Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bu düzen engellilik üretiyor

Engelliliği yaratanın da engellilikle hayatı yaşanmaz kılanın da engellerin aşılmasını güçleştirenin de bu düzen olduğunu açıkça ifade etmek önemli bir sorumluluk.

İnci Boyacıoğlu*

Yayın Tarihi: 03.12.2025 , 19:58 Güncelleme Tarihi: 03.12.2025 , 20:00

Engellilik çoğu zaman bireysel bir kusur, talihsizlik ya da tıbben çözülmesi gereken bir problem gibi ele alınır. Oysa engelle doğmuş olmanın yanısıra Türkiye’de her gün iş kazalarında, trafik kazalarında, sağlık hizmetlerine yetersiz erişimle birlikte bireyler günbegün engelli nüfusun arasına katılıyor. Ne TÜİK verilerinde ne de başka demografik araştırmalarda tam olarak Türkiye nüfusunun içindeki engelli oranına erişmek mümkün değil. 

Bu her geçen gün nüfus içinde artan engelli oranını gizleme çabası olarak da görülebilir. Ve biliyoruz ki bugün üretilen politikalar ne yazık ki engelli bireylerin topluma entegrasyonunu hedef alarak şekillenmiyor. Bu sebeple bizler eğer engelli bireylerin topluma doğal entegrasyonunu ve sağlığını gözeten bir bakış açısıyla değerlendireceksek, engelli kişilerin gündelik yaşamda yaşadıkları problemleri daha çok konuşmalıyız. 

Engellilik, kişinin fiziksel veya psikolojik sağlığındaki bir sorun olmakla beraber, bugünün toplumsal koşulları bireyin kaybettiği işlev dolayısıyla toplumun tamamen dışına itilmesinin gerekçesi haline gelmektedir.

Engelin tanımından da yola çıkarsak; bir bedensel veya ruhsal sağlık durumundaki aksaklık ancak sosyal hayata katılımı, gündelik işleri ve çalışma kapasitesini kalıcı biçimde sınırladığı ölçüde “engel”e dönüşür. Bu nedenle aynı hastalık bir ülkede engel sayılırken, iyi işleyen sosyal politikaların olduğu başka bir yerde bireyin yaşamını neredeyse hiç sınırlamayabilir veya o engellerin ortaya çıkışını zaten baştan durdurabilir yani engelin koşullarını ortadan kaldırıyor olabilir. Dolayısıyla engelliliğin asıl belirleyicisi, toplumsal düzenin hangi referanslar çerçevesinde şekillendiği, toplumun hangi kesiminin ihtiyaçları doğrultusunda düzenlendiğidir.

Bugün Türkiye’de engellilik, yalnızca mevcut sağlık sorunlarının değil, bizzat içinde yaşadığımız ekonomik ve siyasal düzenin sonucudur:

  • İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin piyasanın insafına bırakıldığı işyerlerinde yaşanan kazalara bağlı sakatlanmalar ve meslek hastalıkları;

  • Deprem gibi afetlerde göz göre göre gelen yıkımın ardından binlerce insanın ampüte edilmesi veya ağır travmalarla yaşamaya mahkûm edilmesi;

  • Yoksulluk, kötü beslenme ve çevre kirliliğinin çocuklarda geri dönüşü olmayan gelişimsel sorunlar yaratması;

  • Kamu kaynaklarının güvenli ulaşım sistemleri yerine oluk oluk aktarıldığı duble yollarda yaşanan trafik kazaları;

  • Tarikatların ve cemaatlerin meşrulaştırdığı akraba evliliklerinin genetik sonuçları;

  • Toplumsal şiddet kültürünün yarattığı fiziksel ve psikolojik yaralanmalar… bu listeyi uzatabiliriz. Bütün bunlar, engelliliğin bireysel bir “kusur” olmadığını, sınıfsal ve siyasal bir mekanizma tarafından üretildiğini açıkça gösterdiğini söyleyebiliriz.

Peki ne yapmalı?

Eğer engellilik bireysel bir kusur değilse, çözümü de bireysel olamaz.

Engellilik üreten tüm toplumsal risklerin ortadan kaldırılması için politik bir irade gerektiğini öncelikle ifade etmek gerekir. İş cinayetlerinin ve kazalarının engellenmesi, afet yönetiminin kamusal bilimsel zemine oturtulması, sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasına son verilmesi, çevresel kirlenmeye sebep olan sanayi, madencilik gibi üretim alanlarının kamulaştırılması ve denetimlerinin halk sağlığını önceleyen bir biçimde yeniden düzenlenmesi, güvenli toplu ulaşımın güçlendirilmesi gibi sayısız önlem toplumda yaşanan hayati sorunlara çözüm olacaktır.

Engelli bireyler için erişilebilir ve ücretsiz kamusal hizmetler, nitelikli eğitim ve istihdam, sosyal güvencenin güçlendirilmesi, psikososyal destek sistemlerinin yaygınlaştırılması ise sosyal dışlanmaya karşı alabileceğimiz önlemlerden sadece bazıları olduğunu söyleyebiliriz.

İktidar sahipleri engellileri çaresiz ve umutsuz bırakmakta, sebebiyet verdiği hiçbir sağlık sorununda sorumluluğu üstüne almamaktadır. Engellileri her zaman düşkün pozisyonunda tutan ve verenin alan elden üstün olduğunu iddia eden bu adaletsizliği ortadan kaldırmanın yolunun toplumsal dayanışmadan geçtiğini biliyoruz. Nasıl ki tüm eşitsizlikler tarih boyunca aydınlıktan yana mücadelelerin zaferiyle aşılmışsa, engelliliği de bu insanca dayanışma alt edecektir.

*Psikolog, THTM Psikoloji ve Akıl-Ruh Sağlığı Meslek İnisiyatifi

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.