Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Can Holding'in kirli elleri: 33 şirketi geri aldılar, ilk iş olarak kayyımın maaşı ödediler ve dosyayı kapattılar

Bugünlerde herkes "fon" vurgununu konuşuyor, AKP içi kavgaya da atıflar yaparak. Aynısını bundan aylar önce Can Holding vakasında da yaşamış, yine kara para cennetini ve AKP içi krizi konuşmuştuk. Peki, ne kaldı Can Holding operasyonundan geriye? soL Haber, Can Holding vakasındaki yeni gelişmelere ulaştı.

Ali Ufuk Arikan

Yayın Tarihi: 23.09.2026 , 11:53

900 milyar lirayı bulan "fon vurgunu" sonrası AKP içinde başlayan ilginç tartışma herkesin malumu.

Bir grup AKP’li Akın Gürlek’i savunan ve onun gereğini yaptığını söyleyen ifadeler kullanırken, bir grup AKP’li de aba altından sopa göstererek eşi üzerinden Gürlek’i hedef tahtasına oturtuyor.

Başka bir grup, tüm ihaleyi SPK ve Mehmet Şimşek’e kesiyor ve sonuç olarak hepsi “Bu yapılanlar Erdoğan’a karşı tuzak, kelle isteriz” paylaşımları yapıyor.

Erdoğan’ın eski metin yazarı Aydın Ünal, “Bu çamura az ya da çok bulanmış kim varsa derhal kellesi alınmalıdır" diyor.

Erdoğan’ın danışmanı Oktay Saral, "Ucu nereye giderse gitsin, kime dokunursa dokunsun, gerçekler bütün açıklığıyla ortaya çıkarılmalıdır" eki yapıyor.

Eski AKP’li vekil Şamil Tayyar ise "Bu olup bitenleri denetlemek ve düzenlemekle sorumlu kamu görevlileri görmezlikten mi gelinecek? Hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam mı edecekler?" diye soruyor.

Gerçekten ilgi çekici.

Ortada hem büyük bir vurgun hem de AKP içi savaş var, aynı anda.

Ancak biz bu “oyunu” daha önce de görmüştük, üstelik sözünü ettiğimiz bu "eski oyun" şimdi dikkat çekici bir final yapmak üzere: Can Holding dosyası.

Gelin şimdi bu dosyanın öyküsüne ve gelinen son duruma hep birlikte yakından bakalım.

86 milyar lira kaynağı belirsiz para ve 350 milyon dolarlık para çantası…

Tarihler 11 Eylül 2025’i gösterirken, Sabah gazetesinde, iktidarın amiral gemisinde yapılan bir habere uzanalım önce:

Can Holding sahipleri Mehmet Şakir Can, Kemal Can ve Kenan Tekdağ'ın da aralarında olduğu 10 kişiden 5'i gözaltına alındı. Habertürk ve Show TV başta olmak üzere 121 şirkete el konuldu ve TMSF'ye devredilirken, şirketlere 86 milyar liralık kaynağı belirsiz para girişinin olduğu anlaşıldı. Peki kaynağı belirsiz 86 milyar lira nasıl sisteme aktarıldı? Suç örgütünden elde edilen kara paranın sisteme girişi nasıl sağlandı?

Sabah gazetesi son derece iddialı şekilde, tüm ayrıntılarıyla ortaya çıktığını söylediği 86 milyar liralık kaynağı belirsiz para trafiğini anlatıyor, kara paranın sisteme nasıl sokulduğunu paylaşıyordu.

Bu haberden sonra Can Holding’in Ciner Grubu’ndan Habertürk ve Show TV’yi 350 milyon dolarlık para çantalarıyla satın aldığı haberlerini gördük, yine kara para vurgusuyla.

Sonra Can Holding’in yönetiminde yer alan isimler tutuklandı, birçok ek operasyon yapıldı.

Her bir yeni dalgada “kara para” ağının ulaştığı boyutu konuştuk.

Toplamda 100 milyar liranın üzerinde bir kara para döngüsünden söz edildi ve bunun buz dağının sadece görünen kısmı olduğu söylendi.

AKP içi kavga bunun neresinde?

Tüm bu skandalların dışında bu operasyon sürecinin dikkat çeken bir boyutu daha vardı.

Can Holding dosyası, AKP içinde derinden derine ilerleyen kavganın ilk olarak gün yüzüne çıktığı dosya oldu.

