Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Çakalın İncili: Palamutlar, ACME ve yeni medya tekelleri

Karadeniz’de “ezildiği” söylenerek denize dökülen palamutlardan tekelcilerin örsü altında ezilen çizgi karakter Wile E. Coyote’ye… Sermayenin kâr hesapları söz konusu olduğunda, toplumun kendi kaderi üzerinde ne kadar söz hakkı kalıyor?

Deniz Tuncer

Yayın Tarihi: 23.10.2026 , 00:27

Malumunuz, bu yıl Karadeniz'de yaşanan palamut bolluğu, uzun zamandır temel gıda maddelerine ulaşmakta zorlanan halkımız için sevindirici bir haber oldu. Fiyatların düşmesiyle bazı bölgelerde palamut neredeyse sudan ucuz hâle geldi. Ne var ki halkımızın yüzünü güldüren bu durum, balıkçılık sektörünü pek de memnun etmedi. Ekonomik kayıplardan yakınan İstanbul İli Deniz Ürünleri Avcıları Üreticileri Birliği, palamut avcılığına geçici olarak ara verilmesi çağrısında bulundu.

Tam da şu zamanlamaya bakın ki bu açıklamadan yalnızca birkaç gün sonra Rize'nin Pazar ilçesinde tonlarca palamudun denize döküldüğünü gördük. Hakikat-metrenin ibresini pek de oynatmayan açıklamalara göre balıklar aşırı avlanma nedeniyle ezilmiş, kullanılamaz hâle gelmişti. Avcılığın durdurulması çağrısının ardından hem de. 

Piyasanın görünmez eli belli ki görünmezliğe eskisi kadar özen göstermiyor, bilakis sırtına geçirdiği reflektörlü yeleği ile yüzlerce metre öteden varlığını belli ediyordu. Bir avuç insanın kâr hırsı uğruna, halihazırda yetersiz beslenme ile pençeleşen halkın ucuz gıdaya erişimi yeniden engelleniyordu. 

Bize özgü bir olay mı? Hayır tabii ki. Dünyanın her yerinde rastlamak mümkün. Mesela Karadeniz’den binlerce kilometre ötedeki Hollywood’da.

Çakalın başına düşen örs

Özellikle Y kuşağı, çocukluğumuzun en talihsiz çizgi film kahramanlarından Wile E. Coyote'yi mutlaka hatırlar. Road Runner'ı (bir guguk kuşu türü) yakalamak uğruna ACME şirketinden satın aldığı envai çeşit ürünü kullanarak birbirinden karmaşık planlar hazırlayan, ancak her defasında kendi tuzağına düşen şu inatçı çakal hani. Peki, kendisinin 2023 yılında gerçek dünyanın kapitalist üretim ilişkilerinin kurbanı olduğunu biliyor muydunuz? Tıpkı bizim palamutlar gibi.

Warner Bros. Discovery tarafından yaklaşık 70 milyon dolarlık bütçeyle hazırlanan “Coyote vs. Acme” (Coyote Acme’ye Karşı), animasyonla canlı çekimi bir araya getiren bir komedi filmiydi. Senaryosunu Samy Burch, James Gunn ve Jeremy Slate’in yazdığı, Will Forte ve John Cena gibi isimlerin rol aldığı filmde Coyote, yıllardır kendisine sattığı kusurlu ürünler yüzünden türlü felaketler yaşamasına neden olan ACME şirketini mahkemeye veriyordu.

Ne var ki Warner Bros., prodüksiyonu tamamlanan ve test gösterimlerinden olumlu tepkiler alan filmi gösterime sokmama kararı aldı. Yani mesele, vizyon tarihinin ertelenmesi veya doğrudan dijital platformlarda yayımlanması değil, komple rafa kaldırılmasıydı.

Peki neden?

Warner Bros. yönetimi, ilave pazarlama ve dağıtım harcamalarını üstlenmek yerine, projeyi iptal ederek yaklaşık 30 milyon dolarlık bir tutarı vergi ve muhasebe hesaplarında “zarar yazmak” niyetindeydi.

Yanlış okumadınız. Yaklaşık 70 milyon dolar harcanarak tamamlanan, yüzlerce insanın yıllar süren emeğini barındıran bir film, onu “üreten” şirket açısından seyirciyle buluşmadığında daha avantajlı bir mali sonuç yaratabilecek bir kaleme dönüşmüştü.

Neyse ki Coyote, bu kez üzerine düşen örsün (hani şu üstünde ACME yazan) altından çıkmayı başaracaktı. İzleyiciden yükselen tepkilerin ardından Warner Bros. filmi başka dağıtımcılara satmayı kabul etti. Bağımsız dağıtım şirketi Ketchup Entertainment, filmin haklarını yaklaşık 50 milyon dolara satın aldı ve “Coyote vs. Acme”, 28 Ağustos 2026'da sinemalarda gösterime girdi ve dünya genelinde 100 milyon doların üzerinde gişe hasılatına ulaştı. Elbette gişe hasılatı tek başına bir filmin kâra geçtiğini göstermediği gibi sanat eserinin niteliğini de ölçemez. Ancak rafa kaldırılması planlanan bir eserin seyircide böylesi bir karşılık bulması, Warner Bros.'un kararını daha da tartışmalı hâle getiriyor.

