Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Britanya’nın CEO’su Sunak’ın icraatları ve göçmen yasası

Britanya’da 'Göçmen Yasası'na ana muhalefet dahi etkili şekilde karşı çıkmazken en beklenmedik tepki ünlü futbolcu ve spor programı sunucusu Gary Lineker’dan geldi.

Eren Korkmaz

Yayın Tarihi: 16.03.2023 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Kamusal görevleri, sorumlulukları olan devletler artık azalıyor. Devletleri şirket gibi yönetmek sadece Türkiye’de savunulan bir durum değil, Britanya için de, Fransa için de, birçok kapitalist ülke için de geçerli. Devlet şirket gibi yönetilince de başbakana değil CEO’ya, CFO’ya ihtiyaç oluyor. Bugün Britanya’yı böyle bir kabine yönetiyor. Bu da İngiliz siyasetinde sürekli ilginç gelişmelerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Sunak kim?

Rishi Sunak 1980 doğumlu, İngiliz meclisinin en zengin vekili. Britanya’nın ilk Hindu başbakanı. Ailesi Doğu Afrika’dan 1960’lı yıllarda o ülkelerdeki bağımsızlık mücadeleleri sonucunda geliyor. Bir önceki kabinedeki Patel ve şu anki İç İşleri Bakanı Baverman da aynı köklere sahip. İngiliz imparatorluğu için Afrika’nın sömürge yönetimlerinde yöneticilik yapan Hintli, üst kast mensubu ailelerin torunları, bu ülkelerdeki bağımsızlık mücadelelerinin ardından Britanya’ya geliyorlar, özel okullarda okuyorlar.

Sunak ülkenin en zenginlerinin gittiği bir özel okulda okumuş, o dönemde bir belgeselde söz alıyor ve işçi sınıfından hiçbir arkadaşının olmadığıyla övünüyor. Oxford Üniversitesinden mezun olduktan sonra Goldman Sachs ve çeşitli hedge fonlarında yöneticilik ve ortaklık yapıyor. 2008 krizinde spekülasyonla çok büyük bir paraya el koyuyor, ardından Hindistan’ın en zengin ailelerinden birinin kızıyla evleniyor. Yani gözü açık, “becerikli”, sınıfının insanı. Başbakanlığa gelişi de ilginç. İlk aday olduğunda üyelerden yeterli oy alamıyor. Liz Truss ekonomiyi batırınca görevden el çektiriliyor, yeniden üyelerin oy kullanılmasına izin verilmiyor, aday olmak isteyen Boris Johnson ve diğer birkaç aday bir şekilde süreçten çekilmek zorunda kalıyor, meclisteki 355 Tory vekilinden sadece 100’ünün imzasını aldığı için vekiller arasında dahi oylama yapmadan Rishi Sunak göreve atanıyor.

Ancak becerikli, girişken, enerjik halini yeni görevinde sürdürüyor ve önemli çalışmalara da imza atıyor. Tek takıldığı nokta ise sağlık sistemi ve ücretler gibi halkın taleplerine cevap verirken tutunduğu garip, robotik tavırlar. Buralar alışık olmadığı konular. Sağlık çalışanlarının emeklerini uzun uzun övüp maaşa zam konusu gündeme geldiğinde enflasyonu bahane gösterip ücret artışına izin vermeyeceğini ve maaşların yeterli olduğunu söyleyebiliyor. Aralık ve Ocak aylarında grev dalgasının yükselmesine de bu tutumuyla katkı sundu. Hiçbir talebi kabul etmemekte kararlı olsa da hareketsiz bir dönem yaşandı. Sendikalar da şaşkındı. “Hükümet bizimle görüşmüyor, toplantı yapmayı bile kabul etmiyor” diye şaşkınlıklarını paylaşıyorlardı. 

Kuzey İrlanda ve Windsor Mutabakatı

Son dönemde attığı önemli bir adım Kuzey İrlanda üzerinden AB ile Britanya arasında süren ve tıkanan Brexit görüşmelerine pratik bir çözüm bulması oldu. Önceki hükümetlerin AB karşıtı retoriğini bıraktı, yanına kralı da aldı ve Windsor Çözümü adı altında AB ile yeni bir mutabakata vardı.

Kuzey İrlanda’da barışın korunması İrlanda Cumhuriyeti ile arasındaki sınırın olmamasına, sınırdan serbest geçiş serbestliğine dayanıyor. Brexit’in ardından barış anlaşmasının bozulmaması için Boris Johnson Hükümeti Kuzey İrlanda ekonomisini AB tek pazarında tutmayı kabul etti ve İngiltere ile Kuzey İrlanda arasına gümrük koydu. Kuzey İrlanda’nın fiilen Britanya’dan ayrılması anlamına gelen bu durum oradaki Britanya yanlısı kesimleri öfkelendirdi ve bu kesimler hükümetten çekildiği için uzun zamandır K. İrlanda’da hükümet kurulamıyor.

