Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Britanya seçimleri: İngiliz egemenleri oturup planlasa bundan faydalı sonuç bulamazdı

Önümüzdeki 10 yılda "Britanya nasıl yönetilsin, bu seçim ona nasıl hizmet etsin" diye İngiliz kapitalizminin temsilcileri oturup planlasa bu sonuçlardan daha iyisini bulamazdı. Önümüzdeki soru şu: Toplumun hoşnutsuzluğunu bir şekilde boşa çıkartan veya yanlış yerlere yönlendiren bu siyasi tabloyu değiştirecek bir politik güç çıkacak mı, yoksa Britanya savaş hazırlığını pekiştiren bir yolda devam edebilecek mi?

Eren Korkmaz

Yayın Tarihi: 12.05.2026 , 10:36 Güncelleme Tarihi: 12.05.2026 , 10:37

İngiltere’de yerel seçimler ile Galler ve İskoçya’da bölgesel parlamento seçimleri 7 Mayıs Perşembe günü yapıldı.

Hükümetteki İşçi Partisi (Labour) için ciddi bir yenilginin çıktığı, İskoçya ve Galler’de bağımsızlık yanlısı partilerin birinci olduğu ve yeni sağ/göçmen karşıtlığı ile öne çıkan Reform Partisi’nin birinci olduğu, solda Yeşiller Partisi'nin de önemli kazanımlar sağladığı bir seçim oldu.

Bu açıdan Britanya siyaseti için ilginç ve dışarıdan bakıldığında “olağanüstü” sayılabilecek bu sonuçlar aslında son altı aydır gayet beklenen, normal karşılanan ve anketlerin öngörülerini doğrulayan bir tablo ortaya koydu. Mevcut gidişatı değiştirmek, bunun için yeni vaatlerde bulunmak veya ittifaklar kurmak için özel bir çaba da gösterilmedi.

Sky News’e göre Reform yüzde 27, Muhafazakarlar (Tory) yüzde 20, İşçi Partisi yüzde 15 ve Yeşiller ve Liberal Demokratlar ise yüzde 14 oy aldı.

Britanya’da her seçim bölgesinden en yüksek oy alanın seçildiği sisteme uygun bir genel seçim olsaydı, bu oranlar ile Reform’un 284, İşçi Partisi'nin 110, Muhafazakarların 96, Liberal Demokratların 80 vekil alacağı hesaplanırken, Yeşiller sadece 13 vekil alacaktı. Bu durumda tek başına hükümet için gerekli 326 vekilliğe hiçbir parti ulaşamayacak ve partiler arasından oy oranıyla orantısız şekilde vekil sayılarında ciddi bir adaletsizlik açığa çıkacaktı.

Seçim sonuçlarının detayları

Her mahalleden bir kişinin seçildiği yerel seçimlerde Reform 1453 sandalye kazanıp 14 belediyede yönetimi alırken, İşçi Partisi 1496 sandalye ve 38 belediyenin kontrolünü kaybederek 1068 adayını seçtirdi. Muhafazakarlar 563 koltuk ve 6 belediyede kontrolü yitirdi. Liberal Demokratlar 844 sandalye kazanıp 13 belediyeyi kontrol ediyor, Yeşiller de 587 sandalye ile 5 belediyeyi aldı. Küçük oy değişiklikleri olsaydı Reform’un 284 sandalye daha kazanması mümkündü. (Rakamlar BBC’den alındı).

Birkaç şehirde ise doğrudan belediye başkanı seçildi. Londra’da Yeşiller iki belediye başkanlığını kazandı, diğer dört belediye başkanı ise yeniden seçildi.

İskoçya’da bağımsızlığı savunan ve bölgesel hükümet kurulduğundan bu yana iktidarda olan İskoç Ulusal Partisi (SNP) altı sandalye kaybetse de 58 sandalyeyi alarak birinci oldu. Bağımsızlığı savunan İskoç Yeşilleri sandalye sayısını dokuzdan 15’e çıkarırken Reform ve İşçi Partisi 17’şer sandalye aldı. Çoğunluk için 65 sandalyenin yeterli olduğu İskoçya’yı bağımsızlık yanlıları yönetmeye devam edecek.

Galler’de bölgesel yönetimi en başından itibaren İşçi Partisi yönetiyordu. Bu sefer sadece dokuz sandalye kazandı, bölgesel hükümetin başbakanı dahi kaybetti. Galler’in bağımsızlığını savunan Plaid Cymru 43 sandalye alırken Reform 34 sandalye ile ikinci oldu. Çoğunluk için 49 sandalye gerekiyor.

