Sayfa yolu
Bir kentin kültürüne dokunmak: 'Kitapçı' belgeseli ve Tarsus
Yayın Tarihi: 26.11.2023 , 08:40 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Tarsus Türkiye'nin en ilginç ilçelerinden biri. Tarsusluların sevdiği haliyle de kenti.
Binlerce yıllık tarihiyle Anadolu'daki tarihsel birçok şeyin ilk mekanı olan Tarsus kendi başına bir araştırma konusu. İşte bu kente, kentin kültürüne şekil verenlerinden birisi de İsmail Kün. Namı diğer, Antik Sahaf.
Nazlı Berivan Ak'ın yazıp yönettiği "Kitapçı" belgeseli Tarsus'un önemli simgelerinden biri haline gelen Antik Sahaf'ın öyküsünü anlatıyor. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, popüler olanda değil kültürel olanda ısrar eden tüm kitapçıların öyküsü bu. İsmail Kün'ün ifadesiyle "bağımsız kitapçıların" öyküsü. Şehirden şekil alıp bir şehre şekil veren Antik Sahaf'ı, belgeselini çeken Nazlı Berivan Ak ve belgesele konu ve konuk olan İsmail Kün anlattı.
'Evlerimizden getirdiğimiz kitaplarla kuruldu Antik Sahaf'
İsmail Kün, Antik Sahaf'ın yola çıkış öyküsünü anlatırken "Antik Sahaf her şeyden önce bir bağımsız kitabevi' diyor. Bu cümleyle başlıyor aslında tüm öyküsü kitabevinin ve sonradan onu anlatan belgeselin. Ekliyor:
"Bağımsız bir kitabevi olarak 1997 yılında Tarsus’ta, içine sadece küçük bir masa ve iki sandalye sığabilen bir dükkânda, evlerimizden getirdiğimiz kitaplarla kuruldu ve zaman içinde değişe dönüşe şimdiki halini aldı. Bizi diğer sahaflardan ayıran en önemli özelliğimiz, okurla aramızda salt satın alma eylemine dönük bir ilişki olmaması ve bu nedenle okur-sahaf aidiyetinin güçlü olmasıdır.
"Öyle ki, bir zamanlar kitap önerdiğimiz okurların çocuklarına hatta torunlarına kitap öneriyoruz artık. Birçok okurumuzun bu mekânla kurduğu özel bağ, kapıyı ilk açtığımız günden bu yana okuruyla büyüyen, okuruyla dönüşen fakat daha önemlisi okuruyla öğrenen bir sürecin yaşanmasını sağladı diyebilirim"
Peki belgesel fikri nasıl çıktı ortaya? Bu süreç nasıl gelişti?
Belgeselin yönetmeni ve senaristi olan Nazlı Berivan Ak'ın kitapçılarla ve sahaflarla olan ilişkisi belgeselden öncesine dayanıyor haliyle. Kendisinin çalışmalarının zorunlu bir uğrağı olmuş bu belgesel demek yanlış olmayacaktır. Berivan Hanım hem gazetelerde kaleme aldığı içeriklerle hem de yaptığı araştırmalarla birçok kültürel başlığa mercek tutuyor.
Berivan Ak belgesel sürecini anlatıyor: "Hem okur hem de yayıncı olarak okuma kültürünün yaygınlaşması, kitap görgüsünün kazanılması, bağımsız yazarlık-okurluk-yayıncılığın yaşaması ve gelişmesi için bağımsız kitabevlerinin kritik önemini biliyor ve savunuyorum, uzun yıllardır konuyla ilgili çalışmalar yapıyorum. Farklı illerden bağımsız kitabevleriyle çeşitli mecralar için söyleşiler yapıyorum, haber dosyaları hazırlıyorum. Yayıncı olarak ilk günden itibaren editörlüğünü üstlendiğim, tercüme ettiğim, yayımladığım kitapları bağımsız kitabevlerine ulaştırmayı, raflarında olmayı, arşivlerine girmeyi önemsedim. Yerli yazarlarımızla pek çok kitabevinde imzalar, söyleşiler yaptık, okur buluşmaları gerçekleştirdik. Kitap kulüpleriyle kitabevlerini mekân edindiğimiz yazar kahvaltıları, roman buluşmaları hazırladık, hazırlıyoruz.Tüm bu deneyim ve birikimimi 2021 yılında bir belgesele dönüştürmek üzere yola çıktım. Devamında çekimleri bir buçuk yıla yayılan bir dönemde tamamladım ve sonunda 2023 yılında ilk belgesel filmim Kitapçı izleyicilerle buluştu."
'İlk izlediğimde gözyaşlarımı tutamadım'
Antik Sahaf'ın emektarlarından İsmail Kün öneriyi ilk duyduğunda hem sevinmiş hem de şaşırmış. İster istemez hikayenin hem parçası hem de mimarı olmuş kendisi. Dolayısıyla da bir sorumluluk duygusuyla hareket ederek daha iyi bir sonuç almak için düşüncelere dalmış. "Emin misiniz? Doğru hikaye bu mu?" sorusu aklında dolanıp durmuş sürekli.
