Sayfa yolu
Bir Alafranga Muhabbet: ‘Bize ait olan anahtarı bulmak’
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Oğuz Gemalmaz
Yayın Tarihi: 27.06.2023 , 09:58 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
“KADIN: Yeniden yapmak ve yeniden kurmak zorundayız. Ama önce yıkmak zorundayız.”
Bir Alafranga Muhabbet – Hasan Tanay
Oyun bir cami tuvaletinde sıkışmış iki karşı cinsle başlayıp oyun boyunca bu dar mekanda kaldıklarını görünce, buradan çıkış nasıl olur diye düşünmeye başlamıştım.
Sosyolojide toplum, birbirine bağlı olarak yaşayan, doğrudan veya dolaylı etkileşime geçen farklı özelliklere sahip insanları ifade eder. Oyunda, karşımızda buna örnek iki insan var.
Karşımızda Küçük Burjuva’ya ait Orta Direk kesimini temsil eden iki figür var. Yönetmen diyalektiğin ve yabancılaştırma yönteminin uygulanmasını tercih ediyor, bir bakıma yazarın dar ortamda tartışma ya da çelişkili yollardan karşıdakini ikna etme çabalarını yazması da yönetmeni bu uygulamaya mecbur kılıyor. Yönetmenin başarısı, epik tiyatroda çok sık yapılan kolaycılıktan kaçınmış olması ve oyuna duygu da katmış olmasıdır.
Bir kadın ve bir erkek sıkışmış olmanın telaşı ile aynı tuvalete girerler ve oyun başlar. Dekor çarpıcı ve iyi düşünülmüş. Dışarı çıkma çabaları ve yardım isteme bağırışları sonuçsuz kalınca, birbirlerini suçlama ile başlayan diyalog oyunun çatısını kurar.
Kadın&Erkek ilişkileri üzerine başlayan, kutsallığa da değinen derin, keyifli ve eğitici bir sohbetin içinde buluyoruz kendimizi.
Değerlerde değişikliklerin işlendiği, güzel, kutsal ve iyi görünenlerin içindeki çürümüşlüğün toplum bazında ortaya çıkarıldığı bir oyunla karşı karşıya kaldığımızı anladım.
Sahne 2’de maskeler ile anlatılan diyalog, koku giderek yükselirken toplumdaki sıkıntıların da çoğaldığını anlatıyor ve “Ne kadar çürümüşlük, o kadar kitlesel yoksulluk” olgusunu gösteriyor:
Seyircinin sahnedeki olaylara eleştirici bir uzaklık kazanması için başvurulan maskeli diyalog çok başarılı. İzleyici klozet ile maskeli diyalogu birleştirip kendisini, duygusal katılım ve eleştirel bakış birlikteliği ile oyunun içinde buluyor. Oyun izleyicinin aklına adalet duygusu, temiz toplum ve özgürlük düşüncesini getiriyor ve haklı olarak onun içinde bulunduğu duruma öfke duymasını sağlıyor. Oyuncuların, izleyicilerin akıllarına hitap etmekte usta olduklarını da belirtmem gerek.
“Brecht’le Yaşamak”da Brecht tuttuğu günlüklerin bir gününde şöyle yazar:
“Nitekim, bir yandan duygusal katılım, akılsal öğelerin değerlendirilmesiyle de ortaya gelebildiği gibi, öbür yandan yabancılaştırma etkeni, salt duygusal yolla da sahneye konabilir.”
Maskeler değişir ve şöyle bir diyalog başlar:
Oyunda bir yabancılaştırma aracı olarak kullanılan maske bir gerçeği örtbas etmeye yaradığı gibi gerçeklerin açığa çıkmasına da neden olabilir.
Başkan ve Müteaahit’in konuşmalarından sonra verilen haber anonsunda, oyun bize, siyasal islamdan cesaret alan cemaatlerin yurtlarındaki cinsel istismarların boyutunu ve çürümeyi yani kokuşmuşluğun toplumun en alt tabakalarına kadar yayıldığını gösteriyor. Din toplumsal kurallarımızı belirliyor ve cemaatler yüzünden din bizi ötekileştiriyor.
İşin özünde “çekirdek çürümüştür” diyor oyun. İnsanların çoğu bu çürümüşlüğe uyum sağlamıştır. Çünkü Nietzsche’nin tanımladığı gibi insanlar bencil yalnızlardırlar.
Koşulların davranışlarımızı belirlediğini görüyoruz diyaloglarda.
Brecht ‘Adam Adamdır’ oyununda Galy Gay için şunları söyletir:
“Böyle biri kendiliğinden dönüşür, bir su birikintisine atsanız, yarına kalmaz ayakları perdelenir. Çünkü kaybedecek bir şeyi yoktur.”
İçinde bulundukları durumdan kurtulma çareleri ararlar. Bireysel çabalar, bağırıp çağırmalar bir işe yaramaz.
Brecht’in “Madem İyisin” adlı şiirinden yapılan alıntı yerinde ve zamanımıza uygun:
“Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni.
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.”
Sahnede mantıksal bir akış var.
Oyunda Hasan Tanay’ın dar alanda Meyerhold’un vücut dili tekniğini kullanarak hiç konuşmadan tuvaletin içinde dolaşması dahi bir şeyler anlatıyor. Özgür Akıncıoğlu’nun mantıklı, cesur kadın rolü, çok iyi kullandığı jestlerle Toplumsal Gestus’a iyi bir örnek sergiliyor.
Işık ve Dekor Tasarımı’nı yapan Tiyatro İklimler başarılı, Maske fikri ve maskeler muhteşem, Yönetmene ve Hüseyin Çiğdem’ e teşekkürler. Müzik metin ile uyumlu, ses ve ışık uygulama yerinde ve başarılı. Savaş Sami Kündüroğlu ve Ayça Kılınçer’i kutlamak gerekiyor.
Oyun başladığında buradan çıkış nasıl olur diye düşünmeye başlamıştım. Nasıl kurtulacaklardı?
Kurtuluşun anahtarı bulundu: “Hadi ne duruyorsun?”
Hasan’ın oyunu son dönem izlediğim en tutarlı, eğiten ve keyif veren bir oyun.
Tiyatro İklimler de böyle bir oyunu bizlere sunduğu için teşekkürü hak ediyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


