Sayfa yolu
'Çerçeve yasa' teklifi TBMM Genel Kurulu'nda: Hangi parti, ne mesaj verdi?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 17:56 Güncelleme Tarihi: 10.08.2026 , 20:15
Geçtiğimiz yıl 12. Kongresi'ni toplayarak fesih ve silah bırakma kararı alan PKK, kamuoyuyla paylaşılan Abdullah Öcalan'ın video mesajı sonrası 11 Temmuz 2025'te Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) bağlı Süleymaniye'de silah bırakma töreni gerçekleştirdi.
Bunun üzerine TBMM’de kurulan "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu", ilk toplantısını geçtiğimiz yılın ağustos ayında yaparak faaliyetlerine başladı. Aylarca süren çalışmaların ardından 2026 yılının Şubat ayında yapılan son toplantıda ortak nihai raporunu onayladı.
Her ne kadar rapor onaylansa da çeşitli tartışmalar yaşandı, kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapıldı. Araya giren ayların ardından ağustos ayında imzaya açılan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilmesinin ardından bugün TBMM Genel Kurulu'na geldi.
Süreç kapsamında hazırlanan 12 maddelik yasa teklifi, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplanan TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmeye başlandı. Oturumda siyasi parti temsilcilerinin konuşmalarının ardından yetişmesi halinde yasa teklifinin oylamasına geçilecek.
Arıkan: Partimiz 'çerçeve yasaya' şartlı bir destek sunmaktadır
Teklifin geneli üzerine değerlendirmelerde bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, süreçteki kaygı ve beklentileri şeffaf bir şekilde hem muhataplarıyla hem de milletle paylaştıklarını ifade ederek, "Terörsüz Türkiye" ifadesini müphem bulduklarını ve asıl ihtiyacın "yaşanabilir bir Türkiye" olduğunu söyledi.
Meseleyi sadece kanun teklifine "evet" veya "hayır" demekten ibaret görmediklerini dile getiren Arıkan, verilen desteğin herhangi bir siyasi aktöre koşulsuz destek veya iktidarın uygulamalarına verilmiş bir onay olmadığını söyledi. Arıkan şu ifadeleri kullandı:
"Biz terörün sona ermesine 'evet' diyoruz. Silahların susmasına 'evet' diyoruz. Kardeşliğe 'evet' diyoruz. Hak ve özgürlüklere 'evet' diyoruz. Hukukun üstünlüğüne 'evet' diyoruz. Meclis iradesine ve istişareye 'evet' diyoruz. Ancak şiddetin meşrulaştırılmasına 'hayır' diyoruz. Millet iradesinin devre dışı bırakılmasına 'hayır' diyoruz. Kapalı kapılar ardında yürütülen süreçlere 'hayır' diyoruz. Yeni vesayet anlayışlarına 'hayır' diyoruz. Türkiye'nin geleceğinin başka hesaplara teslim edilmesine 'hayır' diyoruz."
Partisinin "Çerçeve Yasa" teklifine şartlı destek sunduğunu açıklayan Arıkan, "Saadet Partisi 'Çerçeve yasaya karşı mıyız veya destekliyor muyuz?' ikilisine hapsedilemez" dedi. Meselenin sadece bir "terör örgütünün" tasfiyesi değil, "terörü" yeniden üreten zeminin bütünüyle ortadan kaldırılması olduğunu savunan Arıkan, "Mesele yalnızca terörü bitirmek değil, mesele terör bittikten sonra nasıl bir Türkiye'yi inşa edeceğimizdir. O nedenle partimiz 'çerçeve yasaya' şartlı bir destek sunmaktadır" diye konuştu.

Ekmen: Atılması gereken birçok adım atılmamış ve sürece olan güveni zayıflatmıştır
Arıkan'ın ardından kürsüye çıkan Yeni Yol Grubu Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak ve özgürlükleri veya Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapısal dönüşümünün müzakere alanı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin komisyon salonlarıdır, Genel Kuruldur, siyasettir, milletin Meclisidir" dedi.
Ekmen, geçmişe kıyasla bu girişimin başarılı olma ihtimalinin kuvvetli olduğuna inandıklarını dile getirdi.
