Sayfa yolu
Bozcaada'da çalışan turizm emekçileri: Üç ay çalıştım, üç gün denize girmedim
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 02.09.2026 , 15:27
Festivalleri, sanat günleri ve renkli yaşamıyla öne çıkan Bozcaada’nın bir de görünmeyen yüzü var: ağır çalışma koşulları ve büyüyen sömürü.
Turizm sezonunda nüfusu katlanan adada eğlencenin ve sanatın arkasında uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, gasp edilen izinler ve güvencesizlikle mücadele eden yüzlerce turizm emekçisi bulunuyor.
Adada çalışan işçiler, çalışma koşullarını ve turizm sektöründeki sömürü düzenini Patronların Ensesindeyiz Haberleşme Dayanışma ve Mücadele Ağı’na anlattı.
Adada sezon yoğunluğu snırısız mesai demek
Sezon yoğunluğu bahanesinin arkasına sığınan patronlar, işçilerin nefes almadan çalışmasını isterken; mesai kavramını da ortadan kaldırdı. Günün her saatinde, akla gelebilecek tüm işleri tek başına yapması beklenen turizm emekçisi İlke, çalışma koşullarını şöyle anlatıyor:
“Çalışma saatlerim yok. Otel çalışanları için konaklamalar genelde işyerlerinde oluyor ve orada bulunduğunuz her an sizden herhangi bir iş istenebilir. Ben de birçok butik otel çalışanı gibi tek personel olarak çalışıyorum. Yani otel kahvaltısı, oda temizliği, ortak alanların temizliği (bahçe, tuvaletler, mutfak vs.) her şeyin sorumluluğu bende. Bir yandan omlet yaparken bir yandan çamaşır astığım ya da müşteriler kahvaltı yaparken bir sonraki müşteri kahvaltıya gelene kadar oda temizliğine başladığım bir yoğunluktan bahsediyorum.
Bu acil işler bittiğinde de koca bir bulaşık, çamaşır yığınıyla baş başayım. Bunların yanında müşteriyi otele yerleştirmek, resepsiyonda beklemek patron tarafından iş olarak bile görülmüyor. Bu yüzden gerçekten kaç saat çalıştığımı bilmiyorum. Bu yetmiyor gibi kendi çalıştığım işyerinin işi bittiğinde, çoğunlukla patronun diğer oteline çalışmaya gönderiliyorum. Çünkü uzun süreli rezervasyon yerine oteli doldurmak için tek gecelik rezervasyonlar alıyorlar. Yani patron her şekilde kazanıyor, bizim normalde olması gerekenden daha çok çalışıp çalışmamamız ise umurunda değil.”
'Haftanın 7 günü aralıksız çalışıyoruz'
Mesai kavramının ortadan kaldırılması, beraberinde işçilerin izin haklarının da gasp edilmesini getiriyor. “Sezon yoğunluğu” bahanesiyle izinsiz çalıştırılma adada ciddi boyutlara ulaşmış durumda.
Pansiyonda çalışan Türkan, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor:
En temel hakkımız olan haftalık izin kavramı yok sayılıyor, haftanın 7 günü aralıksız çalışıyoruz. İzin kullanmak istediğimizde patron, sezonluk işlerde anlaştığımız maaşa yedi günün de dahil olduğunu söylüyor. İzin gününde çalışmak istemediğimizde mecbur tutulduğumuz gibi, fazla mesai ödemesi de alamıyoruz. Şöyle anlatmam daha basit olacak sanırım: Üç ay çalıştım ancak üç kez bile denize giremedim.
Üç buçuk aydır izinsiz çalıştığını belirten İlke "Haftalık izin hakkı da mesai saati gibi; aslında yok. Haftalık izinden bahsettiğinizde patronlar gülüyor, 'sezonda ne izni' diyor. Ben üç buçuk aydır izinsiz çalışıyorum ve bu normalleştirilmiş. İtiraz ettiğinizde dayan 2 ay daha çalışacaksın zaten deniyor. Mental ve fiziksel sağlığınız için dinlenmeye ihtiyaç duyuyorsunuz ama bu mümkün değil. Her sabah ellerim şiş ve ağrıyarak uyanıyorum" dedi.
