Sayfa yolu
Bir Hollanda kentinden Avrupa’nın savaş ekonomisine: Ede
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 01.09.2026 , 16:16
Elinizin altında internet varsa Hollanda haritasını açın ve Ede yazın. Ben de 7 Ağustos’ta duyurulan, 30 milimetrelik uzaktan kumandalı kuleyle donatılmış 69 yeni Boxer RCT30 zırhlı muharebe aracının haberini okurken yaptım. Haritada Utrecht ile Arnhem arasında, Veluwe’nin kıyısında sakin ve yeşil bir kent çıkıyor karşınıza. Hollanda’ya gezmeye gelenlerin yolu düşmüş müdür, burada yaşayanların kaçı özellikle gidip görmüştür bilmiyorum. Ben Ede’yi Arnhem’e gidip gelirken yol üstünde olduğu için biliyordum. İnsan haritaya bakarken buradan Alman ve Hollanda devletlerinin bütçelerine, Rheinmetall’in bilançosuna ve iki ülkenin aynı üretim zincirinde buluşmasına uzanan bir hikâye çıkacağını düşünmüyor.
Siparişin 35 aracı Almanya’ya, 34’ü Hollanda’ya gidecek. Böylece Hollanda’nın Boxer RCT30 siparişi 106’ya çıkıyor. Ortak Silahlanma İşbirliği Örgütü OCCAR’a göre yalnızca son on iki ayda Boxer programına yaklaşık 6,5 milyar avroluk yeni yatırım yapıldı. Araçların önemli bir bölümünün şasisi ise Ede’de üretilecek.
Boxer haberinin peşine düşünce Ede’nin askerî bir geçmişi olduğunu öğrendim. İlk iki kışla 1904’te kurulmuş. Demiryoluna yakınlığı, ucuz arazisi ve Veluwe’deki geniş tatbikat alanları nedeniyle tercih edilen kentte askerî varlık yüz yılı aşkın süre devam etmiş.
Ede’nin eski kışlalarıyla bugünkü Rheinmetall fabrikası arasında kesintisiz bir hat yok. Kışlaların kapanmasıyla şirketin Ede’ye taşınması arasında belgelenmiş doğrudan bir ilişki de bulunmuyor. Rheinmetall’in Stork’un askerî araç bölümünü satın alması ilk bakışta sıradan bir şirket devri: Bir Alman şirketi Hollandalı bir şirketin bölümünü satın alıyor, üretim birkaç yıl sonra Ede’ye taşınıyor.
Ama biraz yakından bakınca bu sıradanlığın içinden daha büyük bir hikâye çıkıyor. Fabrika Hollanda’da, şirketin merkezi Almanya’da; siparişi iki devlet birlikte veriyor, üretim iki ülkenin şirketleri arasında paylaştırılıyor, parası kamu bütçelerinden çıkıyor. Ede bu yüzden özel olduğu için değil, tam tersine bu ilişkinin ne kadar olağan hale geldiğini gösterdiği için anlatmaya değer.
Haritada yeşil, tarihte garnizon
Hadi, biraz tarihte dolaşalım.
Bugünün askerî işbirliği ile Nazi işgali elbette aynı şey değil. Benim burada baktığım, devletin askerî üretim için şirketlerle nasıl bir ilişki kurduğu ve bu ilişkinin zaman içinde nasıl değiştiği.
Alman ordusu 10 Mayıs 1940’ta Hollanda’ya girmiş; Ede de aynı günün akşamında Almanların eline geçmiş. Hollanda ordusu Grebbeberg ve çevresinde direnmeye devam etmiş; ancak ülke 15 Mayıs’ta teslim olmuş. Ede’deki kışlalar daha 12 Mayıs’ta Alman birlikleri tarafından kullanılmaya başlanmış. Hollanda ordusu için kurulmuş askerî altyapı birkaç gün içinde Wehrmacht’ın ve Waffen-SS’in barınma, karargâh ve eğitim alanına dönüşmüş.