İlk kez üç ülkede birden bağımsızlıkçı çizgi iktidarda

Britanya tarihinde ilk kez İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın başbakanları bağımsızlık yanlısı partilerden olacak. İskoçya’da SNP deneyimli ve güçlü olsa da yolsuzluklar ve politik tercihlerinden dolayı yıprandı. Galler’de ise Plaid Cymru bugüne kadar küçük ve deneyimsiz bir parti olarak görülüyordu. Galler halkı kültürel değerlerini ve dillerini korumaya çok bağlı olsa da bağımsızlık fikri diğer milletlere göre daha zayıftı, bu seçimde bunun tersi bir sonuç çıktı.

Analize geçmeden önce bir başka ilginç veriyi de paylaşmak istiyorum. Her mahalleden bir kişinin seçildiği bu seçimde bazı şehirlerde tüm mahallelerden tek bir partinin çıkması oldukça ilginç. Mesela Sunderland’de Reform 58 sandalyenin hepsini İşçi Partisi ve Muhafazakarlardan alıp belediye yönetimini devralıyor. Wakefield’de Reform 59 sandalyenin hepsini alıyor. İşçi Partisi ilkinde 49, diğerinde 56 sandalye kaybediyor. Bu iki şehir geleneksel işçi kentleri, İşçi Partisi'nin güçlü olduğu yerler. Bunun gibi şehirde diğer partilerin çöktüğü ve sadece Reform'un kazandığı 10’un üstünde örnek var.  

Yeşiller ise benzeri başarıyı Londra’da üç yerde gösteriyor. Türkiye’den gelen göçmenlerin de yoğun yaşadığı Hackney’de 41 sandalyenin 40’ını ve Haringey’de 30 sandalyenin 28’ini alıyor. Waltham Forest’ta da 32 sandalyenin 31’ini alıyor.  

Yerelde adayların önemli olduğu bu seçim sisteminde bir şehirde bir tek İşçi Partisi temsilcisinin dahi yeniden seçilmemesi çok ciddi bir tepkiyi gösteriyor. Ama partilerin, bilhassa hükümetteki partinin bunu tersine çevirmek için hiçbir adım atmaması, vaatlerde bulunmaması ve sonucu kabullenmesi de ayrı bir konu. Bunun incelenmesinde fayda var.

Sistem dışı tepki kontrol altında

Britanya’da toplumun yaşam şartlarından memnun olmadığı ve yoksulluğun giderek arttığı bilinen bir gerçek. Bu tepkiyi farklı şekillerde kanalize etmeyi başaran sistem Brexit kararından COVID uygulamalarına, göçmen karşıtlığından tasarruf tedbirlerine, dış politikada Rusya karşıtlığından Ukrayna ve İsrail destekçiliğine kadar bir dizi kararda ciddi bir engelle karşılaşmadan adımlar atabildi.

Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi'nin başına geçip seçim başarısı kazandığı dönemde bu sürece ciddi bir tepki kendisini göstermişti. Geçen yıl, yine bir dönem, Corbyn ve sosyalist grup ve partilerin kurduğu “Senin Partin” girişimi benzeri heyecan ve sistem nezdinde tedirginlik yaratmıştı ama Parti kendi içinde hizip kavgalarına girince o dönem Yeşillerin başına geçen Polanski bu tepkisel oyları kendisine çekti ve bugüne kadar getirdi.

Yeşiller ve liderleri son dönemde medyada Corbyn’e benzer şekilde bir aşağılama ve karşı-propaganda ile karşılaşsa da hem Yeşiller'in politik hattı hem de Polanski’nin siyasi becerisinin buna direnç göstermesi zor görünüyor. Partiye son dönemde yoksulluk sebepli gelenlerle Müslüman azınlıktan olan ilgi partinin geleneksel tabanıyla çelişki yaşattığı gibi NATO, AB gibi konulardaki duruşları da sistem içi bir pozisyona neden oluyor. Daha fazla vergi alma önerisi ve Trump karşıtlığı, bütünlüklü ve radikal bir çözüm sunmuyor. Polanski’nin Yahudi kimliğini vurgulayıp Filistin’e destek vermesi ise hareketin olumlu yönleri arasında.