"Kalkınma yolu ve benzeri kuşak yollarının güvenlik ihtiyacı, Ortadoğu'daki silahlı grupların tasfiye süreci ve Avrupa'nın güvenlik mimarisinde Türkiye'ye artan ihtiyaç gibi birçok sebebin bölgesel ve uluslararası konjonktürde fırsat ve imkanlar yarattığını" söyleyen Ekmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu süreç başlatıldığında Sayın Devlet Bahçeli en önemli referansı iç cephenin tahkimine vermişti. Bu tahkim için Şerafettin Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Yalçınkaya ve benzeri AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını, KHK'lilerin yaşadığı sorunlara ilişkin adım atılmasını bekledik, durduk. Aksine, ceza usul hukukunu ve kişilerin masumiyet karinesini yok sayan birçok soruşturma gördük, yargı eliyle siyasetin dizaynına dair birçok yeni örnekle karşılaştık. Bu kadar kuvvetli bir desteğin olduğu, bu kadar paydaşın başarısı için fiilen ve kavlen dua ettiği bir sürecin çok daha dikkatli yürütülmesi gerekirdi. Geride kalan zamanda Türkiye'nin daha demokrat, daha çoğulcu, daha özgürlükçü bir hukuk devleti olacağına dair inanç güçlendirilememiştir. Atılması gereken birçok adım atılmamış ve bu durum sürece olan güveni zayıflatmıştır. Bu meselenin ortadan kalkmasıyla, bu demokratik dönüşümün gündeme alınmasının önünde bir engel kalmayacağını savunuyor, bu yönde gelişmeler bekliyoruz."

Dervişoğlu: PKK silah bırakmıyor, yöntem değiştiriyor
"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin muhalefet şerhi düşen İYİP'in Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da kürsüde konuşma yaptı.
Kanun teklifinin hazırlanma biçiminin Meclis'in iradesini zedelediğini söyleyen Dervişoğlu, "Nihayetinde bu kanun teklifi İmralı'daki terör hükümlüsünün onayından geçerken Türk milletinden gizlendi, hatta imzalayanlar dahi içerikten habersizdi. Şimdi bu kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi mi hazırlamıştır ki onun onayına sunulmaktadır? Meclis sürecin başındaki gibi sadece bir tescil makamına indirgenmiştir. Türk milletinin hüküm mührü onun bilgisi ve rızası dışında cebren kullanılmıştır" ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, dünyadaki silahlı örgütlerin sona erdirilmesi süreçlerinde silahsızlanma, dağılma ve entegrasyon sıralamasının uygulandığını ifade ederek, kanun teklifindeki yöntemin bunun tersine çevrildiğini söyledi. Dervişoğlu, "Yasal adım bir ödüldür; önce hak edilir, sonra verilir" dedi. Dervişoğlu, teklifin örgütün silahsızlandırılması ve tasfiyesine yönelik bir düzenleme olmadığını savunarak, "Elbette ki biz bir terör örgütünün silahsızlandırılmasına ve tasfiyesine itiraz etmiyoruz. Ama yaptığınız bu değildir. Bizim itirazımız bu düzenlemeyle Meclisimizin tek adam rejiminde zaten yıpranan itibarının bile isteye yerle yeksan edilmesidir. Devletin asla sarsılmaması gereken konumuna halel getirilmesidir" dedi.
Dervişoğlu, kanun teklifinin PKK üyelerinin affedilmesi ve siyasete kazandırılması amacı taşıdığını öne sürdü. "Sürecin kalkışma olduğunu" savunan Dervişoğlu, Kürt vatandaşlar ile PKK'nin yan yana getirilmeye çalışıldığını ileri sürerek, "Sürekli 'Kürt sorunu' dediğiniz ama altını bir türlü dolduramadığınız mesele var ya; işte siz, sorunun öznesi yaptığınız Kürtleri PKK ile eşitlemeye çalıştığınız için bu bir kalkışmadır" dedi.
