Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Casusluk' davasında 2. gün | Merdan Yanardağ: Davanın iki amacı var, TELE1'i susturmak ve seçimleri lekelemek

"Casusluk" davasının ikinci gününde savunma yapan Merdan Yanardağ, gizli belge veya devlet sırrı paylaşımı gibi somut suçlamalar yöneltilemediğini belirterek, "Soğuk savaş artığı bir kafa Türkiye'de devam ediyor" dedi. TELE1’e yönelik operasyonun siyasi niteliğine dikkat çeken Yanardağ, davanın seçimleri lekelemek amacıyla açıldığını söyledi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 12.05.2026 , 12:35 Güncelleme Tarihi: 12.05.2026 , 17:51

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.


“Casusluk” suçlamasıyla tutuklanan ve etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için ifade veren Hüseyin Gün’ün iddiaları üzerine İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, danışmanı Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında açılan "siyasal ve askeri casusluk" davasının ilk duruşması, ikinci günde Silivri’de başladı.

Dün, Hüseyin Gün ve İmamoğlu’nun savunmaları tamamlanmıştı. Bugün Merdan Yanardağ savunma yaptı.

Yanardağ'dan Savcılığa: 'Bu iddianame demokratik hakları suç sayıyor'

27 Ekim’den bu yana tutuklu bulunan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, savunmasına davanın siyasi niteliğine dikkat çekerek başladı. 

Yanardağ, "Davanın iki amacı var. Biri TELE1' susturmak. Diğeri de Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek. 
Bu iddianame şunu iddia ediyor: TELE1 üzerinden manipüle etmişiz ve Ekrem Bey seçimi o nedenle kazanmış. Deli saçması" dedi.

Gazeteciliğin ve seçimlere katılmanın suç sayılmak istenildiğini vurgulayan Yanardağ, "Demokrasi, demokratik hak ve özgürlükleri, temel vatandaşlık haklarını suç sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Suç sayıyor. Seçimlere katılmayı, seçimleri kazanmayı, televizyon yayını yapmayı, siyasal eleştiride bulunmayı suç saymaya çalışan bir iddianameyle karşı karşıyayız" diye konuştu.

Yanardağ, iddianamenin altındaki imzanın dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Can Tuncay’a ait olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

Nerede şu anda? Bakan Yardımcısı. Bakan Yardımcılığı nedir? Siyasal bir makam. Yani AKP’ye iltica etmiş bir başsavcı vekiliyle karşı karşıyayız ve bu iddianamenin altında imzası var. Demokrasiyi, demokratik hak ve özgürlükleri, temel vatandaşlık haklarını suç sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Suç sayıyor. Seçimlere katılmayı, seçimleri kazanmayı, televizyon yayını yapmayı, siyasal eleştiride bulunmayı suç saymaya çalışan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Kazanmayı daha büyük bir suç sayıyor.

'TELE1 tarafsız fakat siyasi tercihleri olan bir kanal'

Savunmasında TELE1’e yönelik operasyonun iki temel amacı olduğunu belirten Yanardağ, öncelikli hedefin kanala el koymak ve bağımsız gazeteciliği susturmak olduğunu ifade etti. 

TELE1'in gazetecilerin kurduğu, yönettiği ve çalıştığı bir kuruluş olduğunu vurgulayan Yanardağ, "TELE1 ticari bir kuruluş değil. TELE1, gazetecilerin bir araya gelerek oluşturduğu, bağımsız, tarafsız fakat siyasal ve felsefi tercihleri olan bir kanal" dedi.

Yanardağ, kanalın iktidar tarafından mali ambargo, reklam engelleri ve RTÜK cezalarıyla sürekli baskı altında tutulduğunu, buna rağmen geniş bir izleyici kitlesine ulaşarak büyük sermaye gruplarıyla rekabet ettiğini belirtti.

'Hobi olsun diye casusluk yapmışız'

İddianamenin akademik tezlere dayandırılmasını eleştiren Yanardağ, savunmasında şu sözlere yer verdi:

Peki Sayın Can Tuncay ne yazmış? Son iki paragrafı okuyorum: ‘Şu hâle göre casusluk suçları yönünden madde gerekçesi de nazara alındığında, niteliği gereği gizli olan bilginin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zararına, yabancı bir devlet yararına temin edilmesi ya da açıklanması gerekmekte ise de casus ile casusluğu talep eden arasında bu bilgi ve belgenin karşı tarafa aktarılmasına yönelik bir anlaşmanın bulunması şart değildir.’ Yani spor olsun diye casusluk yapmışız. Ben yayıncılık yaparken bir ara canım sıkılmış, ‘40 yıllık gazeteciyim, gazetecilik yapıyorum ama işim gücüm yok; biraz da casusluk yapayım’ demişim. Hobi olsun diye casusluk yapmışız.