Yeşiller'in politik ve ideolojik konumlanışının yanı sıra seçim sistemi de partiyi düzen açısından bir tehdit olmaktan çıkarıyor. LDP ile aynı oyu alsa dahi bu genel seçim olsaydı Liberal Demokratlar 80 vekil alırken Yeşiller'in 13 vekil alması bekleniyor. Bu seçimlerde aldığı belediye sayısı da aldığı oya nazaran oldukça az. Dolayısıyla oransal olarak yükselse de birçok yerde ikinci parti olduğu için temsilcilerini seçtirmek ve ağırlık kazanmak mümkün olmuyor.

Starmer’in durumu ve İşçi Partisi

Starmer genel seçimlerde yüksek oy almamıştı ama seçim sistemi sayesinde, Muhafazakarlar çökünce parlamentoda çoğunluğu elde etmişti. Bu açıdan oldukça rahat bir hükümet dönemi kendisini bekliyordu. Ancak karizmatik liderlik özelliği olmadığı için, bir yandan Muhafazakarlar'ın ekonomik politikalarını sürdürmesi, hatta onların cesaret edemediği bazı adımları atıp mesela emeklilerin kış yardımlarını kaldırması, diğer yandan tereddütsüz İsrail yanlısı politikaları ve parti içinde sola dair tüm değerleri savunanları partiden ve meclis grubundan atması ile sistemin güvenilir bir kadrosu olduğunu ve "Sir" unvanını boşuna almadığını kanıtladı.

Starmer’i halkın sevmemesi ve düşük oy alması başarısız olduğu anlamına gelmediği gibi, 11 Mayıs Pazartesi günü yaptığı konuşmadaki tavrı ve istifayı düşünmemesi de referans aldığı yerlerin başka güç odakları olduğunu, İngiliz kapitalizminin temsilcileri olduğunu gösteriyor. Gün içinde 70’den fazla vekil ve bazı önemli figürler istifa çağrısı yapsa dahi henüz ciddi bir karşı adaylık çalışması yapılmıyor. Bu seçim sonucu göz göre göre geldiği ve yakın dönemde Epstein skandallarından darbe yediği halde ciddi bir muhalefetin olmaması da aslında hem Starmer’in aldığı desteğin kaynağını hem de parti içindeki dinamiklerin zeminini gösteriyor.

Financial Times’ta birçok “yatırımcı” ve “iş insanının” açıkça dediği gibi “biz seni iktidara koltuğu solculara bırakıp git diye mi getirdik” sorusunun karşılığı olarak koltuğunda oturuyor. Muhafazakarlar'ın yarattığı yıkımı aşmanın zaman alacağını ama yakında değişimin fark edileceğini iddia ediyor.

Starmer’a iki alternatiften biri onun gibi piyasacı biri olan sağlık bakanı, diğeri ise “ılık sol” (soft left) denilen ekibin temsilcisi olan ama vekil olmadığı için şu an aday olamayan Manchester belediye başkanı. Bunun dışında Starmer’e bir yol haritası çizip, örneğin 1 yıl içinde liderliği bırakması çağrısı yapan önde gelen parti temsilcileri de oldu. Dolayısıyla Muhafazakar hükümetlerinde gördüğümüz sürekli lider değişimi ve parti içinde darbe durumları İşçi Partisi içinde yok ve Starmer hükümeti izlediği ekonomi politikaları, seçim sonuçlarını umursamaması, “popülist” baskıya boğun eğmemesi, aynı zamanda Parti'yle organik bağı olan sendikal hareketi susturması, bürokrasiye işi devretmesi, Filistin’e destek kampanyası yürütenleri kriminalize edip örgütleri ve eylemleri yasaklaması ile göz dolduruyor. Özetle Starmer’in isteği, bir sonraki genel seçime kadar, görevini, “kazasız belasız”, bağlılıkla yerine getirip koltuğu kenarda ısınan Nigel Farage’a devretmekle sınırlı.

Keir Starmer

Mandelson skandalı

Seçim öncesinde Starmer’i zorlayan en önemli skandal ABD’ye büyükelçi olarak atadığı, Epstein’in yakın arkadaşı, "karanlıklar prensi" olarak bilinen Lord Mandelson’la ilgiliydi.

