Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bulaşıcı olmayan hastalıklar: Yine en çok yoksullar hedefte

Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar eylem planı uygulanabilseydi sadece 2017’de 20 bin insanımız ölmeyebilirdi. Bu konuda yayınlanan bir araştırmayı Profesör Belgin Ünal’la konuştuk.

soL - Sağlık

Yayın Tarihi: 24.01.2021 , 09:56 Güncelleme Tarihi: 24.01.2021 , 10:14

Geçtiğimiz günlerde prestijli tıp dergisi Lancet’te yayımlanan bir çalışma Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar (BOH) eylem planının uygulanabilmesi durumunda ciddi kazanımlar getireceğini ortaya koyuyordu.

Biraz avamlaştırırsak, “tütünden, tuzdan ve fiziksel hareketsizlikten uzak durup, yaşam sürenizi uzatın” diyebileceğimiz bir özeti var anılan eylem planına temel oluşturan yaklaşımın.

Konuyla ilgili olarak Prof. Dr. Belgin Ünal* ile görüştük. Prof. Ünal'ın halen Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi ve toplumda kalp hastalıkları ile ilgili önemli çalışmaları bulunmakta.

Lancet’te yayınlanan çalışma bulaşıcı olmayan hastalık yükünden bahsediyor.  Biraz acar mısınız? Bunlar hangi hastalıklardır?

Bulaşıcı olmayan hastalıklar (BOH) arasında kalp ve damar hastalıkları, kanserler, kronik akciğer hastalıkları ve diyabet yer alıyor. Bu hastalıklar uzun sürmeleri, iyileşmenin tam olarak mümkün olmaması, kalıcı yeti yitimi ve erken ölümlere neden olmaları yüzünden dünyadaki hastalık yükünün yaklaşık olarak yarısından, tüm ölümlerin ise yüzde 70’inden sorumlu. Türkiye’de de BOH açısından durum dünyadakine benzer; tüm ölümlerin yüzde 80’den fazlası BOH nedeniyle olmakta.

BOH sadece yüksek gelirli ülkelerin sorunu değil. Hızlı kentleşme, yaşam tarzlarının değişmesi ve BOH’u önlemek için kaynakların yetersizliği gibi nedenlerle düşük ve orta gelirli ülkelerde bulaşıcı olmayan hastalıkların sıklığı ve ölümler son 20 yılda hızla artmıştır. Günümüzde BOH’a bağlı ölümlerin yüzde 80’inin gelişmekte olan ülkelerde olduğu gözlenmekte.

Bu hastalıkların değiştirilebilir nedenleri arasında tütün, tuz, alkol tüketimi gibi faktörler sayılmış. Bu hastalıklarla bu faktörler arasında nasıl bir ilişki var?

Risk faktörü kavramı, yaşam biçimine bağlı, biyokimyasal ve fizyolojik faktörler gibi değiştirilebilen ve yaş, cinsiyet, aile öyküsü gibi değiştirilemeyen kişisel özellikleri içerir. Bulaşıcı olmayan hastalıkların ortak risk faktörleri vardır. En önemli değiştirilebilen davranışsal risk faktörleri, sağlıksız ve aşırı kalorili yiyeceklerle beslenme, sigara kullanımı ve fiziksel hareketsizliktir. Davranışsal risk faktörleri yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol ve şişmanlık gibi metabolik değişikliklere; onlar da kalp damar hastalığı, diyabet ve kanser gibi hastalıklara yol açar.

Kan basıncı için tuz tüketimi, obezite için şeker ve doymuş yağ azaltılmalı

Toplumdaki BOH hastalık yükünü azaltmada öncelikle hedeflenmesi gereken risk faktörleri tütün, kan basıncı ve kolesterol. Kan basıncı ve kolesterol, sağlıklı beslenmeye yönelik çok sektörlü girişimlerle düzenlenebilir. Kan basıncı için diyetteki tuz tüketiminin; obezite için diyetteki şeker ve doymuş yağ oranın azaltılması gerekir. Özellikle çocuk ve genç yaş gruplarında şekerli yiyecek ve içeceklerin tüketimini sınırlayıcı düzenlemeler bu anlamda çok gereklidir. Bu düzenlemeler sağlık dışındaki sektörleri de kapsayan; üretim, dağıtım, reklam ve satış noktalarını hedefleyen nitelikte olmalıdır.

Finlandiya 20 yılda koroner kalp hastalıklarını dörtte bire indirdi

Toplumun kan basıncını düşürmede tuz tüketimini azaltmanın etkin olduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalar, toplumun tuz tüketiminde yapılan küçük bir azalmanın toplumun kan basıncını düşürerek kalp damar hastalıkları ve ölümlerinde büyük azalmalara neden olduğunu göstermektedir. Benzer bir bulgu sigara kullanımı ve kolesterol düzeylerindeki azalma için de vardır. Örneğin 1970’lerde dünyada en yüksek koroner kalp hastalığı ölüm hızlarına sahip olan Finlandiya’da, sigara kullanımı, beslenme ve fiziksel aktiviteyi hedefleyen tüm topluma yönelik sağlığı geliştirici politikalar uygulanmıştır. Böylece toplumun ortalama kolesterol ve kan basıncı düzeyi ile sigara içme sıklığı düşürülmüş ve 20 yıllık sürede koroner kalp hastalığı ölümleri yüzde 75 azaltılabilmiştir. Koroner kalp hastalığı ölüm hızında benzer azalmalar ABD, İngiltere, Avustralya gibi ülkelerde de görülmüş, azalmaların yarıdan fazlasının toplumdaki risk faktörlerinde olan küçük değişmeler sonucu olduğu saptanmıştır.

