Sayfa yolu
‘Canım Orhan Veli’
Yayın Tarihi: 10.08.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
Şule Süzük köşe yazısında “canım Orhan Veli” diye yazınca, içimde unuttuğum bir yerlerde kuşlar uçuştu. Eskiden diyebileceğim duyguydu “canım” diye seslenmek, değil mi canım Uğur’cuğum. ”Canım” diye seslenen birine kanımız hemen ısınır, kusurları görünmez olurdu.
Ben de kütüphanemin derinliklerinde 3-4 senedir unuttuğum “Hoşgör Köftecisi” kitabını çıkarıp bir solukta tekrar okudum. Hem Şule’nin “canım Orhan Veli” dedirten duygusunun peşine düştüm hem de 1940’ların sonunda yazılmış öykülerin nasıl böylesine hakiki ve zamansız olduklarını anlamaya çalıştım.
Eskiden yazarların gazeteler için öykü yazarak geçindiği günlerden kalma, kitaba da adını veren bir hikaye ile başlıyor bu derleme kitap… 1947 yılında minik bir meyhanede kulak misafiri olduğu, “canım O.Veli”nin deyimiyle “namuslu insanların, çalışkan insanların, kardeş insanların” hikayeleri yeralıyor “Hoşgör Köftecisi”nde. “Güzel bir dünyada yaşamak istiyorsanız siz de böyle bir meyhane bulun” diye bitirmiş yazısını O.Veli.
Törelerin ve şiddetin geri planda kendini hissettiridiği, gerilimin hiç düşmediği bir öykü ile devam ediyor kitap “Kan”.
“Hava da domuzuna güzel”… Beni bu güzel havalar mahvetti dizelerini yazdıran havalardan biri. “Küçük burjuvanın hayatını, zaaflarını anlatan… hikayelerden illallah dedik artık” diye açıktan yazmış 1948 yılında “canım O.Veli”. Sene 2025 “girmişiz küçük burjuvanın içine, yuvarlanıp duruyoruz.” Emekçi sınıfın dertlerini yazamayız komünist derler, başımız derde girer diyor O. Veli. O yıllarda süren cadı avlarını hepimiz biliyoruz. İlginç bir öykü “Baharın Ettikleri”… O.Veli kısa öyküsünde çok mesele tartışmak istiyor, hepsi bugüne dair tartışmalar aynı zamanda. “Bir eser, içine dünyanın en çirkin realitelerini doldurarak réaliste olmaz (…) pertavsızı sadece pisliklerin üzerinde dolaştırmak bence romantismé’nin ta kendisidir.” Daha fazlasını söylüyor da merak edenler kitabı edinip okurlar diye burada keseyim.
O. Veli’nin aşık olmayı sevdiğini biliyoruz, bu kez Kambur Ayşe’ye tutulduğu öykünün sıcaklığı sarıyor sizi okurken, öyle “canım” öyle kucaklanası, “Öğleden Sonra” öyküsü. Dört adet şeker sandığından ibaret bir balıkçı lokantasında yarım ekmek arası torikler, çakır keyif sohbetler eşliğinde Beşiktaş’a karşı hep birlikte oturuyoruz. “Aşk insanı güzelleştirir” lafının yanına “iş insanı güzelleştiriyor” lafını ekliyor O.Veli süzgün yüzlü Ayşe’ye bakarak. Çapkınlığını şiirlerinde saklamayan, bu hayat dolu tavrını sevdiğimiz O. Veli yaşadığı o günün bitmemesini, güneşin hiç batmamasını istiyor. Bu öykü zamanın önemli edebiyat dergisi Yaprak’ta 1949 yılında yayınlanmış.
Süslü hikaye başlığı yerine kafadan “İşsizlik” adını vermiş bu öyküsüne O. Veli. “İşsizlik kötü şey vesselam. İşsizliğin kötü olduğunu da sadece aç kaldığım zaman düşünüyorum”. Bu öyküde de memleketin, emekçinin, sanatçının bir çok meselesini yarattığı karakterlerle tartışıyor O. Veli. Bir petrol şirketinin sahasındaymışlar mesela, öyle bir iş teklif edilmiş. Teksaslı bir mühendis üzerinden Amerikan vasatlığını, yaşlı bir muhasebeci üzerinden alaturkalığımızı, genç bir şef üzerinden alafranga özentimizi tartışıyor. Alafranga genç yazmıyor, Haşim’i seviyor ve arada mısralar okuyor. Nâzım’ı seven O. Veli ile anlaşamıyor, “şiirle maddenin bağdaşmayacağını, şiirin, görünmez parmakları ile içimizdeki tellerden çıkardığı ilahi nağmeler” olduğunu savunuyor. “Ben” diyor “canım O.Veli” “ne demek istediğini sormaya bile cesaret edemezdim, onun bu sarsılmaz inancını yıkacak gücü kendimde bulamazdım.” Bir an esaslı bir köfte kokusuyla daldığı bu kurgusal dünyadan uyanır O Veli, açlığını hatırlar “bu kokunun bir de dumanı olacaktır elbet”.
O.Veli kadar denizle arasında özel bir bağ şair/yazar yoktur desem abartmış olmam sanırım. Denize olan özlemini, bağlılığını, sevgisini defalarca dile getirmiştir. “Denize doğru” öyküsü de bunlardan biri. “beş lira” karşılığı kabul ettiği ecirliğini tartışırken müteahhiti beklerken çadırının kapısından denize bakar. Birden kalkıp denize ulaşmak için yürümeye başlar, hiçbir şey umurunda değildir. Yoluna çıkan hayali karakterler ile atışır, polisle tartışır; “ben müdürü falan değilim değilim, alelade vatandaşım. Bu memlekette hak sahibi olmak için mutlaka…”
Devam eder yoluna bataklık çıktığında bir çok defa düşündüğü intihar fikrini tartışır kendisiyle. Ümidini hiçbir zaman kaybetmeyeceğini yaşamayı sevdiğini söyler. Hem “beş lira” kazanacaktır, az şey mi diye kendisiyle alay eder. Sonra denize ulaşır, beyazlı kanatlı kuşlar başının üstünde dolaşır, bağırmak istiyordur “boş ver, beş liraya da boşver…”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.