Rishi Sunak’ın anlaşmasında İngiltere’den K. İrlanda’ya giden mallar gümrük olmadan serbestçe gidebiliyor ama İngiltere’den AB’ye K. İrlanda üzerinden ihraç edilen ürünler ise İngiltere’deki gümrükte işlemleri yapmak zorunda olacak. Bu sayede K. İrlanda AB tek pazarında kalmakla beraber Britanya’nın kendi iç pazarında da yeniden yer alabildi. 

Halkın taleplerini karşılama söz konusu olduğunda tutuk kalan Sunak mesele kendi politikalarını pazarlama olduğunda gayet şevkli hareket ettiğini de gösterdi. K. İrlandalılara ne kadar şanslı olduklarını, hem AB hem de Britanya pazarına gümrüksüz erişebileceklerini, bunun çok özgün bir olanak olduğunu savundu. Bu da İngiltere’de, AB’ye gümrüksüz erişim o kadar iyiyse biz niye çıktık sorusunun sorulmasına neden oldu. Ama sonuçta Sunak sermaye kesimleri açısından önemli bir sorunu pragmatik şekilde çözmüş oldu.

Ardından Fransa’ya gidip oranın daha deneyimli CEO’su Macron ile buluştu. Brexit’ten bu yana Macron Britanya’da sevilmeyen kişiydi. Hatta Truss kendisine sorulan Macros dost mu düşman mı sorusuna düşman cevabını vermişti. Pragmatik Sunak onunla da sıcak pozlar verdi, yeniden ilişkileri düzeltti, “sevgili arkadaşı” Macron ile Avrupa’nın değerlerini savunacağı sözünü verdi. Ayrıca göçmen meselesine dair ortak planlar yaptılar.

Sunak sadece finansal sermayeyi memnun etmedi, aynı zamanda ciddi militarist adımlar da attı. Ukrayna’ya yönelik tank ve uçak gönderilmesi konusunda da aktif çaba gösteriyor, Ukrayna’daki savaşın bitmemesi yönünde tutum alıyor. Diğer yandan geçtiğimiz haftasonu ABD’de ABD Başkanı ve Avustralya Başbakanı ile Çin’e karşı gövde gösterisi yaptı. Pasifiklerin militarize edilmesi ve Avustralya’ya nükleer denizaltılar verilmesi konusunu duyurdu. Sunak gereksiz ve sahte bir güleryüzlülük ve coşku ile merdiven basamaklarını ikişer üçer atlayarak gittiği “sevgili arkadaşları” başkanlarla sıcak sohbetler yaparak Britanya’nın uluslararası ilişkilerini de pekiştiriyor, Brexit zamanında gerilen ilişkileri toparlıyor.
Grevler konusunda da uzun süre hareketsiz kalmasının ardından yine pratik bir çözüm bulabildi. Belirli talepleri karşılaması gerektiğini bildiği için sendikalarla masaya oturdu ama taleplerini iletmesi ve müzakerelerin sürmesi için grevlerin ertelenmesini şart koştu. 13-15 Şubat tarihleri arasında sağlık sisteminin tarihindeki en büyük grevi yapan asistan doktorlar ile demiryolu işçilerinin grevleri sürse de hemşirelerden ambulans şoförlerine ve akademisyenlere birçok grev de müzakerelerin devamı için ertelendi. Bu da Ocak ayında yakalanan dalganın ve coşkunun sönmesine neden oldu. Ekonomik krizin etkisiyle çalışanların anlaşma yönündeki istekleri de belirli bir ücret artışı karşılığında anlaşmanın mümkün olduğu algısını oluşturdu. Ancak bu artışın düzeyini zamanla göreceğiz. Bu müzakere taktiğinin şimdilik başarılı olduğu görülüyor.

Sunak’ın Göç Yasası ve Gary Lineker direnişi

K. İrlanda mutabakatı, müttefiklerle ilişkiler, militarizm ve grev dalgasının durulması derken Sunak’ın anketlerde puan toplamaya başladığı da görülüyor. Göreve geldiğinde İşçi Partisi’nin 20 puan gerisindeyken bu makas daraldı.
Bu durumda özellikle ekonomik kriz ve hayat pahalılığı nedeniyle muhafazakâr partiden uzaklaşanları geri çekmek için en elverişli konu kayıtdışı göçmenlere-mültecilere dair “önlem” almak oluyor. Bu konunun İşçi Partisi’nin (Labour) de zayıf karnı olduğu ve “solcu avukatların” harekete geçip engel olmaya çalışacağı planlanıyor. Tabii artık yeni Labour lideri de sağcılıkta yarıştığı için, o da üste çıkıyor, “siz beceremiyorsunuz, asıl biz kaçakçılarla mücadele ederiz” diyor.