'Bu iddiayla tüm gazeteci ve yazarları casus olarak suçlayabilirsiniz'

Suçlamaların "niyet okuma" üzerine kurulu olduğunu belirten Yanardağ, sözlerine şöyle devam etti:

"Bir canlı yayında ve bir televizyon kanalı aracılığıyla casusluk yapıldığını görmedim. Hangi gizli belge ve bilgi alışverişi olmuş? Hangi gizli belge ele geçirilmiş? Hangisi devlet sırrı niteliğinde? Dün söylendi, "Mozaik sırrı" diye bir şey. Soğuk Savaş artığı bir kafa Türkiye'de devam ediyor. Avrupa'nın 1950'lerde, 60'larda terk ettiği bir hukuk anlayışı bu. Sovyet ve sosyalist blok yanlısı olduğunu düşündükleri vatandaşlarını etkisizleştirmek amacıyla casusluk kavramını genişletmeye çalıştılar ama olmadı."

İddianamede geçen "mozaik istihbarat" vurgusuna dikkat çeken Yanardağ, açık kaynaklardan bilgi toplamananın casusluk sayılmasının mümkün olmayacağını belirterek, şöyle konuştu:

Mozaik iddiasıyla, bu mantıkla Türkiye'deki araştırma yapan bütün akademisyenleri, bütün gazetecileri, bütün yazarları bir biçimde casus olarak suçlayabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında mozaik istihbarat diye bir şey yok. Savcılığın yaptığı birkaç alıntı da Almanlardan yapılan alıntı, tarih verilmemiş o alıntıda.

Yabancı bir ülkeye gerek yok, yabancı bir istihbarat örgütüne de gerek yok savcılara göre çünkü bulamadılar, yok böyle bir örgüt. Yani yumurtasız omlet yapılacağını iddia eden bir savcılık makamı var.

Lula örneğini verdi

Dünyadaki benzer siyasi davalara da değinen Yanardağ, Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın hapsedilme sürecini hatırlattı. Bolsonaro döneminde Lula’nın kumpasla saf dışı bırakılmak istendiğini belirten Yanardağ, şu değerlendirmede bulundu:

Bolsonaro’ya karşı iktidar olan Lula da Silva örneği önemlidir. Çünkü Bolsonaro, Trump’ın desteğiyle, Amerikan emperyalistlerinin desteğiyle Türkiye’deki rejime ya da Macaristan’daki rejime benzer bir düzen kurmaya çalıştı. Lula’yı hapsettiler. Ve orada kumpası bozdu, çıktı, seçime girdi, devlet başkanı oldu. Şimdi Bolsonaro, Amerika’ya kaçarken yakalandı. Ama vicdanlı davrandılar; yargılanma sürecinde ev hapsine aldılar. Türkiye’de ne olacağını göreceğiz.

'Bize 10 dakika telefon hakkı veriliyor, uyuşturucu kaçakçıları 60 dakika görüntülü görüşüyor' 

TELE1'e el koymak için hakkındaki beraatle sonuçlanmış davaların dahi "sicil" olarak kaydedildiğini belirten Merdan Yanardağ, bunun bir çarpıtma olduğunun kaydederek, gerçeği şu sözlerle açıkladı:

"Benim TELE1’den tek bir adli kaydım yok. Devam eden davalar var, tamamını kazandık neredeyse. İki tane dava var; birisi Yargıtay'da, birisi istinafta. Yargıtay savcısı da lehimize bozulmasını istedi. Diğerleri nereden? Diğerleri daha önce kurucusu ve genel yayın yönetmeni olduğum Yurt Gazetesi’nden. Tamamını kazanmışız. Ben bu davaları kazandım sayın yargıç. Bu davaların birer basın davası olduğu bu iddianamede belirtilmemiş. İddianameyi hazırlayanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir bölümünü 'düşman' sayıyor ve onları mahkum etmek için iftira atıyor, tasfiye etmek için!"

