Sayfa yolu
Bir eşiğin kıyısında: Altın Koza Ulusal Yarışma notları
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 09.10.2026 , 11:30
Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 33. Uluslararası Altın Koza Film Festivali, 26 Eylül – 4 Ekim tarihlerinde gerçekleştirildi. Festivalde 210 film, 450 gösterimle birçok farklı kategoride izleyiciyle buluştu.
Festivali iki farklı yazıda ele alacağım. Bu ilk yazıda ulusal yarışmalarda dikkat çeken filmleri ve bazı konu başlıklarını değerlendireceğim. İkinci yazıda ise festivalin uluslararası seçkisinde bulunan önemli filmleri inceleyeceğim. Ancak başlamadan belirtmem gerekir ki maalesef izlemek istediğim filmlerden bilet bulamadığım için kaçırdıklarım oldu. Birçok insanın da aynı sorundan mustarip olduğunu gördüm. Böyle köklü ve değerli bir festivalin gittikçe dar bir sinema çevresine sıkışması, sıradan insanlar için filmlere ulaşmanın zorlaşması Altın Koza mirasına ve geleneğine ters düşüyor (hem ülkemizde hem de dünyada festivallerin gidişatının daha bütünlüklü bir değerlendirmeyi gerektirdiğini bir not olarak belirtelim). Gelecek yıllarda festivalin daha fazla salon ve lokasyona taşması ve böylelikle daha çok insanın filmleri izleyebilmesi dileğiyle, filmlere geçelim.
Ulusal uzun metraj film yarışması
Jüriden en iyi film ödülünü alan yönetmen Ali Vatansever’in “Bir Arada Yalnız” filmi ve SİYAD en iyi film ödülünü alan yönetmen Nuri Cihan Özdoğan’ın “Ölü Köpekler Isırmaz” filmi ne yazık ki kaçırdığım filmler arasında. Bu iki filmi ilerleyen zamanlarda izledikten sonra ayrıca başka bir yazıda ele alacağım.
Karanlıkta Islık Çalanlar: En iyi senaryo ve Film-Yön en iyi yönetmen ödüllerini alan Pınar Yorgancıoğlu’nun bu ilk uzun metraj filmi, anlatım dili ve konu tercihiyle festivalin dikkat çeken filmlerinden biri oldu. Film özetle orta sınıf bir ailenin hayal kırıklıklarını anlatıyor. Müzeden emekli olduktan sonra boşluğa düşen, bu yaşına kadar yapamadıklarının burukluğuyla yüzleşen bir baba, gençlik ideallerini kendi kızına dayatmaları üzerinden gerçekleştirmeye çalışan, üst sınıf kültürüne imrenerek kolay yoldan sınıf atlama girişimlerinde bulunan hemşire bir anne ve bu çiftin yazar olmak isteyen, oyun bağımlısı, işsiz kızı Toprak. Aynı evde yaşayan ama birbirlerinden oldukça uzakta kendi pişmanlıklarını, üzüntülerini, sıkışmışlıklarını yaşayan üç kişi.
Son zamanlarda çok fazla filmde benzer temaları görmeye başladık. İçinde yaşadığımız kapitalist sistemin teklemeye başlaması ve artık vadettiklerini yerine getiremiyor oluşu özellikle hâlâ bu sistemden olumlu bir şeyler bekleyen orta sınıfları ciddi bir şekilde çarpmış görünüyor. Bu beklenti ve sonrasında ortaya çıkan hayal kırıklığı aslında bu filmleri belirleyen temel dinamik. Buradan bakıldığında “Karanlıkta Islık Çalanlar” sistemin çıkmazını güzel bir şekilde ortaya koyuyor diyebiliriz. Öte yandan, tespitten ötesi yani herkesin kendince ıslık çaldığı ama birbirini göremediği bu karanlık nasıl dağıtılacak sorusu hâlâ cevaplanmayı bekliyor.
Günyüzü: Yönetmen Banu Sıvacı’nın değerli Yılmaz Güney Ödülü’nü alan bu filmi yine iki üç senedir sıkça rastladığımız bir atmosfere taşıyor bizi: taşra, obruk ve bir cinayet. Ancak bu sefer filmin öznesi dışarıdan değil içeriden biri. Yönetmen dışarıdan köye gelen kentli, aydın profilini tersine çevirerek zamanında kendi köyünden kaçıp büyük şehre giden ve ünlü bir sanatçı olarak bir düğün vesilesiyle köyüne geri dönen Suna’nın kardeşinin cinayeti üzerinden geride bıraktığı gerçeklik ile yüzleşmesini anlatıyor. Bu tercih benzeri filmlerdeki “burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” anlatısına bir karşı yanıt olarak aydının memleketine karşı sorumsuzluğunu ve ikiyüzlülüğünü suratımıza çarpıyor. Ancak yönetmen bunu yaparken insaflı davranıyor ve Suna’nın kaçışını, içinde bulunduğu kuşatmayı gözeterek insanileştiriyor.
Bir de Fidan var. O da Suna’nın gençken olduğu gibi asi, farklı, müziğe yetenekli… Ancak Fidan köyden gitmeyi anlamsız buluyor, şehre gitmenin kendisine mutluluk getirmeyeceğini düşünüyor. Tam bu noktada filmin eksik kaldığını düşünüyorum. Finalde Suna’nın ve Fidan’ın yollarının kesiştiğini ve kaybolan kedi imgesi üzerinden bir şeyler aramaya başladıklarını görüyoruz. Öte yandan, bu son çok soyut ve havada hissettiriyor. Çünkü Suna’nın yüzleştiği şeyin onu nasıl değiştirdiğini, Fidan’ın bütün bu yaşananlarla nasıl bir ilişki kurduğunu ve son olarak Suna’nın ve Fidan’ın yolunun hangi doğrultuda kesiştiğini bilmiyoruz. Her şeye rağmen “Günyüzü” sorumluluktan kaçan taşra anlatılarına iyi bir cevap vermeyi başarıyor.