İsmail Bey bu süreci anlatırken kitabevinin hemen ardında kitaplar arasında görmeye alışık olduğumuz tebessümüyle söze başlıyor:
"Önce çok şaşırdığımı ve tabii ki sevindiğimi itiraf edeyim. Sonra da içimde bir endişe belirmesine engel olamadım. Öyle ya Nazlı Berivan Ak, bütün birikimini bu işe yatıracaktı. Onu mahcup etmek istemezdim. Yılların arkadaşlığının, dostluğumuzun zarar görmesini istemezdim. Hatta uzun süren çekimler sırasında da her ortamda soruyordum, hem ekipten arkadaşlara, hem de kendisine 'Emin misiniz, doğru hikâye bu mu?' diye. Bu hisler içindeyken çekimler bitti, gerek montaj aşamasında ve gerekse diğer aşamalarda Nazlı’dan haberler almaya çalışıyor ve çalışmaların iyi gittiğini duydukça da seviniyordum. Belgeseli ilk izlediğimde gözyaşlarımı tutamadığımı itiraf edeyim."
'Okurlar kağıt kokusundan vazgeçemiyor'
Nazlı Berivan Ak da İsmail Kün de söze başlarken sürecin heyecan yarattığını hatırlatıyor tekrar. Anlaşılan o ki belgeseli kayda alanda da kayda girende de umutlu bir heyecan başlamış belgesel fikri ilk ortaya çıktığı andan itibaren.
Ancak belgesele de konuk olan bir soru beliriyor hemen. Özellikle de sahafların, yani sadece moda ya da popüler olanın, son baskısı yapılanın değil, sayfaları eskimiş, kitap kokusunun yıllandığı, belki ucuna köşesine bir not yazılmış ve bugün baskısı olmayan kitapların da bulunabildiği mekanların geleceği ne olacak?
Bu soruya bir cevap arayışı belki de değişmesini istemediğimiz okur-yazar ritüellerinin bir direnci bu belgesel. Ancak ortak nokta hem okuma tutkusu hem kitap kokusu. Esas gündem teknolojinin getirdiği yenilikler.
Nazlı Berivan Ak kritik bir tarihi, 2015 Frankfurt Kitap Fuarını hatırlatıyor ilkin ve sözü alıyor ve şu sözlerle açıklıyor aradan geçen kabaca 10 yılı:
"İlk Frankfurt Kitap Fuarı ziyaretimi hatırlıyorum, bilenler bilir, Frankfurt dünya yayıncıları için bir zirvedir, olası işbirlikleri, telif alışverişinden öte yayıncılık trendlerinin belirlenip tartışıldığı yerdir. 2015 yılıydı, e-kitap matbunun geleceğini kökünden değiştirip dönüştürecek, basılı kitap neredeyse plaklar gibi bir koleksiyon objesine dönüşecek, kâğıda veda etmenin zamanı geldi gibi görüşler seslendiriliyordu dünya yayıncıları tarafından. Yıllar geçti, farklı okuma modlarının yine matbu kitabı desteklediğini, iyi içeriğin biricik olduğunu ve kâğıt kokusunun vazgeçilmezliğini dünyanın tüm yayıncıları olarak gördük ve deneyimledik. Bu yönüyle kitabevleri de, sahaflar da var olmaya devam ediyor ve edecek, dönüşüyorlar, değişiyorlar, yeni yollar arıyorlar, ayakta kalmak için mücadele ediyorlar. Bence, sorunuzdan ödünç alarak söylüyorum, ‘teknolojinin dayattığı yenilikler’ değil ama kitabı, okumayı ve okutmayı öncelemeyen politikalardan çekinmemiz gerekiyor, çözüm ve çıkış yollarını da buradan yola çıkarak aramamız."
'Modern zamanların sahafları ve şaşırmayacak olduğumuz bir güne uyanmak'
Tezgahın hemen ardında, gözlüklerinin üzerinden bilgisayar ekranında yeni çıkan kitapları takip eden, yazarlarıyla telefonda sohbet edip imza günleri hazırlayan İsmail Kün öte yandan bir sahaf olmanın sahip olduğu tüm marifetiyle listeye bakmadan emin adımlarla raflara yürüyüp tek seferde koyduğu kitabı yerinde bulanlardan biri.
Evet ama "Nasıl olacak modern zamanların sahafları?" sorusu onun da gündemi. Kün, değişmeyen şeyde ısrarcı. Öğrenmenin ve okumanın kendisinin yol gösterici olacağına inanıyor.