Kraliçe ve hükümet Londra’ya geçerken parlamento devre dışı bırakılmış; bakanlıklar, belediyeler, polis ve mahkemeler Alman Reichskommissariat’ına bağlı olarak çalışmayı sürdürmüş. Devlet ortadan kalkmamış, işgal yönetiminin altında yeniden düzenlenmiş.
Şirketler doğrudan Alman mülkiyetine geçirilmemiş. Özel mülkiyet sürerken limanlar, demiryolları, fabrikalar ve işgücü Alman savaş ekonomisine bağlanmış. Büyük metal şirketlerinin askerî siparişleri kabul etmesinin önünü açan 4 Haziran 1940 tarihli Von Schrötter Protokolü bu ilişkinin önemli belgelerinden biriymiş. Bunu serbestçe alınmış bir ticari karar gibi okuyamayız: Ülke işgal altındaydı; işsizlik büyüyor, Hollandalı işçiler Almanya’ya gönderilmekle tehdit ediliyordu. Fakat işgalin yarattığı zor, şirketlerin bu siparişlerden kazanç sağlamadığı anlamına da gelmiyor. Zor ile çıkar aynı düzenin içinde buluşmuş.
Alman ve Hollanda sermayesinin bağları işgalle başlamamış. Almanya’nın sanayileşmesi Rotterdam limanını ve Hollanda ticaret sermayesini büyütmüş. İşgalin ilk bir buçuk yılında Alman şirketlerinin yetiştiremediği siparişlerin bir bölümü Hollanda’daki fabrikalara aktarılmış, birçok şirketin kârı yükselmiş. Fakat bu hareketlilik Hollanda halkının yaşadıklarını anlatmıyormuş. 1942’den itibaren sömürü ağırlaşmış; halk için üretim gerilemiş, yüz binlerce Hollandalı Almanya’da çalışmaya zorlanmış. Yahudiler sistemli biçimde mülksüzleştirilmiş, sürülmüş ve katledilmiş.
Rheinmetall’in Alman devletiyle ilişkisi İkinci Dünya Savaşı’ndan da eskiymiş. Şirket 1889’da Alman İmparatorluğu’na mühimmat sağlamak amacıyla kurulmuş. Birinci Dünya Savaşı başlarken yaklaşık 8 bin olan çalışan sayısı 1918’de 48 bine çıkmış. Barışla birlikte kitlesel işten çıkarmalar başlamış: Savaş şirkete büyüyen kapasite, işçiye ise önce askerî siparişlere bağlanan bir geçim, ardından işsizlik getirmiş.
Rheinmetall’in Hollanda’yla ilişkisi de 2008’de başlamamış. Şirkete ait silahlar ve yarı işlenmiş malzemeler 1919’da Krimpen aan den IJssel’e taşınmış. 1922’de kurulan HIH, Rheinmetall’in Hollanda’daki iştiraki gibi çalışmış; tasarımlar, makineler ve teknik personel bu ilişki üzerinden aktarılmış. Versay Antlaşması’nın Almanya’da sınırladığı askerî üretim kapasitesi Hollanda’da yeni bir alan bulmuş.
1925’te Alman Reich’ı Rheinmetall hisselerinin yaklaşık yüzde 52’sini satın alarak şirketin çoğunluk hissedarı olmuş. Hisseler 1938’de Nazi devlet holdingi Hermann Göring Reichswerke’ye, 1943’te ise yine devlete ait Bank der Deutschen Luftfahrt’a devredilmiş. Nazi döneminde devlet artık şirketin yalnızca müşterisi değil; çoğunluk hissedarı ve üretimi savaş ekonomisine bağlayan siyasal otoriteymiş.
Rheinmetall-Borsig fabrikalarında savaş esirleri ve toplama kampı mahkûmları dâhil on binlerce insan zorla çalıştırılmış. 31 Aralık 1944 tarihli şirket kayıtlarına göre 83 binden fazla çalışanın yaklaşık 35 binini yabancı zorunlu işçiler, savaş esirleri ve sürgün edilmiş insanlar oluşturuyormuş. Rheinmetall, kendi fabrikalarında yetiştiremediği bazı siparişlerle teknik bilgiyi Hollandalı Werkspoor’a aktarmış; ardından şirkette azınlık hissesi almış.