Kanun teklifinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan vatandaşların ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm getirmediğini ifade eden Dervişoğlu, "Çözüm sunmuyorsunuz" eleştirilerine dair de "Çözüm; işte ve ekmektedir. Çözüm; eğitimdedir. Çözüm; düşmanlıkta değil, kardeşliktedir. Çözüm; tarlada..." diye konuştu.
"PKK silah bırakmıyor, yöntem değiştiriyor" iddiasında bulunan Dervişoğlu, "İktidar ortakları da 3-5 oy uğruna, anayasa değişikliği uğruna, ömür boyu başkanlık uğruna bu kirli oyunu milletimize ‘Terörsüz Türkiye’ diye pazarlamaya çalışıyor. Milletimizin huzurunda tarihe not düşüyorum: Terör gitmiyor; bir yerde yine silahlanıyor, bir yerde devletleşiyor, bir yerde de silahla yapamadığını siyasetle yapmak üzere meşrulaştırılıyor" diye konuştu.
Dervişoğlu, teklifin "örtülü bir amacı" olduğunu söyleyerek, "O da Sayın Erdoğan'ı tam yetkili ama aynı zamanda tam sorumsuz kılmak" diye konuştu. Kanunun 10. maddesini de eleştiren Dervişoğlu, "10. madde ile bu kanun kapsamında görev yapan herkese mutlak bir sorumsuzluk zırhı giydiriliyor. Ama beyhudedir" ifadelerini kullandı. "İktidarlar değişir, kanunlar değişir ama hesap değişmez" diyen Dervişoğlu, "Çünkü ihanetin zaman aşımı yoktur" dedi.
Dervişoğlu, İYİP'in teklif karşısındaki tutumunu ise "Biz ‘hayır’ diyeceğiz. Tarihin doğru yerinde duracağız. Milletimizin huzurunda namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yeminimize sadık kalacağız" sözleriyle açıkladı.

Alp: Kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir
Teklifin tümü üzerinde söz alan CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, "Türkiye'nin çevresinde büyük riskler bulunduğunu ancak yeni ufukların da açıldığını" öne sürdü.
Türkiye'de bu yasayla yeni bir siyasi kültürün gelişeceğini, bu kültürün eski sorunları demokrasi ruhuyla ele alıp çözmeye olanak sağlayacağını savunan Alp, Türkiye'nin, silah ve şiddetin gölgesinden kurtulacağını, barış ve refah içinde olacağını iddia etti.
Devletin kurucu partisi olarak "sürece sorumluluk anlayışıyla, tarihsel misyonla ve devleti yaşatma perspektifiyle yaklaştıklarını" anlatan Alp, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında üniter yapıdan, demokratik hukuk devletinden taviz vermeden herkesin kendisini eşit, özgür ve güvende hissedebileceği bir Türkiye inşa edeceklerini öne sürdü.
Cumhuriyet'in kurucu iradesinin ikinci yüzyılda da toplumsal barışın ve ortak geleceğin kurucu iradesi olacağını savunan Alp, "CHP Grubu olarak, tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz. Bu süreç, bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir" diye konuştu.

Alp, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu"nda ele alınan hedeflerin dönemsel söylem veya konjonktürel bir hamle değil, devlet politikası olduğunu iddia etti ve bu politikaya "tereddütsüz" katkı vereceklerini açıkladı.
Alp'in ardından CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da çocukların şiddetin ve savaşın uğramadığı bir Türkiye'de büyümesinin, sorunlarını konuşarak çözebilmelerinin en büyük dilekleri olduğunu söyledi.
Halkın bağımsız ve kardeşçe yaşamak istediğini söyleyen Salıcı, "Biz, bugün Kürt meselesini çözmüyoruz. Biz, bugün Kürt meselesinin silahlardan arındırılması yönünde tarihi bir adım atıyoruz. Silahın olduğu yerde sözün bir anlamı kalır mı? Biz, bugün sözü başlatıyoruz" diye konuştu.
