Sayfa yolu
Bir özelleştirmenin öyküsü: Şaka değil, gaflet...
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Canan Işık
Yayın Tarihi: 07.12.2025 , 10:34 Güncelleme Tarihi: 09.12.2025 , 09:03
“Bir kereden bir şey olmaz” mottosuyla yolunu alan Demirel ve Özal'ın miras olarak aldığı ve elek haline getirdikleri bir anayasa bıraktığını unutmamak gerek. Kentsel imar uygulamaları delik deşik edildi, yargı da buna eşlik etti.
Ankara'nın en değerli kamu arazilerinden biri olan Çayyolu'ndaki arazinin satışının öyküsünü dün soL'da oldukça ayrıntılı şekilde aktarmıştık. Bugün ise ilgili imar planı değişikliği ile ilgili kararın meslek odaları tarafından yargıya taşınmasını ve yargının bu süreçte patronların yanında nasıl saf tuttuğunu detaylarıyla anlatacağız.
Danıştay Altıncı Daire imar hukuksuzluğunun kitabını yazıyor
Danıştay 6. Daire’nin bu dosyada aldığı tutum, Türkiye’de şehircilik disiplininin nasıl siyasal kararlarla bastırıldığını açık biçimde gösteriyor. Çünkü bilirkişi raporunun ortaya koyduğu tüm tespitler —vadi tabanı niteliği, ekolojik sürekliliğin kopması, yoğunluk artışının plan bütünlüğünü bozması, ulaşım–donatı yetersizliği, jeolojik ve topografik riskler— şehircilik biliminin temel kabulleri ve yönetmeliklerle birebir uyumluyken, Danıştay bu bilimsel tespitlerin hiçbirini esas almadı.
Dahası, teknik uzmanlık gerektiren sorulara kendi yorumuyla hüküm kurarak, adeta bilirkişi yerine geçip şehircilik biliminin yerine kendi değerlendirmesini koydu. Oysa şehircilik; plan hiyerarşisi, mekânsal analiz, taşıma kapasitesi, donatı standardı, ekolojik eşikler ve ulaşım bütünlüğü gibi kavramlarla çalışan disiplinlerarası bir bilimdir.
Mahkemenin, bu bilimsel metodolojiyi dikkate almadan “planlamanın dinamikliği” gibi muğlak bir ifadeyle yoğun yapılaşmayı meşrulaştırması, bilimsel bilgi karşısında siyasal tercihin üstün kılındığını gösteriyor.
Bu karar, bilirkişinin teknik uyarılarının neden görmezden gelindiğine değil, şehircilik bilgisinin neden siyasal bir tehdide dönüştüğüne işaret eder; çünkü bilimsel analiz, rant üretimine dayalı mekânsal müdahaleleri görünür kılar. Böylece yargı, bilimsel planlama ilkelerini korumak yerine, sermaye yönelimli mekânsal tasarrufu hukuki kılıfa büründürmüş olur. Bu durum yalnızca bir bilirkişi raporunun reddi değil; Türkiye’de şehircilik disiplininin yargı eliyle etkisizleştirilmesidir.
Şaka gibi değerlendirme
İmar planlamalarında bilim insanlığı yapan kişilerden oluşan bilirkişi; "1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında dava konusu taşınmazında içinde bulunduğu alanın vadi ile birleşen yeşil alan sürekliliğinin olduğu bir alan olduğu ve planın açık ve yeşil alanlar ile vadi tabanlarının korunması ilkesini benimsediği, dava konusu 1/25.000 ölçekli plan değişikliğinin yeşil alan sürekliliğini bozarak yoğun yapılaşma getirmesinin 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planının ilgili hükümlerine ve plan bütününe ilişkin ilkelerine aykırılık taşımaktadır” derken; Danıştay Altıncı Daire; 1/25000, 1/5000 ölçekli nazım imar planları ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin birbiriyle uyumlu olduğunu söylüyor. Bu bir şaka gibi…
Bilirkişi raporuna itibar etmedik itirafı
Hızlarını kesmiyorlar, dava konusu alanın Milli Savunma Bakanlığına tahsisli iken artık ihtiyaç kalmaması nedeniyle plan değişikliğinin yapıldığı, dolayısıyla plan değişikliğini gerekli kılan unsurların oluştuğu ifade ediliyor.
"Planlama yapıldıktan sonraki süreçte değişen şartlar nedeniyle artık ihtiyaç kalmayan tahsisli alanların boş ve atıl bırakılmasının kamu yararına aykırı olacağı açıktır" deniliyor.
