Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

BDDK’dan kredilerde güncelleme: Konut sorunu eşitlik meselesidir

Parası olanın kendini güvenli binalara attığı, parası olmayan milyonlarca emekçinin ücretinin büyük kısmını verip, yıkılmayı bekleyen binalarda uyuyup sabah iş başı yaptığı bir tabloyu kabul edemeyiz.

Mehmet Tuna Doğan

Yayın Tarihi: 27.02.2023 , 09:04 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), geçtiğimiz Cuma günü konut kredilerinde Haziran ayında getirdiği sınırlamalara bir güncelleme yaptı. BDDK, 2022 yılı Haziran ayında konut fiyatlarında yaşanan hızlı artışı frenlemek ve aynı zamanda konut satışlarını ikinci elden birinci ele yönlendirerek inşaat firmalarını kurtarmak amacıyla satış fiyatı 2 milyon lira üzerindeki konutlara kredi koşullarını sıkılaştırmış, 10 milyon lira ve üzeri satış bedelli konutlara ise kredi kullanımını yasaklamıştı.

Yapılan güncelleme ile kısıtlamalara tabi tutar, 2 milyon liradan 5 milyon liraya yükseltildi. Burada okuru ayrıntılara boğmayacağız, ilgilenenler (buradan) detayları öğrenebilir. Bizim altını çizmek istediğimiz nokta şudur ki BDDK, 2 milyon lira altında birinci el konut kalmadığını, bu rakamlarda bir “kredi piyasası” oluşmadığını itiraf etmektedir. 
On binlerin yaşamını yitirdiği bir depremin ardından piyasa düzeni, kredi piyasasındaki “düzenlemelerini” 5 ila 10 milyon lira, 10 ila 20 milyon lira ve 20 milyon lira ve üzeri şeklinde sınıflandırmakta. 

Adeta emekçilerin aklıyla dalga geçilen bir durum söz konusu; bu rakamlar yaşamını alın teriyle sürdüren insanlar için tahayyül edilebilir değil. Ülkemiz patron hükümetlerinin eliyle asgari ücretin normal ücret düzeyi haline getirildiği bir yer. Son 10 yılda, yani 120 ayda, sadece 3-5 ay açlık sınırının üzerinde tutunabilen bir ücret düzeyinden bahsediyoruz.

TÜİK’in konut satış rakamları aylık olarak 2013 yılına kadar uzanıyor. Buna göre 2013 yılı Ocak ayından bu yana 5,5 milyon yeni konut satışı yapılmış. Konut fiyatları son bir yılda %168, son üç yılda %460’a yakın artış göstermiş. Peki bu sürede başka ne olmuş? Yine TÜİK’in verilerine göre halkımızın ev sahipliği oranı bu 10 yılda %60’lar düzeyinden %55’lere gerilemiş, ki bu oranın büyük kent merkezlerini, yani ücretli emekçilerin durumunu tam açıklamadığı da aşikâr. Ancak her halükârda 5 milyonun üzerinde yeni konutun satıldığı bir ülkede kiracılık oranının belirgin şekilde yükselmesi söz konusu. 

Özetle, başta kamu bankaları öne sürülerek devreye alınan düşük faiz kampanyalarıyla inşaat şirketleri arpalanmış, bu faiz oranlarıyla ucuz kredi kullandırılarak onlarca hatta yüzlerce daire sahibi olan bir asalak nüfus yaratılmış ve uygulanan ekonomi politikalarıyla varlık fiyatları patlatılarak emekçilerin konut sahibi olması fiilen yasaklanmıştır. 

Depremden sonrası…

Patron düzeninin inşaat kapasitesi büyük bir iştahla deprem bölgesine yoğunlaşacak, özellikle büyük kentlerdeki konut ihtiyacı artarak büyüyecek. Buna deprem nedeniyle iç göç hareketlerini de eklemek gerekmekte. Sonuç olarak depremin konut ve kira fiyatlarındaki artışı hızlandıracağı, barınma krizinin giderek bir cehenneme dönüşeceği aşikar. Deprem bölgesinin tarım ve hayvancılıktaki ağırlığı ve yaşanan kuraklık göz önüne alındığında gıda fiyatlarındaki artışın giderek hızlanması da kaçınılmaz. 

Yani barınma ve beslenme kaynaklı yaşam krizi derinleşecek.

Tüm bu tablo içinde, sorunun bir ‘depreme dayanıklı binalar’ sorunu etrafında tartışılması emekçiler açısından söz konusu olmamalı. Parası olanın kendini güvenli binalara attığı, parası olmayan milyonlarca emekçinin ücretinin büyük kısmını verip, yıkılmayı bekleyen binalarda uyuyup sabah iş başı yaptığı bir tabloyu kabul edemeyiz.  

Bu, bir eşitlik sorunudur. Bu yüzdendir ki patronlar ve onların hükümetleri bu soruna çare üretmez. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.