Yeni “kaçak göçe karşı mücadele yasası” kapsamında botlarla kıyılara ulaşanların sığınma başvurusu yapma hakkı reddediliyor, insan kaçakçılığı ve modern kölelik mağduru olduğunu belirtenlere koruma verilmiyor ve hızlıca geldiği ülkeye veya başka bir ülkeye gönderilmesi gündeme getiriliyor. Bu hem uluslararası hukuka hem de Britanya’nın iç hukukuna aykırı ve kaçakçıları değil göçmenleri cezalandıran bir yaklaşım. 

Ancak bu yasaya ana muhalefet dahi etkili şekilde karşı çıkmazken en beklenmedik tepki ünlü futbolcu ve spor programı sunucusu Gary Lineker’dan geldi. Lineker zaten sol söylemleri ile bilinen, toplum tarafından sevilen ve 20 yıldır her haftasonu akşamları BBC’de günün maçlarını yorumluyor. Lineker sosyal medyada paylaştığı bir yorumda mültecilere duyduğu sempatiyi belirtip hükümetin söylemlerinin 1930’ların Almanyası’nda söylenenlerle benzer olduğunu belirtti ve aslında hükümeti faşist olmakla suçladı. Bu paylaşımın ardından Muhafazakar Parti’den tepkiler geldi ve BBC’nin yönetimi BBC’nin tarafsızlığını bozduğu gerekçesiyle Lineker aleyhinde görevden uzaklaştırma kararı aldı. 

Bu arada BBC’nin başkanının, daha başkanlığa adayken Boris Johnson için 800 bin pound banka kredisi almada aracılık ettiği ve BBC Genel Müdürünün Muhafazakar Partiden milletvekili adayı olduğu biliniyor. Ayrıca birçok programcının Labour ve Corbyn aleyhinde sosyal medya paylaşımları yapıldığı, BBC’nin önemli haber programı Newsnight programında Corbyn’in Rus kalpağıyla Kızıl Meydan önünde fotoşoplu fotoğrafının konularak eleştirildiği de akıllarda. BBC’nin farklı görüşlere yer verme adı altında aşırı sağa alan açtığı da sır değil. 

Lineker gibi ünlü ve sevilen bir sporcunun ve yorumcunun uzaklaştırılması toplumda ciddi bir tepkiye neden oldu. Ancak onunla programda yorum yapan diğer ünlü sporcular başta olmak üzere BBC’nin spor bölümündeki tüm çalışanların dayanışma amacıyla iş bırakması ile BBC’de spor haberi yapacak kimse kalmadı. Buna birçok futbol kulübündeki teknik direktörlerin ve oyuncuların röportaj vermeyi reddetmesi de eklenince ciddi bir krize dönüştü. Günün maçlarının geniş özetlerinin verildiği program BBC’nin en çok izlenen programı ve normalde 1,5 saat süren program bu olayların ardından geçen hafta sonu sadece 20 dakika, hiçbir spiker olmadan, maçın anlatımı yapılmadan ve röportajlar verilmeden, yalnızca taraftar sesleri ile gösterildi.

Bu durum hükümeti de ciddi şekilde kaygılandırdı. Lineker’in uzaklaştırılması için talepte bulunan hükümet üyeleri bir anda meselenin BBC’nin iç işi olduğunu belirtmeye başladı. Çünkü artık mesele BBC’ye tepkiden hükümetin yeni yasasına tepkiye dönüştü. İlk başta sessiz kalan Labour da mecburen Lineker’e destek sundu. 

13 Mart günü tarafların görüşmesinin ardından Lineker’in göreve geri geldiği duyuruldu. Başta talep edilen özrü dilemeyen ve geri adım atmayan Lineker de geri dönüşünü duyurduğu sosyal medya paylaşımında mültecilere olan sempatisini yeniden vurguladı. Onların yaşadığı sorunların yanında kendisinin yaşadığının hiçbir değerinin olmadığını belirtti.

Rishi Sunak’ın sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda pragmatik ve enerjik bir tutum sergilediği, son yılların en iş bitirici, sonuç alıcı başbakanı olduğu görülüyor. Onun dengesini sarsan, konuşmasını duraksatan ise toplumun taleplerini net ve kararlı şekilde ifade etmesi oluyor. Bu bazen bir işçi grevi oluyor bazense bir aydının net tutumu. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.