Sayfa yolu
Bir koltukta daha fazlasını taşımak: 'O zaman sıcak suyumuz da olur' diyen karpuz işçilerinin hikayesi
Yayın Tarihi: 15.06.2022 , 11:28 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Suruç, Urfa'nın sınır ilçelerinden. Hemen karşısı Kobanê. Fırat Nehri'nin yanı başındaki bu ilçe suyun nimetlerinden mahrum. Dolayısıyla da birçok insan Suruç'tan farklı şehirlere mevsimlik işçi olarak çalışmaya gidiyor. Bir kısmı tarımda bir kısmı inşaatta. Turizm sektöründe çalışanların sayısı da artıyor her geçen yıl. Çaresiz bir ifade olarak "ne iş olsa yaparım ağabey" sözü tek belirleyen aslında. Emekçiler ailelerine beş kuruş fazlasını götürebilmek için her şeyi deniyor.

Tarsus da Urfa gibi sıcak. Urfa'dan Çukurova'nın bu bereketli topraklarına tekrar gelen mevsimlik işçiler Berdan Çayı'nın Akdeniz'e döküldüğü ovalarda gece gündüz demeden çalışıyor. Çünkü bir tür maraton koşusu bu. "Başla" sesi duyulduktan sonra başlıyor her şey... Karpuz sezonu bitmeden kamyonlara yüklenecek her bir karpuz Suruç'ta kış günlerinde yakacak kömüre, pencereden sızan sarı bir ışığa ya da sofrada bölüşülen bir ekmeğe dönüşecek.
Eyüp ve Müslüm karpuz sezonunda çalışan binlerce emekçiden biri. Antalya'da başlayan sezon şimdi hafif doğuya doğru kayarak devam ediyor. Şimdilik adresleri Mersin Tarsus. Adana ve Antep derken sezon yarılanacak, sonra daha serin memleketlerde hasata devam edecekler. "Buradan sonra istikamet önce Bursa sonra da Konya olacak" diyorlar.

'Batı'da gördüğümüz imkanlara sahip olsak belki daha güzel işler bulacaktık'
"Valla kusura bakmayın böyle dediğim için ama Batı'da gördüğümüz imkanlara sahip olsaydık böyle perişan kalmazdık belki diye düşünüyor insan. Biz böyle çoğu zaman bir çatıdan ibaret okullarda okuduk. Buraya kadar getirdik. Şimdi buralarda sürünüyoruz" diyor Eyüp.
Peki ya memlekette iş bulsaydın? Kalır mıydın?
"Gezmeye gelmek isterdim tabii ama taş yerinde ağar abicim. Ne işim var buralarda. Ne kaldığımız yer belli ne yediğimiz yemek. Yeri geliyor bir hafta duş alamadığımız oluyor. Her şeyden önce insan yerine konulmuyoruz. Ne patronlar insan gözüyle bakıyor ne de sokağa çıkınca sokaktakiler. Kendimizi yabacı gibi hissediyoruz. Bak mesela burada bir sürü fabrika var, iş var. Ama Urfa'da ne var? Suruç'ta kalsam aç kalırım."
"Hükümet milletin anasını ağlattı"
"Piyasa ne durumda? Yevmiyeler geçen seneye göre nasıl?" diye sorunca gözleri büyüyor sinirden Müslüm'ün:
"Abi geçen sene aldığım yevmiyeden biraz fazlasını alıyoruz yalan yok. Geçen sene 100 liraysa bu sene 200 ya da 250 civarında yevmiyecilerin aldığı. İyi de benim yevmiyem iki katına çıktı da mazot, ekmek, su, elektrik hepsi 10 katına çıkmış. Bir poşet ya bir poşet. Marketten geçen gün bir poşet yiyecek aldım. Öyle zeytin, peynir domates salatalık. Adam diyor 50 lira.
E şimdi bir kişinin bir öğünü 50 lira mı olacak? Ben günde 12 saat kamyona karpuz yüklüyorum. Sonra da kalkıp market market ucuz zeytin mi arayacağım? Valla hükümet milletin anasını ağlattı. Kimse önünü göremiyor."
İki ay daha Tarsus'talar. Sonraki istikamet Bursa Karacabey. Ardından Muş, Konya, Diyarbakır... Artık karpuzun yetiştiği tarihe göre ardı sıra takip ediyorlar. Ne kadar sürüyor diye sorunca "4-5 ay sürüyor bizim sezonumuz" diyorlar.

