Sayfa yolu
Bilge Yılmaz ve AKP sonrasının diğer iktisatçıları üzerine
Evin Nagehan
Yayın Tarihi: 27.03.2023 , 08:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
‘İktisatçılardan’ ‘ekonomistlere’, onlardan da ‘finansçılara’ uzanan bir kurtarıcı arayışı öyküsü bu. Bir küçük parazit azınlığın çıkarlarına hizmet eden fakat azami seviyede toplumsallaşmış bir üretim ilişkisi olan kapitalizmin temel sorunlarının bir akademisyen/bürokrat/teknokrat azınlık tarafından çözülebileceği fikri geçmişte de çok dillendirilmişti, günümüzün ana akım liberal medyası tarafından hala dillendiriliyor. Aslında izlediğimiz, 1960’lı yıllarda Türkiye’ye gelen yabancı iktisatçılardan, 80 sonrasının ‘yerli’ ‘ekonomistlerinden’ Tansu Çillerlere, Kemal Dervişlere, oradan da AKP Türkiyesi’nin Özgür Demirtaş gibi popstar finansçılarına uzanan bir mesihler geçidi.
İlkelerin, programların, örgütlü katılımın değil; kahramanların, sağlı sollu starların tartışıldığı siyasal düzlemdekine benzer bir durum, toplumsal üretim ilişkileri alanı olarak ele almamız gereken ekonomiyle ilgili söz söyleyenler için de geçerli. Şimdilik onların kazaklarının rengine, ellerindeki kınaların şekline pek bakılmıyor, fakat büyük sanayi ve finans tekellerinin kârlarına kâr katmak için koşulmuş ve koşullanmış olmaları farz. Batı kapitalizminin (neo)liberal ekonomik politikalarını o ya da bu biçimde savunan veya yeniden üreten akademik kurumların tedrisatından geçmiş olmaları da vacip. Dünya Bankası, IMF gibi küresel kapitalizmin oyun kurucusu olan kurumlarda tecrübe kazanmış olmaları ise sünnet.
Sahte bir umudun ideolojik taşıyıcıları
Siyaset dünyamızın bir yeni mesih adayı da 2021 yılı sonlarında İYİP tarafından transfer edilen Bilge Yılmaz oldu. Yılmaz’ın en geç 2021 baharında Türkiye’ye geri dönmek için bir ön hazırlık yaptığını öğreniyoruz. Savunduğu ekonomi politikaları, dünyaya bakışı açısından CHP’nin ekonomi danışmanları arasında yer alan Daron Acemoğlu’ndan kayda değer bir farkı olduğunu söylemek ise namümkün
Doktorasını 2000 yılında ABD’deki Princeton Üniversitesi’nden almış olan Bilge Yılmaz’ın akademik çalışmaları oyun teorisi ve devamında finans üzerine. Okuyucuyu, matematiksel modelleme dünyasına gömülmüş, emekçi kitleleri sürekli hallaç pamuğu gibi atan kapitalizmin çalışma ilkelerini açıkla(ya)mayan bu akademik dünyanın detaylarına boğmak ne gerekli ne de bu yazının konusu. Günümüz kapitalizmin dinamiklerini anlamaya pek yardımı olmayan bu çalışmaların kapitalizmin yapısal krizlerini öngöremediğini, bir şekilde öngörebilenlerin de önlemeye yaramadığını uzun süredir biliyoruz. Yılmaz ve benzerleri eşitsizliklere doğası gereği gebe olan ve bu eşitsizlikleri körükleyen kapitalizmin bazı mekanizmalarla/regülasyonlarla/yapısal reformlarla düzenlenirse herkesin kazanabileceği bir sisteme dönüştürülebileceğine can-ı gönülden inanıyor olabilirler, ya da hiç inanmayıp kendi oyunlarını da oynuyor olabilirler. Fakat kanımca sistem açısından daha farklı ve daha önemli bir işlevleri var.