Türkiye: Günlük tuz tüketimi çok yüksek

Türkiye günlük tuz tüketiminin çok yüksek (15 gr) olduğu bir ülkedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) günlük tuz tüketiminin günde 5 gr olmasını önermektedir. Dolayısıyla potansiyel olarak ülkemizde toplumun tuz tüketiminin azaltılmasının yararı yüksek olacaktır. Sigara içme sıklığı için de benzer bir durum söz konusudur. Türkiye, özellikle erkeklerde yüze 40’larda olan sigara içme sıklığını koyduğu hedefler doğrultusunda, yüzde 30 düşürebilirse bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı binlerce ölümü önleyebilir.

Yoksullar için oran yükseliyor

Peki bu yaşam alışkanlıklarını gösterenler nasıl bir sosyodemografik özellik gösteriyor?

Bulaşıcı olmayan hastalıklar sanıldığı gibi gelişmiş ülkeler ve üst sosyoekonomik durum gruplarının sorunu değildir. Bulaşıcı olmayan hastalıkların ve risk faktörleri olan sigara, sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizliğin alt sosyoekonomik gruplarda daha yaygın olduğu bilinmektedir. Bunun nedenleri arasında sağlıklı gıdaların (sebze-meyve ve proteinden zengin) görece pahalı olması, yaşanılan çevrenin fiziksel hareketlilik için elverişsiz olması ve tedavi edici hizmetlere ulaşımın bu gruplarda daha kısıtlı olması sayılabilir.

Bulaşıcı olmayan hastalıkların en derinlerine baktığımızda küreselleşme ile uluslararası şirketlerin kendilerine kolay pazar bulma kaygıları, dolayısıyla yerelin uluslararası tekellere feda edilmesi gibi sorunlar yatmaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde küreselleşme ve hızlı kentleşme, toplumun beslenmesini doymuş yağlar, şeker ve tuzdan zengin hale getirerek fazla kiloluluk ve obezitenin artışına yol açmıştır.

Bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından dezavantajlı diğer bir grup ise kadınlardır. Ülkemizde kadınlardaki yüksek obezite ve diyabet nedeniyle kadınlarda kalp damar hastalıkları erkeklerle benzer düzeydedir. Eğitim ve istihdam olanaklarıyla kadının statüsünün artması kadının bulaşıcı olmayan hastalıklardan korunmasını sağlayabilir.

Ve son olarak: Bu alışkanlıklara yönelik toplumsal rehabilitasyon yöntemleri nelerdir? Bunlar sağlık politikalarında yeterli değeri görüyor mu?

BOH kontrolünde iki tür yaklaşım vardır: Biri yüksek riskli ya da hasta bireye yönelik erken tanı ve tedavi yaklaşımı; diğeri ise hasta ya da sağlıklı olmasına bakılmaksızın tüm topluma yönelik girişimlerdir. Etkin bir kontrol programı, tedavi edici ve önleyici girişimleri birbirini tamamlayacak şekilde içermelidir.

Değişik ülkelerde yapılan modelleme çalışmalarında, 1970'lerden başlayarak toplumdaki koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerin azalmasında hem risk faktörlerinin azalmasının, hem de tanı ve tedavi olanaklarının artmasının rolü olduğu görülmüştür. Türkiye’de de, 1995-2008 yılları arasında koroner kalp hastalığı ölümlerindeki düşmede, tıbbi tedaviler ve risk faktörlerindeki değişimler yaklaşık olarak eşit rol oynamıştır.

Dünya Sağlık Örgütü, 2011 yılındaki Birleşmiş Milletler toplantısından sonra Küresel Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Eylem Planı oluşturmuştur. Arkasından ülkelerin bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolüne  yönelik politikalar oluşturmaları istenmiştir. Küresel Eylem planında en çok hastalık yükü oluşturan kalp ve damar hastalıkları, kanserler, kronik akciğer hastalıkları, diyabet ve akıl hastalıklarının sıklığını; davranışsal risk faktörleri olan tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel inaktivite, zararlı alkol kullanımı ve metabolik risk faktörleri olan yüksek kan basıncı, obezite, yüksek kan şekeri/diyabet ve yüksek kolesterole yönelik girişimlerle azaltmak yer almaktadır. Türkiye de bu çerçevede risk faktörlerini düşürmek için hedefler belirlemiş, eylem planları oluşturmuştur. Ancak pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bu hedeflere ulaşılamamıştır.

Kesin ve kalıcı önlem için nedenlerin üzerine gidilmesi gerekir

Bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadelede “nedenlerin nedenleri” olarak da tanımlanan sağlığın sosyal belirleyicileri hep akılda tutulmalıdır. Çünkü kesin ve kalıcı önlem için insanların neden tütün kullandığını, neden sağlıksız beslendiğini, neden hareketsiz bir hayat sürdüğünü anlamamız gerekir. Hiç kuşkusuz hastaya yapılan “sigarayı bırakın, tuzu kesin” gibi öneriler hasta birey düzeyinde önemlidir. Ancak en etkin yol, insanların hasta olmasını önleyecek girişimlerin tüm topluma yönelik çok sektörlü politikalar aracılığıyla uygulanmasıdır.

* Belgin Ünal, DEÜ Tıp fakültesi Halk Sağlığı AD

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.