Savaşın ardından silah üretimi yasaklanmış ama devlet ortaklığı hemen sona ermemiş. Çoğunluk hisseleri ancak 1956’da Röchling ailesine satılmış. Özelleştirilen Rheinmetall aynı yıl Bundeswehr ve NATO ülkeleri için yeniden silah üretmeye başlamış. Siyasal rejimler değişmiş; devletle şirket arasındaki bağ ise ortadan kalkmak yerine biçim değiştirmiş. Devlet bugün doğrudan sahip olmak yerine verdiği siparişlerle şirketi büyütüyor.
Ama ulusal bilanço ile şirketlerin bilançosu aynı değilmiş. Hollanda savaş boyunca yoksullaşırken halk baskı, açlık, zorla çalıştırma, bombardıman ve ölümle karşı karşıya kalmış; bazı şirketlerin hanesine ise sipariş, ciro, yatırım ve yeni üretim kapasitesi yazılmış.
Savaşın Ede halkına çıkardığı hesap 17 Eylül 1944’te görüldü. Market Garden Harekâtı’nın ilk günü Müttefik uçakları Alman birliklerinin bulunduğu kışlaları bombaladı. Hava koşulları ve seyrüsefer hataları nedeniyle bombaların önemli bir bölümü yerleşim alanlarına düştü; Ulusal 4 ve 5 Mayıs Komitesinin anıt kaydına göre 71 kişi öldü. Ertesi gün yaklaşık 1.900 Britanyalı paraşütçü Ginkelse Heide’ye indirildi. Hedef askerîydi; enkazın altında kalanlar sivillerdi. Devletler ve askerî kurmaylar cepheleri belirliyor, şirketler sipariş ve üretim hesabı yapıyor, savaş Ede’ye yıkılan evler ve ölen insanlar olarak dönüyordu.
Bugün asker yok, şirket var
Bugün Ede işgal altında değil. Kentteki kışlalar 2010 sonunda boşaltıldı. Almanya ile Hollanda arasındaki askerî işbirliği parlamentoların kararları, NATO ve Avrupa Birliği politikaları, kamu ihaleleri ve şirket sözleşmeleri üzerinden kuruluyor. Rheinmetall’in 2008’de Stork’tan satın aldığı askerî araç bölümü ise Ocak 2013’te Amsterdam’dan Ede’ye taşındı.
Fabrika ve işçiler Hollanda’da; şirketin mülkiyeti ve nihai karar merkezi Almanya’da. Üretimi Ede’deki işçiler yapıyor, Hollandalı tedarikçiler programa katılıyor, siparişler birden fazla devletin bütçesinden geliyor. Alman ve Hollanda sermayesi aynı şirket değil, çıkarları da her durumda özdeş değil; üretim payı ve sözleşmeler için kendi aralarında rekabet ediyorlar. Ama askerî harcamalar büyüdükçe üzerinde rekabet ettikleri pazar da birlikte büyüyor.
Bugünün mekanizması işgal ekonomisinde ya da doğrudan devlet mülkiyetinde değil, devletlerin sanayi ve savunma politikalarında karşımıza çıkıyor. Alman devleti artık Rheinmetall’i kontrol eden hissedar değil; fakat devlet ile şirket arasındaki bağ kopmuş değil, uzun vadeli kamu siparişleri üzerinden biçim değiştirmiş durumda.
Alman hükümetinin 2024’te Rheinmetall’e verdiği topçu mühimmatı çerçeve sözleşmesinin üst sınırı 8,5 milyar avro. İlk 880 milyon avroluk siparişin, Unterlüß’te kurulan yeni fabrikanın başlangıç kapasitesini güvence altına almak için verildiğini şirket kendisi açıklıyor. Rheinmetall’in Almanya’da elde ettiği cironun payı 2025’te yüzde 38’e çıktı. Devlet şirketin sahibi değil; ama ne kadar büyüyebileceğini belirleyen sipariş bütçesi hâlâ devletin elinde. Yeni fabrikanın boş kalmamasını devlet güvence altına alıyor, şirketin taşıması gereken risk kamu bütçesine aktarılıyor.
