Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bir tutku ve kavga eseri: Biri Hiçbiri Binlercesi

Nevzat Evrim Önal, Yapıcılar'ın yeni albümünü soL okurları için yazdı: 'Öfkeliyken neşeli, hüzünlüyken alaycı, endişeliyken güven veren bir olgunluk var şarkılarda.'

Nevzat Evrim Önal

Yayın Tarihi: 11.09.2022 , 09:05 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Müsaadenizle lafı biraz uzatarak başlayacağım…

Tarihe insanlığın uzun yolculuğu desek ve bu benzetimi detaylandırmak istesek, yolculuğun son yirmi yılının engin bir çölden geçtiğini de söyleyebiliriz.

Kültürel ve sanatsal anlamda yozluk yeni bir şey değil. Bugün, o günleri hiç yaşamamış gençler eğlensin diye partileri düzenlenen 80’lere eleştirel bir gözle baktığınızda, örneğin pop şarkıların sözlerini dikkatlice incelediğinizde, şaşırtıcı derecede pervasız bir yozlaşma, sorunları umursamama ve bencilleşme çağrısı görürsünüz. Ama 80’ler yoz olsa da bu yozluk, beceriyle icra edilmiş bir yozluktur; akılda kalıcı ve akıl çelicidir.

Güncel popüler kültür ise sadece yoz değil, her türlü nitelikten, beceriden yoksun bir kalitesizlik yığını artık. İşçinin patron, emeğin sermaye, insanlığın sömürü karşısındaki uzun yenilgisi ve geri çekilişi popüler kültürün de ideolojik önemini azalttı ve düzenin rotatifleri, kameraları ya da ses mikserlerinden çıkan kültür nesneleri artık sadece yığınlar halinde rafa konup satılması için üretiliyor. Sonuç edebiyattan sinemaya, bilgisayar oyunlarından müziğe her yerde sığlaşma. Akılda kalmıyor, kalıcı izler bırakmıyor, aksine uçup gidiyor; uçup gidiyor ki, hemen bir sonraki tüketilsin.

Çöl böyle büyüyor. İçinde yaşadığımız özel mülkiyet uygarlığı, kendi zenginliğinin altında beli bükülmüş yürüdükçe, ayağını bastığı her yer kuruyup çölleşiyor.

İyi de, insanız hepimiz. Estetik olanı arzulamak da, aramak da içimizden geliyor. Çöle, hiçliğe boyun eğmeyeceksek ya da kendimizi sadece geçmişin güzelliklerine nostaljiyle avutmayacaksak, güzeli nerede arayacağız?

Bunun iki unsuru olduğunu düşünüyorum: Çölleşmeyle kavga etmek ve tutkularımızı gemlememek.

Bu iki unsurun bir çift olduğunu ve tek tek işlemeyeceğini de vurgulamak istiyorum. Sadece çölleşmeyi reddedip, onunla tutkusuz kavga edenden estetik çıkmaz. Çıksa çıksa izleyicisine parmak sallayan bir “öğreten adam” sevimsizliği çıkar. Çölleşmeyi kabullenip buna rağmen tutkusunu korumaya çalışanlar ise kendilerini tutkularına yakıt yapıp tüketmek zorunda kalır. Bir an için parlayan, sonra kayan bir yıldız gibi gencecik ölen yüzlerce insan buna delildir.

***

Yapıcılar kolektifinin yeni albümü Biri Hiçbiri Binlercesi, bence bu çiftin, tutkunun ve kavganın sıra dışı
bir bileşimini sunuyor.

On dört şarkıdan, altmış küsur dakikadan oluşan bir opera var karşımızda. Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan ilham alınmış, ama ne bir taklit söz konusu ne de bir uyarlama. Yalnızca düşünsel yaratım yöntemi ortak: her şarkı bir manzara, her şarkı kendi başına dinlenebilir, ama yan yana geldiklerinde bir büyük resim oluyor ve bir büyük öykü anlatıyorlar. Bizim öykümüzü. Ve öykümüz, “Uykudan Önce” şarkısıyla açılıyor, “yanıtı arıyordu telefonun ekranında, kabuğuna hapsolacaktı bir kez daha…”

Grup üyelerinden Ulaş Özer, bir röportajda “ifade etmek istediğimiz şeyi en iyi şekilde nasıl ifade edebiliriz?” sorusunun grup için daima belirleyici olduğunu söylüyor. Bu itki, tüm albüme içkin ve ona ruhunu veriyor. Eser, “Göçmen Çocuğun Şarkısı” akarken bir rock opera oluyor, “Bizimkilerin Şarkısı”nda Sefiller müzikalini uzaktan anımsatan bir marş coşkusu kazanıyor, “Elemtere Fiş”te ise “derler ki zenginin malı züğürdün çenesini yorar, güzel hatırınız için ben yorulayım bu sefer” deyip hiciv dolu bir vodvile yakışacak, olağanüstü bir resitatife giriyor. Ondan fazla enstrüman, yüzden fazla insanın emeği… Şaşırtıcı bir estetik derinlik var albümde, ama dinleyicisini bu derinlikle abandone edip oturduğu yere çivilemeye çalışmıyor; usulca koluna girip, adımlarını müziğe uydurup yürümeye davet ediyor.

Bu güzellik, arkasında tutkulu bir kavga olmasaydı, sadece satılsın diye yaratılamazdı. Ama “satılmasa da olur, ben dilediğimi yapayım” biçiminde kendine odaklı bir amatörlük değil söz konusu olan. Ne yaptığını gayet iyi bilen, başka tür, tutkulu bir profesyonelliğin eserini dinliyoruz. Öfkeliyken neşeli, hüzünlüyken alaycı, endişeliyken güven veren bir olgunluk var şarkılarda. 

Kendi adıma, Yapıcılar’ın yeni albümü Biri Hiçbiri Binlercesi’ne çölde bir vaha bulmuş gibi sarıldım. Beni eğlendirdiği, bana çeşit çeşit duygu yaşattığı kadar güzeli nerede aramamız, nasıl üretmemiz gerektiği konusunda düşünmeye de sevk etti. Şimdi heyecanla, bir sahneyi nasıl dolduracağını, şarkılarda anlatılan öyküler bir yandan oynanırsa nasıl heyecanla izleyeceğimi düşünüyor; ilk konser duyurusunu bekliyorum.

Mutlaka dinleyin, pişman olmayacaksınız.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.