Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bir cinayetten fazlası: Somali ve Türkiye

"Yüzünü Türkiye’ye dönen talihsiz Somali halkı neyi görecek? İşbirlikçi bir devlet başkanının şımarık oğluna sınıf kardeşlerinin hatırasını kabus haline getirecek bir işçi sınıfını görmeliler."

Hakkı Hacınebioğlu

Yayın Tarihi: 19.12.2023 , 07:55 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Somali son günlerde motokurye emekçisi Yunus Emre Göçer’in Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlunun neden olduğu ölümüyle gündemde. Ancak özellikle muhalif kamuoyunda Somali’nin Türkiye için önemi kavranabilmiş değil. Türkiye ile Somali arasındaki ilişkiler belli bir çevrede hastalık haline gelmiş olan şakalarla sulandırılıyor, bilgi yetersizliği nedeniyle yeterince iyi değerlendirilemiyor veya sessiz kalınıyor. Halbuki Türk dış politikasının son on yıldır en önemli meselelerinden biri Somali. Düzen muhalefetinin en iyi ihtimalle sulandırarak ele alması ve emekçi halk için anlamsız bir konu olarak kalmasına neden olması da bundan. Somali Türkiye’nin yerli ve milli meselesi, yani Türk sermayesinin ortak sorunu.

Sömürgeciliğin hasta ettiği ülke

Afrika Boynuzu olarak isimlendirilen bölgenin en başta bulunduğu konum nedeniyle dünya ticareti ve siyasetinde tarih boyu önemli bir rolü olduğunu biliyoruz. Bölge, Afrika’nın büyük çoğunluğunun tersine antik çağdan beri “eski dünyanın” bir parçası olmuştur. Fakat bu onun sömürgecilik çağında kaderinin Afrika’nın geri kalanından ayrışmasını sağlamadı. Afrika Boynuzu, Etiyopya İmparatorluğu haricinde sömürgeleştirildi. İşte Somali’nin talihsizlik hikayesi de böyle başlamış oldu.

Afrika Boynuzu’nun en kalabalık halklarından olan ve Kuşitik bir dil olan Somalice’yi konuşan Somalililer 19’uncu yüzyılın sonuna geldiğimizde İngiliz, İtalyan ve çok daha düşük oranda Fransız koloni idareleri altına girdiler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalyan bölgesi de İngiliz idaresine girdi. Dekolonizasyon döneminde, 1960 yılında kuzeydeki ve daima İngiliz idaresinde kalmış olan Somaliland ve eski İtalyan sömürgesi olan güneydeki Somali ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu iki bölge daha sonra başkenti güney şehri Mogadişu olmak üzere birleştiler.

Ancak emperyalizm bu bölgede iki hastalık bırakmıştı ve bu hastalıklar Somali’yi günümüzde de perişan etmeye devam ediyor. İngiltere kolonilerinin bağımsızlıklarını kabul ederken, Somalililerin yaşadığı büyükçe bir bölge olan Ogaden’i müttefiki Etiyopya İmparatorluğu’na, güneydeki azımsanmayacak bir Somalili nüfusuna sahip bölgeyi de Kenya’ya bıraktı. Böylece Somali, bağımsız olur olmaz bir büyük toprak anlaşmazlığı ile baş başa kaldı.

Sömürgeciliğin Somali’de bıraktığı bir diğer hastalık da İngiliz ve İtalyan bölgelerinde günümüze kadar sürecek ayrılıktır. Bunun nedenleri hakkında tartışmalar günümüzde de devam ediyor. Aynı dili konuşan, aynı dine inanan Somalililer ve Somalilandliler arasında tek devlet mayası hala tutmuş değil. Somali bu özelliğiyle, tarihi, milletler üzerinden okumaya hevesli olanlar için düş kırıklığıyla dolu bir muammadır. 

İnşa edilemeyen ulus

Bağımsızlığın ilk dönemi Somali’de bir devlet idaresinin tesis edilememesi, kabileciliğin ulus inşasına engel olması gibi içinden çıkılmaz sorunların içinden çıkamamakla geçer. Fakat ordunun kurumsallaşması görece başarılı olmuştur. Nihayetinde 1969 yılına geliriz ve Muhammed Siad Barre yönetimindeki ordu yönetime el koyar. Barre ve destekçisi subaylar sosyalizmden ilham alan bir ideolojiyle Somali’yi inşa etmeye koyulurlar. Yeni rejim Sovyetler Birliği ile dost olmaya heveslidir. Somali ulusunun inşasındaki en önemli sorun olan kabilecilikle ideoloji ve zor yoluyla mücadele edilir. Bu alanda kısmi ve geçici bir başarı elde edildiğini belirtelim. 