Cezaevinde ağırlaştırılmış müebbet hapis koşullarında tutulduklarını aktaran Yanardağ, "Haftada 10 dakika telefon görüşme hakkımız var. Ama uyuşturucu kaçakçıları haftada 60 dakika görüntülü konuşuyorlar ve haftanın her günü bu hakka sahipler. Kadın cinayetinden gelseniz, tecavüzden gelseniz, uyuşturucu kaçakçısı olsanız bu haklardan yararlanacaksınız. Ama Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve diğerleri bundan yararlanamıyor" dedi.

'Gizem yaratıyor, algı oluşturuyorlar'

Merdan Yanardağ, eski eşinin 2008 yılında kardeşiyle kurduğu sosyal medya araştırma şirketinin iddianameye "istihbarat firması" olarak dahil edildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

Bakmışlar ki eşim bir şirketin ortağı. 2008'de kardeşiyle bir şirket kurmuşlar. Sosyal medya monitoring şirketi. Bunların tamamına 'istihbarat firması' diyor savcı. Ya bunlar Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş sosyal medya araştırması yapan firmalar. Yani şunu yapıyor; bir banka bir kredi kartı çıkarttı, bunun kamuoyundaki etkileşimi ne? Bunu araştırıyorlar. Tarih 2012; yani TELE1 daha kurulmamış, 5 yıl sonra kurulacak. Ekrem İmamoğlu daha Beylikdüzü Belediye Başkanı bile değil. Ama bu sosyal medya firmasına 'istihbarat firması' dediği için orada bir gizem yaratıyor, bir algı oluşturuyor.

'OSINT açık kaynaktır, gizli bilgi yok'

İddianamede kullanılan "Dark Web" ve "OSINT" gibi kavramların da bir algı operasyonunun parçası olduğunu belirten Yanardağ, bu terimlerin casusluk faaliyeti gibi sunulmasına itiraz etti. OSINT kavramının "açık kaynak" anlamına geldiğini hatırlatan Yanardağ, savunmasında şöyle devam etti:

"OSINT bir kere 'Open' ile başlıyor; 'Open' açık demek zaten, 'açık kaynak'. İyi bir bilgisayar kullanıcısı bunların hepsine girebiliyor. Burada gizli bilgi yok! Ama iddianame burada gizemli ve gizli bilgiler var havası yaratarak bir algı oluşturma çabasında. Eşim ortaklıktan 2012'de ayrıldı, bizim evliliğimiz 2013'de bitti. Yani ortaklıktan ayrıldıktan bir yıl sonra. 2008'de belki tanışmıyoruz bile. Şimdi bunun iddianameye konulması iyi niyet olabilir mi? Siz Merdan Yanardağ'da hiçbir şey bulamıyorsunuz, çevresini araştırıyorsunuz."

Para trafiği iddialarına yalanlama

Hüseyin Gün ve bir şoför üzerinden kendisine elden para verildiği iddialarını da kesin bir dille reddeden Yanardağ, kendisine doğrudan para verilmesinin mümkün olmadığını şu ifadelerle anlattı:

Bir şoför, güya bana 10 bin dolar getirmiş. Yalan söylüyor! Ve bana doğrudan vermiş. Kimse bana doğrudan para veremez. Önce 15 bin diyorlar, sonra iddianamede 10 bine indiriyorlar. Muhtemelen polis veya savcılık tarafından yönlendirildiğini değerlendiriyorum. TELE1'in aylık gideri ayda 10 milyon liraydı. 10 bin doların bu havuz içinde hiçbir önemi ve değeri yok. Bizim finansman modelimiz halkçı, toplumcu bir modeldir. Biz bunu 'izleyici sponsorluğu' diye bir kuruma dönüştürdük. Demokratik ve şeffaf bir finansman modeline sahibiz.