"Hollywood’dan bize ne" diyen olabilir. Ama palamut ve çakalı aynı çerçevede değerlendirmemizi sağlayan önemli bir ortaklık var: Kapitalist sistemde bir ürünün insanlara sağlayabileceği fayda ile sahibi açısından taşıdığı ekonomik değer her zaman örtüşmüyor. Hatta kimi zaman, ürünün tüketiciye ulaşmaması sermaye açısından daha tercih edilebilir hâle gelebiliyor. 

Bu durum ilk bakışta akıl dışı görünebilir… ki gerçekten öyle! Çünkü kapitalist üretim ilişkileri içinde bir ürünün varlık nedeni insanların ihtiyaçlarını karşılaması değil, sermayenin kârlılık hesaplarına tabi bir meta olmasıdır. Dolayısıyla insanların ihtiyaçlarıyla sermayenin çıkarları her zaman aynı doğrultuda ilerlemiyor. İlerlemeyince de "palamudun başına örs düştü, o yüzden tüketime uygun değil" hikâyeleri dinliyoruz.

“Coyote vs. Acme” örneği, bizi Marx'ın işaret ettiği bir başka önemli meseleye daha götürüyor: üretimin toplumsal niteliği ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişkiye.

Bir sinema filminin ortaya çıkabilmesi için yüzlerce, kimi zaman binlerce insanın ortak emeği gerekir. Senaristler, yönetmenler, oyuncular, görüntü yönetmenleri, animatörler, ses teknisyenleri, kurgucular, müzisyenler ve daha nice emekçi, farklı uzmanlıklarını aynı üretim sürecinde bir araya getirir. Sonuçta ortaya çıkan eser, bu kolektif emeğin ürünüdür. 

“Çalışanlar ücretlerini aldıktan sonra gerisine kim karışır? Şirket ister filmi gösterime sokar, isterse filmin makarasını palamut gibi denize atar” şeklindeki yaklaşım, kolektif emekle ortaya çıkarılan bir sanat eserinin, üzerindeki mülkiyet hakkı aracılığıyla alınıp satılabilen, saklanabilen, hatta toplumdan esirgenebilen bir metaya indirgenmesinin en açık ifadelerinden biridir.

Bu nedenle “Coyote vs. Acme”nin başına gelenleri yalnızca Hollywood'un tuhaflıklarından biri olarak değerlendirmek yeterli değil. Bu hikâye, yaratıcı emeğin ortaya çıkardığı bir eserin, o emeği gerçekleştiren insanlardan bağımsız olarak nasıl bir sermaye varlığına dönüştürülebildiğini gösteriyor.

Coyote’nin kaderi kimin elinde?

İşin ilginç tarafı, Coyote’nin kendi kaderi üzerinde söz sahibi olamaması, Warner Bros.'un filmi rafa kaldırmasından çok daha önce başka bir çizgi roman yazarının da dikkatini çekmişti. 

1988 yılında Grant Morrison, Animal Man serisinin beşinci sayısında yayımlanan “The Coyote Gospel” (Çakalın İncili) adlı hikâyesinde, Wile E. Coyote'den esinlenerek yarattığı Crafty isimli karakteri bitmek bilmeyen bir acı ve şiddet döngüsüne mahkûm etmişti. Crafty, kendisini ve diğer hayvanları bu döngüye hapseden yaratıcısına başkaldırıyor, ancak sonunda kendi kaderini belirleyen elden kurtulamıyordu. 

Aradan neredeyse kırk yıl geçtikten sonra bizim Wile E. Coyote de kendi kaderini belirleyen güce karşı mücadeleye girişecekti. Ancak bu kez karşısında kendisini yaratan yazar ve çizer değil, hayatını cehenneme çeviren devasa bir şirket vardı: ACME.

Filmin hikâyesi aslında oldukça basit. Yıllardır Road Runner'ı yakalamak amacıyla ACME şirketinden satın aldığı roketler, mancınıklar ve türlü tuhaf düzenekler yüzünden sayısız felaket yaşayan Coyote, şirkete dava açmaya karar veriyor. Bunun için kendine bile hayrı olmayan bir avukatla anlaşıyor ve ACME'nin güçlü kurumsal hukuk ekibine karşı mücadeleye girişiyor. Hoş bu mücadelede gizli bir ajandası daha var, ancak halihazırda konudan konuya atlayan yazımızı daha da uzatmamak için burayı pas geçiyoruz. 