Değişken ve dalgalı jeopolitik gelişmeler nedeniyle Türkiye'nin geleceğini yalnızca dış gelişmelerin belirlediği güvenlik refleksi üzerine kurmanın doğru olmadığını savunan Salıcı, şunları kaydetti:
"Bugün dış gelişmeler nedeniyle başlayan bu süreç, yarın koşullar değiştiğinde ortadan kalkmamalıdır. Sürecin devlet politikasına dönüşmüş olması bu açıdan kıymetlidir, anlamlıdır ve kalıcılığını pekiştirmektedir. Meselelerimizi konuşarak aşma iradesinden asla geri adım atılmamalıdır. İster ana dil, ister yerel yönetim temelli talepler olsun, terör hiçbir zaman meşru bir yöntem olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır."
Yıldız: Yüzyılın en cesur, dönüştürücü siyaset hamlesidir
Teklifin geneli üzerinde partisinin görüşlerini açıklayan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, "1 Ekim 2024’te, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama yılının açılış töreninde, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin bundan tam 677 gün önce, DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşması ve onlara hitaben söylediği sözler siyasi hayatımızda yeni bir kapıyı aralamıştır" dedi.
Yıldız, "Bu tarihi çağrı Türk siyasetinde bir milattır. Yüzyılın en cesur, dönüştürücü siyaset hamlesidir. Bu hamle, PKK’nın kendini feshetmesini ve silahları bırakma kararı almasıyla sonuçlanmıştır" diye konuştu.
12 Mayıs 2025'te kongresini toplayan PKK'nin kendini feshetmesiyle sürecin yeni bir boyut kazandığını öne süren Yıldız, "yarım asra yakın bir süredir Türkiye'nin enerjisini ve ekonomik refahını sömüren yapının tasfiye edildiğini" söyledi.
"Terörsüz Türkiye" olarak nitelendirdikleri sürecin öngörülen bir plan dahilinde ilerleyeceğini savunan Yıldız, "1000 yıllık kardeşliğe ve ortak yaşama dönük tasarrufların MHP tarafından destekleneceğini" bildirdi.
Yıldız, "Terörsüz Türkiye'nin yanında olduklarını" belirterek, şunları kaydetti:
"Teklif, mahkumiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme niteliğinde değildir. Bazı arkadaşlarımız kanunun lafzını ve gerekçesini okumadan bunun af olduğunu iddia edecek kadar gerçekten uzağa düşmektedir. Devam eden soruşturma ve kovuşturma süreçleri ile kesinleşmiş mahkumiyet hükümleri bütün sonuçlarıyla varlığını korumakta, suçun vasfına, mahkumiyet kararına veya ceza sorumluluğuna ilişkin herhangi bir değişiklik önerilmemektedir, öngörülmemektedir. Bunun 'özel af' olduğu iddiası var. Kovid izninde insanları 3-5 yıl dışarıya çıkardığımız kanun için de nitelikli çoğunluk ararsınız, bu duruma düşmeyi hiçbiriniz istemezsiniz. Bir meseleyi anlatırken ya öğreneceksiniz ya da danışacaksınız. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı'yla, Cumhur İttifakı'yla ihtilafı olanlardan görüş alırsanız açığa düşerseniz."
Bakırhan: Aslında altüst olacak olan küresel güçlerin yüzyıllık hesapları
Yıldız'ın ardından kürsüye çıkan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, teklifin geneli üzerine değerlendirmelerde bulundu.
"Bir asırlık Kürt meselesinin çatışma zemininden hukuk zeminine taşındığını" söyleyen Bakırhan, "Biz burada bu tarihe geçişe tanıklık ediyoruz" diye konuştu. Görüşülen kanun teklifinin Türkiye'nin yeni bir istikamete yol almasının pusulası olduğunu savunan Bakırhan, bu istikametin adresinin TBMM olduğunu ifade etti. Bakırhan, Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesinin "sıkıyönetim zihniyetiyle" idare edildiğini söyledi.
Bakırhan, "Şimdi acı ve inkar dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız" diyerek, bugün meselenin ilk kez gerekçesi yazılmış ve müzakere edilebilir olağan bir yasama diliyle konuşulduğunu ifade etti. Bakırhan, "Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclisin kayıtlarına geçmesidir" dedi.
Bakırhan, çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatının önlerinde olduğunu ifade ederek, "Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifiyle beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz, güçlü bir başlangıç yapıyoruz" dedi.