Ancak yeni rejim de tüm gür sesliliğine, keskinliğine rağmen temeli sağlam başarılar göstermekten uzaktır. Adeta modern çağda bir tarih laboratuvarı olan bu ülkede muktedirler, ideolojik yakıtlarını sosyalizmden almak zorunda kalmışlardır. Fakat bir gözleri islamda, onun “özünde”; diğer gözleri Somali ulusunu tek bayrak altında toplamak hayalindedir. Sovyetler Birliği ile dostturlar ancak bu işçi sınıfının uluslararası birliği düşüncesinden değil, İngiliz müttefiki Etiyopya ve Kenya’ya karşı bir mecburiyetten gelir. Sovyetler Birliği ile ilişkiler bu koşullar değiştiğinde tamamen değişebilir ve zaten değişecektir.

Bu sırada bir zamanlar İngiltere’nin sadık müttefiki olan Etiyopya’da tarihin en eski imparatorluklarından biri yıkılmış ve kendisini sosyalist olarak tanımlayan, Sovyetler Birliği ile dost bir rejim kurulmuştur. Somali rejimi ve Barre için bunun hiçbir önemi olmaz. Sovyetler Birliği ve Küba’nın arabuluculuk girişimlerine karşılık Barre rejimi 1977 yılında Etiyopya’ya saldırır. Somali ordusu o dönem Afrika’nın en güçlü ordularındandır. İlk şokta Etiyopya’nın Somalililerin yaşadığı Ogaden bölgesi büyük ölçüde ele geçirilir. Sovyetler ve Küba’nın Etiyopya’ya desteği durumu tamamen değiştirecektir. Somali ordusu Etiyopya sınırlarından çıkartılır.

1978’de Somali püskürtüldüğünde Barre rejimi ve Somali için karanlık günler de başlıyor demektir. Rejimin iddiaları çökmüş, askeri rejim savaş kaybetmiş, “ulusun babası” dayak yemiştir. Barre yavaş yavaş kontrolü kaybeder. Kontrolü kaybettikçe daha sert olmak zorunda kalır, sürekli artan cinnet hali de çözülmeyi hızlandırır. 1991’de Barre devrildiğinde kabilecilik salgın halinde hortlamıştır. Çok sayıda grup sürekli değişen ittifak ilişkileri dahilinde birbirini yemektedir. Somali inşa edilemeden çöker.

Patronlara bir umut

1993 yılında sıra ABD’nin hegemonyasını bu zavallı ülkede test etmesine gelir. İnsani yardımların sivillere ulaşmasını sağlamak gibi bir görünür nedenle Somali’ye müdahale için Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’ndan (BMGK) izin çıkarılır. İlk başarısız ve küçük çaplı müdahaleden dersler çıkardığını düşünen ABD ikinci görev gücünü daha kapsamlı organize eder. 

ABD, istenmediği ülkenin kilidini müslüman dostlarıyla açacağını düşünür. Görev gücünde çoğu Pakistanlı olmak üzere pek çok islam ülkesinden askerler bulunur. Asıl önemli olan ise görev gücünün komutanıdır. O dönem genelkurmay harekat daire başkanı olan korgeneral Çevik Bir, Birleşmiş Milletler Somali Operasyonları 2’nin komutanı olarak görevlendirilir.

Çevik Bir’e çokça madalya ve anılarını övünerek anlattığı bir kitap bırakan bu harekat Türk sermayesi için de öğretici olur. Ülke içindeki kaynakları ve iş gücünü sömürerek iyice semirmiş patron sınıfı uzak diyarlardaki “fırsatları” hayal edebileceğini görmüştür.

ABD iyice içinden çıkılmaz hale getirdiği Somali meselesinden sıyrılabilmek için çok çabaladı. Afrika Birliği’nin askeri gücüne SİHA desteği vererek bir geçici hükümetin Mogadişu’da tutunmasını sağladı. Geçici hükümetin Mogadişu’da tutunmayı başardığı 2010 yılından sonra Erdoğan’ın Somali seferine çıkması bir rastlantı olmasa gerek. 

Erdoğan’ın fırsata çevirdiği açlık

2011 yılında Afrika Boynuzu’nu ağır bir kuraklık kasıp kavurdu. Zaten harap halde olan Somali bu kuraklıktan en ağır yara alan ülkeydi. Bu durum Türkiye’nin Somali çıkartması için bulunmaz bir “fırsattı” Dönemin başbakanı Erdoğan, oldukça kalabalık bir heyetle Mogadişu’ya gitti. Aynı yıl Türkiye, kamu diplomasisi aygıtları ve çeşitli “sivil toplum kuruluşları” vasıtasıyla büyük yardımlar organize etti. 