'Savcılığın Kılıçdaroğlu aşkını anlayabilmiş değilim'

İddianamede, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yapılan bir programın da casusluk faaliyeti gibi sunulmasına değinen Yanardağ, bu iddiayı "akıl dışı" olarak nitelendirdi. Savcılığın programdaki sorular üzerinden bir niyet okuması yaptığını belirten Yanardağ şunları söyledi:

"Vallahi ben savcılığın Kemal Kılıçdaroğlu aşkını anlayabilmiş değilim. Kemal Bey'i sıkıştırmışız sorularımızla; yahu gazetecinin görevi sıkıştırmaktır. Ama Ekrem İmamoğlu lehine algı yaratmışız. Niye? Ne demişiz? Programın tamamına bakıldığında ben burada Kılıçdaroğlu'na destek verildiği söylenebilecek bir tutum sergiliyorum. Yüzde 48 oya sahip çıkmadınız diye eleştiriyorum. Savcılığın zannettiğinin aksine, o dönem başlatılan değişim tartışmasına ben itiraz ediyorum. Savcılık 20-30 sayfa bant çözümünü yayınlamış, casusluk belgesidir diyor. Hadi oradan ya! Böyle bir casusluk iddianamesi olabilir mi?"

'Gerçekleri eğip bükmüşler'

Savunmasının sonunda, davanın tamamen siyasal saiklerle hazırlandığını ve delil bulunamadığı için zorlama yorumlara başvurulduğunu ifade eden Yanardağ, soruşturma aşamasındaki tutanaklara da tepki gösterdi:

Sonuç olarak ortada siyasal bir iddianameyle karşı karşıyayız. MASAK raporu çıkmış, bende bir şey bulamadıkları için yakınlarımıza gitmişler. Hiçbir şey bulamamışlar ve MASAK raporundaki gerçeği eğip bükmüşler. Savcılık ifadesinde 'Hayır, para almadım' dediğim zaman, bunu tutanağa 'dolaylı itiraf' olarak yerleştirmişler. Yalan söylüyor savcı. Poliste 'Hayır' dedim, savcılıkta 'Hayır' dedim, burada da 'Hayır' diyorum.

Özkan: 'Taht oyunları bu kadar mı ucuzladı?'

Merdan Yanardağ'ın ifadesinin ardından oturuma ara verildi. Aranın ardından Ekrem İmamoğlu'nun siyasi danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan'ın savunması başladı.

T24'ün haberine göre Özkan, 14 aydır tutuklu bulunduğunu hatırlatarak, "Ekrem İmamoğlu’nun, oyun dışına atılması ve siyasi olarak etkisiz hâle getirilmesi amacıyla kurgulanmış bir dizi dava nedeniyle; benim de bu davaları büyütmek için tutuklanan insanlardan biri olduğumu biliyorum" ifadelerini kullandı.

İddianamedeki casusluk suçlamalarını "temelsiz ve hakikat dışı" olarak nitelendiren Özkan, şöyle konuştu:

Ben suçum olmayan bir şeyden haftalarca ekranlarda vatan haini ilan edildim. Bir ülke, bir ülkenin savcıları bunu nasıl yapabilir? Bizi tutuklayan hakim gözümüzün içine bakamadı. Beni karşılayan cezaevi görevlileri bana: 'Ooo 007 hoş geldin' dediler.

Özkan, "Bu iddianame bana ‘casus’ diyor. Taht oyunları bu kadar mı ucuzladı? Huzurunuzdaki dava, temelsiz gerekçelerle kurgulanmış, hakikat dışı bir davadır. Siz de görüyorsunuz, biz de görüyoruz, bütün ülke görüyor" dedi.

Savunmasında 2019 seçim sürecine ve sonrasında yaşananlara da değinen Özkan, davanın mantığının geçmişteki siyasi söylemlerle örtüştüğünü söyledi:

Bütün hikaye mazbatayı aldıktan sonra değişti. Ekrem bey 10 günlük başkanlık yaptı ardından İBB'ye kayyım atandı. Bütün bu süreç içerisindeki yüz binlerce insanın mücadelesini unuttuk, beyefendi (Hüseyin Gün) bize 17 mail atmış, biz bunla manipülasyon yapmışız. Ben bunları da Dark Web’e koymuşum. 31 Mart'ta kazanılınca, hiç kimsenin beklemediği bir şey olunca iktidar tarafındaki sözcüler ‘Çünkü çaldılar’ diyerek başladılar. Arkasından ‘Hiçbir şey olmadıysa bile bir şey olmuştur muhakkak’ dediler. Bugün hâlâ bu davanın temeli bu: ‘Hiçbir şey olmadıysa bile bir şey olmuştur.’ Söylenen şey ama yazılmayan ana fikir bu iddianamede.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.