Bakırhan, sürecin başlamasının ardından bazı dış güçlerin "Bu adımla Ortadoğu dengeleri altüst olacak" dediğini öne sürerek, "Aslında altüst olacak olan küresel güçlerin yüzyıllık hesaplarıydı, biz bunu çok iyi biliyoruz. Bu süreç kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını altüst edecek, beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecektir" diye konuştu.
Ortadoğu'daki değişimlere dikkati çeken Bakırhan, "Kürtler dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. Yüz yıl önce inkar edilen Kürt varlığı bugün Ortadoğu'nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği Orta Doğu'nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik demokratik bir geleceğe imkan sunuyor" dedi. Türk-Kürt ilişkilerinin bu jeopolitik gerçek etrafında yeniden güncellenmesi gerektiğini belirten Bakırhan, şu ifadelere yer verdi:
"Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye'yi ihya eder, Ortadoğu'ya huzur ve demokrasi getirir. Fırat'ın doğusu ile Fırat'ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı büyük güvence yaratır. Biliyoruz ki komşuları yanan bir evde barış lüks değildir, sigortadır. Türkiye'nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi bize olduğu kadar bütün komşularımıza da nefes aldıracaktır. Bu yasa bir ayrıcalık üreten yasa değildir. Çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değil. Bu, tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir; yenme ve yenilme hiç değildir."
Barışın bir müsabaka olmadığını söyleyen Bakırhan, Türk yurttaşlara seslenerek, "Bu süreçten sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye'yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis'in çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır" diye konuştu. Kürt halkına da seslenen Bakırhan, sürecin kimliğin eritilmesi değil, varlığın hukukla buluşması olduğunu söyledi. Bakırhan, "Yine mi kandırılacağız" kaygısını bildiklerini belirterek, "Her şeyden önce Kürtler örgütlü bir halktır; ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var, o da sizsiniz" dedi.
Kanun teklifindeki "demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi" vurgusunun önemli bir yörüngeye işaret ettiğini belirten Bakırhan, "Bu ilk adımı, güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç demokratik siyasettir" diye konuştu. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümünün ilk adımdan sonra gelmesi gerektiğini söyleyen Bakırhan, "İlk adımı anlamlı kılacak şey ikinci adımdan, yani ekim ayında Meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır" ifadelerini kullandı.
Bakırhan, ekim ayıyla birlikte Türkiye'de yeniden inşa sürecinin başlatılması gerektiğini belirterek, "Ekimde parlamentonun istikameti; demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır" dedi. Bakırhan, bu sürecin sorumluluğunun Meclis, siyasi partiler, yargı, basın ve sivil toplumun yanı sıra herkesin olduğunu söyledi.
Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimin barışçıl toplum ve demokratik rejim önündeki engellerden biri olduğunu söyleyen Bakırhan, "Türkiye siyaseti uzun süredir 'Mekke dönemi' psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var" diye konuştu.
Bakırhan, "Emin olun, Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz. Bölgesel oyunun kurucu haline gelmek işten bile olmayacak" dedi. Bakırhan, çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülkenin yıllardır ödediğini belirterek, "Barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekçiler, emekliler kazanacak. Her yıl 50 milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil, bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek. İnşallah çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak. Yıllardır yatırım görmeyen coğrafyalar yaşam bulacak" ifadelerini kullandı.
Bakırhan, kanun teklifini neden imzaladıklarını da açıklayarak, metni "ne gözü kapalı kutsadıklarını ne eksik diye reddettiklerini" söyledi ve "Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi; çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır" dedi.
Bugün atılan adımın bir temel olduğunu belirten Bakırhan, "Temel tek başına ev değildir. Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı Demokratik Türkiye Cumhuriyeti'dir. Taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır" diye konuştu. İmzanın bir sonuç belgesinin altına değil, inşanın hukuki zeminine atıldığını savunan Bakırhan, "Kapı eksik diye o eşikten dönmeyeceğiz. Aralanan kapıdan kararlı bir şekilde içeri girecek, bu evi inşallah hep birlikte tamamlayacağız" dedi.