Rheinmetall, Haziran 2026’da yaklaşık 2 milyar avro ciro yapan sivil Power Systems bölümünü 350 milyon avroya satmak üzere anlaşma imzaladı. İşlem henüz düzenleyici kurumların onayına bağlı ama şirketin yönü belli: Askerî müşterilere ve güvenlik kurumlarına daha fazla ağırlık verilecek. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarının ardından silah üretimi durdurulduğunda sivil ürünlere yönelmek zorunda kalan Rheinmetall, bugünkü silahlanma döneminde sivil üretimden kendi isteğiyle çıkıyor. Savaş hazırlığı artık şirket için geçici bir sipariş kapısı değil; bütün rotasını belirleyen asıl faaliyet alanı.
Devlet pazarı bulmuyor, kuruyor
Ede’de karşımıza çıkan yalnızca Alman devletinin bir Alman silah şirketini büyütmesi değil. Hollanda devleti de tarafsız bir alıcı gibi davranmıyor; kamu bütçesi, ortak siparişler, araştırma desteği ve sanayi politikasıyla aynı savaş pazarını kuruyor. Hollanda’nın 2025–2029 Savunma Sanayii ve İnovasyon Stratejisi, Hollandalı şirketlerin uluslararası tedarik zincirlerindeki yerini güçlendirmeyi, ülkelerin taleplerini birleştirmeyi ve büyük siparişlerle sanayiye uzun vadeli güvence sağlamayı hedefliyor. Devlet araştırma ve geliştirmeyi finanse ediyor, üretim kapasitesine kaynak aktarıyor ve şirketlerin yabancı pazarlara girebilmesi için devletler arası ilişkileri kullanıyor.
Hollanda’nın OCCAR üyeliği girişimi de bunun bir parçası. Hükümet yasa teklifini Mayıs 2026’da parlamentoya sundu. Bu yazı kaleme alınırken teklif genel kurul gündemine alınmış, ancak görüşme ve oylama henüz tamamlanmamıştı. Hükümetin üyeliği savunurken kullandığı ifade oldukça açık: OCCAR, Hollandalı şirketlere aksi halde kapalı kalacak kapıları açacak.
Avrupa Birliği’nin ve NATO’nun “savunmaya yatırım” söylemi yalnızca silah alımını meşrulaştırmıyor; hangi üretim kapasitesinin, şirketin ve sermaye grubunun kamu kaynaklarıyla destekleneceğini de resmileştirip aklıyor.
Almanya ile Hollanda aynı ulusal çıkarı ya da tek bir sermaye grubunu temsil etmiyor; şirketleri üretim payı, ihale ve kâr için birbirleriyle rekabet ediyor. Fakat sınıf mücadelesindeki tercihleri aynı yönde: Alman devleti büyük siparişlerle, Hollanda devleti araştırma desteği, üretim güvencesi ve iş payı politikasıyla kamu kaynaklarını sermayenin büyümesine bağlıyor. Güvenlik herkesin ortak çıkarıymış gibi anlatılıyor. Fabrikalar, teknoloji ve kâr şirketlerde kalırken para kamu bütçesinden çıkıyor; işçinin geçimi de bu siparişlerin devamına bağlanıyor. Savaşa hazırlık ve savaş bu nedenle yalnızca devletler arasındaki askerî bir mesele değil; kimin karar verdiği, kimin kazandığı ve hesabı kimin ödediği sorularıyla başından sonuna sınıfsal bir ilişki.
Hollanda Savunma Bakanlığının rakamları bu yönelimin boyutunu da gösteriyor. Ülkedeki savunma şirketlerinin toplam cirosu 2021’de 4,7 milyar avroyken 2024’te 9,3 milyar avroya çıktı.
Silah şirketlerinin milyarlarca avroluk siparişlerini, kamu bütçeleriyle büyüyen savaş ekonomisini ve bunun işçilere, halka çıkan faturasını yazmaya devam edebilmek için okurlarımızın desteğine ihtiyacımız var.
