Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Vitrindeki vicdan, sokaktaki görünmezlik: 3 Aralık 'Engelliler Günü' gerçeği

3 Aralık geldi. Sahne ışıkları yandı. "Sevgi her engeli aşar" sloganları hazır. Oysa perde arkasındaki gerçek karanlık. Mehmet, Baran ve Süleyman anlatıyor: Bu bir kutlama değil, vicdan aklama seansı. Sevgi karın doyurmuyor; onlar merhamet değil, eşit yurttaşlık istiyor.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 03.12.2025 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 04.12.2025 , 00:17

Takvim yaprakları her yıl 3 Aralık’ı gösterdiğinde, Türkiye’de yine samimiyetten uzak, ezberlenmiş bir ritüel tekrarlanır.

Protokol konuşmaları yapılır, "sevgi her engeli aşar" sloganlarıyla süslü paylaşımlar yapılır ve "devlet büyükleri", bir günlüğüne de olsa engelli bireylere karşı biriktirdiği vicdan borcunu ödemenin hafifliğini yaşar. Ancak ışıklar sönüp perde kapandığında, geriye ne sevgiyle aşılabilen kaldırımlar kalır ne de eşit yaşanabilen bir hayat.

soL'a konuşan engelli yurttaşların anlattıkları, 3 Aralık’ın bir "farkındalık" gününden ziyade, toplumsal bir "vicdan aklama seansına" dönüştüğünü ortaya koyuyor. Onlara göre talep edilen şey merhamet, acıma ya da kahramanlaştırma değil; yalnızca anayasal düzlemde karşılığı olan "eşit yurttaşlık".

Rakamların soğuk dili: Nüfusun görünmeyen yarısı

Sokaktaki, iş yerindeki veya okuldaki "görünmezlik", istatistiklere bakıldığında yerini devasa bir kitleye bırakıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son verileri ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Ulusal Engelli Veri Sistemi kayıtları harmanlandığında ortaya çarpıcı bir tablo çıkıyor.

Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini, yani kabaca 10 milyona yakın insanı engelli bireyler oluşturuyor. Ancak bu büyük kitlenin toplumsal hayata katılımı, nüfuslarıyla ters orantılı.

İşgücüne katılım oranları genel nüfusun çok altında seyrederken, kayıtlı engellilerin önemli bir kısmı istihdam dışı. Kamuda ve özel sektörde yasal zorunluluk olan engelli çalıştırma kotaları (kamuda yüzde 4, özel sektörde yüzde 3) dahi tam anlamıyla doldurulabilmiş değil. Eğitimde ise durum daha vahim; okuma yazma bilmeyen engelli oranı, genel nüfus ortalamasının oldukça üzerinde. Bu veriler, engellilerin sadece fiziksel engellerle değil, sistematik bir dışlanmayla da mücadele ettiğini gösteriyor.

'Sistem zorlukları düzeltmek yerine, başarısızlığı beceriksizlik gibi gösteriyor'

Antalya’da yaşayan ve görme engelli olan Mehmet Aksoy, 3 Aralık’ı "sorumsuzluk bayramı" olarak nitelendiriyor. Aksoy’a göre bu tarih, engelli olmayanların kendi sağlıklarına şükrettikleri, engelliler üzerinden marazi bir doyum sağladıkları bir güne dönüşmüş durumda.

Aksoy, toplumun engellilere biçtiği iki rolü de reddediyor: Ya yardıma muhtaç bir zavallı ya da insanüstü çabayla her şeyi başaran bir süper kahraman. "Sanki gizli mesaj şu," diyor Aksoy: 

"Sistem, engellilerin önüne çıkardığı zorlukları düzeltmek yerine, başarısızlığı bireyin kişisel 'beceriksizliği' gibi göstererek toplumun sorumluluk almaktan kaçmasını ve duyarsızlaşmasını sağlıyor."

Üniversitelerin "engelsiz" unvanları alırken, kampüs içinde görme engelli bir öğrenciye oryantasyon dahi sağlamadığını belirten Aksoy, çözümlerin "mavi kapak toplamak" gibi bireysel ve geçici heveslere indirgenmesini eleştiriyor: 

"Organizasyon sahipleri akşam ayaklarını uzatıp tatlı bir yorgunluk hissederken, dışarıda iş cinayetlerinde, trafik kazalarında insanlar sakat kalmaya devam ediyor."

Sınıfsal bir mesele olarak engellilik

Kamu emekçisi olan görme engelli Baran ise meseleye sınıfsal bir pencereden bakma zorunluluğunun altını çiziyor. Baran engellilik halinin, ülkedeki mevcut düzenden, alınmayan iş güvenliği önlemlerinden ve bitmeyen şiddet ortamından bağımsız ele alınamayacağını ifade ediyor. 

Baran, "Her insan bir engelli adayıdır" söyleminin altında yatan şeyi ise, "Bu aslında düzenin ne kadar güvencesiz olduğunun itirafıdır" ifadesiyle yorumluyor. 

İş cinayetlerinde dünya sıralamasında üstlerde yer alan bir ülkede engelli nüfusunun artmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Baran, sağlık ve eğitim gibi kamusal hizmetlerin piyasalaşmasının, en çok engelli yoksulları vurduğunu belirtiyor: 

"Paranız yoksa mağdursunuz, ama hem engelli hem de yoksulsanız mağduriyetiniz katlanarak büyüyor."

'Sevgi karın doyurmuyor, rampaları düzeltmiyor'

Fiziksel engeli nedeniyle tekerlekli sandalye kullanan Süleyman ise, her 3 Aralık’ta dillerden düşmeyen "Sevgi her engeli aşar" klişesine tepkili. Eğitim, sağlık, barınma gibi en temel hakların parayla ölçüldüğü bir düzende, sevginin tek başına hiçbir sorunu çözmediğini hatırlatıyor.

Ekonomik krizin engellileri çok daha derinden etkilediğine dikkat çeken Süleyman, engelli bireylerin kullanmak zorunda olduğu cihazların, tekerlekli sandalyelerin ve medikal ürünlerin ithalata dayalı, tekelleşmiş bir pazarın insafına terk edildiğini söylüyor. Devlet desteğinin "komik" oranlarda kaldığını belirten Süleyman, ÖTV muafiyetine getirilen kısıtlamaları örnek gösteriyor: "Vergi yükünün neden kendi sırtlarına bindiğini sorgulamayanlar, engellilere tanınan küçük bir istisnayı sorgular hale geldi."

Süleyman’ın bir diğer dikkat çektiği husus ise medya. Ekranlarda ya villalarda yaşayan ya da konaklarda hüküm süren karakterlerin arasında, ay sonunu getirmeye çalışan, hastane randevusu bulamayan, "sıradan" engelli yurttaşın hikayesine yer olmadığını hatırlatıyor.

Sonuç olarak geriye tek bir talep kalıyor: Eşit yurttaşlık.

Görünen o ki, engelli yurttaşlar için 3 Aralık; kutlanacak bir gün değil, ötelenen sorunların, görülmeyen yoksulluğun ve verilmeyen hakların bir kez daha yüzlere çarpıldığı bir tarih. Onlar, toplumdan bir lütuf ya da bir günlüğüne parlayıp sönen bir ilgi beklemiyor. İstedikleri şey açık: Erişilebilir kentler, insanca yaşanacak bir gelir, güvenceli bir gelecek ve en önemlisi, eşit yurttaşlık.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.