Sayfa yolu
Can Atalay: Yargının siyasi iktidara tutsaklığının tutsağı
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
ali rıza aydın
Yayın Tarihi: 27.12.2023 , 23:09 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Siyasi faaliyet, seçme ve seçilme hakkı Anayasa hükmüdür.
Yasama, yürütme organları, yürütme yetkisi ve görevinin cumhurbaşkanı tarafından kullanılması, cumhurbaşkanının görev ve yetkileri, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar Anayasada düzenlenmiştir.
Yargı organı, mahkemeler, yargıç ve savcı güvencesi, yargıçların Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermesi, yargının yönetim ve denetimini yürüten Hakimler ve Savcılar Kurulu Anayasada düzenlenmiştir.
Bugün Türkiye’deki parlamento, AKP ve ortaklarından oluşan siyasal iktidar, yürütme görev ve yetkisine sahip cumhurbaşkanı, tüm yargı organları hukuksal meşruluklarını Anayasadan alarak varlıklarını sürdürüyorlar. Kaynağını Anayasadan almayan bir yetki de kullanamazlar.
Buraya kadar biçimsel olarak sorun gözükmüyor.
Bireysel ve toplumsal hak ve özgürlükler de Anayasada güvence altına alınmıştır. Tüm anayasal organların görev ve sorumluluğu, başta yaşam hakkı olmak üzere, bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklerin eksiksiz yaşama geçirilmesidir.
Burada sorun çok.
Biçimsel olarak sorun gözükmeyen anayasal organlarda ortaya çıkan olgusal/pratik sorunların kaynağında olan siyaset ve ideoloji, bireysel ve toplumsal olarak halkın hak ve özgürlüklerini tanımayarak, ihmal ve ihlal ederek, çifte standart ve hukuksuzlukta çıkar ilişkilerine göre keyfi davranıyor. Egemen sermaye sınıfının hak ve özgürlüklerine zarar vermeden yapılan bu keyfilik, dinsel ve etnik gericiliğin de etkisiyle kalıcı duruma getirildi.
Kendilerinin dayanağı olan Anayasayı karşıtlarının ve emekçi halkın üzerinde baskı aracı olarak kullanıyor, hak ve özgürlükleri ihlal ediyorlar.
Nitekim, hak ve özgürlüklerin kamu gücü tarafından ihlali konusunda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin (İHAM) isyanı sonucu bireysel başvuru kurumunun oluşturulması, “hak ve özgürlük ihlallerinin yaygınlaşmasını içerde önleme” gerekçesine dayandırıldı. Hukuksal tercümesi, İHAM’a giden başvuru sayısının azaltılmasıydı. Siyasal iktidar yönünden tercümesi ise “biz içerde kendi Anayasa Mahkememizle (AYM) ihlal konusunu kendimize göre yönlendiririz” idi.
Hesaplar tutmadı. Zaten bir takım gerilim ve çıkar hesapları kurumları zorluyordu. Bir de üstüne hak ihlalleri o kadar pervasızca ve yaygınlaşarak yapılmaya başlandı ki, artık AYM de göz yumamadı, frene bastırmak zorunda kaldı.
Can Atalay olayı bu göz yumulamayan, frene bastırılması istenen konulardan biri. Açık ve net olarak hak ihlali söz konusu, tartışılacak bir durum yok, “yargı hiyerarşisi”, “yargı krizi” gibi bir durum da söz konusu değil.
Bireysel başvuru, olağan yargılama yolu ile mahkemelerin uyuşmazlık çözmesi, suçsuzluk ya da suçun sabit görülmesi gibi hüküm vermelerinden farklı bir kurum. Konusu yargılama değil, “hak ihlali”. Bireysel başvuru incelemesinde hak ihlali kararı verilmesi durumunda yerel mahkemelerin nasıl hareket edeceği de yasada açıkça yazılı.
AYM Anayasadan, İHAS ve evrensel hukuk devleti ilkelerinden aldığı meşrulukla Can Atalay başvurularında iki kez ihlal kararı verdi ve hukuksal usulü de kararına yazdı. Öyle ki son kararında bireysel başvuru hakkının da ihlal edildiğini söyledi.
İstanbul Mahkemesinin 27 Aralık 2023 günlü, Yargıtaya gönderme kararının hukuk ve Anayasa ihlali, bireysel başvuru hakkı ihlali olduğu konusu tartışılmayacak derecede açık. Mahkemenin hukuk usulü suçu işlediği de açık.
Mahkeme siyasi iktidarın tutsağı olmakla da anayasal suç işliyor.
Konu hakkında pozitif hukukun, yargının içinde bulunduğu yargısızlık durumunun ve yargı kararlarının tartışılmasının anlamı kalmadı.
Olay siyasal iktidar tarafından siyasal ve ideolojik olarak yönetilmekte, ilk AYM kararındaki açıklamalarımızda da vurguladığımız gibi, savaşım ve hak aramanın da siyasal güç ve ideolojiyle yapılması gerekmektedir.
Burjuva düzeninin, parlamentosunun, hukukunun, yargısının üzerindeki “demokratik hukuk devleti” maskesinin düştüğü yerdeyiz.
“Can Atalay” adı altında asıl hak ihlalinin “Haziran Direnişi”ndeki direnme hakkının ihlali olduğu değerlendirildiğinde artık emekçi halkın bireysel ve toplumsal tüm haklarının ihlali açık ve nettir; sesiz kalındıkça da ihlaller sürecektir.
Asıl suç sınıfsaldır, anayasal ve olgusal meşruluğu olan, bütün hak ve özgürlüklerin kapısı olan “direnme hakkı”nın toplumun elinden alınmasıyla işlenmektedir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