Bağımsız gazeteciliğe omuz verin, soL’a abone olun.
Stork gitti, Hollanda sermayesi çekilmedi
Rheinmetall, Stork’un askerî araç bölümünü 2008’de satın almadan önce Stork Pantserwielvoertuigen, Boxer’ı geliştiren ARTEC’in yüzde 50 ortağıydı. Satışın ardından Rheinmetall’in ARTEC’teki payı yüzde 14’ten yüzde 64’e çıktı.
Hollanda Savunma Bakanlığının o sırada parlamentoya gönderdiği yazıya bakınca satın almanın arkasındaki daha geniş plan da görülüyor. Rheinmetall, Hollanda’daki şirketin hem Hollanda’nın hem de kendi Alman Boxer üretim payını yönetmesini; başka Alman askerî araçlarının üretim ve bakımının da gerektiğinde Hollandalı şirketlerle birlikte buraya taşınmasını planlıyordu.
Stork’un askerî araç bölümü zamanla Rheinmetall Defence Nederland adını aldı ve Rheinmetall Landsysteme’nin yüzde 100 iştiraki haline geldi. Fabrika, teknik bilgi ve işçiler Hollanda’da kaldı; şirketin mülkiyeti ve nihai karar merkezi Almanya’ya geçti.
Ancak bu, Hollanda sermayesinin üretim zincirinden çıktığı anlamına gelmedi. Hollanda devleti daha başlangıçta “mali pay kadar iş payı” ilkesini benimsedi. 2010’da parlamentoya bildirilen hesaba göre 478 milyon avroluk Hollanda katkısının tamamının ülke sanayisine iş olarak dönmesi öngörülüyordu; 200 Hollanda Boxer’ının Ede’de monte edilmesi de sözleşmeyle güvence altına alınıyordu.
2024’te parlamentoya sunulan kapanış değerlendirmesine göre ARTEC, Hollanda’nın başlangıçtaki sözleşme değerinin yüzde 100’ünden fazlasını ülke sanayisinde telafi etmişti.
Hollanda, yatırdığı kamu parasından mümkün olduğunca fazla üretim payının kendi sanayisine dönmesini isterken Almanya da kendi payını koruyor. Yani ortaklık, rekabetin bittiği anlamına gelmiyor. Tam tersine şirketler, iki ülkenin kamu bütçeleriyle büyüttüğü aynı askerî pazardan daha fazla pay almak için yarışıyor.
Van der Leegte (VDL) ile kurulan ilişki bunun başka bir örneği. Rheinmetall’in Almanya ve Hollanda için aldığı Caracal siparişinin son montajının Ede tesisi ile VDL Special Vehicles arasında paylaşılacağı açıklandı. VDL daha sonra özel araç faaliyetlerini Born’a taşıdı. Hollanda Savunma Bakanlığı da eski otomobil fabrikasındaki alanların bir bölümü için kira sözleşmesi imzaladı. Bir dönem otomobil üretiminin yapıldığı tesislerde şimdi dronlar, batarya sistemleri ve askerî araçlar için yeni bir savunma sanayii alanı kuruluyor.
Boxer siparişinin bilançosu
2025’te Almanya ve Hollanda adına 222 Boxer RCT30 için verilen ilk siparişin toplam değeri 4,7 milyar avroydu. Rheinmetall bunun yaklaşık 3,4 milyar avroluk bölümünün kendi payına düşeceğini açıkladı. İlk sözleşmede araçların 150’si Almanya, 72’si Hollanda içindi.
Programın ana yüklenicisi ARTEC’in yüzde 64’ü Rheinmetall’e, yüzde 36’sı KNDS’ye ait. Hükümetlerin anlattığı gerekçe teknik: Almanya ile Hollanda iletişim sistemleri dışında aynı aracı kullanacak, iki ordu birlikte hareket edebilecek, bakım ve yedek parça maliyetleri azalacak, üretim hızlanacak.