"Planlamanın dinamik yapısı gereğince değişen şartlar ve koşullara göre artık ihtiyaç duyulmayan bu alanların çevresiyle uyumlu olarak planlanarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu alanın çevresinde yapılaşmış konut alanlarının bulunduğu görüldüğünden 1/25000 ölçekli nazım imar planı değişikliğiyle orta yoğunlukta gelişme konut alanı olarak belirlenmesinin bölgedeki yapılaşmalar ile uyumlu olduğu sonucuna varılmaktadır" diyor.
Bu durumda, planlamanın dinamik yapısı göz önüne alındığında sınırlı bir alanda ve bölgesiyle uyumlu olacak şekilde yapılan plan değişikliğinin 1/25000 ölçekli nazım imar planı hükümleri ve genel ilkelerine aykırı olduğundan bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşıldığından bilirkişi raporundaki "BU KONUDAKİ TESPİTLERE İTİBAR EDİLMEMİŞTİR" deniliyor.
soL kent suçlarına, halka ait olan alanların yargı ve iktidar eliyle patronlara teslim edilmesine karşı haberlere imza atmaya devam ediyor. Okurlarımızı bu haberlere güç vermeye, soL'a abone olmaya çağırıyoruz.
Bilirkişi raporunda, "Dava konusu 1/5000 ölçekli plan ve 1/1000 ölçekli plan aynı ayrıntı düzeyinde oluşturulduğu, oysa uygulama imar planları, nazım imar planlarının ayrıntılandırılarak, sürecin pratik yönünün ağır bastığı, ölçü alınabilecek ayrıntıda geliştirilen, biçim, büyüklük gibi mekânsal unsurları ayrıntılı olarak içeren planlar olarak geliştirilmesi gerektiği" tespitine dikkat çekerken; Danıştay Altıncı Daire; dersine iyi çalışmış bir örnek daha veriyor ve "1/5000 ölçekli nazım imar planında genel kullanış biçimleri gösterilirken 1/1000 ölçekli uygulama imar planında emsal değeri, kat yüksekliği, kullanım fonksiyonlarının içinin doldurulması gibi düzenlemelerin yer aldığı görüldüğünden planların birbirinin aynısı olmadığı, uygulama imar planı ve plan notlarında uygulamaya yönelik düzenlemelerin yer aldığı ve uygulama imar planının yeterli ayrıntıda düzenlendiği anlaşıldığından bilirkişi raporundaki bu TESPİTE İTİBAR EDİLMEMİŞTİR." diyor.
Bilim insanları ne diyorsa yargı tek tek itiraz ediyor
Bilim insanları, “Plan değişikliği ile getirilen ilave nüfus için mahalledeki eğitim ve sağlık alanlarının yeterli olup olmadığı, sosyo-kültürel tesis alanları ile ibadet alanlarının yeterli olup olmadığı gibi konulara ilişkin olarak imar planı değişikliği sosyal ve teknik altyapı etki değerlendirme raporu kapsamında altyapı yeterlik analizi yapılmadığı, mevcut planlarla oluşmuş olan yapılı çevredeki nüfusun gereksinimi dikkate alınarak sosyal donatı alanları ve altyapıya ilişkin bir yeterlilik analizi yapılmamış olmasının Mekânsal Planlar Yönetmeliği kapsamında bir eksiklik ve yönetmeliğe aykırılık anlamına geldiği" tespitlerine yer verirken; Danıştay Altıncı Daire; "Özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara yönelik her tür ve ölçekte plan ve/veya plan değişikliğini yapma yetkisinin 3194 sayılı Kanunun 9. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Özelleştirme İdaresi Başkanlığına ait olması ve bu yetkinin yalnızca özelleştirme programına alınan taşınmazlarla sınırlı bir yetki olması karşısında, plan açıklama raporunun ve plan değişikliğinin gerekçelerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir. 214.220,57 m2'lik planlama alanının 74.050,80 m2'lik kısmının sosyal ve teknik altyapı alanı olarak ayrıldığı bu itibarla dava konusu imar planı değişiklikleri ile alana getirilen yoğunluğun çevredeki sosyal donatı dengesini bozmadığı, donatı alanları açısından ilave bir artış gerektirmediği ve ihmal edilebilir boyutta olduğu" sonucuna ulaşılmıştır.