Konuşması sona eren Bakırhan'ı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de alkışladı.

Özel: Toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesi
Bakırhan'dan sonra kürsüye Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel çıktı.
"Bugün Türkiye’nin en ağır, en yakıcı, en uzun sorunlarından birini konuşmak üzere bu çatının altındayız" diyen Özel şöyle devam etti:
"Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesi değildir, yalnızca bir güvenlik meselesi değildir, yalnızca bir örgütün silah bırakması meselesi hiç değildir. Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir. Aynı zamanda Edirne'deki, İzmir'deki, Trabzon'daki, Manisa'daki yurttaşlarımızın güven içinde yaşaması, evladını teröre kurban vermemesi meselesidir. On yıllardır canımızı, malımızı, kaynaklarınızı feda ettiğimiz bu mesele 86 milyon yurttaşımızın meselesidir. Demokrasimizin, kalkınmamızın, bölgesel gücümüzün, toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesidir."
Cumhuriyet, üniter devlet yapısı, ülkenin bölünmez yapısının kırmızı çizgileri olduğunu söyleyen Özel, "Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil, onların güvencesi olarak görüyoruz. Çünkü toplumsal barışın sağlanmasını, üniter devletin alternatifi olarak değil tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve Cumhuriyet’e bağlılığı korkuyla değil eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir" diye konuştu.
Sorunun şiddetle değil, siyasetle çözülmesi gerektiğini söyleyen Özel, "Gizli pazarlıklarla değil; milletin gözü önünde, milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil, TBMM’nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören, acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir toplumsal mutabakatla çözülmelidir" dedi. Özel, "Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte, başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihseldir, konjonktürel değil ilkeseldir" diye konuştu.
Özel, iktidarın süreci özensizlikle ve kapalı kapılar ardında yürüttüğünü belirtti ve "Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp Meclis’ten gizlenmiş, AK Partili vekillerden dahi gizlenmiş, bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir" ifadelerini kullandı.
Teklife en fazla "hayır" demek hakkına Yeni Parti'nin sahip olduğunu savunan Özel, "Günlerdir bu teklife ‘hayır’ demeniz için binlerce öneri, eleştiri, hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum: Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da bizleriz. Ve bu millete olan bağlılığımızla, bu ülkeye olan sevgimizle, toplumsal barışa olan inancımızla sorumluluk alan da biziz. Kolaya kaçmayan, devlet ciddiyetiyle karar veren, bu ülkenin 10, 20 yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz" ifadelerini kullandı.
Özel, "Komisyonda masadan kalkmadık çünkü o masa Erdoğan'ın masası değildir; o masa milletin barış umutlarının masasıdır, Türkiye'nin hak ettiği kalkınma umudunun masasıdır, Türkiye'de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi, milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız" dedi.
Özel sözlerine şöyle devam etti:
"Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya 'evet' diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki Yeni Parti'mizi millet kurmuştur, partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde millet ne diyorsa ona göre karar verecek. Ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti Grubu'nu kararında serbest bırakıyor değilim. Aksine kendi il, bölge, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak, onları milletin vekili olma sorumluluğu ile baş başa bırakıyorum. Hiçbir Yeni Parti milletvekili, üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti'nin yeni nesil siyasetinin gereği budur."
Barış, demokrasi ve adaletin ülkenin ilacı olacağını söyleyen Özel, "Bu ilaç birimize değil, hepimize şifa olacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Güler: Samimiyetle ortaya koyulan bir çaba var
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifin geneli üzerine yaptığı konuşmada, düzenlemenin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporundaki yasal düzenleme önerileri doğrultusunda hazırlandığını söyledi.
Sürecin en kritik eşiğinin PKK'nin tüm unsurlarıyla silah bırakması ve kendisini tasfiye ettiğinin devlet güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi olduğunu söyleyen Güler, bu hususun 18 Şubat 2026 tarihli komisyon raporunda yer aldığını söyledi. Güler, kanun teklifinin amaç ve kapsam maddesinde de PKK, KCK ve bağlantılı oluşumların fiili varlığının sona erdiğinin ve kontrol altında bulunan silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit ve teyit edilmesine ilişkin düzenlemelerin yer aldığını ifade etti.