Moda Evlilik: Festivalden Jüri Özel Ödülü ile dönen yönetmen Miraç Atabey, yine orta sınıf diyebileceğimiz, kentten kaçıp deniz kenarı bir yere yerleşen yeni evli bir çiftin gündelik hayatının anlamsızlığını gözler önüne seriyor. Sürekli kendi sosyal medya hesaplarını büyütmeye çalışan ve tüm hayatlarının neredeyse bu çaba etrafında şekillendiğini gördüğümüz bu çiftin nasıl geçindiklerini, neyi neden yaptıklarını tam olarak bilmiyoruz. Tek bildiğimiz 500 kişinin takip ettiği bir hesaptan paylaşılacak bir yemek videosunun nasıl çekilmesi gerektiğini dakikalarca tartışıp kavga edebilecek kadar faydasız bir hayat yaşadıkları.
Altı uzun sahneden oluşan bu minimal filmde kameranın da gözlemci bir konumda sürekli sabit bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Konu ve bazı biçimsel tercihler bana Haneke sinemasını anımsattı. Ancak film çok tekrara düşüyor ve ciddi bir derinleşme problemi var. Karakterler toplumdan çok izole biçimde ele alınıyor, ayrıca bu insanların nasıl bu noktaya geldiklerine dair bir temellendirme göremiyoruz.
Yapay zeka kısa film yarışması
Ne izleyeceğimi çokça merak ettiğim bu kategori ilk kez bu yıl açıldı. Kimileri Altın Koza gibi büyük bir festivalin tartışmalı yapay zekâ içeriklerine alan yaratmasını eleştirirken kimileri ise bunu önemli bir yenilik ve öncü bir adım olarak yorumladı. Ben de bu kategorinin açılmasına sevinenlerdenim. Toplam on kısa film izledik ancak filmlerin detayına tek tek burada girmektense genel olarak bu gelişmeyi ve yapılan tartışmaları değerlendirmek istiyorum.
Öncelikle, kendi adıma izlediklerimin ufuk açıcı olduklarını söyleyebilirim. Video üretme modellerinin gelişimini takip eden biri olmama rağmen bu araçların hikâye anlatıcılığı için ne düzeyde kullanılabileceğine dair soru işaretlerim vardı ve bu gösterim bunları net bir şekilde giderdi. İçeriğin niteliği konusunu bir kenara bırakırsak teknik olarak bütünlüklü, izleyiciyi filmin içine alabilen, duygusunu iletebilen işlerin yapılabildiğini görüyoruz.
Özellikle oyunculuklar yerine atmosferin daha önemli olduğu deneysel, fantastik anlatılarda yapay zekânın olanakları çok geniş. Çünkü hâlâ bir karakterin jest ve mimiklerini yönetmek oldukça uğraştırıcı. Zaten yönetmenlerin söylediklerinden anlaşılacağı üzere yapay zekâ ile film üretmek daha kolay ya da daha hızlı bir süreç değil, tersine çokça deneme yanılma yapmanız gerekiyor istediğiniz sahneleri yaratabilmek için. Gerçek bir oyuncuyu ya da bir görüntü yönetmenini yönlendirmek, yapay zekâya onlarca komut (prompt) girmekten çok daha pratik, ancak paranız ve ekibiniz varsa… Dolayısıyla, yapay zekâ tercihinin temel sebebi ekonomik kısıtlılıklar. Örneğin, bazı yönetmenler konvansiyonel yöntemlerle de film çekmeye devam ettiklerini, sadece bu filmleri için yapay zekâ kullanmayı tercih ettiklerini söylediler.
Özetle, yapay zekânın uygun senaryo ve imkânlara göre tercih edilebilecek, doğru ellerde iyi filmler yapmayı mümkün kılan yeni bir araç olduğunu söyleyebiliriz. Bu gelişmenin geleneksel sinemaya karşı bir tehdit unsuru olmadığını, tersine orayı besleyecek, yeni hikâye anlatıcılarının kendilerini göstermelerine yardımcı olacak bir fırsat yaratabileceğini düşünüyorum.
Ulusal kısa film yarışması
Kaçırdığıma en çok üzüldüğüm yarışma bu oldu. Ancak yine de bu filmlere dair birkaç şey söylemek istiyorum çünkü hem film özetlerinden okuduğum hem de filmleri izleyenlerin izlenimlerinden anladığım kadarıyla cesur, politik, büyük umutlar vadeden genç bir sinemacı kuşağı var. Kısaların en az uzun metrajlar kadar konuşulduğu az festival vardır. (Filmleri başka bir yerde yakalayabilirsem izledikten sonra detaylı olarak ayrıca yazacağım.) Bireyci, yılgın ve topu taca atan anlatıların hâkim olduğu sinemamıza bu gençlerin toplumcu, sorumluluk alan yeni bir dinamizm getireceğine inanıyorum.
Bir sonraki yazı 33. Altın Koza’daki uluslararası seçkide bulunan önemli filmler üzerine olacak…
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.