilen “ihaleci inşaat” mantığının yaratacağı yaşamsal tehlikelere, “devlet olarak biz inşa edeceğiz” söyleminden, “biz para verelim vatandaş kendisi inşa etsin” söylemine evrilen ve barınma krizini daha da derinleştiren belirsizlikten, yıkım ihalelerini alan firmaların, yıkım kararı verilen bina maliklerine yaşattığı ve hukuka bütünüyle aykırı olan “evlerinizden kendi mallarınızı, dönüştürülebilir ürünleri alamazsınız” terörüne; kültürel doku ve mirasın korunmasından, sanayicinin, esnafın, üreticinin çiftçinin mali ve finans sorununa, halkın geçim derdine, esnafın ödemesi gelmiş kredi borçlarına, ödenmesi istenilen elektrik, doğalgaz faturalara; her kademe memur, öğretmen, doktor ve görevli personelin tayin ve görevlendirme sorunundan, görev yapacakları depreme dayanıklı, güvenli okul, hastane, konteyner vb. ihtiyaçlara; ulaşımın ve ilgili alt yapının dağ gibi büyüyen sorunlarından, 11 Eylül’de başlayacağı belirtilen eğitim öğretim döneminde, sorunları çözülmüş, yapısal güvenliği sağlanmış yeterli sayıda okulun hazırlanmasına… Çok yönlü, çok boyutlu yaşamsal sorunlar içindeyiz. Ve artık bu koşullar dayanmamız mümkün değil! Hatay afet bölgesi ilan edilsin, sorunları çözen koşullar sağlansın istiyoruz!
Bizler deprem sonrası Hatay’dan ayrılmak zorunda kalanlar; kendi toprağında sürgün, kendi ülkesinde sığınmacı olarak yaşamak istemiyoruz! Biz, dil, din, renk, etnik farklılıklarımızla bir ve bütün olduğumuz kendi kentimize; geçmişinin ortak hafızasını birlikte taşıdığımız, bugünün acısını dayanışarak, birbirimize derman olmaya çalışarak paylaştığımız, geleceğini birlikte daha güçlü şekilde kuracağımıza inandığımız Hatay'a, Antakya'ya dönmek, orada yaşamak, çok dilli dualarımızla yas tutmak, unutmak, hatırlamak, üretmek, paylaşmak, gülmek, ağlamak, yaşamı yeniden var etmek istiyoruz! Bunun koşullarının derhal sağlanmasını bekliyoruz! Ne öğrenci yurtlarından sürülmek, ne gittiğimiz kentte “kaşık düşmanı” muamelesi görmek istiyoruz! Buna daha fazla katlanmak zorunda olmak istemiyoruz!
Devletin 'Yaşatmacılık Görevi'
İnsan merkezli bir temelde, ekonomik, ticari, mali-finans, sağlık, ulaşım, tarım, çevre, mimari, hukuksal olarak eksiksiz örgütlenmiş, tarihsel, sosyal, kültürel, demografik boyut ve özellikleri korunmuş olarak kentimizin yeniden oluşumu için devletin bir an önce sorumluluk ve görevlerini yerine getirmesini, etkin bir koordinasyon içinde derhal koşulları sağlamasını bekliyoruz!
"Yaşatmacılık" görevi devletin temel görevidir! Ünlü hukukçu Bahri Savcı'nın "yaşam hakkı" başlıklı makalesinde tanımladığı gibi; insanın klasik üç yönü devletin yaşam hakkı kapsamında yerine getirmesi gerekli ödev ve görevlerini sayar. İnsan önce biyolojik bir varlıktır, onun biyolojik bir yönü vardır. Sonra, insan entelektüel bir varlıktır, onun bu yönde de gelişmesi gerekir. Ve insan moral bir varlıktır. İnsansal işlevi gereği bu yönde de gelişmesi gerekir. İnsanın işlevi; her üç yönde birlikte, aynı zamanda, eşit ölçülerde gelişmektir. Ancak bu durumda insan onuruna layık olarak var olabilir. İnsan özgürlüğünün ilk somutlaşması olan yaşam hakkı bu nedenle en anlamlı ve önemli haktır; devlete ağır, ciddi ve çift yüzlü bir işlev yükler. Bu işlev; devletin yaşatmacılık ödevi/görevini oluşturur ve yaşam hakkının korunmasının kapsamını tanımlar. Bu işlevi gereğince devletin; yaşamın bozulmaması için bir güvence örgütlenmesi kurmak; yaşamın gerçekleşmesi için ona elverişli bir ekonomik, sosyal düzen önlemleri almak ve bu önlemlerle yaşamı, -bizzat devlet olarak- sağlamak görevi vardır. Dolayısıyla devletin önce, her bireyin dünyaya yaşar ve yaşayacak durumda gelmesini sağlamak; sonra bireyi, her yönden gelecek tehditlerden koruyacak şekilde örgütlenmek yükümlülüğü vardır. Devlet, öyle bir toplumsal örgütlenmeye kavuşmalıdır ki, onun içinde bireyin bedensel ve toplumsal bütünlüğü tümden ya da bir bölümü ile bozulmamalıdır. Birey; kendisinden, bir başkasından veya gruplardan veya devletten gelecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı korunmalı, bedensel bütünlüğüne fiili yollarla müdahale olmamalıdır. Devletin bu görevi, uluslararası insan hakları sözleşmelerinin, modern demokratik anayasaların temellerinden biridir ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve içtihatlarında temel bir referanstır.
Dolayısıyla devletin hiçbir yurttaşını, hiçbirimizi yaşam hakkı kapsamının dışında tutma yetkisi ve ayrıcalığı yoktur!
Devleti, yurttaşına sahip çıkmaya, görevini yapmaya çağırıyoruz!
Depremlerden, sellere, heyelanlardan, orman yangınlarına, bir afet coğrafyası olan Türkiye’de, derhal bir Afet Bakanlığı kurulmasını ve amaca uygun, etkin ve sürdürülebilir müdahaleyi sağlayacak şekilde özerk bir örgütlenmeye ve kendine ait bağımsız bir bütçeye sahip olmasını istiyoruz!
İşi 'fıtrat'ına bırakan değil, bilimsel yöntem ve metotla önlem alan, insanı ve yaşamını önceleyen bir anlayışla planlama ve uygulamalar gerçekleştiren, sorumlu bir yönetim istiyoruz!
*Antakya’da depremden sağ kurtulanlardan!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.