'15 saat kesintisiz çalışıyoruz, geriye kalan saatlerde de sadece uyuyoruz'
Restoranda komi olarak işe başlayan Ayşe ise şunları söylüyor:
Günde 15 saat kesintisiz çalışıyoruz, geriye kalan saatlerde de sadece uyuyoruz. Haftalık izin diye bir kavram asla yok. Gün içerisindeki dinlenmelere antre deniyor ancak bu da sınırları belirli bir hak olarak verilmiyor. Gün içerisinde 2 saat antremiz olabiliyorsa o gün çok şanslı oluyoruz. Ben denizin dibinde çalışmama rağmen bir kere bile ayağım suya girmemiştir.
'Adadaki patronların üç ayda kazandığını biz işçiler yıllarca çalışsak kazanamıyoruz'
İşçilerin izin hakkı söz konusu olduğunda “sezon kısa” diyerek yakınan patronların tutumunu dile getiren Dilan, "Adaya ilk geldiğimde yirmi odalı bir otelde aşçı yardımcılığı ve bulaşıkçılık yapıyordum. Burada sabah altıdan gece ikiye kadar çalışıyordum. Doğru düzgün dinlenme molamız bile yoktu. Sonrasında bir butik otele geçtim fakat burada da mesai diye bir şey olmadığını gördüm. Altı odalı bir yerde tek başıma çalışıyorum" diyor. Ve ekliyor:
Kat görevlisi de benim, bulaşıkçı da aşçı da temizlikçi de… Her işi tek başınıza yapmak zorundasınız. Bütün işler üzerinize kalınca mesai tabii ki bitmiyor. Patron ‘Kar kârdır’ diye düşünüp bir kişi daha çalıştırmıyor. Haftalık izin istediğimde ise ‘Zaten dokuz ay iş yapmıyorum, sadece üç ay kazanıyorum’ diye yakınmaya başlıyor. Adadaki patronların üç ayda kazandığını biz işçiler yıllarca çalışsak kazanamıyoruz.
Patronun özel işi de işçinin mesaisi: 'Pansiyonda iş bitiyor, 80 yaşındaki annesinin bakımı başlıyor'
Emekçiler, bitmeyen mesainin yanı sıra patronların kişisel işlerini de yapmak zorunda bırakıldıklarını anlatıyor:
Türkan: Patronun 80 yaşında alzheimer hastası annesi vardı ve onun bakımını da bana yüklemişti. Pansiyonda üç kişinin yapacağı işi tek başıma yaptıktan sonra bir de annesinin bakımını yapmaya gidiyordum.
İlke: Ben birçok çalışanın patronun kişisel işlerini de yaptığını biliyorum. Ben de daha önce yaptım. Yine otelde çalışıyordum ama patronumun evini temizlemeye gidiyordum ya da akşama rakıya misafirleri gelecek diye meze istiyordu ve yapıyordum. Şimdi daha net bir sınır çekiyorum ama sürekli azarlanma ve kovulma korkusuyla bunu yapıyorsunuz. Mesela benden bir önceki çalışan patronun gömleklerini de ütülüyormuş bana gömleğim nerede derse bile tersliyorum artık. İki kere kavga ettik, artık soramıyor.
'Bazen doymak için müşterinin önünden gelen yemekleri yemek zorunda kalıyorduk'
İlke: Sezon işinde konaklama ve yeme içme karşılanıyor. Ya da böyle söylüyorlar ancak bu koşulları da konuşmak gerek. Bozcaada’da ilk çalıştığım yerde kadın personel için patronun evinin bodrum katına üç yatak koymuşlardı ve yastık ya da pike bile yoktu. Bunlar sağlanacak idare edin dendi ama bodrum katı, evden ayıran bir kapı bile yoktu, biri kafasını uzatsa sen gözüküyorsun. Yine çalıştığım bir restoranda, aşçı işler yetişmiyor diye personel yemeği çıkaramadı ve bize o gün karpuz peynir verdiler. Sonra kapanışa yakın patron arkadaşlarıyla geldi ve kendilerine pirzolalarla, mezelerle donatılmış bir masa hazırlattılar. Mekân kapandı, müşteriler gitti ama biz patrona servis yapmaya devam ettik. Saat kaç oldu hatırlamıyorum ama sabah 8’de tekrar mesaiye başlamıştık.