Rezan Epözdemir sorgusu ciddi bir krize dönüşmek üzere. Şüpheli, ısrarla cep telefonunun şifresini vermek istemiyor. Şifre krizi aşılamadığı için sorgu süresi uzatıldı. Mehmet Uçum başta olmak üzere ‘hatırlı’ çok sayıda isim devrede, Başsavcı Akın Gürlek’i kuşatma altına aldılar. Gürlek, İmamoğlu dosyasında bile görmediği yoğun baskı karşısında bunalmış vaziyette, şahsına yönelik iftira kampanyası başlatılmasından endişe duyuyor.

Bu sözler Şamil Tayyar'a aitti.

Neden bu panik, Ankara’daki bazı çevrelerde neden bu telaş? İster iktidara yakın, hatta iktidarın merkezinde yer alan hatlarda olsun; isterse muhalefetin hatlarında… Bu panik neden?

Bu sözler Tayyar gibi eski AKP vekili ve MKYK üyesi olan Metin Külünk tarafından dile getiriliyordu.

Epözdemir ise "Can ve Ciner Holding soruşturmasıyla beni ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Bu açıkça vicdansızlıktır. ...Eğer bu dosyadan mahkûm olursam hayatıma son vereceğim. Benim için hiç yaşamamak onursuzca yaşamaktan iyidir" diyordu.

Sonuç olarak hedefteki isim Erdoğan’ın başdanışmanı Mehmet Uçum’du.

Ancak Uçum'un adı hiç tek başına anılmadı o sırada.

Özellikle AKP içinden ve sosyal medya üzerinden operasyon Hakan Fidan’a karşı bir hamle gibi sunulmaya, Habertürk-Fidan ilişkisi kurulmaya çalışıldı. Bu iddialar hep derinden derine işlendi, Fidan’dan da bu yöndeki iddialara yanıt gelmedi.

Ancak sonuç olarak ne olursa olsun, bir kara para operasyonu, AKP içi bir gerilimin tam ortasına yerleşti.

Nedir, kimdir bu Can Holding?

Peki, bunca gürültünün koptuğu Can Holding’i nereden biliyoruz?

soL’da operasyonun yapıldığı ilk gün gündeme getirdiğimiz bir haberde, öykünün ilgi çekici bir boyutuna, AKP’nin ayak izleriyle büyük uyumuna değinmiştik.

Her şeyi yerli yerine oturtmak adına biraz uzun bir alıntı:

Şirket, kendi web sitesinde temellerinin 1950’li yıllarda atıldığı belirtirken, asıl büyümenin ve holdingleşme adımının SSCB’nin dağılmasından sonra gerçekleştiğinin altı çiziliyor.
'Orta Asya Türki Cumhuriyetlerinin serbest ticaret hayatına dahil olması nedeniyle bu bölgelere çok hızlı ve aktif bir giriş yaptığını' belirten Can Holding, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan’a giren ilk yabancı şirket olduğunu vurguluyor.

Şirket bu noktaların ardından Irak, Suriye, Lübnan, İsrail gibi ülkelere de doğrudan yatırım ve ticari faaliyetlere başladığını belirterek büyümeye devam ettiğini ifade ediyor.

Kısacası Türkiye’de siyasi iktidarların patronlarla birlikte belirlediği ve işaret ettiği tüm yayılma alanlarına girme konusunda oldukça atak, açgözlü bir patron grubundan söz ediyoruz.
Şirket özel olarak akaryakıt sektörüne odaklanarak 2000’li yıllarda büyümesini hızlandırırken, Enerji Petrol buradaki ana aktör oldu. Daha sonra ev aletleri, beyaz eşya işine de giren grup, adını daha çok Bilgi Üniversitesi ve Doğa Koleji’ni satın almasıyla duyurmuştu.

Şirketin son büyük adımı ise Habertürk ve Show TV’yi Ciner’den satın alması olmuştu.

Sonra da şirketin ilk birikim sürecine işaret ederek, 2002 yılından bir gazete kupürü aktardık:

Gürbulak, Kapıkule, İstanbul ve Mersin’de yapılan Duman Operasyonu’nda, mali boyutu 8 trilyon lirayı bulan sigara kaçakçılığı saptandı. Operasyon kapsamında DYP Ağrı Milletvekili Musa Konyar’ın amcasının oğlu Ekrem Konyar ile Murat Can gözaltına alınırken, ele geçirilen sigaranın yaklaşık 4 milyon paket olduğu kaydedildi.

Öykü gerçekten tam bir AKP Türkiyesi öyküsü değil mi?

