Breadcrumb
Bir davanın öyküsü: ‘Umut’ çıkmaz sokaklarda kaybolmak üzere
Orhan Gökdemir
Yayın Tarihi: 22.09.2025 , 13:45 Güncelleme Tarihi: 22.09.2025 , 13:46
Başkent Ankara'da 24 Ocak 1993'te evinin önünde düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybeden Uğur Mumcu ile eski Ankara Barosu Başkanı Muammer Aksoy, akademisyen Bahriye Üçok ve siyasetçi Ahmet Taner Kışlalı'nın ölümünün de aralarında bulunduğu 22 faili meçhul cinayeti kapsayan “Umut” davasının 13. duruşması, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Davada ifade vermesi için eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'a tebligat yapılmış ancak Ağar bir türlü adresinde bulunamamıştı. Ağar, bugün SEGBİS aracılığıyla İstanbul'dan mahkeme salonuna bağlanarak ifade verdi. İfadesi bir işe yarayacak mı, bekleyip göreceğiz.
Ağar bugünkü duruşmada ne söyledi? |
Mumcu Ailesi’nin mahkemeye sunduğu dilekçede, Ağar’ın 1993’te taziye ziyaretinde bulunduğu Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya, “Bir duvar örülüyor sanki” sözlerine karşılık “Tuğlayı çekemem” dediği iddiası hatırlatılmıştı. Ağar, ifadesinde bu diyalogla ilgili şunları söyledi: “Bu duvar meselesi yanlış anlaşıldı. Yanlış söylene söylene uzadı ve büyüdü mesele. Ben bu olay sırasında Erzurum Valisi'ydim. Emniyet ile de bir bağlantım yoktu. Bu Uğur ile ülkeye aynı bakardık. Dertlerimiz aynıydı; tam bağımsız bir Türkiye isterdik." Mehmet Ağar ifadesinde Uğur Mumcu'yu kimin öldürdüğünü bilmediğini iddia etti. Ama daha sonra Mumcu cinayetinin, Bahriye Üçok ve Muammer Aksoy cinayetleriyle bağlantılı olduğunu söyledi. Ağar'ın bağlantılarını bildiği bir cinayetin failini bilmediğini savunması tepki çekti. Ağar'ın çelişkili ifadeleri şöyle: "Ben neden bu tuğlanın çekilmesini istemeyeyim? Her polis çözülmesini ister. Çünkü bu cinayetin çözülmesi Bahriye Üçok ve Muammer Aksoy cinayetinin çözülmesi demek. Benim bu konu ile ilgili alnım ak. Sanki kast-ı mahsusa varmış gibi yansıtılıyor. Bunun aslı astarı yoktur. Her polis için bu dava bir şeref meselesidir." |
“Umut davası”nın geçmişi, 17 Ocak 2000'de İstanbul Beykoz’da Hizbullah örgütüne ait bir eve yapılan baskınla başlıyor. Örgütün kurucusu Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü o baskında Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı'nın da aralarında bulunduğu 22 faili meçhul cinayete dair önemli bilgi ve belgeler ortaya çıktı. Bunun üzerine, bu siyasi cinayetleri çözmek amacıyla kısa adı Umut olan, “Uğur Mumcu Uzun Takip” operasyonu başlatıldı. İlerleyen aylarda operasyon, bazı kilit isimlerin tutuklanmasıyla derinleşti.
Elde edilen bilgilerle "Umut Davası" açıldı. Davada, sanıkların yasadışı Tevhid Selam Kudüs Ordusu ve İslami Hareket örgütleriyle bağlantılı oldukları ve İran gizli servislerinin yardımıyla cinayetler işlediği iddia edildi. Bazı sanıklar hapis cezalarına çarptırıldı.
Cezaların onandığı, 31 Mart 2014 tarihli Yargıtay kararında, Tevhid Selam Kudüs Ordusu örgütünün, 1988 ila 1999 yılları arasında Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu 18 ayrı saldırıyı gerçekleştirdiği, beş ayrı saldırının ise İslami Hareket örgütü tarafından düzenlendiği belirtildi. Uğur Mumcu'nun aracına bombayı koyduğu öne sürülen firari sanık Oğuz Demir'in dosyası ise ayrıldı. Oğuz Demir, Ankara'da 2000 yılındaki bir polis operasyonunda yakalanmak üzereyken her nasılsa kaçarak kurtulmuştu. Demir bir daha bulunamadı.
Ağar'ın rolü ne?
Davanın son duruşmasında lütfedip ifade veren Mehmet Ağar, suikastın ardından Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya cinayetle devlet arasındaki bağlantıyı bildiğini ima etmişti.