'Eskiden tüm kışı kurtarmak için ailece birlikte çalışırdık. Ama şimdi geçinemiyoruz'
Eyüp, sezon boyunca çalıştıkları güzergahı anlatırken "Eskiden bazen tüm aile gelinirdi. Çadılar kurulurdu. Ama şimdi tüm aile gelince masraf artıyor. Mesela az önce 5 kişi ekmek arası yedik 250 lira tuttu. Abi böyle geçim nasıl olsun? Suruç'ta yevmiyeler daha düşük. Kışın orada çalıştığımızla masrafımızı çıkarmaya çalışıyoruz. Ama eskisi gibi değil. Mevsimlik diyoruz ya. Mevsimlik falan değil artık. Yazın çalıştığınla kışın geçinemiyorsun. Şanslı olanımız memleketinde iş buluyor, bulamayan da gurbette gezmeye devam ediyor" ifadesini kullanıyor.
"Bak sabahtan beri köpek gibi çalışıyoruz. Her yanımız toz, toprak. 5 tane dürüm yedik 250 lira. Doyduk mu? Yoo, masraf artmasın diye devam edeceğiz çalışmaya." diye ekliyor Eyüp.
Bugün kaç kamyon yüklediniz diye sorunca "Bugün iki tır bir de kamyon yükledik. Biz zaten kilo ya da tarladaki metrekare ile değil, yüklediğimiz kamyon başına para alıyoruz. Bugün toplam iki tır, bir de kamyon yükledik. Toplamda aldığımız para 3000 bin lira." diyor Müslüm. Peki ne kadar kalıyor elinize sorusuna "Böl abi işte sekize. Bazen günlük yevmiye 100 lira oluyor bazen de 250 liraya 300'e çıkıyor" diye tamamlıyor sözlerini
'7 gün önce geldim, hala banyo yapamadım'
"Mesela ben 7 gün önce geldim ama hala sıcak su bulamadım. Burada hemen hemen herkes aynı durumda. Arka tarafta derme çatma bir duş alma yeri yapmışlar, içine hayvan bağlasan durmaz. Onda da her gün sıcak su yok ya da bir iki kişi duş alınca su bitiyor. Koktuk hepimizi burada. Bak şimdi siz şahitsiniz. Geldik. Elimizi yüzümüzü yıkadık sadece. Ayaklarımızı yıkadık kaldık. Sıcak su yok. Geç saatte gelene banyo yok" sözleriyle yaşadıklarını özetliyor Eyüp.
Müslüm ise "Ben beş yıldır buraya geliyorum. Aynı yerde çalışmaya. Aynı perişanlık aynı sıkıntılar. Bak burada 15-16 yaşında küçükler de çalışıyor. Bazısı okulunu bırakmak zorunda kalmış, bazıları okulları erken bırakıp geliyor okul harçlığı çıksın diye. Geldik şimdi mesaiden elbiselerimizi dahi yıkamayamıyoruz" diyor. Eyüp ise bir yandan gülüyor bir yandan kızarak "Bırak elbiseyi kendimizi yıkasak yeter" diye tabloyu tamamlıyor.

'Bizi alıp işe ağam paşam diye götürenler iş bitince yüzümüze bakmıyor. Araçlarla gittiğimiz onca yolu iş bitiminde yürüyerek dönüyoruz'
"Bak sen gördün nerde çalıştığımızı. Burya kaç km uzakta? Kaç otostop yaptık? Kaç km yayan yürüdük. Tarlaya çağırırken "ağam paşam gel" diyorlar, iş bitiminde yaya dönüyoruz kaldığımız yerlere. Geldik yemeği de gördün. Vallaha utanamasan ağlarsın. O yemek insanın önüne konulmaz. Neyseki şu dayıdan allah razı olsun kalktı o yorgunlukta bir şeyler aldı yemek yaptı da karnımızı doyurduk.
Neymiş efendim İşçi servisimiz tamirdeymiş. Ama araç ne zaman tamirden çıkar ne olur ne biter kimseden haber yok" ifadesini kullanıyor Eyüp.
"Kaldığımız yer"
Mevsimlik işçilerle konuşurken bir kelime öne çıkıyor. Kaldıkları yer için "kaldığımız yer" dışında bir şey demiyorlar. Çünkü burası için söylenebilecek başka bir şey yok. Şantiye değil, konteyner değil, koğuş değil...

Kapruzların tartıldığı binanın içine ve arkasına yapılan bu geçici yerlerde kalıyor her biri. Kuru bir şilte üzerinde betonun üstünde yatıyorlar. Sağlık, hijyen gibi kelimelerin geçtiği sorulara sıra gelmiyor haliyle. Asgari olanın altındaki koşullara mahkum edilmiş durumdalar. Bu şartlarda kalan işçilerin kendi aralarında bir iletişimleri olmadığından dert yanıyorlar. Sohbetimizi bunun üzerine düşünerek tamamladık çaylar içilirlen. Her bir "kaldıkları yerde" mevsimlik işçilerin kendi aralarında iletişim kurdukları ve taleplerini her yerden yükselttikleri biçimler üzerine düşüncelere daldı her biri. "O zaman sıcak suyumuz da olur" dedi gülerek Eyüp.
Her birini gerçekleştirme sözüyle ayrıldık. Tekrar görüşme sözü vererek.
Fotoğraflar: Hazar Semizoğlu
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.