Nereden nereye?

Geldik şimdi son gelişmelere, yani “asıl” habere.

Can Holding hakkındaki soruşturma hatırlanacağı üzere MASAK ve mali denetim raporlarıyla başlamış, holding bünyesindeki şirketler üzerinden kaynağı belirsiz yüklü miktarda para girişleri yapıldığı, bu paraların şirketler arasında aktarılıp izlerinin gizlenmeye çalışıldığı, sahte belgeler ve faturasız işlemlerle vergi yükümlülüğünün azaltıldığı iddia edilmişti.

Yukarıda aktardık, Sabah bu kara para trafiğini “ayrıntılarıyla” da aktarmıştı.

Bu şirketin bunca yıldır bu kadar büyük usulsüzlüklere nasıl kolaylıkla imza atabildiği, bu kadar karanlık para trafiğine rağmen devasa satın alım işlemlerini nasıl yapabildiği, bunlara hangi siyasi amaçlarla izin verildiğini hâlâ tam olarak bilemiyoruz.

Ama bildiğimiz, itiraf edilen şeyler var, çok büyük bir "kara para" trafiği olduğu da...

Peki, ne kaldı bunca büyük iddiadan geriye?

Tüm bu kara para trafiğiyle ilişkilendirilen ve hakkında yakalama kararı çıkarılan Turgay Ciner, 9 Şubat 2026’daki kararla kendini bu torbadan kurtardı.

Şirketi Park Holding kendisine iade edildi, bu süreçte tutuklanan oğlu da serbest bırakıldı.

Sonrasında Can Holding dosyasının kilit ismi diye yandaş medyanın gündeme getirdiği Kenan Tekdağ, Mart 2026’da tahliye edildi.

Sonra?

Nisan 2026’da Can Holding patronu Kemal Can özgürlüğüne kavuştu.

Üst üste gelen bu "güzel haberler" sonrasında Can Holding soruşturmasında firari olan patronlar Mehmet Şakir Can ve Murat Can 13 Nisan tarihinde teslim oldu. Onlar da haklarında ev hapsi kararını ceplerine koyarak bu süreçten cezaevi yüzü dahi görmeden sıyrılmış oldu.

'Nerede kalmıştık' heyecanı: 33 şirket iade edildi, kayyımın maaşları ödendi, jet hızıyla şirketleri gezdiler

Tüm bu öykü yandaş medya ve AKP eliyle “temiz eller” operasyonunun bir parçası olarak sunulmuştu.

Dün bu “temiz eller” öyküsünün başlangıç adresi olan Can Holding şirketlerinde hummalı bir gün yaşandı.

100’ün üzerinde şirketine kayyım atanan Can Holding, dün 33 şirketine tekrar kavuştu.

Diğer şirketlerin akıbeti henüz belirsiz, belli ki onlar da kısa süre sonra eski sahibine dönecek.

soL’un edindiği bilgiye göre, iade kararının hemen ardından şirketler eski patronlara teslim edildi, onlar da Can Holding binasına gelerek katları gezdi.

Dün sosyal medya üzerinden yapılan bir Can Holding paylaşımı

İddiaya göre, Can Holding patronları ilk iş olarak kayyımla beraber gelen çalışanların maaşlarını ödedi.

Yine edindiğimiz bilgilere göre, kayyım kendi personellerine memur zammı yaparken eski Can Holding işçilerine ya hiç zam yapmadı ya da sadece yüzde 8 zam yaptı. Bazı işçileri de işten çıkardı.

Yani tüm bu sürecin tek zarar göreni her zaman olduğu gibi yine işçiler oldu.

Öte yandan kayyım yönetiminde ilginç işlemler yapıldığı, bazı şirketlerin ellerindeki tüm stokların satıldığı, bu satışların bazılarının TMSF’den onay alınmadan yapıldığı da iddialar arasında.

Yine bu süreçte yapılan bazı anlaşmaların ve satışların ciddi şaibeler içerdiği kurum içinde konuşulanlar arasında.

Muhtemelen tüm bu yaşananlara önümüzdeki günlerde yeni skandallar da eklenecektir ancak bu saatten sonra önemi var mı sorusu yanıtsız kalıyor.

Sonuç olarak büyük bir gürültüyle “temiz eller operasyonu” diye sunulan, günlerce yandaş medyanın manşetlerinden inmeyen bir kara para operasyonundan geriye kalan manzara tam olarak bu…


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.