Mogadişu hükümetiyle Türkiye’nin bağları zaman geçtikçe daha da kuvvetli hale geldi. Türkiye, ekonomik yardımlar ve çeşitli desteklerle Mogadişu hükümetinin meşruiyet kazanmasında etkili oldu. Hükümetin devlet inşası programına yardım etti. Türkiye’nin bu süre zarfında toplam yardımlarının 1 milyar dolara ulaştığı biliniyor.

Somali’de esen Türkiye rüzgarının sermaye sınıfı için, en azından şimdilik bir başarı hikayesi olduğu ortada. Türkiye, gerek ABD’nin Somali operasyonlarından çıkardığı dersler, gerekse 1990’larda hazırladığı Afrika’ya Açılım Eylem Planı’na sadık kalmanın meyvelerini topladı. Sert güç yerine yumuşak gücü merkeze alan politika Somali kamuoyunda yaygın bir Türkiye sempatisini yaratmayı başardı. Örnek vermek gerekirse, son yıllarda Somali’de erkek çocuklarına en çok verilen isimler arasında “Erdoğan” dikkat çekerken, kız çocuklarına en çok verilen isim “İstanbul.”

Türkiye’nin en geniş alana sahip dış temsilciliği Mogadişu Büyükelçiliği. İki ülkenin 2010 yılında 6 milyon dolar civarında olan ticaret hacmi artık 300 milyon dolar seviyesinde. İki ülke arasındaki ticari dengede Türkiye lehine bir uçurum var. Mogadişu Limanı’nın işletmesi Albayrak Holding’te ve havalimanını da bir başka Türk şirketi işletiyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Somali ekonomisini desteklemek için çeşitli projeleri yürütüyor. Türkiye bütün bir kamu diplomasisi aygıtlarıyla Somali’de bulunmakta.

Fakat Türkiye’nin Somali’de harcadığı eforun büyüklüğü düşünüldüğünde 300 milyon dolarlık ticaret hacmi ve birkaç işletme imtiyazı meseleyi anlamamızda yetersiz kalır. Türkiye’nin büyük sermaye grupları Somali’de faaliyet yürütmeye pek istekli görünmüyorlar. Türkiye’nin harcadıkları ile getirileri arasında tatmin edici bir bağ yok. O halde Türkiye’nin Somali’de ne işi var?

Somali yeni osmanlıcı dış politika açısından bir rüştünü ispatlama alanı. Türk sermayesi, alışık olmadığı sularda yüzebildiğini gösterebilmek zorunda. Türkiye’nin islam dünyası üzerinde kendiliğinden bir itibara, tarihsel ve ideolojik bir yumuşak güç potansiyeline sahip olduğu tezini ispatlayabileceği bir alan. 

Türkiye, bir müslüman yoğunluklu ülkede sıfırdan bir devlet ve ulus inşa etmeyi başarırsa kıtanın tamamına ve islam dünyasına yönelik geliştirdiği ideolojik tezleri kanıtladığını iddia edebilecek. Türkiye’nin Batılı güçlerden farklı saiklerle bu ülkelere yaklaştığı argümanı yeni osmanlıcı dış politikanın ana söylemlerinden.

Bunun dışında, Somali, potansiyeli bugünkü gerçekliğinden çok daha yüksek bir ülke. Yetersiz araştırmalara rağmen kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip. Ülke dünya ticaretinin en önemli hatlarından birinin göbeğinde duruyor. Genç bir iş gücüne sahip olan Somali’nin tarım ve hayvancılık potansiyeli de görece yüksek. 

Somali’de Türkiye’yi ne bekliyor?

Somali’de son günlerde dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Bunlardan biri BMGK’nın 1992’den beri uyguladığı silah ambargosunu kaldırmasıydı. Fransa’nın çekimser kalmasına rağmen alınan kararı IMF ve Dünya Bankası’nın 4.5 milyar dolarlık borç ertelemesi izledi. ABD ve desteklediği Afrika Birliği tarafından tutunması sağlanan ve Türkiye sayesinde belli bir kurumlar inşası aşamasını tamamlamış Mogadişu hükümetinin yıldızı aniden parlamaya başladı.