Yer seçimine bilimsel itiraza ilginç yargı yorumu
Bilim insanları, "taşınmazda öngörülen konut alanı yapılaşma koşulları çevrede öngörülenler ile farklılaşma göstermese de, planlama alanında öngörülen diğer kullanımlardaki belirsizlikler, üst ölçekli planda yeşil alan sürekliliğinin kurgulandığı bir alanda yapılaşmanın öngörülmesi plan sürekliliğini ve bütünlüğünü, dolayısıyla çevre ve imar bütünlüğünü olumsuz etkilediği, planlama alanında bir vadinin bulunduğu, jeomorfolojik özellikleri nedeniyle de konut gelişme alanı kullanımı açısından davaya konu taşınmazın doğru bir yer seçimi olmadığı, yüksek eğime sahip olan bu alanda yapılaşma yerine açık alan kullanımı şehircilik ilkeleri ve sağlıklı kentleşme açısından daha doğru bir yaklaşım olduğu" tespitlerine yer verirken; İmar uygulama planlarının teknik bilirkişisi gibi davranan yargı; "Bilirkişi raporunda, planlama alanı içinde vadi bulunduğu belirtilmiş ise de, dava konusu planlarda bu kısma rekreasyon alanı kullanımı getirildiği, bunun yanı sıra 28/09/2011 tarihinde onaylanan jeolojik ve jeoteknik raporda, çalışma alanının önlemli alan (ÖA-2.1:önlem alınabilecek nitelikte stabilite sorunlu alanlar) olarak sınıflandırıldığı ve bu alanlarda her tür bina için parsel bazında zemin etüdü raporu hazırlanacağının, yer altı su seviyesine, zeminin oturma, şişme, sıvılaşma, taşıma gücü özellikleri ile diğer jeoteknik özelliklerine yönelik hesaplamaların yapılacağının belirtildiği, ancak yapılaşma koşullarına yönelik herhangi bir sınırlamaya yer verilmediği görüldüğünden YER SEÇİMİNİN UYGUN OLDUĞU SONUCUNA VARILMIŞ OLUP TESPİTLERE İTİBAR EDİLMEMİŞTİR" deme gafletinde bulunmuştur yargı.
Yargı bilimin de yerini aldı, patronlar ne isterse o
"Dava konusu plan değişikliği kararları ile bölgeye gelecek olan ek nüfusun araç kullanımı ve bunun ulaşım sitemine etkisine yönelik bir değerlendirme plan açıklama raporunda ve imar planı değişikliği sosyal ve teknik altyapı etki değerlendirme raporu yer almadığı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında araçların giriş-çıkış açısından çevredeki şebekeye nasıl bağlanacağı, diğer bağlantılarla nasıl ilişkileneceği konuları çözümlenmediği dolayısıyla taşıt sistemi ve dolaşımı açısından uygulama imar planındaki ulaşım şeması da yetersiz kalmaktadır" bilimsel bilgisini vermesine rağmen,
Danıştay Altıncı Daire Yargı mensupları; "sadece özelleştirme kapsamında bulunan taşınmazlarla sınırlı şekilde planlama yapılması mümkün olduğundan, bölgede onaylı imar planlarında öngörülen ve taşınmazlarda son bulan taşıt yollarının, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı sınırları içinde devam ettirilerek erişim sağlayacak şekilde sürekliliğinin sağlandığı görüldüğünden, planlama alanında ayrılan yolların planlama tekniklerine ve ulaşım planlamasına uygun olduğu anlaşılmıştır" diyerek ihtisasları olmadığı halde verilen bu şehircilik kararı akıl durgunluğudur.
Yargının trajikomik hali
"İmar planlarının şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına uygun olduğu sonucuna varıldığından yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır" derken yargı mensuplarının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları konusundaki ihtşisaslaşmış(!) hali trajikomik bir durumdur.
Danıştay’ın, alanında uzman bilirkişilerin bilimsel ve teknik değerlendirmelerini göz ardı ederek aldığı karar, şehircilik disiplininin birikmiş deneyimini ve kamu yararı kavramını görmezden gelen bir tutumun göstergesidir. Bu yaklaşım, kentsel mekânın kolektif bir yaşam alanı değil, hukuki yorumların dar çerçevesine sıkıştırılmış bir “arazi parçası” olarak ele alınmasına yol açmaktadır. Oysa şehircilik, kent hakkını, ekolojik dengeleri, toplumsal ihtiyaçları ve mekânsal adaleti önceleyen bütüncül bir kamusal iradeyi temsil eder. Bilimsel bilginin yerine idari takdirin geçirilmesi, karar üretim süreçlerini demokratik ve toplumsal denetimden uzaklaştırmakta; kentlerin sermaye baskısıyla biçimlenen neoliberal dönüşüm dinamiklerine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle söz konusu karar, sadece teknik bir uyuşmazlığın değil, kente ilişkin kamusal değerlerin, toplumsal ortak yararın ve kolektif yaşam hakkının geriye itilmesinin somut bir örneği olarak okunmalıdır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.