Ayşe: Evet konaklama var ancak koşullar çok kötü. Böceklerle beraber yaşıyoruz. Hijyenden bahsetmek mümkün değil. Günde iki öğün yemek var ama asla doyurucu değil. Bazen doymak için müşterinin önünden gelen yemekleri yemek zorunda kalıyorduk.
Dilan: Adada ilk çalıştığım otelde dört kadın ranzalı bir odada kalıyorduk. Bana verilen yatak o kadar kötüydü ki en ufak hareket ettiğimde bile çok ses çıkarıyordu. Gece arkadaşlarım uyanmasın diye bazen yatakta sağa sola dönemiyordum. Sonrasında pansiyonda çalışmaya başladığımda kaldığım yerin durumu da çok farklı değildi. Yatak yine eskiydi, oda da çok rutubetliydi. Dinlenmek için kaldığımız yerlerde bile doğru düzgün koşullarımız yoktu.
soL Haber, görünenin arkasındakilere, gerçeklere odaklanıyor. soL, hiçbir yerde görmediğiniz, göremeyeceğiniz içerikler hazırlıyor. Bu haberlerin daha da artması, güçlenmesi okurumuzun verdiği destekle mümkün. Siz de abone olun, soL'un haberlerine güç verin.
'Bir de bunlara maaş veriyoruz'
Tüm bu ağır çalışma koşullarının yanında patronlar, işçiye verdikleri ücreti de çok görüyor.
Saatlik ek mesai hesaplandığında çoğunun asgari ücretin altına çalıştığını belirten İlke, patronların ödedikleri maaşı bile çok görmesini şöyle anlatıyor:
Geçen günlerde ben artık grev yapmak istediğimden bahsederken masaya bir patron oturdu ve ‘Buraya gelen personel de zaten düzgün çalışıyor olsa sürekli işi olur, buraya gelmez. Bedava kalacak yer ve partileme arıyorlar, bir de bunlara’ maaş veriyoruz’ dedi. İşçiye bu gözle bakıyorlar ve sürekli
yakınıyorlar. Hele ki sezon yoğunluğunu da patronlardan dinlemek gerek; her sene düşen kârlarından yakınıyorlar.
Ayşe ise patronunun “cömertliğini” şöyle ifade ediyor: “Bir gece, restoranın çok yoğun olduğu bir gün patron bir milyona yakın bir para kazandı. Ve o gün çok kazanınca dayanamadı, on beş saattir aralıksız çalıştırdığı tüm çalışanlara soda ısmarladı.”
'Kötü koşullara razı olmak zorunda değiliz'
Adadaki ağır çalışma koşullarına mahkûm olmadıklarını belirten İlke, mücadele çağrısında bulunuyor:
"Sadece Bozcaada’da değil, her yerde patronlara para kazandıran biziz. Bizden koca bir yaşam çalıyorlar. Nereye gitsek benzer sorunlarla, sürekli haksızlıklarla karşılaşıyoruz. Kötü koşullara razı olmak zorunda değiliz. Patronlar, servetini biz işçilere borçlu. Tüm bu kötü koşullara dikkat çekmek için 1 Eylül’de bir günlük iş bırakma eylemin yapacağımı söylediğim için 31 Ağustos’ta işime son verildi. Bu gösteriyor ki tek bir işçinin dahi ses çıkarmasından patronlar çok korkuyorlar; tek bir çatlak ses dahi çıkmasın, düzenleri bozulmasın, mücadele büyümesin istiyorlar. Biz emekçilerse aslında birlikte hareket edersek patronları dize getirmenin mümkün olduğunu böylece görüyoruz."
'Ne kadar örgütlü ve kalabalık olursak, o kadar güçlü oluruz'
Örgütlülüğün ve mücadelenin tek seçenek olduğuna işaret eden Türkan ise şöyle diyor:
"Bizim gibi Bozcaada’da çalışan ve ağır çalışma koşulları altında hakları gasp edilen tüm turizm emekçilerini Patronların Ensesindeyiz’e ulaşmaya vebirlikte mücadele etmeye çağırıyorum. Sezon boyunca bizim sırtımızdan kazandıkları paralarla sefa süren patronların bu düzeni sürdürmesine izin verdikçe, her yıl daha kötü koşullarla karşılaşıyoruz. İnsanca yaşamak için; emeğimize ve haklarımıza sahip çıkmak zorundayız. Ne kadar örgütlü ve kalabalık olursak, o kadar güçlü oluruz.”
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.