Ancak, Mogadişu hükümeti ne tam olarak bir devlet ve ulus inşasını tamamlayabilmiş durumda ne de ülkenin tamamında kontrol sahibi. Selefi çete eş-Şebab yalnızca başkentte terör eylemleri gerçekleştirmiyor, aynı zamanda ülkenin merkez ve güney kırsallarında ciddi bir alanı hala elinde tutuyor. Kuzeydoğudaki Puntland bölgesi ülkenin birliğinden yana olsa da çok geniş bir muhtariyeti fiilen dayatıyor. Kendi güvenlik gücü bulunan Puntland, yabancı ülke ve şirketlerle de doğrudan mesai yürütüyor. Kuzeybatıdaki ayrılıkçı Somaliland hükümeti ise bir başka ve büyük bir konu.

Somaliland uluslararası tanınırlığı olmasa da fiilen bağımsız bir devlet örgütlenmesini inşa etmiş durumda. Hatta Somaliland ayrılıkçı hükümeti Mogadişu’ya nazaran çok daha istikrarlı. Kendi ordusu, para birimi, bayrağı, pasaportu ve işleyen devlet kurumları var. Somaliland, BMGK’nın silah ambargosunu kaldırmasını kendi güvenlikleri için bir tehdit olarak tanımlayıp buna karşı çıktıklarını bildirdi.

Türkiye açıkça “tek Somali” politikasını destekliyor. Tüm yatırımını Mogadişu hükümetine yapan Türkiye’nin başka bir politika takip etmesi de beklenemezdi. Bununla birlikte Türkiye 2015 ve 2016 yıllarında İstanbul ve Ankara’da Somali ve Somaliland arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaptı. Ankara’da taraflar bazı konularda anlaşmaya vardılarsa da uygulamaya geçilmedi. 

Üstelik Türkiye, Somaliland’in başkent ilan ettiği Hargeisa’da diplomatik temsilcilik bulunduran az sayıdaki ülkeden biri. Ancak Türkiye, Hargeisa ve tüm Somaliland’i Somali’nin bir parçası olarak kabul ediyor ve Hargeisa temsilciliğini başkonsolosluk seviyesinde tutuyor. Hargeisa Başkonsolosluğu’na diplomatları Mogadişu Büyükelçiliği’ne akredite olacak şekilde görevlendiren Türkiye, bu temsilciliğini Somali topraklarındaki bir temsilcilik olarak görüyor. Ayrıca Somaliland’in Türkiye’de bir resmi diplomatik temsilciliği de bulunmuyor.

Somali, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) karşı karşıya geldiği ve rekabet içinde olduğu bir ülke. BAE, Puntland ve Somaliland’de liman işletiyor ve yine Somaliland’de bir askeri üsse sahip. BAE, Somali’nin önemli ticaret ortaklarından biri ve net ithalatçı. BAE, Somali’den özellikle hayvansal ürün ithal ediyor. Daha önce Mogadişu hükümeti, Puntland ve Somaliland ile doğrudan ilişki kurduğu için BAE ile gerginlik yaşamıştı. Albayrak Holding’in liman işletmesini devralması, hükümetin BAE şirketinin sözleşmesini iptal etmesinden sonra gerçekleşmişti.

Türkiye Somali Görev Gücü Komutanlığı’nın ülkedeki üssü aynı zamanda Türkiye’nin yurtdışında bulunan en büyük askeri üssü. Türkiye burada Somali ordusuna çeşitli eğitimler veriyor. Türkiye’nin Somali ordusuna hafif silahlar temin ettiği de biliniyor. 2021 yılında BM, Türkiye’nin Somali’ye Bayraktar TB2 SİHA vererek ambargoyu ihlal ettiğini duyurdu. Türkiye, SİHA’ları kendi üssü için ve terörle mücadele maksadıyla gönderdiğini söyleyerek, kendini savundu.

Artık böyle bir ambargo yok. Mogadişu hükümeti bu sayede eş-Şebab ile mücadelede kayda değer sonuçlar alabilecek mi? Artan askeri gücü Puntland’i merkezi otoriteye daha sadık hale getirecek mi? Belki de en önemlisi, kuzeybatıdaki düşman kardeşlerinin üzerine yürüyecek mi? Bunlar olursa da Türkiye ne kadar dahil olacak? Bilmek mümkün değil ama takip etmek şart.

Son sorumuz olsun: her ne sebeple olursa olsun yüzünü Türkiye’ye dönen talihsiz Somali halkı neyi görecek? İşbirlikçi bir devlet başkanının şımarık oğluna sınıf kardeşlerinin hatırasını kabus haline getirecek bir işçi sınıfını görmeliler. Onları sömürerek semirdikten sonra Somali’de maceraya koşan patron sınıfının karşısına dikilen yurtsever emekçileri görmeliler. Bu ülkenin gerçek sahiplerini ve Somali halkının bu ülkedeki tek gerçek dostu, Türkiye işçi sınıfını…

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.