Ağar ülkenin en karanlık döneminin önde gelen figürlerinden biri. O dönemde devletin suç işlemesi olağanlaşınca, “vatan için kurşun atmayı da yemeyi de” şerefli sayan mafya karakterli bürokratların türemesi kaçınılmazdı. Ağar en bilineni. Eylemleriyle devleti çürüttüler, bütün gövdesiyle yasa dışına itilmesine yardımcı oldular, tetikçiliğini yaptılar. Haliyle devletin kendi halkına karşı yaptığı operasyonların bilgisine sahiptirler. Devlet kimi neden öldürmeye karar vermişse, hangi kirli işin arkasında kim varsa bilirler. Mehmet Ağar poliste, Mehmet Eymür MİT'te halka karşı örtülü bir iç savaş yürüttüler. Bütün kariyerlerini bu iç savaş sırasında yaptılar. Ziverbey’de, Ankara DAL’da onlar vardır. Kızıldere’de solculara kurşun sıkan onlardır, Ulaş Bardakçı’yı vuran mermi onların tabancasından çıkmıştır. Mafyayı, uyuşturucu tacirlerini, silah kaçakçılarını koruyup kollayanlar onlardır. Malumunuz, aynı zamanda birbiriyle mücadele ederler. Sebebi devletin yönetim biçimi üzerindeki görüş ayrılığı değil, karanlıkta oluşan pastanın paylaşılması mücadelesidir. Talat Turhan’ın deyişiyle işkenceciler aynı zamanda işkembecidir!
Mehmet Ağar, işkenceci ve torbacı olarak nam salmış polis müdürü Şükrü Balcı’nın yetiştirmesi. 1992'de Erzurum Valisi, Temmuz 1993'te Emniyet Genel Müdürü, Aralık 1995'te Doğru Yol Partisi'nden milletvekili olan Ağar, Mart-Haziran 1996 tarihleri arasında Adalet Bakanlığı, Haziran-Kasım 1996 tarihleri arasında da İçişleri Bakanlığı yaptı. Türkiye siyasi tarihinin en karanlık yılları olan bu yıllarda önemli pozisyonlarda yer alan, adı Susurluk kazası ile birlikte anılan Ağar’ın “derin devlet” denince akla gelen ilk isimlerden olduğu aşikâr. Bilindiği gibi eski kontrgerilla mensupları, dönemin Emniyet Müdürü Ağar'dan emir aldıklarını ya da bazı suçları beraber işlediklerini anılarında anlatıyorlar. Bütün bunlara karşın sistem Ağar’ı hep korudu, dokunulmazlık zırhı ile donattı.
Böyle olunca Ağar’ın 1997 yılında İstanbul DGM Başsavcılığı'nın fezlekesi ile başlayan yargılama süreci, itirazlar, görevsizlikler, temyizler, "yasama dokunulmazlığı" gibi kimi hukuksal engellerden dolayı bir türlü tamamlanamadı.
Bu tamamlanamama halinin arkasında yatan psikolojiyi Ağar şöyle ifade etmişti: "Çok basit bir Susurluk olayı büyütülmüştür… Türkiye burası, 50 bin tane örtülü, açık gizli iş olur."
Ne yaptıysa devlet sırrı
O 50 bin gizli işten bazıları kendisine soruldu:
20 Mart 1997 tarihinde mülkiye müfettişlerine verdiği yazılı ifadesinde kayıp silahlar olarak adlandırılan silahların nerede ve hangi amaçla kullanılacağını bildiğini ve bu konuda Korkut Eken’e yazılı bir emir verdiğini ancak konunun devlet sırrı kapsamında olduğunu ve bu nedenle daha fazla açıklama yapamayacağını belirtti.
İstanbul DGM Başsavcılığı Ağar hakkında, Sedat Edip Bucak ile birlikte “Cürüm işlemek için çete kurmak, hakkında yakalama ve tevkif müzakeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye kullanmak” iddiasıyla 6 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezasıyla dava açtı. 11 Aralık 1997’de dokunulmazlığı kaldırılan Mehmet Ağar, Anayasa Mahkemesinin itirazını reddetmesinden sonra, 10 Ocak 1998’de DGM’de üç saat süreyle sanık sıfatıyla ifade verdi. İfadesinde, kayıp silahlar konusunun devlet sırrı olduğunu ileri sürdü ve olayların meydana geldiği tarihte bakanlık görevini sürdürdüğü ve bu nedenle de ancak Yüce Divan tarafından yargılanabileceğini söyledi. DGM önce “görevsizlik” ve 9 Temmuz tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin kararı bozma kararından sonra da “yargılanmanın durdurulması” kararlarını aldı.
15 Haziran 2000 tarihinde ise "Suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak" iddiasıyla hakkında oluşturulan Meclis Soruşturma Komisyonu tarafından 8’e karşı 6 oyla Yüce Divan’a sevkine gerek olmadığına karar verilerek aklandı.