"Sözünü ettiğiniz değişim ve başkalaşım süreçlerinde hiç değişmeyen ve değişmeyecek tek şeyin kişinin okuma ihtiyacının sürmesi ve devamlılığıdır bana göre. Gelişen ve dönüşen dünyada bilgiye ulaşma isteği olsun, kaliteli zaman geçirme uğraşı olsun, hayatımızı sorgulama ve anlamlandırma çabalarının sadece okumakla olmadığının, görsel ve işitsel teknoloji ürünleriyle de olabileceğinin farkındayım. Yani hem okuyacağız, okuduğumuzu dinleyebileceğiz ve izleyebileceğiz de ancak bütün bunların temelinde yine yazı olacaktır. Ancak yazmaktan vazgeçemeyeceğimize göre okumaktan da vazgeçemeyeceğiz. Bütün bu işitsel ve görsel teknolojilerin temelinde yazı vardır ve olacaktır. Gelecekte sahaflar nasıl dönüşecek bilmiyorum ama bu öğrenme çabamızın dinmeyeceğine sönümlenmeyeceğine inanıyorum. 'Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç' der Orhan Pamuk ünlü Kara Kitap’ta. Bu sözden el alarak, sahaflar için de şöyle söyleyebilirim; Her geldiğinde okurunu yeni keşiflerle şaşırtmayan sahaf, geleceğe kalamayacaktır. Okur sahafa gelirken her seferinde öncekinden daha farklı, daha yeni bir şey karıştırıp, okuyarak şaşırmak ister. Ya da bana öyle geliyor kendim için her zaman kurduğum cümledir, “şaşırmayacak olduğum güne doğmak istemiyorum”
'Tarsus kendi hikâyesinin başrolüne kendisi geçti'
Belgeselin konu açısından kimi zorlukları var. Tarsus bir ilçeden çok büyük, Türkiye'de yaklaşık yirmi vilayetten hacimli bir yer ama aynı zamanda az çok herkesin bir birini tanıdığı bir kent. Burada bir konuyu anlatmanın, dinlemenin kimi zorlukları var. Öyle ya herkesin az çok birbirini tanıdığı bir yerde birçok şey herkesin az çok bildiğiyle sınırlıdır. Derinleşmenin önünde zorluklar olur. Dolayısıyla da belgeselin konusu aynı zamanda öznesi haline de geliyor. Belgeselin yönetmeni bu zorlukları şu sözlerle aştığını anlatıyor:
"Alfred Hitchcock’un belgeselimin çekim aşamasında doğruluğunu daha da iyi anladığım çarpıcı bir gözlemi var. Ona göre kurmaca fimlerde yönetmen tüm güce sahip olandır. Belgeselde ise yönetmenin gücü dönüşür, film kendi izleğini kendi bulur. İlk belgeselim Kitapçı’nın çekimlerinde İngilizce'de 'serendipity' adı verilen pek çok anı yaşadım, mutlu tesadüfler, isabetli denk gelişler, şaşırtıcı buluşlardan bahsediyorum. Neredeyse film kendi şansını ve yolunu kendi çizdi, ben de ekibimle doğru anda, doğru yerde, doğru bir fikir için bulunmanın gereklerini yerine getirdim, böyle hissediyorum. Bu yönüyle odağında kitapçı İsmail Kün’ün ve kitabevi Antik Sahaf Kitabevi’nin olduğu bir düşünce deneyi, bir görsel hafıza çalışması olan Kitapçı, öznesini ve odağını aştı, şehrin dinamiklerini, geçmiş ve geleceğinde aradığı kimliği yansıtan bir kent belgeseline dönüştü. Kadim toprak Tarsus kendi hikâyesinin başrolüne kendisi geçti, ben de kitapçısıyla onu buluşturup kırk dakikalık bir filme dönüştürdüm."
'Bağımsız kitapçılar örgütleniyor'
Söyleşide laf dönüp dolaşıp sahafların ve kitabevlerinin yaşadığı sorunlara geliyor. İsmail Kün sorunlar deyince en başa okuma bağının azalmasını, okur-kitap ilişkisinin geriye gitmesini yazıyor.
"Hızlı yaşanan fiyat geçişleri, kâğıt ve kalıp gibi neredeyse bütün girdilerinin ithalata dayanması, pandemi günlerinde e-mağazaların tercih edilmesi" diyor sorunları sıralarken ve ekliyor: "Ülkede her biri diğerinden çok daha nemli görülen birçok vahim olay yaşanırken, yönetimde bulunanların kitap sektörünün sorunlarına yönelmesini beklemek bu günlerde elbette güç görünüyor. Hal böyleyken geçtiğimiz yıl içinde biz bağımsız kitapçılar da, en azından yan yana durabileceğimiz, birbirimizin sorunlarından haberdar olacağımız bir örgütlenmeye giderek, Bağımsız Kitapçılar Derneği’ni kurduk ve örgütlenme çalışmalarına başladığımızı buradan da duyurmuş olayım."
Okurlar bir süre daha belgeseli festivallerden ve özel gösterimlerden izleyebilecek. Nazlı Berivan Ak gösterimleri sosyal medya hesaplarından duyurduklarını belirtiyor. "Anlatmak istediğim başka hikâyeler, görsel dünyaya uyarlamak üzere geliştirdiğim
notlarım var, belgeselimin gösterim ve erişimine bu projeler için izleyeceğim yol biraz daha netleştiğinde karar vereceğim" diyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