Şirketler açısından bakıldığında ise iki ülkenin talebinin birleştirilmesi daha büyük ve daha öngörülebilir bir sipariş anlamına geliyor. Ayrı ayrı verilecek siparişler tek program altında toplanıyor; kamu bütçelerinden çıkan para ARTEC üzerinden Rheinmetall ve KNDS’ye, üretim payları üzerinden de Alman ve Hollandalı tedarikçilere dağılıyor.
Ede’de işin ölçüsü: Sipariş
Bu büyük rakamlardan tekrar Ede’ye dönünce savaş ekonomisinin işçiler açısından başka bir tarafı görünüyor.
DefensieFotografie’nin şirket yöneticisi Coen van Leeuwen’in açıklamalarına dayandırdığı habere göre 2017’de Ede fabrikasında yaklaşık 140 kişi çalışıyordu. Boxer siparişleri azalınca çalışanların yaklaşık dörtte üçü işini kaybetti. Van Leeuwen o dönemi “Ortada iş yoktu. Üretim holleri neredeyse boştu” sözleriyle anlatıyor.
2025 yazına gelindiğinde çalışan sayısı yeniden 200’e çıktı ve şirket yıl sonuna kadar 260 kişiye ulaşmayı planlıyordu.
Fabrika yerinde duruyor; fakat istihdamın ölçüsünü askerî siparişlerin hacmi belirliyor. Ülkede büyük bir konut açığı ve yenilenmeyi bekleyen bir altyapı varken devletin uzun vadeli talep ve üretim güvencesi sağladığı alan askerî sanayi. Rheinmetall’in Ede’deki üretim hattını çalıştıran da bu siparişler.
İşçi böylece ilişkinin iki tarafında birden duruyor. Vergileriyle devletin verdiği askerî siparişi finanse ediyor; sonra kendi işi ve ücreti aynı siparişlerin devamına bağlanıyor.
Alman ve Hollanda şirketleri aynı üretim zincirinde buluşurken iki ülkenin işçilerinin geçimi de “ulusal iş payı” hesabına bağlanıyor. Hollanda hükümeti Boxer siparişinden mümkün olduğunca fazla işin Hollanda’ya dönmesini, Alman hükümeti kendi sanayisinin payını korumayı istiyor. Sonra işçinin karşısına şu denklem çıkarılıyor: Ülken daha fazla üretim payı alırsa işin güvende, alamazsa değil. Böylece şirketin çıkarı ile işçinin çıkarı aynı şeymiş gibi gösteriliyor.
Haritaya yeniden bakınca
Haritaya yeniden bakınca Ede hâlâ Utrecht ile Arnhem arasında, Veluwe’nin kıyısında küçük ve sakin bir Hollanda kenti.
Ede’yi ilginç yapan tam olarak bu sıradanlık. Rheinmetall’in Stork’un askerî araç bölümünü satın alması sıradan bir şirket devri, Boxer siparişi sıradan bir kamu ihalesi, Ede de haritada kolayca gözden kaçabilecek sıradan bir kent gibi görünüyor.
Fakat bu sıradanlığın içine üretim zincirlerini, şirket ortaklıklarını ve kamu bütçelerini yerleştirince başka bir harita ortaya çıkıyor. Bu haritada Alman ve Hollanda devletleri yalnızca savunma aracı satın almıyor; hangi pazarın büyüyeceğine, hangi şirketlerin sipariş alacağına ve işçinin geçiminin hangi üretime bağlanacağına da karar veriyor. Şirketler üretim payı için rekabet ederken iki devletin sınıfsal tercihi değişmiyor.
Haritada ülkeler arasındaki sınırlar hâlâ belirgin. Paranın, siparişlerin ve şirket ortaklıklarının izini sürdüğünüzde ise bu sınırlar silikleşiyor. Ede’deki üretim hattı bize oldukça açık bir tablo gösteriyor: Sipariş ve kâr şirketlere, siparişe bağımlı bir geçim işçilere, silahlanmanın faturası ise topluma kalıyor. Hayatımız ve geleceğimiz de bazen adını bilmediğimiz, hiç görmediğimiz böyle yerlerde şekilleniyor.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.