Kanun teklifinin üçüncü maddesinde örgüt mensuplarına ilişkin düzenlemelerin yer aldığını belirten Güler, komisyon raporunda da örgüt mensuplarının fiillerinin niteliği ve örgüt içerisindeki konumlarının esas alınarak farklılaştırılmış, ölçülü ve denetlenebilir bir çerçevenin oluşturulmasının öngörüldüğünü söyledi. Güler, örgüt mensuplarının tek bir kategoride değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, örgütsel faaliyet kapsamında ortaya çıkan sorumluluğun kapsamı ve yoğunluğunun dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Milletvekili seçilme ve seçilme yeterliliğinin TCK kapsamında yapılan erteleme işlemlerinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Güler, milletvekili seçilip seçilemeyeceğinin seçim kanunları çerçevesinde değerlendirileceğini ifade etti.
Güler, amaçlarının Türkiye'de silah ve şiddetin bir daha konuşulmamasını sağlamak olduğunu iddia etti. Sürece ilişkin yasal düzenleme önerilerinde silah bırakılması, örgüt mensuplarının toplumsal güvenliğinin sağlanması, yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması ve süreçte görev alanlara yasal güvence sağlanması gibi başlıkların bulunduğunu söyledi.
Süreç öncesinde de siyasi partileri bilgilendirdiğini belirten Güler, kanun teklifinin gizli ve kapalı şekilde hazırlanmadığını öne sürdü. Güler, sürece katkı sağlayan siyasi parti temsilcilerine teşekkür ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"50 yıllık bir meseleye ben bütün samimiyetimle, bütün gayretimle, çabamla bir şey yapmaya çalışıyorum. Eksiğim olabilir, yanlışım da olabilir. Sen ne diyorsun yani görelim. Açın elinizdeki bilgiyi, birikimi görelim. 6'ncı madde ortada. Bu kanun her yönüyle Terörsüz Türkiye hedefi noktasında gerçek manada bir Türkiye modelidir. Bu toprakların evlatlarının çalışmasıdır. Bununla gurur duyun, bir sevinin. Bizde dışarından üçüncü bir göz yok. Bu toprakların evlatları, Alevisi ile bu toprakların has evlatları, samimiyetle bu sorunu çözmek ve geleceğin Türkiye'sine daha sağlam, daha kararlı, kardeşçe, omuz omuza yürümek istiyor. Peki, bunu biz istersek birilerinin destekleyeceğini mi zannediyoruz? Yok, biliyoruz. Yıllar önce olduğu gibi, birilerinin ekmeği buradan kesilecek. Birileri buradan siyasi menfaat elde edemeyecek. Yok olacaklar belki. Onların bunu isteyeceğini düşünmüyorum. Biliyorum. Hakaret edecekler, yalan yanlış bilgiler verecekler, uydurma bilgiler verecekler. Ama şunu anlıyorum ben: Geçmiş yıllardan itibaren yaşanmışlıkla da beraber kaygılarımız olabilir, endişelerimiz olabilir. Bizim raporumuza da yansıtıyoruz. Ben cümlelerimi şöyle tamamlamak istiyorum: Gerçekten çok emek sarf ettik. Büyük uğraşlar verdik. Samimiyetle ortaya koyulan bir çaba var. Bu çabanın sonucunda inşallah Rabb'im de bunu bereketlendir."
Güler, komisyonun çalışmaları ile raporun hazırlanmasını önemli bir süreç olarak nitelendirerek, Türkiye'nin bu sorunu kendi iradesiyle çözmesi gerektiğini söyledi. "Türkiye'nin geleceğe daha sağlam, daha güçlü ve kardeşçe yürümesi gerektiğini" ifade eden AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, konuşmasını Türkiye'nin "kardeşlik projesi" ve "bütünleşme projesi" olarak nitelendirdiği sürecin hep birlikte başarılacağı mesajıyla tamamladı.

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.