DGM ve TBMM Susurluk Kazası Araştırma Komisyonu’nda verdiği ifadelerinde sürekli olarak devlet sırrı olduğu için açıklama yapamayacağını söyledi.
Kasım 2008'de tekrar yargılanmaya başlandı. İlk duruşmaya sağlık sorunları nedeniyle katılamayan Ağar hakkında görevsizlik kararı verildi. Hakkındaki suçlamalar şöyleydi:
1993-1996 arasında
Cürüm işlemek için silahlı teşekkül meydana getirmek;
Gıyabi tutuklu sanık Abdullah Çatlı'nın saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere haber vermemek ve gizlenmesine yardım etmek;
Yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz'e silah taşıma izin belgesi vermek ve hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesini sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmak.
15 Eylül 2011 günü; Ankara Özel Yetkili 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, parti liderliği, Valilik ve Emniyet Genel Müdürlüğü yapan Mehmet Ağar'ın "suç örgütü yöneticisi" olduğuna karar verdi ve Susurluk davasında 5 yıl hapse mahkûm etti.
Ölüm timleri unutuldu
İstanbul Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemde “ölüm timi” kurdurduğu, birçok gözaltında ölüm ve ev baskınından sorumlu olduğu iddiaları ise hiç sorulmadı. Gazetecilere bu olaylar hakkında şunları söylemişti: "Ben devletten çalmadım, kredi almadım, teşvik almadım, banka soymadım, Hazine arazisini yağma etmedim. Ben, devlet nizamına isyan eden bir eşkıya grubuna karşı mücadele ettim. Güvenlik güçlerinin sorumlu bir amiri olarak, hukuk düzeni içinde, kanuni yetkilerimi kullanarak bunların bertaraf edilmesinde görev aldım. Bununla da iftihar ediyorum. Geçen süreç, benim bu konudaki haklılığımı ortaya koymuştur."
Ne var ki, koruduğu devlet, övündüğü işlerin suç olduğuna karar verdi. Cezası semboliktir ama onun inandığı bu yöntemlerin devlet tarafından rafa kaldırıldığının da tescilidir. Özel timcilerle çıkılan “eşkıya avları” devlet tarafından “organize işler”den sayılmaktadır artık.
Dönelim Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, Mehmet Ağar'a, ''Susurluk davası'' kapsamında, ''cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturduğu ve yönettiği'' gerekçesiyle verdiği 5 yıllık hapis cezasının gerekçeli kararına.
Karar göre Ağar, cürüm işlemek amacıyla kurulan silahlı bir örgütün yöneticisidir.
Emniyet teşkilatında görevli olan teşekkül mensupları, terörle mücadele adı altında yola çıkıp, bir süre sonra yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde ve çıkarlarını gözeterek kullandıkları, yanlarına kumarhane işletmecisi, uyuşturucu kaçakçısı, katliam sanığı ve hükümlüsünü de alarak, iş birliği içinde hareket etmişler ve çeteleşme sürecine girmişlerdir.
Ağar, Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde, teşekkül üyelerinden hükümlü sanık Yaşar Öz’ün sahte evrakla nüfuzunu kullanarak serbest kalmasını sağlamıştır.
Abdullah Çatlı’nın sahte kimlikle silah taşımasına izin verilmesine yardımcı olmuştur. Çatlı’ya yeşil pasaport da Ağar’ın talimatları ile sağlanmıştır.
Teşekkül mensuplarından, kumarhane işletmecisi ve uyuşturucu ticareti yaptığı iddia edilen hükümlü sanık Sami Hoştan’a da mevzuata aykırı silah taşıma izni sağlanmasına yardımcı olmuştur.
MİT’çi Tarık Ümit’in otomobilinin 4 Mart 1995 yılında Silivri’de terk edilmiş bulunması ve kendisinin kaybolmasının üzerine başlatılan soruşturmada da teşekkül mensuplarını kollamıştır.
Ağar, İçişleri Bakanı olduğu dönemde, ihbar üzerine Topal cinayetiyle ilgili gözaltına alınan silahlı teşekkül mensubu sanıkların serbest kalmasını sağlamıştır.
Gerekçeli kararın en önemli saptaması ise şuydu: “Suç işlemek için oluşturulan çetelerin en tehlikesi, silahlı emniyet görevlilerinin ve üst düzey emniyet yöneticilerinin verdiği yetkiyi kullanan kişilerden oluşan çetelerdir...”
Umut davasında umut Ağar’ın anlatacaklarına bağlı. Oysa olayların tanığı değil sanığı o. Lütfen ifade vermesi bütün suçları devletin emriyle işlemesinden. Bu arada davaya vesile olan Hizbullah artık mecliste ve Cumhur İttifakının ortağı. Oralarda umut yok. Tek umut el birliği ile yarattıkları bu karanlığın dağıtılmasında.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.