Büyük sermayenin dinlemekte beis görmese de kendisine büyük akıllar verecek teknokratlara ihtiyacı yok, çünkü bu kadrolar zaten kendi şirketlerinde, TÜSİAD gibi kuruluşlarda, ekonomi bürokrasinin içerisinde işlerini yapıyorlar. Bilge Yılmaz ve benzeri profildeki teknokratların, ki Yılmaz da kendini öyle tanımlıyor, alamet-i farikaları, topluma zerk edilmesi gereken sahte bir umudun ideolojik taşıyıcıları olmaları. Düzen muhalefetinin ve anaakım liberal medyanın bu umut piyasasındaki arzı tartışılmaz derecede bol. Örgütlü bir sınıf mücadelesiyle ya hiç tanışmamış ya da bundan yıldırılmış, soğutulmuş, kolay yoldan kurtuluş aramaya ya da belki köşeyi dönmeye koşullandırılmış bir kitlenin yaratılmış olması da talep sorununu ortadan kaldırıyor. Büyük şirketlerin daha da semirmesine katkısı olanların, halkın da ihyasını sağlayabileceği fikri pompalanırken, semirenlerin emekçi halk kesimlerini yoksullaştırdığı gerçeği ise saklanmaya çalışılıyor.
Siyaseten yıpranmamış vitrinlik kadrolar
Ekonomik ve siyasi kritik dönemeçlerde düzenin devamlılığını ya da bunu saklamak için kullanılan tabirle devletin devamlılığını sağlayacak yeni ve vitrinlik kadrolara olan ihtiyaç daha da artıyor. Yani küresel ölçekteki 2008-2009 ve Covid-19 krizleri ve bu krizle gittikçe artan eşitsizliklerle tekrar tekrar sarsılan piyasa amentüsünün ve ideolojisinin yeniden üretimini sağlayacak olan, siyasi olarak yıpranmamış yeni ajanlara olan ihtiyaçtan bahsediyoruz. Sistemden ideolojik olarak kopan veya kopmakta olanları TÜSİAD’ın ifadesiyle ‘genel kabul görmüş iktisat bilimi kuralları’ konsepti içerisinde sınıfsal temellerinden tamamen arındırılmış bir şekilde ele alınan ‘hukukun üstünlüğü’, ‘ekonomik özgürlükler’, ‘merkez bankası bağımsızlığı’ gibi bir dizi kulağa hoş gelen sözcük grubuyla tekrar sistemin içine çekme ihtiyacından bahsediyoruz. AKP bu konuda havucu bırakıp sopayı eline alalı uzun süre oldu.
Nasıl ki kendi tarihinin son yarım yüzyılında en sağ politikalarını savunan CHP altılı masa tezgahının göreceli olarak solunda kalarak bu ihtiyacı gidermek için Acemoğlu ve benzeri profilleri transfer ettiyse, Bilge Yılmaz da muhtemelen İYİP için böyle bir ihtiyacı karşılamak için keşfedildi. Düzenin (merkez) sağına tek başına oturmak isteyen İYİP, Türkiye’yi felakete sürüklemiş olan fakat altılı masa revizyonizmi içerisinde yeni bir tarih okumasıyla allanan pullanan AKP’nin ilk döneminde ekonominin başında olan ve bu partinin artıklarından olan DEVA’nın başına geçen Ali Babacan’ını ekarte edecek bir isim arayışı içerisinde Bilge Yılmaz’ı keşfetmiş olabilir. Yılmaz bir röportajında Akşener’in mi onu, onun mu kendisini keşfettiğinin biraz da belirsiz olduğunu ifade ediyor.
“Beşli Çete”ye farklı yaklaşıyor
Bitirmeden önce bir parantez açıp Bilge Yılmaz’ın AKP iktidarına yönelik eleştirileri içindeki tutarsızlıklardan birine değinmek gerekiyor.
Şöyle ya da böyle AKP sonrası için düzenin temelini koruyacak ve devamını sağlayacak olan aktörler devşiriliyor. Sosyalistlerin, komünistlerin gelişmeleri yakından takip edip, erken uyarılarını yaparken, en az bunlar kadar önemli bir görevi daha var. AKP sonrası Türkiyesi’nde emekçilerin iliğini sömüren bu düzenin yerine yeniden Cumhuriyet için, bu sefer Emekçilerin Sosyalist Cumhuriyetini kurmak için işçi sınıfı içerisinde örgütlüğümüzü güçlendirmek. Çünkü bu Yeni Cumhuriyetin iktisadi politikalarını düzenleyecek olanlar bu mücadele ve örgütlülüğün içerisinden çıkacaklar.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