Buradaki ironi yalnızca Coyote'nin yıllardır başına gelen kazaların sorumlusu olan şirketten tazminat istemesinde değil. ACME, Looney Tunes evreninde neredeyse akla gelebilecek her şeyi üreten ve tekel olması sebebiyle Coyote'nin tüm arızalı ürünlerini almaya mecbur kaldığı dev bir holding.

ACME'nin bu konumu, kapitalizmin tekelci eğilimlerini anlatmak için oldukça elverişli bir metafor sunuyor. Çünkü tekelci sermayenin gücü yalnızca ürettiği malları satabilmesinden değil, aynı zamanda piyasadaki seçenekleri, üretimin koşullarını ve tüketicilerin erişebileceği olanakları belirleyebilmesinden kaynaklanıyor.

Palamuttan nerelere geldik diyeceksiniz. Maalesef, konumuz burada da bitmiyor. Zira tekelleşmeden bu kadar bahsetmişken ACME'nin gerçek dünyadaki karşılığına da değinmeden olmaz. “Coyote vs. Acme”yi yıllarca seyircilerden uzak tutan Warner Bros.'un bugün geldiği noktaya bakmamız yeterli.

Gerçek dünyanın ACME'si: Skydance

2025 yılında Skydance Media ile Paramount Global'in birleşmesiyle başlayan süreç, 6 Ekim 2026'da Warner Bros. Discovery'nin de satın alınmasıyla Hollywood tarihinin en büyük tekelleşme hareketlerinden birine dönüştü. Bu birleşmeye karşı çıkan sendikalar, sanatçılar ve sinema emekçileri tıpkı bizim Coyote gibi mahkeme salonunda dev bir şirkete yenildi. 

Amerikan hükumeti ile yakın ilişkiler içindeki Oracle'ın kurucusu milyarder Larry Ellison ve oğlu David Ellison'ın kontrolündeki Skydance, artık yalnızca basit bir film şirketi değildi; Paramount ve Warner Bros. gibi iki köklü stüdyoyu, HBO ve Paramount+ gibi dijital platformları, CNN ve CBS gibi sayısız televizyon kanalını ve devasa film arşivlerini aynı sermaye grubu çatısı altında toplayan bir “titan” konumuna yükselmişti. Üstelik halihazırdaki borçlarına rağmen…

Burada, Lenin'in bir asırdan uzun süre önce “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” adlı eserinde açıkladığı sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi eğilimlerinin günümüzdeki örneklerinden birini görmek mümkün. Rekabet içerisinde büyüyen sermaye grupları, rakiplerini satın alarak ya da onlarla birleşerek daha büyük ekonomik yapılara dönüşüyor. Üstelik tüm bu süreçler "kitabına uydurarak" gerçekleşiyor. Böylece yalnızca üretim kapasitesi değil, hangi ürünlerin piyasaya sürüleceğine ve hangilerinin tüketiciye ulaşabileceğine ilişkin karar yetkisi de giderek daha az sayıda elde toplanıyor.

Ancak Skydance'in büyümesini yalnızca Hollywood'daki stüdyoların birleşmesi üzerinden değerlendirmek, meselenin çok daha önemli bir boyutunu gözden kaçırmamıza neden olabilir.

Çünkü Warner Bros. Discovery'nin satın alınmasıyla birlikte CNN ve CBS News gibi ABD ve dünyanın en büyük haber kuruluşlarından ikisi de Ellison ailesinin kontrolündeki şirketin bünyesine girdi.

Yani konu yalnızca hangi filmlerin çekileceği değil. Milyonlarca insanın hangi gelişmelerden haberdar olacağını, hangi olayların gündemin merkezine taşınacağını, hangilerinin geri planda kalacağını ve toplumsal tartışmaların hangi çerçevede yürütüleceğini etkileyebilecek muazzam bir ekonomik güç yoğunlaşmasından söz ediyoruz. Birleşme sonrası toplu halde işten çıkarılan emekçiler de cabası.

Sansür uygulamaları veya sipariş üzerine yayımlanan haberler daha önce karşılaşmadığımız şeyler değil. Ancak uluslararası medya kuruluşlarının bütçelerini, yöneticilerini, yayın stratejilerini ve uzun vadeli yatırımlarını belirleyebilmek yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve siyasal gücün de aynı ellerde toplanması anlamına geliyor.

Coyote, ACME ile, emekçiler Skydance ile düzen içinde hesaplaşmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Ellison ailesinin büyüyen medya imparatorluğu bize çok daha kapsamlı bir soruyu sorduruyor: Kültürel üretimin ve haber alma araçlarının mülkiyeti giderek daha az sayıda sermaye sahibinin elinde toplanırken, toplumun geri kalanı kendi gündemi, kendi tercihleri ve nihayetinde kendi geleceği üzerinde ne kadar söz sahibi olabilecek?

Gerçek dünyanın ACME'leri ile hesaplaşmak için düzenin emniyet supaplarından fazlasına ihtiyacımız olacak.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.