Mandelson’un büyükelçilik atamasına Dışişleri Bakanlığı bürokrasisinin red verdiği, iç güvenlik sürecinden geçemediği ama Starmer’in danışmanlarına uyarak, "lord olan birinin güvenlik soruşturması mı olur" deyip kendisini atadığı ortaya çıktı. Bu da kamuoyunda ve mecliste kendisiyle dalga geçilmesine neden olsa da Starmer her zamanki duygusuz yüz ifadesi ile çıkıp özür üstüne özür diledi. İstifa etmesine gerek olmadığını söyledi, İsrail lobisinden aldığı birkaç danışmanı istifa etti.

Aslında bu konuda da İngiliz kapitalizminin aşırı becerikli olmayan ama yeterince vasıflı bir kadrosu olduğunu kanıtlamış oldu. Mandelson, Trump yönetiminin ilk döneminde ABD ile Britanya arasındaki ilişkileri geliştirmek ve Trump’ı kafa kola almak için, zaten Epstein çetesi içinde olduğu için ve bu çete içindeki herkesi çok iyi tanıdığı için atandı. O dönem Trump’un sözcüleri ve danışmanları Britanya’ya karşı atıp tutuyorlardı, bu şekilde önlem almışlardı. Epstein skandalı patlayıp Trump ile iletişim belirli bir düzene girince ve Britanya ABD’ye karşı “daha eleştirel” ve mesafeli bir tutum almaya karar verince “skandal” patlatıldı, Dışişleri Bakanlığı ve devlet temize çekildi, tüm sorumluluğu Starmer aldı, kamuoyu önünde fırçalandı, birkaç danışmanı da istifa etti ve dosya kapandı.

Lord Mandelson

Trump yönetimine mesafeli duruş ve Kral’ın ziyareti

Bununla beraber Starmer “dostum Trump” söyleminde eleştirel bir tutuma geçti. Bunda da yine merkezi bir tutumu görmemek elde değil. Britanya’nın İsrail hükümetinin tek taraflı askeri eylemlerinden rahatsız olduğu, İran ile bir anlaşmaya varılmışken kendilerinden habersiz savaşın başlatılması gibi konular gündeme getirildi.

Britanya hızlı şekilde askeri durumunu gözden geçiriyor ve önlemler alıyor. Asker kökenli savunma bakanı Britanya’nın savaş kapasitesinin olması gerekenin gerisinde olduğunu, istihbarat ve teknoloji açısından müttefiklere kritik destek verse de sahada savaş gücünün çok zayıf ve yetersiz kaldığını belirtip bu yönde adımlar atıyor. Bununla birlikte ekonomik açıdan da ABD-İsrail’in İran savaşından ve ABD’nin gümrük politikalarından rahatsız duyuluyor.

Bunu Kral Charles’ın son gezisindeki bol esprili ama Trump’un yüzüne doğrudan yapılan eleştirilerden de görmek mümkün. Tam da o gezi esnasında Britanya’nın Washington büyükelçisinin bir okulda öğrencilerle yaptığı “sohbette”, ABD ile Britanya arasında özel stratejik ortaklığın tarihte kaldığını, nostalji olduğunu belirtip ABD’nin özel stratejik ilişkisinin İsrail ile olduğunu söylemesi ve bunun Financial Times üzerinden duyurulması da koordineli ve planlı bir tutuma işaret ediyor. Bu çerçevede Starmer hem rezil olarak, hem özür dileyerek hem de eleştirerek üstüne düşeni yaptı.

Dolayısıyla 402 İşçi Partisi vekilinden 70’i istifa çağrısı yapsa da kimse hemen bırak git diyemediği için Starmer bunu da aşabilir. Yerine onun gibi biri daha bulunursa, Sağlık Bakanı Wes Streeting veya Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham’a ihtiyaç olursa harekete geçerler. Ancak medya ve “finansal piyasalar” seçimlere ve Starmer’in kararına “sakin” yaklaştılar ve İran savaşından dolayı ekonomik durumun belirsizliği sürerken yeni bir başbakana gerek duyulmayabilir. Duyulduğu anda ise Starmer’in dayanması veya direnmesi mümkün olmaz.

Nigel Farage ve Reform Partisi

Gelelim seçimin kazananı ve ilk genel seçimde başbakan olması beklenen Nigel Farage’a. Farage da aslında Starmer gibi iyi bir devlet kadrosu. Ama Farage’in halkla arası, iletişimi daha iyi. En pahalı, elit okullardan Eton Koleji mezunu. Halktan biri değil. Uzun yıllar konu odaklı kampanyalar ile öne çıktı. En iyi performansı Brexit ve göçmen karşıtı politikaları yaygınlaştırırken gösterdi. Medyada sürekli yorumcu olarak el üstünde tutuldu, hiçbir yeri temsil etmediği dönemlerde dahi yorumları toplumla paylaşıldı. Sokak temelli, holigan, faşist hareketleri kurduğu parti ve girişimlere almadı.

Birçok karanlık “iş insanından” para aldığı da biliniyor. Vekilliğe aday olmadan iki ay önce Tayland’da yaşayan bir İngiliz iş insanından 5 milyon pound nakit hediye alıyor, ama medyada bunların pek üzerinde durulmuyor, çünkü aday olmadan iki ay önce hediye almak “yasal”mış. Aynı iş insanı Reform Partisi'ne de tarihin en büyük bağışını yapıyor. Birçok sermayedar milyonları akıtıyor. Reform da hızlı şekilde teşkilatını kuruyor, hükümete hazırlanıyor. Dolayısıyla "parası, teşkilatı yok" meselesi çözülüyor. Rishi Sunak hükümetinin tüm kabinesi istisnasız şekilde Muhafazakar Parti'den istifa edip Reform Partisi'ne geçince "yönetim deneyimi yok" argümanı da ortadan kalktı. Bu kez toplumda “bunlar Muhafazakarlar'ın yeni versiyonu oldu” yaklaşımı gelişip anketlerde oylar gerilemeye başlayınca Muhafazakar Parti'den transfere ara verdi.

Yerel yönetimlerde birkaç yıl çalışıp, biraz daha deneyim kazanıp birkaç testi daha geçerler. Bu esnada Trump ABD’si olan ilişkiler de yeniden toparlanır. Askeri açıdan hazırlıklar tamamlanır. Farage da iktidara gelince militarizmi toplum genelinde derinleştirip savaş hazırlığına girebilir. Göçmenler ve sol üzerinde baskıyı arttırır.

Nigel Farage

Reform ve bağımsızlık yanlıları

Bu yazıda henüz değinilmeyen konu, İskoçya ve Galler’de bölgesel hükümetlerin başına bağımsızlık yanlılarının gelmesi ve Reform ile bunun ilişkisiydi. Reform’un son seçim performansı bu açıdan da İngiliz kapitalizmini rahatlatan bir sonuç oldu.

SNP zaten yeterince yıprandı ve hükümette olsa da bağımsızlığı zorlayacak bir gücü yok. Plaid Cymru da çok deneyimsiz, yeni bir parti. Ancak SNP ve PC karşısında İşçi Partisi ve Muhafazakarlar daha savunmada bir konum alıyor ve Birleşik Krallık içinde milletleri tutmada yeterince ikna edici olamıyorlardı. Her iki parti tüm ülkede çökerken İskoçya ve Galler’de meydanı “ayrılıkçılara” bırakmak riskli olabilirdi.

Son seçimlerde iki bölgede Reform ikinci büyük parti olarak, yeni ve dinamik bir güç olarak İngiliz kapitalizmine nefes aldırdı. Bağımsızlığa karşıtlığı, Birleşik Krallık içinde olmayı ve kraliyete bağlılığı pekiştirecek ve bağımsız yanlılıkları ile cepheden kavga edebilecek ve engel olabilecek bir parti halini aldı.

Bu iki bölgeden ve İngiltere’nin bazı bölgelerinden Muhafazakarlar ve İşçi Partisi bir süredir kovulmuştu, güçlü oldukları yerlerde de etkileri zayıflıyordu. Reform Kuzey İngiltere’de İşçi Partisi'ne, Güney İngiltere’de Muhafazakarlar'a alternatif olduğu gibi bu iki partinin inandırıcı olmadığı ve bağımsızlık yanlıları karşısında savunmada durduğu İskoçya ve Galler’de yeni bir politik güç olarak ortaya çıktı. Bu sayede bağımsızlık yönlü adımları engelleme imkanı daha da artmış oldu.

Dolayısıyla önümüzdeki 10 yılda Britanya nasıl yönetilsin, bu seçim ona nasıl hizmet etsin diye İngiliz kapitalizminin hakim sınıfının temsilcileri oturup planlasa bu seçim sonuçlarından daha iyisini bulamazdı. Önümüzdeki soru: toplumun hoşnutsuzluğunu bir şekilde boşa çıkartan veya yanlış yerlere yönlendiren bu siyasi tabloyu değiştirecek bir politik güç çıkacak mı yoksa Britanya savaş hazırlığını pekiştiren bir yolda devam edebilecek mi?

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.